Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

PARA NEDİR?*-2 /Hasan Şahingöz
Hasan Şahingöz

NEWROZ



Parayı tanımlama işine nereden başlanmalıdır?

Parayı tanımlama işine mülkiyetten/yaşam gereklerinin mülk edinilmesinden başlanmalıdır. Hani, ekonomistlerimizin varlığını kadri mutlak olarak gördükleri, sorgulamaya, tartışmaya, enine boyuna ele almaya hiç kalkışmadıkları mülkiyetten…

Gerçekten de ekonomistlerimiz, mülkiyetin/mülk edinmenin varlığını, “var olması gerekliliğini” o kadar doğal, o kadar meşru ve o kadar kuşku götürmez bir şey olarak görmüşledir ki, kapitalizmin (piyasa ekonomisinin), üretim araçlarının mülk edinilmiş olmasının, amansız, en radikal, devrimci eleştiricisi olan Marks bile, genel olarak, her yönü ile mülkiyeti/mülk edinmeyi tartışmaya, sorgulamaya kalkışmamıştır. Marks bile, genel olarak her türlü mülk edinmeye değil, üretim araçlarının bireysel mülk edinilmesine karşı çıkmakla kendini sınırlamış, üretim araçları mülkiyetinin toplumsallaştırılması ile her türlü sorunun çözülebileceğine inanmıştır.

Oysa mülkiyetin özeli, toplumsalı olmaz.

Çünkü ne şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin, mülkiyet her zaman için aynı sonuçları doğuran bildiğimiz mülkiyet olmaktan kurtulamaz;

Çünkü mülkiyet, sahibi dışındakileri, yaşam gereklerinin kullanım ve tüketiminden mahrum bırakmadan var olamaz;

Çünkü mülkiyet; yaşam gereklerinin kullanım-tüketim yetkisi (hakkı) demek olduğundan, ister bireysel, isterse toplumsal olsun, yaşam gereklerinin kullanım ve tüketimini sadece kendine ait kılma olarak çıkar karşımıza.

Bu nedenlerdir ki, bir fabrikanın ya da toprağın kullanım ve tüketimini kendine ait/özel kılma ile emeğin ya da bir tek yumurtanın, bir tek buğday tanesinin kullanım ve tüketimini kendine ait/özel kılma arasında, ekonominin işleyişi ve yasaları açısından hiçbir fark yoktur. Dolayısı ile de her türlü mülk edinmeye karşı çıkmadan, üretim araçlarının mülk edinilmesine karşı çıkmanın ya da toplumsallaştırılmasını savunmanın hiçbir anlamı yoktur.

Konumuzun esasına dönersek, bizler doğrudan, yani takas usulü ile ya da dolaylı olarak, yani para aracılığı ile yaşam gerekleri üzerinden değişim/alış-veriş ilişkilerinde bulunduğumuza göre, alıp-verir veya alıp-satarken gerçeğinde neyi alıp-verdiğimizi ya da gerçeğin de neyi alıp-sattığımızı açıklığa kavuşturabilmemiz için, dikkatlerimizi, mutlaka, ama mutlaka mülkiyet/mülk edinme üzerinde yoğunlaştırmamız gerekir. Ama ekonomi bilimi bu işi bugüne kadar yapmamış, yapamamıştır.

Elbette ki ekonomi bir bilim olarak ortaya çıkışından günümüze, alış-veriş esnasında alıp-verdiğimizin (değişim değerinin) ne olduğu üzerinde önemle durmuştur. Fakat değişim değerinin kaynağı, nedeni noktasında, bugüne kadar mülkiyete değil, hep başka yerlere bakmıştır. Bu yanlış yerlere bakışın sonucu olarak, bu konuda iki temel kuram, ama yanlış iki temel kuram ortaya çıkmıştır.

Bu kuramlardan ilki “fayda-değer kuramı”dır. Bu kurama göre bizler, yaşamlarımız için faydalı olmaları nedeniyle nesnelere ekonomik bir değer biçer, değerin ölçüsünü de piyasada, arz ve talebe göre belirleriz. Elbette ki yanlış olması sebebi ile bu değer kuramının yaşamlarımız için hayati bir faydaya sahip oldukları halde, hava, güneş, atmosfer gibi nesnelerin neden ekonomik bir değerlerin bulunmadığı sorusuna verebileceği bir cevabı yoktur.

Diğer değer kuramı ise “emek-değer kuramı”dır. Bu kurama göre ise, bizler yaşam gereklerine emek ürünü olmaları nedeniyle bir değer biçer, değerin ölçüsünü de yaşam gereklerinin içindeki emek miktarına göre belirleriz. Ama tabii, yanlış olması sebebiyle, bu değer kuramı da, madem öyle, emek ürünü olmayan nesneler, nasıl olup ta ekonomik bir değer kazanıp, alış-veriş/alım-satım ilişkilerimizin konusu olabilmektedir sorusu karşısında suskunluktan kurtulamamaktadır.

