Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

SOKAKLAR ISINIYOR/T.Atmaca
T.Atmaca

NEWROZ



 

17 Eylül’de ABD’de “Wall Street’i İşgal Et” hareketi olarak başlayan eylem dünyanın tüm sokaklarını, Amerika’dan Avrupa’ya, Latin Amerika’dan Asya’ya ve Okyanusya’ya kadar ısıtmaya devam ediyor.

“Wall Street’i İşgal Et” eylemcilerinin çağrısıyla 15 Ekim 2011 günü “Dünya Çapında Küresel Eylem Günü” olarak dünyanın her yerinde kitleler sokakları işgal etti.

Arap isyanları ile başlayan Avrupa’da “Öfkeliler” hareketi ile devam eden, Wall Street’te mali sermayenin kalbine sıçrayan isyan dünyanın her yerinde büyüyerek devam ediyor. 15 Ekim’de dünyanın beş kıtasında milyonlarca insan krize karşı öfkelerini sokaklara taşıdı. Hem Wall Street eylemcilerine destek hem de krizin faturasını ödemeyeceklerini haykırarak.

Bütün dünyada kitleler sokakları işgal ederken üzerinde yaşadığımız coğrafyadan bu çağrıya ve eyleme yeterince destek gelmedi. 15 Ekim’de bir grup insan İstanbul’da bir araya gelirken, İzmir’de de aralarında ÖSP ve DSİP’lilerin yer aldığı küçük bir grup eyleme destek amacıyla bir araya gelip bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.

Evet, 15 Ekim’de dünyanın 82 farklı ülkesinde ve 950 kentte kitleler binlerle, on binlerle sokakları işgal ederken üzerinde yaşadığımız bu coğrafya da sadece iki kentte ve cılız birer basın açıklamasıyla destek olundu. Bu durumun nedenine yazının ilerleyen bölümlerinde değinmeye çalışacağız.

Kapitalizmin krizi dünya çapında yeni bir eylem dalgasını tetikledi. Neden eylemin ABD’de daha önce değil de şimdi patlak verdiği ve benzeri nedenleri tartışmanın bir anlamı yok diye düşünüyorum. Ya da Arap isyanları, İspanya’da Öfkeliler hareketi, Şilili öğrencilerin eylemleri, Yunanistan’daki eylemler vb. bütün bunların da etkisi olmuş olabilir. Aslına bakılırsa fitili ateşleyenin ne olduğu o kadar da önemli değil. Sonuçta isyan ateşi yandı bir kere. Ya da Immanuel Wallersteın’ın dediği gibi “Wall Street işgal hareketi – henüz yalnızca bir hareket – aynı gelenekten geldiği selefi 1968 kalkışmasından bu yana ABD’de yaşanan en mühim politik hadise.” Bu yanıyla bakıldığında bile bir ayı aşkın süredir devam eden eylemin ne kadar önemli olduğu ve yapmış olduğu çağrı sonucu 15 Ekim’de bütün dünyada gerçekleştirilen eylemlerle ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır.

ABD’de eylemcilerin Wall Street’i hedef seçmelerinin nedeni ise bütün kötülüklerin kaynağı olarak görülmesidir. Çünkü “Wall Street ABD’de tüm kötülüklerin kaynağı ve sembolü olarak görülüyor. Wall Street, ekonominin finansallaşmasının bir temsilidir. Burada yatırımlar ve devlet kaynakları, çok üretken sektörlere zarar vererek ekonominin karakterini giderek değiştiren ve istihdamı, endüstriyi tahrip etmekte olan finans sermayesi tarafından kontrol edilir… Wall Street, ülkedeki büyük eşitsizliklerin temsilidir. New York’ta özellikle Manhattan’da, nüfusun yüzde 1’lik kesimi zenginliklerin yüzde 60’nı kontrol eder… Wall Street’e karşı duyulan öfkenin diğer bir nedeni… Wall Street, sahip olduğu yetkisi ve seçim kampanyalarını finanse etmesi yüzünden yolsuzluğun kaynağıdır. Büyük imtiyazlar ve devlet teşvikleri elde ediyorlar. Başka şeylerde var. Örneğin finans sektörü çok etkili, zira ilaç sektörünün hisselerini satın alıyorlar. Bugün aldığımız bir habere göre ilaç şirketleri, fiyatları kontrol altında tutulması ve kar oranlarının sınırlandırılması nedeniyle çok ihtiyaç duyulan ilaçları üretmiyorlar. Bu yüzden New York, Boston ve diğer şehirlerdeki büyük hastanelerde, talebe çözüm bulmak, arz eksikliğini gidermek için ilaçlar karneye bağlanmış durumda.”(James Petras) İşte bütün bunlara birde yaşanan ekonomik krizin etkileri ilave olunca göstericilerin neden Wall Street’i seçtikleri daha iyi anlaşılıyor.

15 Ekim’de dünyanın beş kıtasında gerçekleştirilen eylemlerin ortak sloganı “Bizler yüzde 99’uz”du. Çünkü dünyanın her yerinde yüzde 1’lik bir kesim mevcut ekonomik krizden etkilenmiyor. Çünkü zaten krizin faturası yüzde 99’luk kesime çıkarılıyor.

Bu coğrafya’dan eyleme neden yeterince destek gelmedi?

