Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

‘KUŞ TAŞA ÇARPAR MI’ HESABI!/S. Çiftyürek
S. Çiftyürek

NEWROZ

Türk devleti Suriye’ye dönük saldırının en önünde yer almaya hazırlanırken Kürdistan meselesinde mevcut statüsüzlüğün devamını esas alıyor.

 

1 - ABD, Saddam rejimini askeri işgalle devirmeyi hedeflediğinde asıl hedef İran idi. İran rejimi de Irak sonrası hedef tahtasında kendisinin bulunduğunu biliyor ve teyakkuz halindeydi. Irak Baas rejimi ABD tanklarıyla devrildi ancak hiç hesapta olmayan sonuçlara yol açtı. Öyle ki ABD, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olma sonucuyla yüzleşti. ABD’nin yanlış stratejisi sonucu İran açısından bir taşla iki kuş vurmanın da ötesinde tam anlamıyla kuş taşa çarpmıştı! Şöyle ki; birincisi, İran’ın bölgedeki en tehlikeli düşmanı olan Saddam rejimi, küresel düşmanı olan ABD tarafından yıkılmıştı. İkincisi, Irak’ta nüfusun çoğunluğunu oluşturan Şii Araplar iktidara gelmişti. Dolaysıyla ABD’nin askeri işgali altındaki yeni Irak iç siyasetinde ABD’den çok İran’ın eli güçlenmişti. Bu durum İran Mollalarının satranç dehasının sonucu değil, ABD siyasetinin, bölgedeki kurulu siyasi, dini güç denklemlerinin derinliklerinden yoksun davranışının bir sonucuydu.

2 – Hesap kapanmadı. ABD bu kez gerek Suriye, gerek füze kalkanı vb üzerinden yoluna devam etmek isterken, İran bölgede lehine olan mevcut güç dengelerini korumak dahası pekiştirmek istiyor.

Irak’ta olduğu gibi Suriye meselesinde de Kürtler yine sürecin bir bileşenini oluşturuyor. Bir nevi kambersiz düğün olmuyor, çünkü Kürtler bölgede özellikle de Türkiye’de siyasetin en dinamik kesimini oluşturuyorlar. Kürtler, statükoyu değiştirmek isteyenler için olduğu gibi savunanlar içinde siyasetin önemli bir unsurudur. ABD’nin son yıllarda bölgede izlediği ikili Kürt siyaseti değişmedi. Nasıl ki dün Irak’ta Saddam rejimine karşı Kürt “dostu”, Türkiye’de ise rejim yanlısı davrandıysa, bugün ise Suriye’de rejime karşı Kürt yanlısı, ama Türkiye’de ise yine rejim yanlısı davranışını sürdürüyor.

İsrail’in Kürtlere dönük siyasi ve askeri ilgisinde belli bir yoğunlaşma olduğu basına yansıyor. Örneği; “İsrail bu bölgede altı adet ‘insansız hava aracı (İHA) konuşlandırmak için Mesud Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi ile bir işbirliği anlaşmasına varmış bulunuyor. Buna göre dört İHA’nın Kerkük kuzeyindeki ‘Halidiye Hava Üssünde konuşlandırılma söz konusu idi diğer ikisinin de Musul hava alanında’… ‘Kürt bölgesine Heron haberleri’ İsrail ve Kürt yönetimi tarafından yalanlanmadı” diyen Kadri Gürsel devamla “Madem Türkiye İsrail’e soğuk savaş ilan etmiştir, o halde Türkiye’nin içine yuvarlandığı Kürt çıkmazındaki güvenliği de, İsrail’in KDP ile anlaşarak yarattığı ‘Heron durumu’nun tehdidi altındadır” diyor. (3-10-2011 Milliyet)

Bu tespit abartılıdır. İsrail kendi güvenliğini kendisi sağlayabiliyor olmasına rağmen, Türkiye’nin füze kalkanının konuşlanmasına “evet” demesi İsrail’in bölgesel güvenliğine dolaylı da olsa katkıda bulunması ve Suriye siyasetinde ABD’nin elini güçlendiren bir yönelim izlemesi gibi gelişmeler olunca, Gürsel’in tespitine ihtiyatlı bakılmalıdır. İsrail’in pozisyonunda Kürtlere yönelik belli bir değişme var ancak bu İsrail-Türkiye ilişkilerine bağlı olarak kırılgan bir özellik taşıyor. Türkiye ile ilişkilerini düzelttiği an İsrail eski pozisyonuna dönecektir ki bunun işaretleri de var!

