Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

İFADE ÖZGÜR(SÜZ)LÜĞÜ, YARGI(SIZLIK) VE HUKUK(SUZLUK)[1]-3/TEMEL DEMİRER
Temel Demirer

NEWROZ



 

 

“Buradaki adaletsizlik

neredeyse kusursuz!

Yanlış insanlar açlık çekiyor,

yanlış insanlar seviliyor,

yanlış insanlar ölüyor!”[2]

III.2) KÜRTLER

“Kürtler” denince akla ilk gelmesi gereken, ezilen bir ulusun tüm haklarını gasp eden dört başı mamur, kural ve sınır tanımayan, sömürgeci hukuksuzluktur…

“Kürt Meselesi”, çaplı bir yüzleşme sorunsalıdır.

Egemen adalet(sizlik)e gözlerinin içine bakıp “adalet nedir?” diye sormaktır…

Bakın bu konuda Aslı Erdoğan nelere dikkat çeker:

“Neredeyse 30 yıldır süregiden savaşın sebebinin, devletin Kürtlere karşı uyguladığı politikalar olduğu gerçeği pek çok değişik ağızca dillendirilmiş, barışa doğru ilk adımın, siyaset kanallarını tıkayarak değil, sonuna dek açarak atılabileceği gerçeği hemen her kesimce kabul görmüşken... Belki şiddet çarkının nasıl döndüğünü anlamamıza sayılar yardım edebilir: 2011 ilk altı ay, Doğu ve Güneydoğu, PKK’nın eylemsizlik döneminde süren operasyonlarda askeri kayıplar: 12 ölü, 43 yaralı. PKK: 49 ölü, 3 yaralı. Faili meçhul ve yargısız infazlar: 11 ölü. Mayın patlaması: 5 ölü. Gözaltılar: 4015. Tutuklamalar: 1145. Cezaevlerinde hak ihlâlleri: 476. Bildirilen işkence vakası: 1010. 335 toplumsal müdahalede 762 yaralı. Açılan 85 toplu mezarda bulunan ceset sayısı 1330.

Sonra da… KCK davası adı altında iki bin siyasetçinin tutuklanması ve hâlâ tutuklu bulunması, Şubat’ta başlayan, sayıları bini bulan gözaltı ve tutuklama furyaları, seçim öncesi sertleşen söylevler ve gözdağları, bir oldubittiyle gasp edilen oylar, tutuklu vekillerin salıverilmeyişi, yürürlüğe konduğu yıl, mahpus sayısını 55 binden 70 bine çıkaran TMK, şu anki sayı 125 bin... Sanırım şiddet çarkının giderek hızlandırıldığını, bu çarkı durdurmanın döndürmekten çok daha zor olduğunu görmek için siyaset bilimci olmak gerekmiyor…

‘Devleti dokunulmaz, sorgulanmaz, kutsal kabul eden anlayış, tekeline aldığı şiddeti her tür denetim ve sınırlamadan muaf tutar. Böylece iktidar sahibi olmayanların haklarının sistematik biçimde çiğnendiği bir şiddet ortamı oluşur.’ Sözgelimi, devletin sistematik olarak işkence yaptığı, üstelik şiddetini meşru kılan ve sınırlayan yasalarını çiğneyerek işkence yaptığı bir toplum nasıl yapılar, ilişki biçimleri üretir? İşkence bir insanlık suçudur, kim kime, hangi gerekçeyle yaparsa yapsın. Ama işkencenin durması çağrısının öncelikle kime yöneltilmesi gerekir ki, bir etkisi, karşılığı, anlamı olsun?

Sözgelimi bir ülkenin cezaevlerinde operasyonlar düzenleniyor, mahpuslar yangın bombaları ve benzine bulanmış battaniyelerle diri diri yakılıyorken, siyasi görüşlerini, yöntemlerini, kendilerine ve başkalarına uyguladıkları şiddeti kolayca eleştirebildiğimiz mahpusları eleştirmek ve ötesine geçmemek, onlara uygulanan şiddeti meşrulaştırmaz mı? Meşrulaştırmadı mı? İki sayı daha. 14 yıl, 17 bin. İlki ana medyada kendine yer bulamayan, yüzlerce benzerini okuduğumuz bir haberden... Güneydoğuda bir gösteriye katılmaya biçilen ceza: Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına propaganda yapmak, mukavemet etmek, suç işlemek: 14 yıl…”

