Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

BU KRİZ KİMİN? / MESOP
ÖSP

İyi düşün. Tekel işçilerinin Ankara’da başına gelenleri düşün. Krizle senin alım gücün dibe vurdu. Başta devletin bankaları olmak üzere bankalar ve holdingler ise kriz yıllarında büyük karlar açıkladı.

 

 

 

 

İşçiler, işsizler, yoksullar!

Kürdistanlı emekçiler!

Türkiyeli emekçi ve yoksullar!

Kadınlar, gençler!

İçinde bulunduğumuz ağır yaşam koşulları bizim tarafımızdan yaratılmadı, iradi etkinliğimizle oluşmadı, kendi tercihimiz değil. Bu koşullar, esas olarak sömürü ve şiddetle doğal varlıklara, yeraltı zenginliklerine, toprağa ve emek birikimimizle oluşan tüm zenginliklere el koyan egemen azınlığın düzeni olan kapitalizm tarafından bize reva görülüyor.

Kapitalist düzen her yerde egemenlere şatafat ve refahı, emekçilere ise baskı ve yoksulluğu dayatmaktadır.

Yazılı ve görsel medyanın gündemi, 2008 yılının başından beri küresel çapta devam eden kapitalist krizle yüklü. Bir yanda tüm insanlığın ihtiyaçlarını kat be kat aşan oranda biriken üretim fazlalığının yarattığı kriz, diğer yanda açlıkla yüz yüze bırakılan işçiler, emekçiler…

Nasıl mı?

* Kriz bahanesiyle işverenlerin ilk icraatı, milyonlarca işçiyi işten atmak oldu. Kapitalistlerin yerküremize dayattığı bu krizle, başta kapitalist-emperyalist merkezlerde olmak üzere kazanılmış sosyal haklara ciddi saldırılar yapıldı, yapılıyor.

* Çalışma hayatında uygulanmakta olan güvencesiz “esnek üretim” yaygınlaştırılarak, işçi ve emekçiler arasında örgütlülük, dayanışma tümüyle ortadan kaldırılmak isteniyor. Sermaye, işçileri ve üreticileri emekleriyle yaratıkları ürünlerine yabancılaştırarak, emek cephesini bütünüyle atomize etmeyi hedefliyor. Kapitalist sistemin psikolojik savaş makinesi, dayanışma ve örgütlülüğümüzün yok olmasıyla sistemi sorunsuz devam ettirmenin hesaplarını yapıyor.

* Gelişmiş kapitalist ülkeler, uluslararası tekeller kriz bahanesiyle üretimi Güney ülkelerine, özelde Asya ülkelerine kaydırmayı hızlandırıyorlar. Güney ülkelerinde, Asya’da ve özellikle de Çin’de işçilere, emekçilere 18. ve 19. yüzyılın vahşi kapitalizm şartlarında çalışma dayatılıyor. Yine özellikle Çin, sahtekarca ve riyakarca sosyalizmin değerlerinin istismarı üzerinden emekçilere, doğaya, insanlığa her türden zehrini kusuyor.

Peki, gerçekte iddia edildiği gibi kapitalist merkezlerde kriz var mı?

Kriz Kimleri Vuruyor?

Evet, gelişmiş kapitalist merkezler dahil yerküreyi saran bir kriz var. Daha şimdiden 2009 rakamlarıyla 120 milyon işçi üretim dışına atıldı. 2010 ve önümüzdeki yıllarda krizin sosyal boyutları emekçiler için, dünya halkları için daha da derinleşecek. Kapitalizmin mabedi New York, Paris, Münih, Londra kaldırımları, sokakları işsizler, evsizler, dilencilerle dolmaya başladı bile.

Biliyoruz ki kapitalist sistemin bünyesinde kriz süreğendir. İnsana, emeğe karşı olmak üzere kurulmuş kapitalist sistemin kimyası krizle varlığını devam ettirmektedir. Finans kapital açısından kriz, durumdan vazife çıkarılması gereken bir ara mola olarak değerlendiriliyor. Çünkü kriz gerekçesiyle başta ABD’de olmak üzere sistem için bir kifayet arz etmeyen ve kapitalist vaazcıların, sisteme köle kravatlı profesörlerin deyişiyle “vücuttan def-i hacet edilmesi” gereken “safra taşı” durumunda olanlar elenerek, sistemin vazgeçilmez finans-merkezleri olan Leman Brothers’lar, General Motors’lar kurtarıldı. Açıkçası kapitalizmin finans merkezlerinde taze, dinamik yeniden üretim yapılandırılmasına gidildi, gidiliyor. Kapitalist krizin boyutu ne olursa olsun, sistemin geleceğine ilişkin önceliklerini etkilemiyor. ABD’den Mısır’a burjuvazinin yaşam alışkanlıklarında en ufak bir değişme belirtisi gözükmüyor. Bu duruma rağmen koro halinde “kriz” feryatları neyin nesidir, üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

Dünya nüfusunun % 30’unun açlık sınırında olması, 2 milyar insanın günde sadece 1 dolarla geçiniyor olması, holding CEO’larının salt öğle yemeklerinde yediklerine ödedikleri paranın bizim aylık asgari ücretimizden fazla olması vb. onları hiç ilgilendirmiyor. Onlar için önemli olan sömürünün ve zulmün devam etmesidir, gerisi teferruattır!

