Yazar Celal Başlangıç: Birlikte çözüm daha kolay /Röportaj: Enver ALPŞAR
Enver ALPŞAR

NEWROZ

Ortadoğu’da özelde Arap halkları isyanı üzerinden yaşanan değişimin belli başlı iç ve dış aktörleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Toplumsal değişim anlamında Arap halkları iç dinamik olarak çok güçlü bir yapıya sahip değillerdi. Öyle bir demokrasi geleneği de yoktu. Sadece darbelerle değişim geleneği vardı. İletişim çağının getirdiği, dünyanın her köşesindeki her bir insanın, dünyanın her köşesinde olanlardan haberdar olmasının getirdiği farkındalık, Arap halklarında böyle bir harekete yol açtı. Ama bu durumun sadece iç dinamiklerin ürünü olduğunu söylemek yanlış olur. Dış dinamiklerinde etkisi küçümsenemez. Ama her bir yerin kendi içinde farklılıkları var. Mısır’daki durum daha tarihsel bir kökene sahip iken Libya’daki durum ise, Kaddafi’nin dünya kapitalizmine karşı takındığı tutumla ilintilidir. Her birinde farklı farklı nedenler vardı ama her birindeki süreç bir dinamik yarattı. Ve bu iç dinamikler şöyle ya da böyle bir karşılık buldu. Tabi ki bu birilerinin dediği gibi tek başına twitter ya da facebook örgütlenmesi de değildir. Tek başına iç dinamiksiz de değil ama yaşadığı çağda insanlar aradıkları toplumu özlüyorlar ve buna karşı başkaldırıyorlar. Ve tabi ki geçmişte olduğu gibi bu diktatörler, kendi ülkelerindeki ayaklanmaları /başkaldırıları kanla bastıramıyorlar. Artık Beşşar Esad, babasının Humus’ta yaptığı katliamı yapamaz. Dünya böyle bir dünya artık.

Filistin halkının bağımsız devlet hakkını savunan AKP hükümetinin, Kürt halkının anadil talebini bile kabul etmemesini, yani içerde despot dışarıda ‘demokrat’ tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece Filistin Devleti değil, Almanya’daki Türklere karşı uygulanan asimilasyona ve bunun yanında Bulgaristan’daki Türklerin demokratik haklarına ilişkin de konuşuyor. Daha önceki başbakanlar da böyle idiler. Uçağa bindiklerinde Bask modelinden bile bahsederlerdi. Ama uçak yere indiğinde onların da ayakları yere basardı. Tabi Tayyib’in durumu biraz daha farklı, Ortadoğu’da ilgi çeken bir lider olmak istiyor ama Türkiye’de Kürt meselesini, kendi adına, kendi lehine ve kendi Kürt’ü için çözmek istiyor. Bu yüzden burada alabildiğine tutucu ve gerici bir tutum içerisinde davranıyor. Aslında var olan ideolojisinin geçmişteki damarı, Kürt meselesinde çok net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Gilat Şalid ile Filistinli tutsakların takasını neye bağlıyorsunuz? Filistin İsrail barışına doğru bir adım mı, Hamas’ın sisteme entegre edilmesi mi, yoksa İsrail’in nefes almak için taktik manevralarımı?

Birincisi dışında her iki nedenden dolayı gibi geliyor bana. Hem Hamas’ı sisteme entegre etmek ve hem de nefes almaya ihtiyacı var İsrail’in. Çünkü İsrail çok ciddi iç ve dış sorunlarla karşı karşıya. Hamas ise süreçle ciddi bir siyasal etkiye sahip oldu. Hamas’ın bu etkisini ehlileştirmeye dönük bir proje olarak görüyorum.

Suriye üzerinden bölgesel, hatta küresel güçlerin kutuplaşmaları hakkında neler düşünüyorsunuz? Dün Irak’ta yarım kalan bir hesaplaşmanın devamı mı?

Bence Suriye meselesi, İran’ın ve Cezayir’in elini zayıflatmak içindir. Yoksa doğal kaynakları itibariyle Suriye, emperyalistler için fazla iştah kabartıcı bir ülke değil. Hedefte İran ve Cezayir var. Eğer Suriye’de bir iç karışıklık olmasaydı bugün Kaddafi’nin sonu böyle olmayabilirdi. Başka destekler alabilirdi. Ama böyle olmadı. Bir anlamda Arap liderleri birbirlerine yardım edemez hale düştüler. Arap liderleri arasında kaotik bir durum yaratıldı. Bütün bunlar giderek İran’ı yalnızlaştırıyor. Düşününki füze kalkanı Türkiye üzerinden yapılıyor. Sen bir yandan Filistin’in bağımsızlığından söz edeceksin, diğer yandan da İran’ın İsrail’e atacağı füzeleri önleyeceksin. Yani görünürde bir kavga var İsrail ile ama diğer taraftan İsrail’e kalkan olmuş bir Türkiye var.

