Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Yazar Şeyhmus Diken: Barış ve Demokratik Çözüm Mümkün/ Röp: Enver Alpşar
Enver ALPŞAR

NEWROZ

Henüz herkes torbasında olan her bir şeyini paylaşmadı. Kimi konuşulacaklar var ki zaman alacağa benzer… Unutulmamalı ki; en uzun seyahat bile bir ilk adımla başlar.

 

17-18 Eylül tarihinde Diyarbakır’da gerçekleşen “Türkiye’de Kürdistan Konferansı” hakkında genel olarak neler söylemek istersiniz?

Türkiye’de Kürdistan Konferansı” kendi içinde kimi ilkleri barındıran ve bu açıdan çok anlamlı olan bir çabaydı. Birincisi ilk kez adına “Kürdistan” denen ve bu denli örgütlülüğü bünyesinde barındıran bir çabaya tanıklık etti ilgili kamuoyu. Daha önce Güneydoğu, Bölge veya Kürt Coğrafyası telaffuzları söz konusuydu. Bu konferansla “Kürdistan” adı, bir konferans marifetiyle telaffuz edilir oldu. Bir diğeri birbiriyle siyaseten pek de “barışık” olmayan Kürt siyasetleri bu konferans örgütlenmesi aracılığıyla bir araya gelmiş oldular. Ve bir üçüncüsü ise sadece Kürtler değil, etnik, dinsel ve mezhepsel gruplar, topluluklar ve cemaatler de kendilerini ifade ettiler. Bu açıdan konferansın yapılmış olmasını başarılı ve yararlı bulduğumu ifade etmeliyim.

İlk kez böylesine zengin siyasi, mesleki, etnik, inanç farklılıklarını içeren bir Konferans gerçekleştirildi. Konferans; Kürdistan’da, özelde Kürtlerde iç demokrasiye, sorumlu, ilerletici eleştiri kültürüne ne gibi katkılar sundu?

Saydığınız konferans katılımcıları iki gün boyunca düşüncelerini paylaştılar. Birbirlerinin “kırmızı çizgilerine” ve “hassasiyetlerine” bir iki sivri dilli çıkışı hariç tutmak kaydıyla, ziyadesiyle saygılı bir üslupla karşılaştığımı dile getirmeliyim. Bu tür olumlu davranış örnekleri gelecekte de demokrasi kültürümüze ve birbirimize tahammül felsefemize katkı sunar. Konferans katılımcılarının seçimi konusunda yeterince hassasiyet gösterilmediğini düşünmemle birlikte, bunu da kurumsal manada konferansın düzenlenme komitesince her gruba sayısal inisiyatif tanınma mantığına dayandırılma perspektifinden olsa gerek diye düşünüyorum. İlerdeki çabalarda daha seçici olmanın sonuca gitme açısından daha verimli olacağını bekliyorum.

Konferans, Kürdistan’da kalıcı ulusal demokratik birliğin yaratılması yönünde ne vaat ediyor?

Bu çabayı kanımca bir ilk adım olarak değerlendirmekte yarar var. Henüz herkes torbasında olan her bir şeyini paylaşmadı. Kimi konuşulacaklar var ki zaman alacağa benzer… Unutulmamalı ki; en uzun seyahat bile bir ilk adımla başlar.

Kürt/Kürdistan meselesinin çözümünde Konferans siyasal çıtayı yükseltti denilebilir mi? Nasıl?

Siyasal çıtayı yükseltmekten çok, aktörlerin önermelerini, kozlarını, değerlendirmelerini “muhatapların” ilgisine sundu demek kanımca daha doğru olur.

Konferans sonuç bildirisinde, “1915 yılında yapılan soykırımın acısını kendi yüreğinde hissetmektedir” deniliyor. Konferans; Ermeni, Süryani, Ezidi gibi gayrimüslimler konusunda kendi geçmişiyle yüzleşebildi mi?

Konferansın Kürtler dışındaki diğer halklar, etnisiteler, dinler ve cemaatlerden oluşan temsili katılımcılarına bakarak böylesine iddialı bir “Yüzleşme”den söz etmek çok üst düzeyde bir tespite cevaz vermek olur ki; bu haksızlık olur ve konferansa en azından bu haliyle çok anlam yüklemeğe dönüşür. Evet, bu manada sonuç bildirgesi de dâhil olmak üzere “soykırım” tespiti dâhil önemli belirlemeler yapıldı. Kanımca bunu yüzleşmeden çok cesurca bir ilk adım olarak düşünmek daha doğru…

Diyarbakır’ın sosyal-toplumsal yüzü hakkında neler söylemek istersiniz?

Diyarbakır, bugünlerde dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaşanan altüst oluşların tipik bir kopyası gibi! Birkaç yüzü var. Bir yanda süper lüks steril-korunaklı sitelerde süregelen yaşam standardı hayli yüksek bir “üst sınıf” burjuva karakterli yaşam. Öte yanda yoksulluğun dibe vurduğu ve sadece “günü kurtarmaya” amade yaşamlar. Diğer açıdan da yoksulluğun kimlikle örtüşen Kürt yüzü. Ve tabi bütün bu göstergelerin bir türlü çözümle buluşamayan ruh hali…

Diyarbakır’da dilencilik, fuhuş ve sokak çocukları gibi sosyal yaraların gittikçe ağırlaştığı söyleniyor. Neye bağlıyorsunuz?

