Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

BU BİR DEVRİMDİR HAŞMETLERİ ama…/Hasan FIRAT
Hasan FIRAT

NEWROZ

Wall Street finans merkezi, seçim kampanyalarında, diğer zamanlarda her iki kliği de satın alıyor. Son seçim kampanyasında Obama, Cumhuriyetçi rakibinden daha fazla dolar topladı.

 

1789 Fransız devriminde, Paris halkı silah deposu olarak kullanılan Bastille şatosunu basar, silahlanırlar. Gelişmelerden haberdar olan Kral 16. Louis, “ama, bu bir isyan” der. Sorunu anlayan, kavrama becerisi gösteren, krala danışmanlıkla kendisini addeden Liancourt Dükü, durumu “hayır haşmetmeap bu bir isyan değil, bir devrimdir.” olarak özetler.

Kapitalist sistem 3. büyük resesyon (durgunluk) dönemindedir. Olasılıkla, içinde bulunduğumuz 3. dönem resesyonu en az 10 yıl geciktirilerek yaşanacak bir süreç oldu. Dünya Sosyal Formu’nun 1999’da Seattle’de başlayıp, kapitalist merkezlerin metropol ve önemli kentlerine yayılan, dev küresel protestolar, burjuvazinin manipüle ve dayattığı üstün taktikle, bir şekliyle yenilgiye uğradı.

Merkez kapitalizmin ötelediği krizin imdadına, onlarca etken sayılsa da 11 Eylül 2001’de ABD topraklarında, ülkenin kapitalist merkezlerinden gerçekleştirilen şaibeli kanlı eylemler belirleyici oldu diyebiliriz. Taliban bahanesiyle Afganistan saldırganlığı, kitle imha silahları yalanıyla Irak’ın fiili işgali, ABD başta olmak üzere dünya finans sistemine, sistemlerinin onarımı, resesyonu ötelemek için 10 yıl gibi kocaman bir zaman kazandırdı. 10 yıl boyunca, kapitalist sistemin başlattığı savaşlar dizisi, yer kürenin ağır tahribatı dahil, dünya halklarına karşı korkunç ve etkileri ağır olan yıkıcılıkla son buldu, ki süreç devam ediyor.

Ne ki merkez kapitalist ABD dahil sürdürülen saldırganlık, halkları tahakkümünde tutma politikasından dolayı, savaş sanayi, silahlanma aşırı maliyetlere yükselirken, sosyal güvenlik ve sosyal programlardan büyük kesintiler yapıldı. ABD için cari açığın sürdürebilirliği tartışmaya başlandı. % 9.2 işsizlik, 100 milyon yoksul, finans krizi bahanesiyle, ipotek borçlarını ödeyememeleri nedeniyle konutlarını kaybeden, çadır kentler kuran, dahası kurabilen yüz binler, madalyanın diğer yüzüydü, şimdi göründüler.

Bastırılan, manipüle edilen süreçler, derinleşerek, 2008 yılında ağırlaşarak geri döndü. ABD’de mortgage kredileri, Avrupa Birliği’nde, ağırlıkla Europe bölgesini içine alan durgunluk, öncelikle, üretim dengesini tümüyle ABD ve Avrupa’ya ucuz emtia, ucuz işgücü planlaması üzerinde kuran Kuzey Afrika ülkelerini anaforuna kattı. Halkları üzerinde kanlı diktatörlük rejimlerini kuran, Arap ve Afrika egemenleri, yoksulluk girdabının büyümesiyle, sürdürebilirliğini nihayet tüketti. 2010 yılı son ayları, 2011 Ocak ayında başlayan, Tunus, Mısır devrimlerinin neden sonuç ilişkisini, küresel birleşik halka içindeki dönenceyle, bağlaşık ele aldığımızda, neyi anlatmak istediğimiz anlaşılır.