Ekonomi biliminin/bilimcilerinin, bugüne kadar parayı tanımlayamamalarının, paranın ne olduğunu halen bilmiyor, açıklayamıyor olmalarının nedeni işte budur; değişim değerinin kaynağını, nedenini bilmiyor oluşlarıdır. Doğal olarak yapmamız gereken ilk iş, değişim ilişkilerinin, değişim değerinin kaynağını bulup, nedenini açıklığa kavuşturmak olmalıdır. Bu işi yaptığımızda para da artık bizler için bir sır olmaktan çıkacaktır.

Değişim ilişkileri / değeri nereden gelir?

Değişim ilişkileri/değeri mülkiyetten, yaşam gereklerinin mülk edinilmesinden gelir.

Mülkiyet, yaşam gereklerinin kullanım-tüketim yetkisi (hakkı) demek olduğu içindir ki, ihtiyaç duyduğumuzda, mülk edinilmiş yaşam gereklerini kullanıp tüketebilmemiz için, öncelikle o yaşam gereklerinin kullanım-tüketim yetkisini (hakkını) ele geçirmemiz gerekir. Aksi halde, mülk edinilmiş yaşam gereklerini kullanıp tüketebilmemiz imkansız olurdu.

Mülk edinilmiş yaşam gereklerinin kullanım-tüketim yetkisini (hakkını) çalarak ya da silah zoru ile de ele geçirebilirsiniz, ama bizim burada bahsettiğimiz elbette ki böylesine bir ele geçirme değil, ekonomik, yani değişim / alış-veriş /alım-satım ilişkileri yolu ile ele geçirmedir. Dolayısı ile mülk edinilmiş herhangi bir yaşam gereğinin kullanım-tüketim yetkisini (hakkını) piyasada ele geçirebilmeniz için, ihtiyaç duyduğunuz herhangi bir yaşam gereğinin kullanım-tüketim yetkisi (hakkı) karşılığında, karşı tarafa, bir başka yaşam gereğinin kullanım-tüketim yetkisini (hakkını) vermeniz, devretmeniz gerekir. Bin, hatta on binlerce yıldır, insanlar, toplumlar arasında olan budur. İnsanlar, toplumlar, değişim /alış-veriş / alım-satım ilişkilerinde bulunurken, gerçeğinde yaşam gereklerini değil, onların kullanım-tüketim yetkilerini (haklarını), yani mülkiyetlerini değişir/alıp-verir / alıp-satarlar. Bu nedenledir ki, bir kullanım-tüketim gerekliğine sahip, mülk edinilmiş her nesne, bir mala (metaya) dönüşerek değişim / alış-veriş /alım-satım / piyasa/pazar ilişkilerinin konusu olurlar.

Fena halde kullanım-tüketim gerekliğine sahip oldukları halde mülk edinilmemiş / edinilememiş oldukları içindir ki hava, güneş, atmosfer gibi nesnelerin ekonomik bir değeri yoktur. Öte yandan, mülk edinilmiş oldukları içindir ki, emek ürünü olmadıkları halde, tarla, arsa, ağaç gibi yaşam gerekleri ekonomik bir değere sahip olabilmektedir.

Demek ki para…

Para, tüm değişim / alış-veriş /alım-satım ilişkilerine aracılık edebildiğine göre, demek ki para, yaşam gereklerinin kullanım-tüketim / mülkiyet yetkileri (hakları) ile ilişkili bir nesnedir.

Kendi karşılığında, mülk edinilmiş tüm yaşam gereklerinin kullanım-tüketim / mülkiyet yetkilerinin (haklarının) el değiştirmesine yol açabildiğine göre, demek ki para, mülk edinilmiş tüm gereklerinin, kullanım-tüketim / mülkiyet yetkilerinin (haklarının) yerini tutan, yerini alabilen, genel, soyut bir kullanım-tüketim / mülkiyet yetkisi (hakkı) dir.

Para, mevcut tüm kullanım-tüketim/mülkiyet yetkilerini (hakları) içinde, hepsinin yerini alabilen bir jokerdir.

Ve işte bu nedenledir ki para, değişime /değişim ilişkilerine, değer ölçüsü olmaya ve servet biriktirmeye aracılık edebilmektedir.

*aynı başlıkla, daha önce Newroz’da bir yazım yayınlanmıştı. Ancak, kısa bir süre önce, bir iktisat giriş kitabında “Bugün para olarak kabul ettiğimiz nesnelerin bir kısmının, bilgisayar teknolojisi ve internet aracılığıyla gerçekleşen elektronik ticaretteki gelişmeler nedeniyle, gelecekte para kapsamının dışında kalması da mümkündür. Bu nedenle para sınırları belli değişmez bir tanıma sahip olamaz. Dolayısıyla iktisatçılar paranın kesin ve değişmez bir tanımını yapma yerine, paranın üstlendiği fonksiyonları sıralayarak, bu fonksiyonları yerine getiren her şeyi para kavramı içerisine dahil ederler. Bu nedenle, parayı fiziksel özelliklerine göre tanımlamak yerine, fonksiyonlarına göre kapsamını çizmek daha doğru bir yaklaşımdır” diyen satırları okuyunca, yeniden bu konuya dönmek, yeniden bu konuda yazmak ihtiyacı duydum.

- Bahsettiğim “İktisada Giriş” kitabı ise, Anadolu Üniversitesi yayınlarına aittir. Yıl:2007

(bitti)

 

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006