Meşal Temo’nun öldürülmesi sizce kimlere ne yönde hizmet ediyor/ edecek?

Bu konuda en ciddi senaryo, Meşal Temo’yu Beşar’ın öldürtüp Türkiye’yi yanına çekme girişimi olduğuydu. Bu çok uçuk bir iddia gibi gelebilir ama bunun doğru olabileceğini düşünüyorum.

Türk devlet ve hükümeti, Suriye sorununu Kürt/Kürdistan üzerinden bir iç sorun olarak algılıyor, niçin?

Irak bir federal Kürt yapısını ortaya çıkardı. Bu durum Mahabad Kürt devletinden sonra bir ilktir. Şimdi Suriye’de ve İran’da da böyle bir şey çıkarsa Türkiye’nin ne yapacağı konusundaki sorular da farklı olur. Ben hep bu soruna şöyle bakmışımdır; yani Diyarbakır mı Erbil’e entegre olacak, Erbil mi Diyarbakır’a entegre olacak şeklindeydi. Ama o süreç geride kaldı. Şimdi sorun Suriye’deki Kürtlerin, Erbil’e mi yoksa Türkiye’ye mi döneceği sorunudur. Eğer Kürt sorunu Türkiye’de çözülmez ise Diyarbakır Erbil’e doğru kayacaktır. Türkiye Suriye’ye bu kaygılarla yaklaşıyor.

Kürt sorununun çözümünde Türk aydın ve yazarlarının katkısı ne olabilir?

Bu sorunun içine Türk medyasını da katarak cevaplamak istiyorum. Şimdi bakın ortada bir Türk ve Kürt çatışması yok. Türk devleti ile Kürtlerin bir çatışması vardır. Medya ve Türk aydınları bu konuda gereken refleksleri gösteremediler. Hatta kimi istisnalar dışında tutulursa ağırlıklı olarak savaşı körükleyen bir tutum içinde oldular. Bu da tabi Türk aydın, solcu ve sosyalistlerinin ne kadar milliyetçi ve Kemalist bir damardan geldiğini gösteriyor. Türkiye’de tanık olduğum iki tane turnusol kağıdı var birincisi Kürt meselesi, bir diğeri de şeriat meselesi. Tabir uygunsa bu iki mesele Hikmet Kıvılcımcı’nın dediği gibi “başsız deve”leri ortaya çıkardı. Kürt meselesinde sosyalistler ve Kemalistler bir tarafa Şeriat meselesinde de özgürlükçüyüm diyenler bir tarafa düştüler.

Peki, sizce Türk aydın, yazar ve medyasının bundan sonra nasıl bir tutum ve pratik adım içerisinde olması gerekiyor?

Bence asıl mesele Kürt hareketinde düğümleniyor. Kürt hareketi, Türk aydın cenahı içerisindeki entelektüelleri açığa çıkaracak hamlelerde bulunması gerekiyor. Çünkü bu konuda ben tek başına Türk aydınlarından umutlu değilim.

Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkına ilişkin tutumunuz nedir?

Eğer homojen bir durum olsaydı ayrılmak çok daha kolay olurdu. Fakat tabii Türkiye’nin en büyük Kürt kenti İstanbul, bir o kadar Adana, bir o kadar da Antalya... Benim kişisel fikrim, birlikte çözümün daha kolay olacağıdır. Herkesin kendini ifade edebileceği yerel yapılarla sorunun çözülebileceğini düşünüyorum.

PKK’nin Demokratik Özerklik modeli mi?

Hayır o çok başka bir yapı. Çok monopol bir yapı. Onu çağın koşullarına uygun hale getirmek gerekir diye düşünüyorum. Zaten özerklik ilanı bence çok erken bir adımdı. Bütün
Türkiye’yi çağrıştırmalıydı. Eğer o monopol yapı içerisinde olursa, bütün Kürtleri PKK’ye, bölge dışındaki Kürtleri de Türklere teslim etmiş olursun. Yani o yapı böyle bir yapıdır. Bence demokratik özerklik modelini yeniden revize etmek ve gözden geçirmek gerekiyor.

Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin çözümünde, demokratik seçeneğin yaşam bulması ne oranda olgunlaştı?

Bazen nesnel koşullar olgunlaşıyor ama öznel müdahalede yetersiz kalınıyor bazen de tam tersi yönünde yaşanılıyor. Ama kesin olan bir şey var oda silahlı mücadelenin artık tarihsel misyonunu tamamlamış olmasıdır. Tabi bunu söylerken koşulsuz silah bırakıp dağdan inmeleri gerektiğini söylemiyorum. Çünkü vakti zamanında Kürtler, dağa piknik yapmak için çıkmadılar ki piknik bitti hadi insinler diyelim. Ben soruyu PKK neden silah bırakmıyor diye sormuyorum, PKK’ye neden silah bıraktırılamadı diye soruyorum. Karşılıklı müzakere olması gerek. Siyasal çözüm için PKK ile konuşmayabilirsin Kürtlerin başka temsilcileri de var ama mesele silah bıraktırmaksa o zaman silah kimdeyse onunla sorunu çözmek zorundasın.