Dünya halkları, enternasyonal emek güçleri nezdinde, imparator ABD’nin kapitalist sisteminin, güneş batmayan Britanya, onun Avrupa yapışık ikizlerinin sistemlerinin çökebileceği görüldü. Mısır, Tunus, Arap gerici diktatörlerin, halkların gücü karşısında kıymeti harbiyelerinin ölçülebilirleri alameti farikadan ibaret olduğu anlaşıldı, yaşandı. Tahrir Meydan devrimleri, bir ileri iki geri sürekliliği içinde varlığını sürdürüyor. Akamete uğrasa da Libya, Yemen, Bahreyn, Cezayir, Suriye devrimci dalgası, aslıyla, kendi gücüyle mutlaka buluşacaklardır.

NEDEN WALL STREET?

İroni olanla başlayalım. Tahrir Meydanı’nda, Tunus’ta sokakları fethedenler, yönlerini batıya çevirdiler. Batı uygarlığı!.. Batı icatları olan internet, facebook üzerinden devrim yaptılar denildi. Batı’dan gelen, menşei batı olduğu iddia edilen insan hakları, evrensel hukuk normlarından feyz alındığı yazıldı, söylendi. Batının, batı oryantalizmin bir diğer yalan versiyonuyla parlatılan riyakarlıklar kısa ömürlü oldu. İspanya’da, Yunanistan’da, İtalya-Roma’da Avrupa’nın onlarca kentlerinde sokaklar Tahrir referansında buluştular.

ABD’nin, finans kapitalin can evinde, ana karargahında, Wall Streeet sokaklarını işgal edenler de kıblemiz Tahrir dediler. Tahrir Meydanı, artık salt, Kuzey Afrika’da bir meydan değil. Kapitalist merkezlere, onların gelişmiş, gelişmemiş ittifak bloklarına karşı, ayağa kalkmanın sembolü oldu.

Neden Wall Street? Mücadelenin birleşik güçleri bağlamında öne çıkıyor olmasının, hakikaten özel, öznel nedenleri var. İnsanlığı savaşlar, yer küremize barışık olmayan, saldığı kimsayal, sera gazları üretimleriyle olsun, hukuk ve sosyal formlarda geleceğimizi ipotek altına alan kararlar olsun, önce Wall Street finans merkezlerinin dukalıklarında geçiyor. Newyork BM binası, aslı yalan ve palavradan bir beton yığınıdır. Geleceğimizin hırsızlama planları Wall Street merkezlerinden karar altına alınıyor. Wall Street; kapitalizmin kabesi, kötülüklerin, yer küremize düşman, merkez kaledir.

Başka ülkeleri işgale giden ABD; Afganistan, Irak, Somali yağmacılığının faturasını bile açığa çıkarmakta becerisizlik gösterirken kendi evinde, ortalama ABD vatandaşlarına, sağlık, beslenme, eğitimden, kazanılmış haklardan bir eksilme yansıyacağı çok açık. Neoconlar açısından formül hazırdı: Ülke sınırlarında “güvensizlik “ kordonu oluşturdu. Kendi yurttaşlarına karşı, yeni bir Mccartycilik hortlatan ABD, paranoyanizmi yaygınlaştırdı. Ülkesi içinde geniş bir güvenlik ağının ağır maliyetinin kimlere fatura edileceğini sormak abesle iştigal sahasına girer.

2008 finans kriz sonuçlarının önce periferide, Tunus, Mısır, Kuzey Afrika’da patlak vermesi, kapitalizmin sürekli kriz üretmesiyle ilişkilendirmemiz gerekiyor. Cumhuriyetçi Bush’tan sonra görevi devralan Demokrat klikten Obama, yakın vade icraatlarıyla, Demokratlar, Cumhuriyetçiler bölünmesinin suni ve fuzuli olduğunu, aslında iki klik arasında bir fark olmadığını fazlasıyla ispatladı. Milyar dolarlar, trilyon dolarlar finans krizin pençesine aldığı, maaşları milyon dolar CEO’larla yönetilen batık bankalara, batık sigorta tröstlerine yatırıldı. Yangından ilk kurtarılacaklar sıralamasında, rantiye, borsa spekülatörleri öne çıktılar. Demokratlar, cumhuriyetçiler, baskıda, polis devletinde, kendi halkına karşı, halklara karşı savaşta, sömürüde birleştiler/birleşiyorlar.