‘Sınıfsız, İmtiyazsız

Cumhuriyet’ten Manzaralar

2001 Şubat krizinde emekçilerin vergileri ve emekleri üzerinden kapitalistlere devredilen sermaye, zamanın İçişleri Bakanı’nın ifadesiyle 57-80 milyar dolar!

2008 küresel krizi, bütün dünyada domino taşı etkisiyle, eşit oranda değilse de her bölgeyi etkiliyor. Başbakan Erdoğan ısrarla krizin “ülkemizi teğet geçtiğini” söyledi, söylüyor. Başbakan’ın “teğet” söylemi, finans kapital ve devlet kapitalizmi açısından bir doğruyu ifade ediyor. Türk bankaları 2008’i ortalama %34 karla kapattı. Devletin Ziraat Bankası yüzyılın karını açıklarken, Halk Bankası 2009’un ilk diliminde karını %60.2 olarak açıkladı. Garanti, Akbank, Yapı Kredi gibi özel bankalar da 2008 yılını yüksek karla kapattıktan sonra, 2009 yılının ilk diliminde açıkladıkları rakamlarla fahiş oranda kar etmeye devam ettikleri görüldü.

Ordunun kuruluşu Oyak Holding, bünyesine katacak yeni holdingler arıyor. Öyle ki, kriz sürecinde mevduatı, varlıkları Türkiye’deki devlet ve özel bankaların toplamından fazla olan Alman finans devi Deustch Bank’ın karı, Türkiye’de daha alt gruptaki bir banka kadar değil. Demek ki Başbakan Erdoğan, “teğet geçecek” öngörüsünde kimleri kastettiğini gayet iyi biliyor!

Türkiye’de kara doymayan kapitalizmin işçilere, emekçilere reva gördüğü ise işsizlik, yoksulluk ve yaşam güvencesinden yoksunluktur. Sosyal güvencesiz çalışanların oranı % 44. Yani çalışan her 100 işçiden 44’ü sigortasız, sendikasız! Devletin resmi kayıtlarında bile çalışabilir nüfusun %13.2’si resmen işsiz. Yine resmi kayıtlara göre her dört gençten biri işsiz.

Yoksulluk ve zenginlik iki karşıt kutupta derinleşiyor. Kapitalizm tüm değerleri onarılmaz ölçüde erozyona uğratıyor. Yolsuzluk, devletin çeteciliği, çağdaş standartlarda hukuk anlayışının olmaması, adalet kavramına karşı güvensizlik, özellikle genç intiharlarında tahammül sınırını aştı, toplumsal bir soruna çevirdi. Çünkü kapitalizm duygularımızı, geleceğimizi, ütopyalarımızı, sevinçlerimizi katlediyor; gençlere, kadınlara, insanımıza çürüme ve intihar dışında bir yol bırakmıyor. Metropoller, insan vicdanını acıtacak ölçüde talan ediliyor.

Kısacası egemenlerin krizi yok, halkların, emekçilerin krizi ise derin.

Kürdistanlı İşçiler, Emekçiler, Gençler…

Türk şoven rejimi ile kapitalist sömürü düzeninin ağır yükü sizin sırtınızdadır. En tabii hakkımız olan “kendi kaderimizi tayın hakkımız” elimizden alındı. Halkımız ana dilde eğitimden yoksun, kendi kültürümüzü geliştirmemiz yasak! Yani kendimize yabacılaştırıldık.

Rejimin 100 yıllık oyalama, kandırma masalının sonu gelmiyor. “Kürt Açılımı” halkımız ve örgütleri için bir kez daha kuşu kafese koymanın oyununa dönüştü. Devletin ister Ergenekonlu ister Ergenekonsuz yüzü olsun en ağır darbelerini Kürdistan halkına vurdu, vuruyor. Ama Ergenekon’un Kürdistan dosyası açılmıyor!

Kriz de en çok bizi etkiliyor. Türkiye genelindeki %13.2’lik işsizlik Diyarbakır ve Van’da %40 civarında. Diyarbakır’da çalışabilir durumda olan her iki gençten biri işsiz. Kürdistanlı on binlerce aile, “okula gitme teşviki” adı altında çocuk başına verilen aylık 30 TL harçlık parasıyla geçinmeye mecbur edilmiş durumda. Dilencilik, fuhuş, uyuşturucu kullanımı vb. sosyal veba olarak halkımızı tehdit ediyor.

Türkiyeli İşçi, Emekçi!

İyi düşün. Tekel işçilerinin Ankara’da başına gelenleri düşPrint

Sosyalist Mezopotamya© 2006