Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

7. YÜZYILDAN 1514’E KADAR KÜRTLER VE KÜRDİSTAN-2/Hasan Şahingöz
Hasan Şahingöz

NEWROZ



 

11. yüzyıldan itibaren Selçuklular güçlerini kaybetmeye başlarlar. İmparatorluk atabeylik ve sultanlıklara ayrılır. Ancak, Kürtler yine gülen, kendi topraklarında egemen taraf olamayacaktır. Zira, Musul’a yerleşen Atabey Hanedanı Zengiler (1127-1222), İmadeddin Zengi (1127-1146) önderliğinde, Humaydi Aşireti’nin topraklarına bir çok kez saldırılar düzenleyecek ve Bohtan-Su’nun sol kıyısındaki Tanz’ı ve Humeydiler’in el-akr ve Şuş kalelerini ele geçireceklerdir.

Kürtler, Selçuklular ve Zengiler’e karşı her zaman olduğu gibi, kendi iç bağımsızlıklarını koruma tutumlarını sürdürmeye çalışırlar. Fakat Zengileri durdurmayı başaramazlar. Hakyari Aşireti, bütün kalelerini kaybeder. Yeniden inşa ettirilen Celep kalesine İmadeddin Zengi’nin onuruna İmadiye (Amediye) adı verilir.

1139 Şarezor’u ele geçirir Zengiler. Humaydi Aşireti ile birlik olup, kendilerine karşı direniş hareketi başlatan Hakyari Aşireti’ne yönelik bir cezalandırma seferi sırasında Şabani kalesini zapdederler.

Kürtler ancak 1169 Selahaddin Eyyübi’nin iktidara gelmesi ile rahat bir nefes alacaklardır. Çünkü, Selahaddin Eyyübi’den çekinen Zengiler, Kürtlere yönelik saldırılarına son vereceklerdir. Dahası Zengiler, 1185’ten sonra, gücü ile baş edemedikleri Selahaddin Eyyübi’nin egemenliği altına girerler. Kürtler adına yaşanan bu olumlu gelişmeler, Selahaddin Eyyübi’nin ölümü ile (1193) sona erer. Selahaddin Eyyübi’nin ölümünü fırsat bilen zenginler, yeniden harekete geçerler. Merkezi iktidarlarını güçlendirip 13. yüzyılın başlarında Hufmaydi Aşireti’nin kalelerini zapt ederler; Amadiye’yi, Hakyari ve Zaryan Aşiretleri’nin kalelerini yeniden ele geçirirler.

***

Derken bu kez Moğol saldırıları baş gösterir. Moğollar ilkin Harzemşah’a saldırırlar (1219). Harzemşahların önderi Celaleddin’in ölümü üzerine, onun örgütlediği direniş de (1220-1291) son bulur. Direnişin son bulması Moğol ordusunun işini kolaylaştırıp, Kürdistan’a yönelik saldırılarını sıklaştırmasına yol açar. Direnişi kırmalarının hemen ardından, Şarezor, Diyarbekir ve Ahlat eyaletlerine giren Moğollar, taş üstünde taş bırakmazlar.

Moğol saldırılarını engelleyemeyen Kürtler, kıyımdan kurtulabilmek için, dağlara çekilirler. Başka da şansları yoktur. Çünkü Moğollar, istila ettikleri Kürdistan topraklarında çok acımasız ve kıyıcı davranırlar. 1258’de Bağdat’a sefer düzenleyen Moğol önderi Hulogu, sefer sırasında, Kirmanşah’ı yerle bir eder. 1259’da Hakyari’de katliam yapar. Cezire, Diyarbekir, Meyafarkin istila edilir.

Moğolların istila ve saldırıları Timur (1370-1405) döneminde de devam edecektir.

***

“Atlar tepişir, çimenler ezilir” sözünü doğrularcasına Kürdistan her zaman için büyük güçlerin çarpışmalarına sahne olacak, ezilen, kıyım ve katliamlardan geçirilen, göçten göçe zorlananlar ise hep Kürtler olacaktır.

