Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Kürt mücadelesinde ikinci evre!/Hurşit KAŞIKKIRMAZ
Hurşit Kaşıkkırmaz

NEWROZ



 

Aylardır, haftalardır Barış ve Demokrasi Partisi’ne (BDP) yönelik yeni, ağır baskı ve tutuklamalar yapılıyor. Bunun Kürtlere karşı yeni bir konsept olduğu doğrudur. Gelinen aşamada rejim, Kürtlerin sivil alanda tutarlı siyaset yapmalarına tahammül edemiyor. T.C 1990’lı yıllardan günümüze kadar 5-6 tane legal Kürt partisini kapattı ve yöneticilerini yargıladı. Bu duruma rağmen Türkiye’de rejim, legal alanda Kürt mücadelesini geriletemedi. Tam tersine Kürtler, her kapatmadan sonra daha güçlü bir şekilde yeni partiler kurarak legal siyasette yerlerini aldılar.

Bu günlerde BDP çalışanlarını ve kadrolarını tutuklama ile yapılmak istenen partinin güç olarak çaptan düşürülmesinin hedeflenmesinden kaynaklıdır. KCK üyeleri olduğu iddiasıyla tutuklanan bu insanlar, sivil siyasette Kürt toplumunun öne çıkan bireyleridir. 2009’dan bu yana yaklaşık 8000 kişi bu iddia ile gözaltına alındı. Ve bunlardan yaklaşık 4000 kişinin tutuklandığı belirtiliyor. T.C yöneticileri daha düne kadar Kürt gerillalara “dağda dolaşacaklarına gelip düz ovada siyaset yapsınlar” diyorlardı. Bugün ‘düz ovada’ siyaset yapanların ne ile karşılaştıkları ortada! İddiaya göre AKP’nin elinde 1500 kişilik yeni bir tutuklama listesinin olduğu söyleniyor. Bu ne demektir? Bununla, yasal alanda Kürtleri iyice zayıflatmak ve Kürtlerin mücadelesini geriletme hedefleniyor.

Böyle toplu tutuklamaların bu döneme denk getirilmesi öyle tesadüfü bir durum değildir. 1- Oslo, İmralı, Kandil ve T.C görüşmeleri. 2- Kürtlerin seçimde elde ettikleri başarı. 3- Yeni Anayasa çalışmalarının olması. 4- Demokratik Özerklik’in ilan edilmesi. 5- Türkiye’de Kürdistan Konferansı’nın gerçekleşmesi. Dene bilir ki bu gelişmelerin yaşanması Türk rejimini böyle hırçın ve aciz bir şekilde davranmaya itti. T.C kurulduğundan bu yana bu hukuksuzluğu, adaletsizliği, kırım ve katliamları Kürtlere karşı uygularken, uluslar arası önemli güç merkezlerinin desteğini hep almıştır. Ve bugün mücadelenin geldiği bu boyutta bile bu güç merkezleri Türk rejimine dün olduğu gibi bugün de desteklerini sürdürüyorlar. Günümüzde çağın çok gerisine düşen bir sorunla karşı karşıya olan Türkiye, şimdi ne durumda?

Ulusal ve uluslar arası koşullara göre 21. yüzyılda Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesinde, emperyalistler tarafından Türkiye’ye önemli bir rolün verildiği gerçeği yaşanan gelişmelerle ortaya çıktı. Bu konuyla ilgili olarak birkaç yıldır çeşitli kesimler ve bireyler bu duruma işaret ederek, konuyla ilgili kendi görüş ve yorumlarını dile getiriyorlar. Kürdistanlı komünistler olarak, bizler de kendi yayınlarımızda defalarca bu konuya değinerek çeşitli tahlil ve tespitlerde bulunduk. 21. yüzyılın başlarında bölgede Türkiye’ye bu rol neden ve nasıl verildi?

1- Emperyalistler tarafından Türkiye gelişmekte olan ülkeler kategorisine alındı. Gelişmekte olan ülke sayısı yaklaşık 20’dir. Son dönemlerde bu ülkelerde ciddi ve büyük bir ekonomik büyüme yaşanıyor. Bu konuda özellikle Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkelerdeki büyüme sık sık dile getiriliyor. Fakat Türkiye’deki büyüme, Türkiye’deki muhalif kesim tarafından yeterince görülmüyor veya görülmek istenmiyor. Gelinen aşamada Türkiye 1970-1980-1990’ların ülkesi değildir. Bunu şunun için belirtme gereğini duyuyorum; 2000’li yılların Türkiye’si sağlıklı bir şekilde değerlendirilip mantıklı tahlil ve tespitler yapılmadan sağlıklı ve duruma denk düşen politika da yapılamaz. Gelinen aşamada yaklaşık son 10 yıldır, her yıl ortalama % 7-8-9 gibi bir ekonomik büyüme yaşayan Türkiye, dünyada ve özellikle Ortadoğu’da artık küçümsenmeyecek bir güç durumundadır. Zenginlik bakımından dünyada 16’cı sıraya yükseldi.

