Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Sosyalistler, devrimciler ve Kürt sorunu!/ Hurşit KAŞIKKIRMAZ
Hurşit Kaşıkkırmaz

NEWROZ



 

Kuzey Kürdistan’da komünistler/sosyalistler Kürt halkının ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesinde kendilerine özgü strateji ve politikalarıyla yerlerini alıyorlar. Kürt ulusu, çağımızda ulusal özgürlüğünü elde etmemiş ender uluslardan biridir. Ayrıca ülkesi ve halkıyla dört ayrı parçaya bölünmüş, Güney Kürdistan hariç diğer üç bölgede yaşayanlar en insani demokratik haklardan yoksun bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Asırlardır kırım, katliam ve asimilasyona maruz kalan bir halk olan Kürtler, hiçbir zaman pes etmediler. Tarihin her kesitinde şu veya bu şekilde mücadele ederek kendi ulusal demokratik haklarına sahip olmak istediler. Ama Kürtlerin her kalkışmaları sömürgeci, egemen ve emperyalist devletler tarafından kanla katliamla bastırıldı. Bu son yıllarda Kürdistan genelinde modern anlamda ulusal uyanışın gelişmesi mücadelenin seyrini değiştirdi. Bu gelişmeye paralel olarak Kürdistan’ın bütün parçalarında mücadele ivme kazandı ve şimdilik daha çok ulusal demokratik taleplerin ağırlıkta olduğu bir kavga veriliyor.

Genel anlamda bir değerlendirme yapacak olursak; Kürdistan gibi ilhak, ezilen ulus veya sömürge gibi statülere sahip uluslar 1940’lı ve 1980’li tarihler arasında ulusal özgürlüklerine kavuştular denebilir. Bu tarihler arasında dünyada klasik sömürgecilik dönemi, verilen mücadeleyle sona erdirildi. Bu konumdaki ülkelerden özellikle Çin, Vietnam, Küba, Cezayir vb ülkeler, zorlu ve çetin mücadeleler sonucu klasik sömürgeciliğe darbe vurarak dünyada bir dönemi kapattılar. Durum böyle olmasına rağmen Kürdistan ve Kürdistan gibi ülkeler o tarihlerde ulusal bağımsızlıklarını elde edemediler. Ve bu vesileyle ulusal özgürlük mücadelesi 21. yüzyıla sarkan çok az sayıdaki uluslardan biridir Kürtler. Kürtlerin ulusal özgürlüklerinin 21. yüzyıla sarkmasının önemli ve kendisine has sebepleri vardır.

1- Kürdistan’ın dört ayrı parçaya bölünmüş olması. Bu durumdan kaynaklı olarak Kürtler, dört parçayı kapsayan güçlü ve birleşik bir mücadele veremediler. Ayrıca verdikleri mücadele bir ülkeye karşı savaşmakla sınırlı değildi. Bölgedeki dört gerici, sömürgeci (Türkiye, İran, Suriye, Irak) devlete karşı savaşmak gerekiyor. Çünkü Kürt sorunu karşısında bu ülkeler her halükarda ittifak halindeler. Konuyla ilgili olarak bir bölgedeki gelişmeyi bu dört ülke kendi iç işleri gibi görerek davrandılar, davranıyorlar.

2- Önce 1639’da Kars-ı Şirin anlaşmasıyla Osmanlı ve İran İmparatorlukları arasında ikiye ve sonra 1. Dünya Savaşı sonunda 1923’te Lozan’da batılı emperyalistler (İngiltere, Fransa vb) ve bölgenin sömürgeci ve egemen güçleri tarafından dörde bölünen Kürdistan ve Kürtler, hiçbir ülkeden kayda değer destek alamadıkları gibi tam tersine herkesten darbe yediler, yiyorlar. Bu arada kapitalist emperyalist sisteme alternatif olan SSCB ve doğu bloğu da gerektiği gibi destek sunamadı. Sadece doğu Kürdistan’a yardım ederek kısa süreli Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin (1946) kurulmasını sağladı. Zaten SSCB desteğini çektikten sonra Cumhuriyet yıkıldı ve liderleri asıldı.