Wall Street finans merkezi, seçim kampanyalarında, diğer zamanlarda her iki kliği de satın alıyor. Son seçim kampanyasında Obama, Cumhuriyetçi rakibinden daha fazla dolar topladı. İçeride, kendi evinde kendi halkına karşı, halklara karşı politikanın sponsorluğunu yapan, asalak ve rantiye sektörünü kurtarmak, dışarıda içine girdiği batağın faturası, sosyal harcama kalemlerinden, sağlıktaki, eğitimdeki eksilmeden çıkacağını ön görmek zor olmasa gerek.

“Wall Street’i İşgal Et” sloganı romantik, uçarı bir talep vesvesesi dışında algılanmaya çalışıldığında, resmin bütününü görmemiz kolaylaşır. Burjuva basın kartelleri, ya olguyu yok saydılar ya da magazine etmenin peşine düştüler. İdeolojik zihinlerde yer etmiş , “bükülmez” yel almaz, rüzgar dokunmaz finans merkezin kalesinde, itiraz, protesto, bu kez beyinlerde teslim alınamadı.

2008’de Waal Street bankalarını, finans sektörün borsa spekülatörlerini, sigorta tröstlerini kurtaran Obama’nın federal hükümeti akıllarda kendini unutturmuştu. Wall Street kurtarılınca, her şeyin süt liman olacağı hevesleri, şimdi kursaklarında kaldı. Kalifiyeli üniversite gençliğinin aşırı işsizliği, çalışma yaşamının yüksek risklerde seyreden güven sorunu, ya/ya da güvencesizliği, nihayetinde, referans aldığı Mısır, Tunus gibi, sömürücü rejimlerinin sürdürebilirliğini tartışmaya açtı, teşhir etti. Bankalarına muazzam, fahiş ve fuhuş karlar kazandıran sistemlerin aktif muhasebe kaydının, pasif milyonlar tarafı ayağa kalktı. Aslında, değerli içeriklerle beslenecek olan, bizim hanemize yazılacak olan bu cephedir.

Demokratlar kliniğinden Obama’ın bütün Cilalı İbo hallerine rağmen, icraatlarının demagojisi açığa çıktı. Zuccoti Park’ı mesken tutmuş gençler, işsizler, emekliler, 4 yılda gerçekleşen oy sandıklarının hile, hurdalarından, kendileri için bir değişim olmayacağını yaşanan pratiklerden öğrendiler.

ABD kapitalizminin, yasadışı, mafyacılık, gangsterlikte bile sınır tanımadan her yolla çürütmeye, çürümeye aldığı, zamanın efsane sendikası başta taşıma ve nakliyat işkolu olmak üzere, sistemle bütünleşmiş Elektrik, Metal, Öğretmenler, Hizmetliler, Hemşireler, sağlık iş kollarındaki sendikalar, daha da mücadelenin dışında kalamadıklarından dolayıdır ki mücadelenin bir parçası oldular.

Büyük protesto dalgası, krizin nedeni işçi sınıfı olmadığı halde, faturanın emek cephesine çıkarılmasının hesabını soruyor. Aşırı işsizlik, düşük ücret, kazanılmış hakların gaspının tahammül sınırı bitmiştir. Herkese bedava, eşit sağlık hakkı. Herkese kamusal, parasız eğitim hakkı ertelenemez talepler ön sıralaması içindedir. Zoccotti Park Komunal, kolektif bir yaşamın ön belirtilerini açığa çıkarıyor. Dayanışma, paylaşma, ortaklaşma geri dönüyor. Herkese açık kütüphane, herkesin her öğün yemek yiyebilmesi, sınırsız özgürlük içinde sorumluluğun nasıl yaşanacağına dair ipuçları sunuyor.