2- Son 15-20 yıldır emperyalist kapitalistlerin ekonomide yaptıkları strateji değişikliğinden kaynaklı olarak, daha önceleri kapitalist dünyanın sanayisi ve sermayesi ağırlıklı olarak gelişmiş kapitalist emperyalist ülkelerde konuşlandırılmışken, şimdi sanayisi ve sermayesi ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelere, sanayiyi taşıma hareketi adı altında taşıyan emperyalistler, bu ülkelerin de dünya ekonomisi ve politikasında söz sahibi olabileceklerinden hareketle, onları dikkate alıyor ve uluslar arası organizasyonlara dahil ediyor. Çünkü sanayi ve sermaye daha çok kar ve sömürü için Kuzey’den Güney ve Doğu’ya kaydırıldı. Bu anlamda zenginleşen bu ülkeler G20 ve bezeri uluslar arası örgütlenmelere alınıyorlar.

3- Türkiye bu ekonomik büyümeye ve 21. yüzyılda üstlendiği rol gereği, bu duruma (En azında şimdi ve önümüzdeki yıllarda) paralel olarak içerde ve dışarıda bir takım değişiklikler yapmak zorunda kalıyor. İçeride başta Kürt sorunu olmak üzere, Alevi sorunu ve ulusal ve dini azınlıklar meselesinde, egemenler kendi mantık ve mantaliteleri doğrultusunda ‘çözüm’ yolu bulmaya çalışıyorlar. Dışarıda komşularla ilişkileri iyileştirmek ve dünyanın birçok ülkesi ile iyi ekonomik ve politik ilişkiler geliştirmek hedefleniyor. Başarılı olurlar mı, olmazlar mı o ayrı bir sorun, ama şimdilik hedefledikleri budur. Ve bu konularda çalışmalar yürütülüyor.

4-Türkiye, ılımlı İslam stratejisiyle bölgede ve özellikle İslam aleminde kayda değer bir performansa sahip oldu denebilir. Bu konuda, emperyalistlerin daha rahat bir şekilde Arap ve İslam ülkelerinin pazarına girmelerinde Türkiye önemli bir rol oynuyor. Özellikle Arap Baharı bahane edilerek, Türkiye’nin o ülkelere model olarak gösterilmesi sayesinde, Türkiye’nin emperyalist kapitalist camiada kayda değer bir ülke olduğu ve bu vesile ile bütün batıdan (ABD, AB vb) destek aldığı ayrı bir gerçektir. Bütün bunlardan dolayı üç dönemdir oylarını arttırarak (Türkiye’de bir ilk) iktidara gelen AKP, bölgede emperyalistlerin dönemsel çıkarlarına en uygun ve bağlı hareket etmesinden dolayı destekleniyor.

Bölgede emperyalistler için bu derece önemli bir konumda olan Türkiye’nin bu tür sorunlara sahip olması, ona biçilen misyona uymuyor. Bu anlamda Batı ve Türk burjuvazisinin önemli kesimi, TÜSİAD vb gibi oluşumlar bu tür sorunların kapitalist bakış açısıyla çözülmesinden yanalar. Bu durumdan hareketle emperyalistler ve Türk burjuvazisinin istem ve taleplerini yerine getirmeye yeltenen AKP, önce ‘Kürt Açılımı’ sonra ‘Milli Birlik ve Beraberlik Projesi’ adı altında sorunu ve sorunları çözeceğini açıkladı. Bu açıklamalarla birlikte ve verilen mücadele sayesinde Kürtlerin varlıkları, gayri resmi de olsa kabul edilmiş oldu. Artık kimse Kürt yoktur diyemiyor. Ve bir ezber bozuldu. Bu duruma gelmek ve bu seviyeyi yakalamak için 30 yılda 40 bin insan yaşamını yitirdi. Böylelikle Kürtler, mücadelenin birinci aşamasında kendi gerçekliğini kabul ettirdiler. Şimdi sıra ikinci aşamada. Statüye sahip olma aşaması. AKP bu tür sorun ve sorunları yapılacak olan Anayasa değişikliği ile bireysel haklar çerçevesinde çözme anlayışına sahip gözüküyor. Oysaki Kürtler, Kürt sorununun toplumsal bir mesele olduğunu ve bunun toplumsal ifadesi olan özerklik veya federasyon yöntemiyle çözülmesinden yanalar.