3 - Kamışlı’da Kürt Gelecek Hareketi’nin sözcüsü Meşal Temo’nun katledilmesi, Kürt halkının daha dinamik Esad karşıtı muhalefete yöneleceğinin işaretlerini veriyor. Ya da Temo’nun katledilmesini gerçekleştirenler bu sonucu hedeflemiş olabilirler. Suriye Arap halkının başkaldırısından beri Kürtler “kaybeden taraftan olmamaya” özen göstererek temkinli davrandılar. Temo’nun katledilmesi Kürtlerin Esad rejimine karşı kitlesel başkaldırıya yönelmesini ciddi tetikliyor, tetikleyebilir. Böyle bir gelişme en başta Türk devletinin Suriye siyasetini etkileyecektir. Bugüne kadar Suriye Arap muhalefetini aktif desteklemekle kalmayıp bizzat organize eden Türk devleti, eğer Kürtler Araplarla birlikte muhalefette etkin yer alırlarsa bu durumda Türk devleti, Suriye siyasetini gözden geçirmekle yüz yüze kalabilir. Kalabilir çünkü Türk devleti, Suriye Arap muhalefetini aktif desteklerken hatta Batı ittifakı adına en önde işgal etmeye hazırlanırken esas amacı Kürtlerin statü kazanmalarını engellemekti. Fakat şimdi Temo’nun katledilmesiyle birlikte Kürtler tutum değiştirip Arap muhalefetiyle birlikte davranırlarsa, Esad sonrası siyasi sofrada da güçlü yer alacaklar demektir ki Türk devletinin istemediği de esas budur.

Temo’nun öldürülmesi, Kürtleri, Suriye Esad rejimine karşı taleplerini demokratik yollarla dile getirmeye ama Araplarla birlikte rejime karşı isyan etmemeye çağıran, dahası bölgedeki yeni saflaşmada Türkiye’ye karşı İran, Suriye ile ittifak arayışları olan PKK’nin de hesabına gelmez. PKK Suriye ile ittifak ararken, Suriye Kürtleri kitlesel olarak Esad rejimine başkaldırırlarsa bu durum PKK siyasetinin zeminini boşaltır!

İran ile ittifaka yönelirken bir değil on düşünülmeli, zira İran, Türkiye hele Suriye hiç değildir. İran ile geçici de olsa ittifak arayışları bile çok yönlü riskleri barındırır.

Türk devleti Suriye’ye dönük saldırının en önünde yer almaya hazırlanırken Kürdistan meselesinde mevcut statüsüzlüğün devamını esas alıyor. Son siyasal saflaşmada Türk devleti ile karşı eksende yer alsalar da İran ve Suriye’de başka gerekçelerin yanı sıra aynı gerekçeyle Kürdistan meselesinde aynı hedefe odaklanıyorlar. Türk devleti; “acaba bu kez de ben bir taşla iki kuş varabilir miyim” ya da “benim talihimin yaver gitmesiyle kuş gidip de taşa değer mi” hesabını yapıyor!

Türkiye rejimi bununla da yetinmiyor, başka açılardan da bir taşla iki kuş vurma peşinde çabalıyor! Irak başbakanı Maliki’nin; “Kandil PKK’nin değildir. Gerekirse Irak merkezi hükümeti operasyon yapar… Birliklerimizi Kuzeye göndermek PKK’yi ve PJAK’ı dışarı çıkarmanın en iyi yolu… Askerlerimizi ne zaman nasıl göndereceğimiz ise, askeri yeteneklerimize, durumumuza ve bölgede bir fırsat doğmasına bağlı” demişti kısa bir süre önce. Irak dışişleri bakanı Hoşyar Zebari’nin Türkiye’yi resmi ziyaretinde Davutoğlu ile görüşmesi sırasında Davutoğlu; Maliki’nin bu açıklamasına sahip çıkmış ve çözüm olarak Irak merkezi hükümetine önerdi!

Açıklama dikkatli okunursa Maliki, “Kuzeye” yani Federal Kürdistan’a Irak askerini göndermenin güçlüklerini sıralıyor ve bunun ancak “bölgede fırsat doğmasına bağlı” olduğunu belirtiyor! Türkiye fırsat var mı yok mu düşünmüyor bile o kendi rüyasını dile getiriyor; Irak askeri Güney Kürdistan’a girerse hem PKK sorunu “çözümlenecek” hem daha da önemlisi Irak merkezi askeri 20 yıl aradan sonra yeniden Kürdistan’a ayak başmış olacak!

Türk devletinin izlediği siyaset ve içerde ki Kürdistan ulusal demokratik potansiyeli nedeniyle her iki durumda bir taşla iki kuş vurmasının zemini yoktur dahası kuşun gidip taşa değmesini boşa bekliyor olacaktır! Ayrıntılar bir yana İran’dan farkı, Türk siyaseti kendisi olamıyor, bir biçimiyle ABD ve Batı siyasetinin bir parçası olmaktan kurtulamıyor.

4 - Bölgede siyaset zaten şiddet ile yüklüydü, şimdi Suriye üzerinden şiddet sarmalı daha da derinleşiyor. Gelişmeler hayra alamet değil! Üstelik bu gelişmeler küresel çapta derinleşen kapitalizmin krizine, küresel tepkilerinde yükselmeye başladığı bir evrede gerçekleşiyor. Türkiye üzerinden de bunu görmek mümkündür. “Sıfır Sorun”dan bir anda “dört yanım düşman” konumuna gelmek bunun en yakın örneği ki bu gelişme Türk rejiminin içerde daha fazla güvenlik düsturuyla daha fazla terörize olmasına yol açacaktır, açıyor da. KCK operasyonları adı altında siyaset kadrolarına yönelik yaygın tutuklama bunun bir göstergesi.