Diyarbakır’da, Tahrir Meydanı’ndaki gibi büyük sivil, siyasal direniş benzeri bir yönelimin Kürt ulusal özgürlük mücadelesine katkısının olup olmayacağına ilişkin fikriniz nedir?

Dikkat ederseniz Tahrir Meydanı’nda o direnişler olurken tek bir yerde tek bir silah patlamadı. Ama Diyarbakır’da bir yerde sivil eylem olurken, diğer yerde kışla basılıp 25 asker öldürülürse bunun bedelini kimse ödeyemez. Bunlar çok kötü geçişlerdir. Yöntem olarak hangisi seçilecekse ona uygun hareket edilir. Yani silahlı mücadele deniliyorsa silahlı mücadele verilmeli, yok eğer sivil eylemler deniliyorsa silah bırakılmalıdır.

PKK’nin son Hakkari baskını sonucu öldürülen askerlerin bundan sonraki siyasal atmosferi nasıl ve ne yönde etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

Sanki tehlikeli bir tırmanışa doğru sürükleniliyor havası var gibi. Ama doğrusunu söylemek gerekirse, PKK’nin bu yapmış olduğu eylemi kullanacak ve sürece çomak sokmak isteyecek güçlerin önemli bir bölümü ya içeriye girdiler ya da dışarıdaki organizasyonları dağıldı. Bu tarz eylemler devam ederse tabi ki çok kötü bir süreç kaçınılmaz olur. Ben dağdaki çatışmadan çok kentlerdeki çatışmadan korkuyorum.

Batı Avrupa da kapitalizme karşı son yıllarda bir nevi ısınma turları yapan ve Wall Street işgali ile küresel çapta hızlanan isyan büyüyor. Bu isyan/ isyanların belli başlı aktörleri nelerdir?

En temel aktör gelir dağılımındaki büyük uçurumdur. Ama tek başına bu da değil elbette. Mesela isyanlarda, direnişlerde orta gelir sınıfından azımsanmayacak bir kesimde var. Kapitalizm sadece ekonomik açıdan değil, beyinsel açıdan da insanları karşılayamıyor. Ama ben yine de bu isyanları kapitalizm dışı hareketler olarak görmüyorum. Çıkış itibariyle kapitalizmin yarattığı sorunların etkisi var elbette ama çözüm yine bu küreselleşme içerisinde aranıyor. Daha köklü bir alternatifin olması için öncelikle işçi sınıfı ve toplumun diğer kesimlerinin örgütlenmesi gerekiyor. Örgütlü bir mücadeleye dönüşmesi lazım. Bu dalgadan ciddi bir sosyalist hareket çıkar mı? Şu anda bundan kuşkuluyum açıkçası.

Kapitalizmin 3. büyük krizinin geldiği/geleceği tartışılıyor. Her büyük kriz büyük sosyal, siyasal ve ekonomik sonuçlar doğuruyor. Bu kez nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Buradan bir sosyalizm çıkar mı tam emin değilim. Tabi her büyük kriz öncelikle dünya savaşını doğurur. Ama kapitalizm birbirleriyle savaşmayacak kadar akıllandı diye düşünüyorum. Birbirleriyle savaşmayacak kadar güçlü sermayelerin olduğu ülkelerin entegrasyonu tamamlandı. Mesela; İtalya, İspanya, Yunanistan borçlu, İngiltere, Amerika borçlu peki alacaklı kim? Belli ki burada alacaklı olan devletler değil. Küresel güçlerdir. Dolayısıyla bunlar bir savaş çıksın istemezler.

Sizce küresel sermaye ya da güçler kendi içinde homojen bir yapıdalar mı?

En azından savaşın çıkmaması konusunda homojendir. Kendi aralarındaki sorunları roket üreterek değil de bilgisayar üreterek çözmek istiyorlar.

Newroz Gazetesi okurlarına mesajınız?

Sevgilerimi sunuyorum.

 

Celal Başlangıç kimdir?

İstanbul’da doğdu (1956). Kanlıca Sedat simavi İlkokulu’nu (1968), Anadoluhisarı Ortaokulu’nu (1971), Kadıköy Ticaret Lisesi’ni (1974), Ege Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu (1978) bitirdi. Gazeteciliğe Ege Ekspres’te başladı (1975). Demokrat İzmir (1977), Politika (1979) gazetelerinde çalıştı. Cumhuriyet’te (1981-1994) Adana Bölge Temsilciliği, İç Politika Servis Şefliği, Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. Evrensel gazetesinin kurucu genel yayın müdürü oldu (1995). Kurulduğundan bu yana (1996) Radikal gazetesinde yazıyor.

 

 

 


Sosyalist Mezopotamya