Birkaç şey daha ekleyelim:

i) Çankaya’da bir barda Kürtçe şarkı söyleyen Emrah Gezer’i çıkan tartışmanın ardından beylik silahıyla vurarak öldüren özel harekât polisi Serkan Akbulut’a 19 yıl 5 ay hapis cezası verildi. Mahkeme heyeti, bu cezayı “ilk atışın karşıdan geldiği” gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasından indirerek verdi!

ii) Diyarbakır’da YSK’nın, BDP’nin desteklediği adayları veto kararının protesto edildiği gösteride iş makinesini polisin üzerine sürdüğü öne sürülen belediye işçisi için ağırlaştırılmış müebbet ve 120 yıl hapis cezası istendi!

iii) Başbakan Erdoğan, ünlü aşk destanı ‘Mem û Zîn’i seçim meydanlarında dile getirdi, Kültür ve Turizm Bakanı bir ilke imza atarak Mem û Zîn’i Kürtçe bastırıp Meclis’te dağıttı. Ancak ‘Mem û Zîn’in yazarı, Kürt şair ve filozof Ehmedê Xani’nin isminde yer alan ‘X’ harfi dava konusu oldu, ‘sorumlular’ hapis cezası aldı!

v) Nihayet Türkiye’de yaşanan gözaltı kayıpları için veri tabanı oluşturan ‘Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın rakamlarına göre, 1980-2000 yılları arasında 757 kişiye gözaltına alındıktan sonra bir daha ulaşılamadı. 2000 yılından sonrasıyla ilgili ise herhangi bir veri bulunmuyor. Gözaltına alınmasına karşın nerede ve nasıl alındığına ilişkin bilgi bulunmayanların sayısı 9 iken, sınır dışı edilenlerin sayısı ise 2. Diyarbakır, 151 kayıpla birinci sırada yer alırken, Diyarbakır’ı 48 kayıpla İstanbul, 28 kayıpla Şırnak-Cizre izliyor. Veri tabanına göre gözaltında kaybolan kadınların sayısı 30. Aynı aileden kaybolanların da yer aldığı veri tabanın rakamlarına göre Türkiye’de en fazla kayıp 1994 yılında diğer yılları 3’e katlayarak yaşandı.

“GÖZALTINDA KAYIPLAR”

Cizre

28

Başkale

8

Pertek

5

Bitlis

2

Uludere

1

Nusaybin

26

Dargeçit

8

Bingöl

4

Muş

2

Pendik

1

Adana

24

Bismil

8

Uludere

4

Beytüşşebap

2

Çukurca

1

Silvan

23

Ş. Urfa

7

Çınar

4

Tarsus

2

Erzincan

1

Kulp

22

Hozat

7

Ahlat

4

Elazığ

2

Araban

1

Batman

21

Ankara

7

Pazarcık

4

Burhaniye

2

İzmit

1

Midyat

21

Ağrı

7

Karlıova

4

Suruç

2

Amasya

1

Yüksekova

20

Siverek

7

Malatya

4

Edirne

2

Yayladere

1

Ömerli

16

Genç

7

Doğanşehir

4

Tekman

2

Patnos

1

Kızıltepe

16

Hizan

6

G. Antep

3

Manisa

2

Türkoğlu

1

Tunceli

16

Mazıdağı

6

Antalya

3

Halfeti

2

Kığı

1

Silopi

14

Kozluk

6

Ovacık

3

Hasankeyf

1

Savur

1

Hakkâri

13

Viranşehir

5

Karakoçan

3

Isparta

1

Habur

1

İzmir

12

Malazgirt

5

Divriği

3

İskenderun

1

Karamürsel

1

Hani

10

Mersin

5

Van

3

Elbistan

1

Dicle

1

Şırnak

9

Şemdinli

5

Varto

3

Çemişgezek

1

Payaz

1

Eruh

9

Siirt

5

Kars

2

Kurtalan

1

Arıcak

1

Derik

9

Gercüş

5

Erzurum

2

Hatay

1

Söke

1

Hazro

8

Beşiri

5

Tatvan

2

Dörtyol

1

Fethiye

1

Güçlükonak

8

Mardin

5

İdil

2

Ergani

1

Yalova

1

vi) Ve toplu mezarlar…

“Bitlis’in Mutki ilçesindeki kazıda 8 kişiye ulaşıldı, 4’ü çıkarıldı. Bir dönem cenaze gömen kepçeler şimdi hakikâti sergilemekle meşgul.