5 - Yayınlanan MİT-PKK görüşme tutanakları ve Öcalan ile yapılan görüşmelerde talepler konusunda önemli tabuların yıkıldığı, aşılmaz denilen eşiklerin aşıldığı görülmüşken çatışmalar neden yeniden alevlendi? Tahrik edici bir uygulama olarak Öcalan ile görüşmeler neden askıya alındı? “Çözüm” öncesi kozların bir kez daha paylaşılması mı?

Devlet ve hükümet açısından pazarlığa yeniden dönmeden önce örgütün kolunu kanadını “kırma” operasyonu mu? PKK’yi kitle dayanaklarından izole etme yönelimi mi? KCK operasyonu adı altında sivil siyaseti sindirme harekâtı mı? Ya da “önce silahlı ve diri güçlerini ezelim sonra kimi adımları atarız” yani “siz almadınız biz verdik” devlet algısını yerleştirme mi? Veyahut bunların toplamı mı?

PKK açısından kış ateşkesi öncesi eylemsel tırmanış mı? Bölgenin “uygun siyasal koşullarında devrimci halk savaşını” geliştirme adımları mı? Öcalan’a uygulanan tecride karşı tutum mu?

ABD ile Türk devleti arasında bölgeye dönük artan işbirliği, Türk devletini; hem Kürt ulusal demokratik güçlere dönük daha saldırgan bir siyaset izlemede cesaretlendiriyor hem de özel harekâtçıların Şırnak-Hakkâri hattı başta olmak üzere Kürdistan’da yeniden konuşlandırılması gibi bir dizi yönelimle bir kez daha silahla sonuç almaya niyetleniyor.

Devletin bu yönelime karşı, “devrimci halk savaşı” stratejisinin uygulaması çözüme katkı sunmayacaktır, sunmadığı da çok geçmeden karar vericileri tarafından da görüldü zaten.

Devrimci halk savaşı stratejisini uygulamaya yönelirken: Birincisi, Arap isyanlarının yarattığı siyasal iklimi Kürdistan koşullarına tahvil etmek; İkincisi, Suriye meselesi üzerinden Türkiye ile İran-Suriye’nin karşı saflarda yer almasının manevra alanının “genişlettiği” ve bölgede “yeni ittifak zeminlerini yaratacağı” algısı ve üçüncüsü, Irak’ta Saddam rejimi sonrası oluşan benzeri bir ortama göz dikmek etkili olduğu görülüyor!

Bu tespitlerden hareketle güçlü bir sivil itaatsizlik mücadele stratejisi üretilebilinirdi ama devrimci halk savaşı strateji değil. Mevcut haliyle ve bölge koşullarında silah, Kuzey’deki siyaset üzerinde yük olmaya başladı. Açıkça seslendirilmese de Kandil’de “devrimci halk savaşını” başlatanlarda, stratejinin yanlışlığını dolaylı olarak kabul ediyor ve geri dönmenin yollarını arıyorlar. Aysel Tuğluk’un “Kandil/örgüt de buna hazır” dediği şu önerileri zaten bunu çıplak sergiler: “1) Geri çekilmeye karşı Öcalan’a ev hapsi; 2) Anayasal çözüm, toplumsal barış yasası-siyasi af karşılığında ise silahsızlanma” diye önermesini başka türlü yorumlamak mümkün değil. Tuğluk’un önerisi girilen kış mevsimi ile birlikte düşünüldüğünde önemlidir zira Kandil’inde süreci sorgulama değerlendirme imkânı verecektir.

Bir plan ya da projeye başlamadan bitişlerin sıkça yaşandığı bir coğrafyadayız. Mısır Tahrir meydanından da alınan ilhamla gerçekleştirilen sivil itaatsizlik eylemleri sırasında Ahmet Türk; “panzerler bizi ezseler dahi hiçbir eyleme karşılık vermeyeceğiz”, Öcalan’ın “devletle anlaştım devrimci halk savaşına gerek kalmadı” denilmesinin üzerinden çok geçmeden her iki alanda da pratikte farklı yönelimler oldu. Sivil itaatsizlik ne zaman başladı ve bitti bu belirsiz bir hal aldı. Devrimci halk savaşı stratejisi ne zaman yürürlüğe konuldu? Yapılanlar devrimci halk savaşı stratejisinin yürürlüğe konulması mı yoksa Öcalan’ın üzerindeki tecritte karşı tepkiyi içeren eylemler mi? Buda belirsizleşti!

Sıkça belirttik, PKK’ye silah bırak demek yerine silahın kullanımını gereksizleştirecek siyasetin geliştirilmesine odaklanmalıdır. Türkiye’de Kürdistan Konferansı ve sonuç bildirisi bu açıdan ufuk açıcıdır.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006