Gelinen aşamada konuyla ilgili olarak, devletin yaklaşımını Başbakan R. Tayip Erdoğan “Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımın sorunları vardır” şeklindeki söylem ve yaklaşımla, meseleyi toplumsallıktan bireyselliğe düşürmeyi hedefliyor. Bununla yetinmeyen Erdoğan “Ben ülke toprakları üzerinde ameliyat yaptırmam” diyerek de Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklı demokratik haklarını kabul etmeyeceklerini ima etti. Kurulduğundan bu yana ciddi oranda bir şovenizm ve inkar, imha politikasına sahip olan T.C, bunca yaşananlara rağmen ulus ve halk olarak Kürtleri inkar etmeyi sürdürüyor. Son dönemlerde devlet meseleye etnik ve bireysel bir görüş açısıyla yaklaşıyor. Kuşkusuz bu yaklaşım doğrultusunda bir takım adımların atılacağını söyleyebiliriz.

Basından takip ettiğimiz kadarıyla öyle görülüyor ki Oslo, İmralı, Kandil ve T.C yetkilileri arasında yapılan görüşmeler Kürtlerin statüleri konusunda tıkandı diyebiliriz. Bu tıkanmadan önce biraz yumuşayan ortam, görüşmeler her iki kesim için uygun bir şekilde sonuçlanmayınca bir zıtlaşma yaşandı ve tekrar çatışmalı ve tutuklamalı ortam gündeme geldi. T.C devletinin geleneğinde bu tür muhalefet için demokrasi anlayışı yoktur. Yani var olan bir sorunu karşılıklı oturup konuşmak ve çözüme bağlamak mantalitesine sahip değildir devlet. Kurulduğundan bu yana hep inkar ve imha siyasetine sahip olan devlet, bu görüşmeyi büyük ihtimal emperyalistlerin bastırması sonucunda yaptı diyebiliriz. Çünkü ulusal ve uluslar arası gelişmelere göre Türkiye’nin kendisini yeniden şekillendirmesi gerekiyor. Ve bu konuda emperyalistler bastırıyor. Bu ülkenin bu çağda ve bu rolü ile ilerlemeyeceğini de emperyalistler söylüyor. Onun için 82 Anayasası’nı değiştirmeye yeltenen Türk burjuvazisi, Türk devleti ve siyasi partileri ilk kez sivillerin yapacağı bir Anayasa’ya sahip olacaklar.

Anayasa değişikliğinin gündemde olduğu bu ortamda Kürtlere yönelmek, imha siyasetinde diretmek nasıl izah edilmeli? Hani bu Anayasa özgürlükçü idi, çoğulcu idi, sivil idi, Türkiye’de yaşayan herkesi kucaklayan ve dışlamayan bir vizyona sahip olacaktı! Öyle anlaşılıyor ki mesele Kürtler olunca yine bir çeşit inkar ve imha metodu devreye sokuluyor. Yeni yapılacak olan ve çalışmaları şimdiden başlayan Anayasa Türk burjuvazisinin, Türk devletinin ve Türk siyasi partilerinin demokrasi anlayışlarına göre olacaktır. Ondan dolayı Kürt halkı, Türk halkı, işçi ve emekçiler, ulusal ve dini azınlıklar büyük bir beklenti içerisinde olmamalıdırlar.

Gelinen aşamada devlet artık Kürtleri inkar edemeyecektir. Fakat Kürtlerin en insani talepleri olan ulusal demokratik haklarını da tanımayacaktır. Gidişat öyle gözüküyor ki Türkiye’de yaşayan herkes için bireysel haklar çerçevesinde açılımlar yapılarak, toplumsal sorunların üstü örtülmeye çalışılacaktır. Fakat Kürt sorunu gibi devasa büyük bir mesele karşısında bu şekilde davranmak ne kadar ikna edici olabilir? Şimdiden başlayarak BDP yöneticilerini ve kadrolarını tutuklamak ve savaşta ısrar etmek neyi çözecek? Bu haksız ve adaletsiz durum karşısında bütün Kürtler, topyekun serhildanlarla ayaklanarak, itaatsız eylemler gerçekleştirerek ulusal demokratik haklar için harekete geçmelidir.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006