3- 1917 büyük Sovyet sosyalist devriminden sonra dünyada devrimciler ve komünistler arasında ciddi ve güçlü bir enternasyonalist dayanışma gündeme geldi. Bu enternasyonalist dayanışmanın Kürdistan’a yansıması gereği ve daha sonraki gelişmeler, Kürt komünistlerinin her parçada egemen ulus komünistleri ile birlikte örgütlenerek mücadele etmelerinin daha mantıklı ve bilimsel olduğu yönünde yapılan tahlil ve tespitler doğrultusunda hareket edildi. O dönemlerde, özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra 1990 SSCB ve doğu bloğunun çöküşüne kadar, dünyadaki siyasi atmosfere göre, Kürtler için genel olarak egemen devletlerin metropolleri, devrim ve demokrasi mücadelesi açısından çekim merkezi idiler, hareketli idiler, güçlü bir muhalefet söz konusu idi. Fakat 1990’lardan sonra dünya genelinde devrimci ve komünist hareketin gerileyerek çaptan düşmesi sonucunda, aynı durum ister istemez egemen uluslarda da gündeme geldi. Bu arada Kürdistan’ın bütün parçalarında ve özellikle K. Kürdistan’da ulusal mücadele gelişerek güçlendi. Türkiye ve K. Kürdistan’da 1990’ların ilk yılları devrim ve demokrasi mücadelesi açısında bir dönüm noktası oldu. Daha önce devrim ve demokrasi mücadelesinin belirleyiciliği Türkiye metropollerinde iken, 1990’dan sonra bu uğurdaki mücadele ağırlıklı olarak K. Kürdistan’a kaydı. Bu anlamda daha çok ulusal demokratik talepli güçlü bir Kürt muhalefeti doğdu. Ve bugün bu muhalefet sadece K. Kürdistan’la sınırlı kalmayıp aynı zamanda Türkiye’deki devrimci demokrat mücadeleye de ivme kazandırmaktadır.

4- Diğer ve önemli bir konu ise; Kürtlerde iç birlik sorunudur. Kürtler yaşadıkları bunca kırım, katliam ve ızdıraba rağmen kendi iç birliklerini gerektiği gibi bir türlü gerçekleştiremediler. Birlik konusunda son yıllarda önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeleri takdirle karşılamak ve ilerletmek gerekiyor. 17-18 Eylül 2011’de Diyarbakır’da gerçekleştirilen ‘Türkiye’de Kürdistan Konferansı’ ile Kürtler mücadeleye yeni bir ivme kazandırdılar. Kürtler arası yaşanan bunca acı olaylara rağmen, böyle bir Konferans’ın yapılması önemlidir ve bu durum Kürtlerin siyaseten olgunlaşmasının işaretidir. Gelişmeler dört parçayı kapsayacak bir genel ulusal konferansı kaçınılmaz kılıyor. Şimdi önümüzdeki hedef bu olmalıdır.

Bu manada somut durumun bilimsel analizi yapıldığında dün devrim ve demokrasi mücadelesinin çekim merkezi Türkiye iken bugün bu mücadele K. Kürdistan’a kaymış durumdadır. Türkiye’de Kürtler bu aktif mücadele ile ulusal farklılaşmayı açığa çıkardılar. Daha düne kadar Kürt yoktur ‘Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür’ mantalitesi kırıldı. Bu durumdan kaynaklı olarak artık her renkten burjuva kesimler bile Kürtleri inkar edemiyor. Yukarıda sıraladığımız bütün gerçeklere rağmen, Kürt olup da kendilerini devrimci, sosyalist ve komünist olarak tanımlayan bireylerin çoğunluğu hala aktif bir şekilde Kürt ve Kürdistan davası için mücadelede yer almamaktadır. Bu durumunda çeşitli sebeplerinin olduğu biliniyor.

1- Türkiye devrimci hareketinin etkisinde kalmak: Evet 1990’lı yıllardan önce Türkiye devrimci hareketi K. Kürdistan’da küçümsenmeyecek oranda bir örgütlülüğe sahip idi. Ve bu kesim ulusal soruna ağırlıklı olarak sınıfsal çerçevede yaklaştı, yaklaşıyor. Aslında bu kesimin ulusal soruna ağırlıklı olarak sınıfsal bakış açısıyla yaklaşması, Kürdistanlı komünistler, sosyalistler açısından olumlu bir durumdur. Burada önemli olan bu bakış açısına sahip olan Kürtlerin, kendi halkının ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesine direkt katılarak ulusal mücadeleye komünist, sosyalist rengi güçlü bir şekilde yansıtmalarıdır. Gelinen aşamada çeşitli bahane ve gerekçeler ileri sürerek Türkiye devrimci ve sosyalist hareketi içerisinde yer almak, başka bir ulus adına siyaset yapma anlamına geliyor. Oysaki bu durumda olan şahıs ve kadrolar Kürt halkının ne durumda olduğunu biliyorlar. Ulusal mücadeleyi içerik olarak küçümseyip ona burun bükmektense, kendi ulusunun komünist, sosyalist hareketini güçlendirerek ulusal mücadeleye güçlü sosyalist tonu taşıyarak, ulusal hareketin daha da sosyalleşmesini gerçekleştirmek daha mantıklı değil mi? Kendi halkının çektiği bunca acı ve ızdıraba rağmen, halkı adına sosyalistlik, komünistlik yapmayıp, egemen ulus adına devrimcilik sosyalistlik yapmak ne kadar bilimsel olabilir? K. Kürdistan ve genel olarak Kürtler bundan 20-30 yıl öncesini yaşamıyor. Bugün dünya ve bölgede değişen koşullara göre, Kürtler kendilerini ulus ve halk olarak ifade etmenin koşullarını yakalayarak bu esaretten kurtulmanın yoluna girdiler. Ve bu realite giderek gerçek bir Kürt oluşumunu kaçınılmaz kılıyor.