Mutki’de neredeyse 15 yıldır ‘kasabanın sırrı’ olarak kalan toplu mezarlar tek tek ortaya çıkıyor. İki gündür yapılan kazılar sonucunda, dün 8 kişinin daha toplu mezarına ulaşıldı. Cenazelerden 4’ü çıkarıldı. Havanın kararması nedeniyle ara verilen kazılara bugün devam edilecek. Çıkan cenazelerden ikisinin kafatasının olmadığı görüldü. O yıllarda Mutki Belediyesi’nde kepçe operatörlüğü yapanlar, toplu mezarların yerlerini gösterdikçe, Mutki ve çevresinden yüzlerce cenazeye ulaşılması söz konusu.

Bitlis’te Mutki-Kavakbaşı yolu birinci kilometrede 2. çöplük denilen mevkide 5 Ocak’ta yapılan kazılarda bulunan 12 kişiye ait kemiklerin ardından 19 Ocak 2011 günü başlayan kazılarda da 8 kişilik toplu mezara ulaşıldı. Çıkarılan dört cenazeye ait kemiklerden 2’sinin kafatası yok.”

Bir ek daha: Tunceli’de 1997’de tank ateşiyle öldürüldükleri iddia edilen 18 silahlı militandan 16’sının gömülü olduğu üç ayrı toplu mezardan çıkarılan bazı cesetlerin kafataslarının bulunmadığı, uzuvlarının eksik, kemiklerinin kırık olduğu saptandı. Kimi kemiklerde mermi ve metal parçaları bulundu. Kimi cesetlerin yanında toka ve şortların da çıkması, gelişigüzel defnedildikleri izlenimini doğurdu.

TUTANAKLARA GÖRE GÖRÜNÜM

A-1 NO’LU MEZAR

Bir tabut ya da kefen içerisinde bulunmayan kemiklerin incelemesinde; sol elin olmadığı görüldü. Kemiklere yakın bölgede yeşil renkli toka, kumaş parçaları, yeşil renk almış deforme hâlde bir mermi çekirdeği ve şekilsiz paslı metal parçaları bulundu…

A-2 NO’LU MEZAR

Bir adet kafatası çıkartıldı. Kafatasının sol göz boşluğunda 0.5 cm çapında defekt olduğu, diğer kemiklerin yerinde olduğu, cesedin alt kısmında giysi parçaları olduğu, kafatası çevresinde siyah renkli saç olduğu görüldü…

A-3 NO’LU MEZAR

Kafatası çıkartıldı. Sağ kürek kemiğinde kırık olduğu, kuyruk sokumunun boydan dikey hâlde orta hattan ayrıldığı, uyluk kemiğinin kırık olduğu görüldü…

A-4 NO’LU MEZAR

Kol ve bacak kemiklerinin bulunmadığı, omurların kırık olduğu görüldü. Cesedin bulunduğu alanda metal parçası bulundu…

A-5 NO’LU MEZAR

Kafatasının parçalanmış olduğu…

A-6 NO’LU MEZAR

Her iki kürek kemiği ve kolda kırık olduğu, birkaç parça bacak ve kol kemiğinin olduğu, parçalı vaziyette çok sayıda kemik olduğu görüldü…

A-7 NO’LU MEZAR

Kafatasının parçalanmış olduğu görüldü. Cesedin bulunduğu yerde üç adet metal parçası bulundu. Birinin patlamamış hâlde mermi olduğu görüldü…

B-1 NO’LU MEZAR

Çürümüş tahta parçaları arasından çıkan insan kemiklerinin incelenmesinde; bazılarında kırıklar olduğu, kaburgalarda kırık ve bu bölgenin üzerinde bandaja benzetilen kumaş parçaları olduğu görüldü…

B-2 NO’LU MEZAR

Belden aşağısının olmadığı, diğer tüm kemikleriyle bir miktar niteliği tanımlanamayan kemik parçaları olduğu görüldü…

