Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Hayretlere gelesiniz!/Rıdvan SESLİ
Rıdvan SESLİ

NEWROZ



 

Hayret etme yetisi, bu ne tuhaf, ne başka bir duygudur. Ve aslında bizi onlardan ayıran en önemli farklardan bir tanesi hatta başat olanıdır da. Bir kibrit kadar olsun ışığın kusulmadığı mevsimler dönerken tepemizde, hayatın türlü ‘madiklerine’ gelmiş bizler, hala hayret edebiliyoruz, önümüzden geçen arka ayağı bir rüzgara ha takıldı ha takılacak pazartesilerin ikindilerine, salının akşamlarına.

Hayret ediyoruz, hiç alakası yokken, öyle ‘yekten’ ilan-ı aşk edip Kürtçe için, ‘dil aşığıyım’ diyen bir konferans konuşmacısının, dil için eyleme hazırlananların yanından sallana sallana gidişine.

Hayret ediyoruz, çaylar yudumlanıp, cigaralar içilince bizden olanın, kebaba, çorbaya topumuzu satmasına.

Hayret ediyoruz, kelimelerin, o öksüz kelimelerin sırf sahipleniyor diye zavallı birinin ağzında nasıl da can çekişiyor gibi bize bakmasına.

Hayret ediyoruz, herkesin elini şakağına götürürken filozof, saçına götürürken berber, kıçına götürürken fahişe, tetiğe götürürken katil olmasına.

Hayret ediyoruz, gören gözlerin kör, konuşan dillerin lal, duyan kulakların sağır olmasına.

Hayret ediyoruz, uzağın yakın, yakının uzak olmasına, böylesi bir hasrete, hasretliğe.

Hayret ediyoruz, çok konuşana, az konuşana, hiç konuşmayana, gevezeye.

Hayret ediyoruz, samimiyete, değere, gülen göze, küfreden dile, kavgaya, barışa, dostluğa, düşmanlığa.

Hayret ediyoruz, alimine, cahiline, yaşlısına, gencine, kadınına, erkeğine.

Hayret ediyoruz, ezberi ezberciden dinleyip, ezberden ezberleyene.

Hayret ediyoruz, bildiğiniz, bilmediğiniz, gördüğünüz, görmediğiniz, anladığınız, anlamadığınız, vakitli, vakitsiz, uykulu, uykusuz, aç susuz Halil İbrahim sofrasındakilere…

Hayret ediyoruz, bilgi çöpçülüğü ya da hamallığı olur mu? Olur, hem de bal gibi olur. Öyleleri var mı? Sürüsüne bereket. “Bana ekmek ve özgürlük vermedikten sonra ne işe yarar bu kitaplar” deyip suya saldı ya Bedrettin kitaplarını. Harekete geçmeyen bir bilgi ne kadar kıymetli olursa olsun, ne gibi bir faydası olur? Hiç. Tanımlar sadece tanımlamak için mi kullanılmalıdır? Hayır! Sanmıyorum. Tanımlar, kurgunun bir parçasıdır, kurguya hizmet için vardır, öyle olmak zorundadır. Marks’ın o ünlü, bilinen deyimiyle, yorumlamak yetmez, asıl olan değiştirmektir.

Bu ‘asıl olan mesele’ye eklenecek virgül biraz da mesuliyet duygusudur. Çünkü aslında bilginin bize verdiği en temel ‘bilinç’ mesuliyet duygusudur, ancak ve ne yazık ki bu bilgi çöpçüleri o duygudan uzaktır. Şakağa giden parmak, gözlüğe bağlanıp boyundan sarkan ipte bulunmaz bunun kerameti, onlar yetmez insanı mesuliyet sahibi yapmaya. Bu çıplak bir gerçekliktir ve artık anlaşılmalıdır. Anlaşılmamasına hayret ediyoruz!

Hayret etmeye devam edelim, bu bizi mücadelemizden saptıracak tutkulara, sözlerimizi çiğnetecek korkulara, kelli-felli yalanlara sığınmamıza engel olacaktır. Yeni hileler, kepazelikler, kahpelikler göreceğiz. Aslında susuz getirip, susuz götüreceğimiz, budala bir insanın bizimle geçtiği “devrimcilik” makaralarına gark olacağız, ancak hayret ederek, sorumluluk duygumuzu ve bu dünyanın içinden geçtiği dinginliğin nasıl iç yakan bir gürültüye sahip olduğunu duyacağız.

Biz hayret etmeye devam edelim ki, onlar bize hayretlerle bakmaya devam etsinler. Ve en önemlisi onlara benzemeyeceğiz. Onlara işte onlara… Hayret!


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006