İstilacılar birbirini kovacak, bir istilacının yerini bir başkası alacak, Kürdistan ve Kürtler her zaman baskı ve zulüm altında kalacaktır.

Moğol istilasının ardından bu kez Akkoyunlular ile Karakoyunlular çıkacaktır tarih sahnesine… Akkoyunlular ile Karakoyunlular, Moğolların, Kürdistan’daki egemenliklerine son verdiği Selçuklulardan kalan aşiretlerin konfederasyonları olarak ortaya çıkacaktır. Akkoyunlular (1378-1508), Timur’a boyun eğip egemenliğini tanırken, merkezleri Tebriz olan Karakoyunlular (1380-1468), tam tersine, Timur’a karşı direnmeyi seçerler. Bu karşıt tutum, Akkoyunlularla, Karakoyunluların, Kürtlere karşı tutumlarında da belirleyici olacaktır.

Timur karşısında yenilgiye uğrayıp Mısır’a kaçmak zorunda kalan Karakoyunluların önderi Kara Yusuf, Timur’un ölümü üzerine geri döndüğünde, Bitlis Emiri ile Ruzekilerin yanına sığınır. Bir süre sonra, Kürtlerle, Kara Yusuf (Karakoyunlular) arasında akrabalık ilişkileri başlar. Bundan sonra da Kürtlerle, Karakoyunlular arasında güçlü dayanışma bağları kurulur. Taraflar birbirlerine her türlü desteği verirler.

Kürtlerin, Akkoyunlular ile olan ilişkisi ise, Karakoyunlular ile olan ilişkilerinin tam tersi bir şekil alır. Ankara Savaşı’nda, Timur’un saflarında, Osmanlı’ya karşı savaşmalarının karşılığı olarak Diyarbekir’e sahip olan Akkoyunlular, özellikle Uzun Hasan döneminde (1453-1478) Karakoyunluların olduğu kadar, etkili Kürt aşiretlerinin de yok edilmesine yönelik bir politika izlerler.

Şu ana kadar da görüldüğü üzere, güç odaklarının ve halklar arası olan ilişkilerde, aynı etnik kökenden gelmenin, aynı dili konuşmanın, aynı dinden olmanın pek hatta hiçbir önemi yoktur. Nasıl ki, ikisi de Türkmen olan Akkoyunlular ile Karakoyunlular birbirlerine can düşmanı kesilebiliyorlarsa, aynı şekilde, bu tarihe kadar olduğu gibi, bundan sonraki tarihlerde de Kürtler birbirlerine düşman kesilebileceklerdir.

Evet “kan kardeşliği”nin, “dil, din kardeşliği”nin, aşiretler, halklar, ülkeler arası ilişkilerde bir önemi, bir belirleyiciliği yoktur. Nitekim Akkoyunluların önderi Uzun Hasan, “kan, dil, din kardeşleri” olan Karakoyunluların ordusunu, 1467 yılında bozguna uğratır. Kürdistan topraklarının büyük bir kısmını işgal eder. İran’ın büyük bir bölümünü ele geçirir. Cezire, Bitlis ve Hakyari başta olmak üzere, diğer Kürt eyaletleri Akkoyunluların atadığı valilerce yönetilmeye başlanır. Ama tabii, Arapların, Büveyhilerin, Selçukluların, Zengilerin, Moğolların egemenliği gibi, Akkoyunluların, Kürdistan’daki egemenliği de kalıcı olmayacaktır. Türk-Müslüman Osmanlı’ya karşı Hristiyan Venediklilerle işbirliği yapan Türk-Müslüman Akkoyunlular, 1473’te Otlukbeli’de, Osmanlı ordusu karşısında ağır bir yenilgi alacak, bu yenilginin ardından bir daha kendine gelemeyecek ve tarih sahnesinden silinip gideceklerdir.

-devam edecek-

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006