B-4 NO’LU MEZAR

Kafatasında lezyon olduğu…

B-5 NO’LU MEZAR

Omuz ve göğüs kemikleri, kürek kemiği ve muhtelif sayı ve ebatlarda kırık hatları bulunan, bazıları bütün vaziyette kemiklerle bez parçaları ve ip bulundu…

B-6 NO’LU MEZAR

Çene kemiğinin ortadan kırık olduğu, kolda kırık olduğu, kürek kemiği ve çok sayıda kırık kol ve bacak kemiği parçaları olduğu görüldü. Ayrıca cesette bir metal parçası görüldü…

C-1 NO’LU MEZAR

Kaval kemiğinde eksiklik olduğu, kuyruk kemiği kırık olduğu, muhtelif boyutlarda kemik parçaları olduğu görüldü…

C-2 NO’LU MEZAR

Kol veya bacakla muhtelif boyutlarda üç et kemik parçası olduğu, kumaş ve ip parçası bulundu…

C-3 NO’LU MEZAR

Kürek kemiği, kol kemiği ve bir miktar kemiklerin bulunduğu görüldü. Kemiklerle kumaş ve ip parçası delil torbasına konuldu…

Aynı konuda bir şey daha: Siirt’in eski çöplüğü olan Kasaplar Deresi, 1989 yılında gazeteci Günay Aslan’ın Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı tarif üzerine kazıldı. Eski çöplüğü 73 kişinin gömüldüğünü söyleyen Aslan, bu konuda bir de kitap yazdı. Kazılarda insan kalıntıları ve kemikler bulunurken Aslan’a kitabından ötürü 2 yıl hapis cezası verildi.

vii) Nihayet Diyarbakır’da görülen JİTEM davasında tanıklık yapan emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın, “Faili meçhul cinayetler konusunda eğer böyle bir suç işlenmişse teğmen, üsteğmen veya yüzbaşı rütbeli askerin kendi başına bunu yapamayacağını düşünüyorum. Okuyup izlediklerimle eğer bir ülkede binlerce faili meçhul varsa arkasında devlet politikası olmadan olmaz. Bu benim şahsi görüşümdür. 1990-2000 yılları arasında yaşananlar devlet politikası değilse açıklasınlar, eğer devlet politikasıysa nasıl rahat bir şekilde uyuyorlar? Yaşananlar, birbirinden nefret eden bir neslin doğmasına neden oldu” saptaması…

III.3) AHPARİK HRANT

Nihayet Ahparik Hrant’ın katli!

Cüneyt Özdemir, “Bu cinayet tıpkı Gabriel Garcia Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’ romanında olduğu gibi göstere göstere geldi,” derken; Nedim Şener de ekler: “Dink cinayeti, ‘Kırmızı Pazartesi’den daha kanlı”dır!

Aslı sorulursa, “Dink cinayeti, her birimizi kirleten ve hiçbirimizi sorumluluktan muaf tutmayan kolektif bir eylemdir,” Dilek Kurban’ın deyişiyle…

Kolay mı, “Dink dosyasında, AİHM kararında adı geçen bürokratlar hâlâ görevden alınmadı” vurgusuyla yine altını çizerek hatırlatır Dilek Kurban:

“Hükümet ne kadar sessiz. Başbakan Erdoğan, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı... Hrant’ın ailesi tam dört senedir adalet talep ediyor. Geçmişte benzer siyasi cinayetlere kurban gitmiş insanların yakınlarıyla birlikte çoğalarak, adalet istemeye, Hrant’ın gerçek katillerinin yargılanmasını talep etmeye devam ediyorlar. Meclis’e gidiyorlar, basın toplantıları düzenliyorlar, cinayetin tetikçilerinin yargılandığı davayı izliyorlar, anma toplantıları yapıyorlar. Ama hükümetten çıt çıkmıyor”!