2- Daha önceleri meseleye ağırlıklı olarak sınıfsal açıdan bakan ve bugün gelinen aşamada genel anlamda Komünist, sosyalist hareketin karşı karşıya olduğu ideolojik ve teorik sorunları bahane ederek mücadeleden uzak duran küçümsenmeyecek sayıda kadro niteliğindeki bireylerin olduğu söz konusudur. Özellikle doğu bloğunun çökmesiyle birlikte, dünyada solun ve özelde devrimcilerin, komünistlerin ciddi bir bocalama dönemi yaşadığı biliniyor. Aslında siyasi olarak yetişkin ve belli bir seviyede olan bu insanlar, emek ve sermeye çelişkisinin bitmediğini, haksızlık ve adaletsizliğin sürdüğünü biliyorlar. Bu duruma rağmen mücadeleden elini ayağını çekerek köşelerine çekilen bu dostlar, böylece sistemin yaptığı bütün kötülükleri onayladıklarını anlayabilecek seviyeleri olduğu kanısındayım. Ayrıca bugün Kürt sorunu gibi bir insanlık dramı yaşanmasına rağmen, bu mesele karşısında o seviye ve birikimle rahatsız olmamak anlaşılabilir mi? Bu konuda genel bir değerlendirme yapacak olursak; Bugün içinde bulunduğumuz koşullara göre komünistler, sosyalistler, devrimciler açısından, mücadele edeni de etmeyeni de ciddi bir huzursuzluk hissediyor. Çünkü dünyadaki siyasi atmosfer ve gidişat bizim için hiç de iç açıcı değildir. Genel anlamda solun bir iki adım sağa kaydığı bir ortamda komünistlerin, sosyalistlerin, devrimcilerin huzurlu olacağı söylenemez. 20. yüzyılın devrimci dalgasının miadını doldurduğu ve etkisizleştiği bir ortamı yaşıyoruz. Bu arada 21. yüzyılın devrimci dinamiklerinin hala şekillenmediği bir ortamda bulunuyoruz. Öyle ki ideolojik ve teorik olarak komünist ve devrimci hareket hala 20. yüzyıl mirasıyla hareket ediyor. Kapitalizmde serbest rekabetçi dönemi bilimsel ve çağa uygun olarak Marx değerlendirdi. Emperyalist aşamalı dönemi Lenin bilimsel ve çağa uygun bir şekilde tahlil ve tespit etti. Günümüzde ise kapitalist Global dönem yaşanıyor. Bu anlamda genel olarak kapitalist Global evre, öncekiler gibi sağlıklı ve bilimsel bir şekilde tahlil ve tespit edilemediği için komünistler, sosyalistler ve genel olarak sol çağa uygun ve gelişmelere cevap verecek politikalar üretemiyor. Fakat durum böyledir diye mücadeleyi bırakmak veya tökezlemek meselenin farkında olan insanların işi olmamalıdır. Çünkü bu haksız ve adaletsiz sisteme karşı çıkmak ve ona karşı mücadele etmek bir insanlık görevidir. Şu bilinmelidir; insanlık tarihinde sol ve özellikle komünistler ve devrimciler için bu ve buna benzer belirsiz evreler çokça yaşanmıştır. Fakat buna rağmen insanlığın ileriye doğru yürüyüşü engellenememiştir. Diğer belirsiz ve durağan etaplar gibi bu evre de atlatılacaktır. Kaldı ki bizim istediğimiz gibi olmasa da, emek ve sermeye arasındaki çelişkiden dolayı mücadele zaten devam ediyor.

Yukarıda belirtilenlerden hareketle, Kürdistan’daki mücadeleye güçlü bir sınıfsal içerik kazandırmak ve komünist, sosyalist tonun etkisini güçlü bir şekilde hissettirmek için, bütün Kürt ve Kürdistani komünizan güçlerin saflara katılarak veya destek sunarak kendi halkını, ulusal ve toplumsal davada yalnız bırakmama çağrısını yaparsam yanlış olmayacağı inancımı belirtmek istiyorum. Bazı konularda farklı düşünmek iyidir. O, bizim zenginliğimiz olarak görülmelidir. Önemli olan temel ve hassas meselelerde hemfikir olmaktır. Bu davada yerli yersiz kimi kuşkuları bir tarafa bırakarak, büyük düşünmek ve küçüğü büyüğe feda etmenin zamanıdır diye düşünüyorum.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006