Bir şehir doğal kodları üzerinden değil de yaşanan “kirli savaş” nedeniyle hızla nüfusunu üçe-beşe katlayarak “vahşice” büyürse, olacaklar budur. Yoksulluk, sokakta çalışan çocuklar ve devasa travmatik hal. Elbette “pansuman” manasında kimi “iyileştirici” toplum mühendislikleri “deva” olabilir. Ama aslolan ve kalıcı olan sorun olan her neyse onu kaynağında barış ve demokrasi kültürüyle harmanlayarak, içselleştirerek çözmek…

Diyarbakır’da; zengin ile fakirin, sömürenle sömürülenin, ekonomik-sosyal kopuşun, mekânsal boyutu da oluşuyor mu? Zenginlerin, egemenlerin mekânsal olarak kent içinde, kentçikleri oluşmaya başladı mı?

Elbette oluştu. Kentin yeni gelişen aksları üzerinde büyük ticari rantiye alanları doğdu. Diyarbakır artık ticari ve ekonomik alanda da bir metropol. Her metropol şehirde olduğu gibi Diyarbakır’ın da sınıfsal katmanları daha belirginleşmeye başladı. Bir yanda korkunç lüks içinde yaşayan bir kesim. Öte yanda sayıları yüz binlerle telaffuz edilen ve kimi sosyal yardımlar olmasa büyük trajedilere tanıklık edeceğimiz geleceği olmayan aç ve yoksul kesim. Aslında bu aynı zamanda bir sınıfsal konumlanmayı da beraberinde getiriyor. Ortada elbette bir Kürtlük var. Ama bu Kürtlük’ün içinde bir sınıf meselesi de var. Bunun sadece Diyarbakır’a has olmadığını da dillendirmek gerek. Yoksulluk artık Türkiye metropollerinde de Kürtlük’le birlikte, “Kürt Yoksulluğu” ile birlikte anılır olmaya başladı hem de epeydir…

30 yıldır savaş koşullarında yaşayan Kürdistanlılar, özelde de Diyarbakırlılar için savaş ve barış neyi ifade ediyor? Ulusal özgürlüğün çözümünde, barışçıl demokratik çözüm mümkün mü?

Dünyanın çok az ülkesi ve halkları vardır ki; Barış’ı bu denli acı çekerek ve içselleştirerek yürekten dile getirsin. Otuz senelik zaman dilimi içinde bu denli çok faili meçhul ve kayıplar yaşasın bir halk ve bu kadar çok, 30 bin dolayında ölüme tanıklık etsin! Ve hâla “Ben acılarımı içime gömmeye hazırım. Yeter ki barış olsun” desin. Devasa bir erdemlilik örneği, takdir edilmeli. Ve elbette Barış, elbette demokratik çözüm mümkün. İnadına Barış’ta her daim ısrar etmek gerek.

Diyarbakır, ulusal özgürlüğün çözümünde, Arap isyanından özelde de Tahrir meydanından ne/neler alabilir?

Hiçbir şey… Diyarbakır’la “Arap Baharı” dedikleri muammayı birbirine karıştırmamak gerek. Diyarbakır, kendi modelini yaratan “Alternatif Muhalif Metropol” bir şehirdir. Diyarbakır ezber bozan ve öğreten bir şehirdir…

Çok teşekkür ederim. Son olarak Newroz Gazetesi okuyucusuna mesajınız!

Gazetenize başarı ve okurlarınıza mutluluklar sağlıklar ve barış dolu günler dilerim.

ŞEYHMUS DİKEN KİMDİR?

Kürt kökenlidir. Şeyhmus Diken, 1954 yılında Diyarbakır'da doğdu. İlkokulu Mardinkapı Cumhuriyet İlkokulu’nda, ortaokulu Ziya Gökalp Lisesi’nde okudu. Ziya Gökalp Lisesi’nde başladığı liseyi Diyarbakır Lisesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset ve İdari Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. İçişleri Bakanlığı bünyesinde kısa süreli mülki amirlik memuriyeti 12 Eylül askeri darbesi ile son bulan Şeyhmus Diken, yaşamını Diyarbakır'da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde Başkan Danışmanı olarak sürdürdü.

Uzun yıllardır sivil toplum alanını kendine uğraş olarak seçti. Aktif bir sivil toplumcu olan Şeyhmus Diken çeşitli sivil toplum örgütlerinde gönüllü olarak yönetici, üye ve danışma kurulu üyesi kimlikleriyle çalıştı. Sivil Toplum alanının dışında Kent Kültürü, Kent Kimliği ile Yerel ve Sözlü Tarih ile ilgili eserler ortaya koydu.

Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) ile Kürt Yazarlar Derneği üyesi olan Şeyhmus Diken, Uluslararası PEN Kulübü Türkiye kolu olan Türkiye P.E.N. Yazarlar Derneği Diyarbakır Temsilciliğini yaptı.

Şiirsel metinlerinden oluşan Taşlar Şahit kitabından 13 şiiri Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles şehrinde yaşayan Ut sanatçısı Yervant Bostancı tarafından bestelenip Taşlar Şahit ismiyle müzik CD'si şeklinde ölümsüzleştirildi.

Diyarbekir Hikâyeleri Tiyatro oyunu İmgesel Düşler Tiyatro Topluluğu tarafından oyunlaştırılarak 2004 yılında Ağrı’dan Kızıltepe’ye kadar pek çok yerleşim yerinde sahnelendi. Diyarbekir Hikâyeleri, aynı yıl Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nun Orhan Asena Tiyatro Festivali ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür ve Sanat Festivalinde de sahnelendi. Bazı araştırmalara göre Birgün gazetesinin en çok okunan köşe yazarıdır.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006