Gerçekten de hemen her şey, “Dava süreci boyunca gördük ki, devlet bu cinayetin içinde bilinenden daha fazlasıyla var. Dink cinayeti davası hâlâ üç tetikçiyle boğuşup duran bir karamizah hâlinde,” diyen Oral Çalışlar’ın altını çizdiği güzergâhta tecelli ediyor…

Avukat Fethiye Çetin, dördüncü yılına giren Hrant Dink cinayetiyle ilgili davada, “yargı süreçlerinin sınırlarının ve çerçevesinin çizilmesi ve bu sınırların dışına çıkılmamasındaki uyum ve ideolojik ortaklığa” dikkat çekip, “Bu cinayet kamu görevlilerinin denetiminde işlenmiştir,” diyor…

III.4) “DEVRİMCİ KARARGÂH”

Sonra Kürtlerin yargılandığı KCK benzeri bir saçmalık olarak ‘Devrimci Karargâh’ davası…

Konuya ilişkin olarak, “Siyasi bir partinin genel başkanı tam 10 aydır yargılanmadan tutuklu yatıyor. Demokrasimizin bir de buradan okunmasında yarar var. Pekâlâ şöyle başlayabiliriz: Siyasi bir partinin genel başkanı tam 10 aydır yargılanmadan tutuklu olarak yatmaktadır. Yalnız o da değil. SDP’nin başkan yardımcıları ve yöneticileri ‘Devrimci Karargâh’ davasından bir tek dişe gelir delile dayanmadan 10 aydır ailelerinden, hayatlarından koparılmış durumda. Usta işi demokrasimizin bir de buradan okunmasında derin yarar görüyorum,” notunu düşüyordu Yıldırım Türker haklı olarak…

Kurgusal bir dava olarak sürdürülen ‘Devrimci Karargâh’ davası, 2010 yılının eylül ayında, Amerikan polisiye filmlerini andıran ev baskınlarıyla gözaltına alınan sosyalist çevrelerin yönetici ve temsilcilerinin tutuklanmasıyla başladı…

Baskınlara gerekçe olarak, yasadışı ‘Devrimci Karargâh’ Örgütü üyeliği gösterilmişti. Oysa, evleri basılarak önce gözaltına alınan ve sonra tutuklananlar, Türkiye’de uzun yıllardır demokratik, meşru alanda siyaset yapan parti, platform ve dergi çevrelerindendi.

Bu operasyonda yan yana gelmez kişiler aynı örgüt üyesi yapıldı. İşkenceci bir geçmişe sahip emniyet müdürü Hanefi Avcı ile sosyalistler aynı örgüt üyesi olarak iktidara yakın TV kanalları ve gazetelerce günlerce işlendiler. Hatta siyasal gündemi yakından izleyen pek çok kişi, Hanefi Avcı’nın Gülen Cemaatinin emniyetteki ve bürokrasideki kadrolaşmasına dair açıklamalar yaptığı ve ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar’ adlı kitabıyla bu süreci medya önünde tartışırken bir yandan da ‘Avcı iken Av olabileceği’ endişesini dile getirdiği bir süreçte ‘Devrimci Karargâh’ üyesi olduğu savıyla tutuklanmış olmasını izlerken, ‘sosyalist örgüt temsilcileri Avcı senaryosuna dolgu yapıldı’ diye düşünmekten de kendisini alamamıştı.

‘Devrimci Karargâh’ operasyonu sonrası hazırlanan iddianameler daha nice “trajikomik” iddialar ile dolu… Örneğin ‘Devrimci Karargâh’ davasının 1 numaralı sanığı Osman Baha Okar’ın “irtibatlı olduğu Ergenekon şüphelisi” 11 yıl önce kanserden yaşamını yitiren Fransızca öğretmeni Sabriye Çağırıcı çıktı…

Ya da ‘Devrimci Karargâh’ Operasyonu kapsamında tutuklanan sendikacı Kemal Hamzaoğlu hakkında hazırlanan iddianamede ‘Nihavent Şarkılar Listesi’, Ruhi Su’nun plakları ‘örgütsel doküman’ olarak kayda geçti.

İddianamede Hamzaoğlu’nun oturduğu sitenin arka kısmında bulunan ‘Cripton Park Koruma Birliği üye listesi alt yapı örgütlenmesi’ olarak sunulurken, okey oynamak da ‘örgütsel toplantı’ olarak gösterildi…

16 Eylül 2011 18:55:45, Ankara.

N O T L A R

[1] Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi’nin 17 Ekim 2011 tarihinde düzenlediği “Uluslararası İnsan Hakları Örgütleri ve Aydınlar İsmail Beşikçi için Ankara’da” başlıklı sempozyumun “İfade Özgürlüğü, Yargı ve Hukuk” başlıklı oturumda yapılan konuşma.

[2] John Osborne.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006