Hafta sonunda enternasyonal dayanışma zincirinde 952 metropol, büyük kentlerden yükselen mücadele dalgası, sorunu hükümet, hükümetin şu parti, bu parti olması dışında, kapitalizmin hastalıklı, sömürü mekanizmasının öne çıkıyor olması, mücadele edilmesi gerekenin sistemin kendisi olduğu, bu bağlamda kalıcı ve bağlayıcı olan anti-kapitalist bir çizgi olduğunda netleşiyor.

AMA…

Açıktır ki, burjuva iktisadın sefil kalemleri açısından, birkaç saatlik, birkaç günlük, saman alevi parıltısında söneceğini düşündüler. Muratları bu dilekler doğrultusunda. Muhalefet hareketlerinin, uluslar arası dolaşımı, enternasyonal dayanışması, onların taleplerinin yakıcılığı, burjuva iktisadın akademik külyutmazlarını daha da fena yakıyor olsa gerek. Oysa dev protesto dalgası, ABD, diğer birçok ülkede işçilerin, emekçilerin vergileriyle neden finans merkez kurtarıcılığı yapıldığını sorguluyor. Ciddi manada sistem sorgulaması yapılıyor. Kendiliğinden, spontane yanı ağır bassa da hareket tepeden tırnağa sınıfsal buluşmalarla kendini ortaya koyuyor. Tarafımızın yönelişi önemli, kimden yana, kime karşı çıkacağımız sorusunun cevabı turnusol olanı da açığa çıkaracaktır.

Eleştirel olmamızı gerektiren çok neden var. Üzerinde çalışılmış, ortaklaşmış program yokluğu ciddi bir handikap. Mücadelenin doğrultusu, mücadeleye hasredilen değerler toplamıyla, program yokluğunun üzerinde gelinebilir, aşılabilir olarak görmek gerekiyor. %99 biziz gibi amiyane tabirler kulağa hoş gelse de uzun vadede sorunlu olabilir. Çok dillendirilen, öne çıkması için ayrıca gayret gösterilen “orta direk” hedefi karatmaya, sisteme karşı çıkışta, kapitalizme muafiyet sağlama durumuna gelebilir.

Yine de kalınca altı çizilmesi gereken bir durum tespiti yapma görevi ve sorumluluğu paylaşma sosyalistlere düşüyor. Krizler süreklilik arz eder. Krizin derinleştirilmesi, sistemin krizlerinden, sisteme mezar kazıcılığı sübjektif bir iradeyi gerektiriyor. Hasılı durumda, kitlelerin örgütsüzlüğünün sorumlusu ya/ya da sorumsuzluğunun müsebbibi, kendimizden aransa gerektir. Tunus’tan başlayan, Wall Street’i sallayan hareket sınıf saikleriyle kendi mecrasında devam etmeye adaydır. Mücadele, bir üst seviyeye sıçramanın önemli potansiyelini bünyesinde barındırıyor. Ancak, düşman güçlerin katı, şiddet örgütleri, düşman cephesinin yıldırıcılıkta, baskılamada, uzun yıllara dayanan tecrübeleri, emek güçlerine dezavantaj olarak geri dönebilir.

Emek cephesinin ilk görevi, örgütlü olduğu her alanda, her ülke biriminde kapitalist krizin derinleşmesinin yol haritasına çalışmak olmalı. Bizim dostlarımız, burjuvazinin sefil iktisadıyla arasına mesafeyi koymalı. Görev; vahşi kapitalizme krizlerden çıkış reçeteleri yazmak olmaz, olmamalı. Kapitalizmin krizini derinleştirecek olan, sınıf mücadelesinin nirengisi olarak kavranmalı, biz buna çalışmalıyız. Yarın “bu bir devrimdir” belagati sürdürülecekse, “AMA…” söylem dilimizde mutlaka yasak görmeli.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006