Önce bir tespit yapmak gerekiyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok. 2008’de ekonomik kriz patlak verdiğinde ve bütün dünyayı sarıp sarmaladığında mevcut hükümetin başbakanı Erdoğan “Kriz bizi teğet geçer” diyordu. Ardından “piyasa uzmanları” büyük bir ekonomik krizi daha atlatmış olmanın deyim yerindeyse hazzını yaşıyorlardı. Borsalar geride bıraktığımız yıllarda sürekli ve katlanarak yükseldi. Dibe vuran ekonomiler rekor düzeyde büyüdü. 2008 krizinde kendi verileriyle bile %14’e varan daralmalar yaşadı. Ve dünyanın en hızlı küçülen ekonomisi iken bu bir çırpıda unutulmuştu. Oysa 2011’in ilk döneminde %11 büyüyerek dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olması mevcut hükümetin ve sözde ekonomi uzmanlarının propaganda bombardımanı sayesinde akıllarda kalan tek veri oldu. Ama veriler gerçekten incelendiğinde asıl rakamlar bize ekonomik büyüklük ve kişi başına düşen gelirde 2010 yılının sonu itibariyle ancak 2008 krizi öncesi seviyelere gelebildiğini gösteriyor. 2011 yılı başında daha önceleri de yazdığımız gibi her ne kadar mevcut hükümetin başbakanı Erdoğan “bu kez kriz bizi teğet bile geçmeyecek” dese de görünen o ki buna Erdoğan dışında kimse inanmıyor. Hatta kendi hükümetinin diğer bakanları bile inanmıyor. Ve hepsi krizin kendilerini zor durumda bırakacağı endişesi içerisindeler. Öyle ki hükümetin bir diğer bakanı Ali Babacan “her ne kadar Türkiye ekonomisi çok sağlam olsa da Avrupa Birliği’nde yaşanacak büyük çaplı bir ekonomik krizin Türkiye’ye ciddi olumsuz etkileri olacak” diyerek yaşanacak bir krizin müsebbibi olarak Avrupa’yı gösteriyor. Yine krizin ilk günlerinde Erdoğan “krizi fırsata dönüştürmek”ten dem vurmuştu. Evet, krizi fırsata dönüştürenlerin kimler olduğunu hepimiz yaşayarak görüyoruz. Açıklanan rakamlara göre bugün Türkiye’de 2008 krizi öncesine göre çok daha fazla dolar milyarderi var. Ama aynı süreçte hem Türkiye’de hem dünyada ekonominin hiç büyümediği ve yerinde saydığı göz önünde bulundurulursa krizde kimlerin kaybettiği net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Kaybeden işçi, emekçi ve yoksul halklardır. Yani kaybeden tüm dünyayla birlikte bu coğrafyada yaşayan yüzde 99’dur. Sadece üzerinde yaşadığımız coğrafyada değil bütün yeryüzünde işsizliğin, yoksulluğun, açlığın, vb. artarak devam ettiği koşullarda krizi kimin “fırsata dönüştürdüğü” daha iyi görülüyor.

Mevcut hükümet ve burjuva medya üzerinde yaşadığımız coğrafyanın krizden etkilenmediğini her saat, her saniye propaganda etmeye devam ediyor. Ve bütün olumsuzlukları yaşayan kitleler ise bu duruma görünen o ki ikna olmuş durumda. O yüzden bütün dünyada yaşanan eylemlilikler onları ilgilendirmiyor.

Tabi bir de madalyonun diğer yüzü var. Bu coğrafya da onlarca yıldır devrimci, sosyalist ve komünist hareketler kitlelerle yeterince bir bağ kuramamışlardır. Ve bu süreç hala devam etmekte. Kendi dar grup çerçevelerinde dönüp durmaktalar. Bu anlamıyla da yapılan gelişen hiçbir eylemliliği beğenmemekteler. Çünkü onlar için devrim hedefi olmayan her eylem kapitalizme hizmet etmektir. Bu yüzden Wall Street’te ki eylemi ve onun çağrısıyla başlatılan eylemi “emperyalist-kapitalizmin keskinleşen çelişkilerinin üzerine gitmekten çok, sınıf çelişkilerini yumuşatmaya dönük bir itfaiyecilik” ya da “eylemcilerin net talepleri yok. Onların bütün derdi kapitalizmi iyileştirmek. Devrim diye bir dertleri yok. Bu nedenle eylemlerin o kadar da abartılacak yanı yok” diyebiliyorlar. Ve bu yüzden olsa gerek 15 Ekim çağrısına yanıt anlamında cılız da olsa gerçekleştirilen basın açıklamalarına katılmıyorlar.

Oysa en azından benim bilgi birikimime göre dünyanın hiçbir yerinde, ne Paris Komünü’nde, ne Ekim devriminde kitleler sokağa devrim yapacağız diye çıkmamışlardı. Bundan sonra da böyle olmayacağına inanıyorum. Kitleler her hangi bir nedenden dolayı sokağa çıkabilirler. O hep ağızlara pelesenk olan “öncü parti”nin görevi en azından benim bilebildiğim kadarıyla kitleler sokağa döküldüğünde onları iktidar hedefine yöneltmektir. Ve böylesi bir sürece gelene kadar hayatın her alanında örgütlenme çalışmasını yürütmek ve bu süreci hızlandırmaktır. Yoksa kitleler devrim yapacağız diye sokağa çıkmazlar/ çıkmamışlardır.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006