Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

MÜJDE! CİN LAMBADAN ÇIKTI!/ Metin AKTAŞ
Metin Aktaş

NEWROZ



 

Bir süre önce Ekopolitik düşünce kuruluşunun düzenlediği, ülkemizin dört bir ucunda siyaset yapan nerdeyse bütün kesimlerin buluştuğu bir konferansa katılmıştım. Yüze yakın insanın katıldığı bu konferansta konuşmaya başlayan her insanın önce ben Kürdüm, ben Türküm, ben Sünniyim, ben Aleviyim, diye söze başlaması beni düşündürtmüştü. Bu konuşmacılardan hiçbiri ben önce insanım sonra Türküm, Kürdüm, Aleviyim, Sünniyim vb demedi. Bu durum beni hem düşündürttü hem korkuttu. Etnik kimliğimiz, kültürümüz ve inancımız ne olursa olsun biz önce insanız. Nerde, hangi etnik kimlikte, hangi kültürün egemen olduğu topraklardan, hangi ırktan, ulustan doğarsak doğalım hepimiz eşitiz; hiçbirimizin diğerinden doğuştan bir üstünlüğü ya da eksikliği yoktur. Bu bilince sahip olmadıkça asla gerçek anlamda özgürlük, mutluluk yakalanamaz. Bulunduğum bütün tartışma ortamlarında tartıştığımız tek konu etnik kimlik, dinsel kimlik ırk ve kültürdür. Bu bir halk için, bir ülke için bitişin, tükenişin belirtisidir. Bu konular dışında hayata ve insanın problemlerine dair hiçbir şeyi tartışmaz, konuşmaz olduk. İnsanlar ırksal kimliklerine, inançlarına öncelik verdikleri için bunları tabulaştırıyorlar. Oysa inanç ve kültür değişmeyen, yenilenmeyen bir dogma değildir. İktisadi yapının değişmesiyle birlikte değişen yenilenen bir sosyal olgudur. İnanç ve kültür doğuştan insana verilmiş biyolojik bir olgu değil insanın üretim ve toplumsal yaşam içerisinde edindiği edinimlerdir. İnanç ve kültürü değişmez bir dogmaya dönüştürdüğümüzde hayatımızı kolaylaştırmayız zorlaştırırız. Bugün halkımız, insanlarımız bu sorunlarla boğuştuğu için bu sorunların ana kaynağı olan kapitalist sistem unutuldu. Oysa herkes biliyor ki adaletsizliklerin, kültürel, inançsal, ulusal baskıların, asimilasyonların, savaşların, soykırımların ana kaynağı kapitalist sistemdir. Kapitalist sistem var oldukça asla gerçek anlamda ulusal, inançsal, kültürel sorunlar çözülmez. Kapitalizm var oldukça yeni sorunlar, yeni problemler üretir.

Bu yazımda sizlere yapılmak istenen yeni anayasayla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim. Hepimiz görüyoruz, duyuyoruz, izliyoruz; ülkemizde yeni bir anayasa yapılması için tartışmalar sürüyor. Siyasal partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar bu konuda düşüncelerini, önerilerini söylüyorlar. Dikkat ediyorum sağ ve sol camiada etnik, kimlik ve inanç özgürlüğü konusu dışında hiçbir şey tartışılmıyor, konuşulmuyor. Ekonomik eşitlik ve adalet unutuldu. Oysa hiçbir partinin ağzından düşürmediği demokrasinin gerçekleşmesi için ekonomik adalet ve eşitlik olmazsa olmaz bir şarttır. Ekonomik adalet ve özgürlüğün olmadığı yerde asla demokrasi olamaz. Üzülerek görüyorum ki bu ülkede sağ ve sol birbirine benzedi. Bu kapitalizmin zaferidir. Bütün tartışmalar bütün öneriler kapitalizm sınırları içinde yaşanıyor. Kapitalizmi hedef alan, kapitalist sitemin sınırları dışında çözümler arayan, alternatifler sunan kimse kalmadı. Bu durum ülkemiz için büyük bir kayıp. Oysa dünya halkları uyanmaya, kapitalizmin yarattığı korkunç eşitsiz sömürü düzenine başkaldırmaya başladı; bu uyanış yeni başladı ama artık cin lambadan çıktı. Bundan sonra kapitalistler lambadan çıkan cini hiçbir inançla hiçbir kültürle hiçbir siyasetle kandırıp lambaya sokamayacaklardır. Lambadan çıkan cin kapitalizmin sonunu getirecektir. Bu gelişme bizim gibi kültürel, inançsal farklılıklar boğuşup kendilerini tüketen halkları şimdilik hiç etkilemedi ama zaman içerisinde cin bizim topraklarımıza gelecek, kapitalistleri, petrol şeyhlerini koruyan dogmalar artık onları koruyamayacaktır. Bu söylediklerimden benim kapitalizmin içerisinde restorasyona karşı olduğum anlaşılmasın. Şüphesiz faşist, kapitalist rejime karşı kapitalist burjuva demokrasisi halkımız için ülkemiz için daha iyi bir sistemdir. Kapitalist faşizme karşı kapitalist burjuva demokrasisini istemek daha iyi daha ileri bir adımdır ama bizim, halkın istemleri bununla sınırlı olmamalı. Çünkü burjuva demokrasisi bile eninde sonunda burjuva faşizmine gebe kapitalist bir sistemdir. İstemlerimiz, taleplerimiz bu sistemin dışına taşmalı. İnsanların eşit, özgür olduğu, doğanın bir avuç insanın çıkarı için acımasızca tahrip edilmediği, bir avuç insanın mutluluk içerisinde yaşamadığı, büyük çoğunluğunda açlık ve sefaletle boğuşmadığı bir dünya yaratmayı amaçlamak zorundayız. Halkımız kandırıldı. Kapitalizmin dışındaki çözümlere kapatıldı. Ülkemizde yaşanan tartışmalara baktıkça derin bir hayal kırıklığına uğruyorum ama dünya kapitalizminin merkezi ABD’de zenginlerin şatolarına karşı yapılan gösterileri görünce umutlandım. Galiba kapitalizmin son yüz yılı olacak bu yüzyıl.

Müjde! Artık cin lambadan çıktı.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006