Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

ORTADOĞU GİRDABINDA KÜRTLER/Abu Şehmuz Demir
Abu Şehmuz Demir

NEWROZ



 

Ortadoğu siyasetinde hamurlar yeniden yoğruluyor. Yoğrulan bu entrika siyasetinde coğrafyanın kadim halklarından Kürt halkına karşı başta bölge devletleri olmak üzere, uluslar arası çapta entrikaların stratejileri çizilmek isteniyor. Çizilen stratejilerde eğer bölge devletlerinin güçleri yeterse, Kürt halkının halklıktan ve bir millet olmaktan doğan haklarını imha ve yok etmeye çalışıyorlar. Bu meyanda da Kürtleri egemenliği altında tutan ve o halka zulüm etmekten geri durmayan bölge gerici devletlerinden İran ve Türkiye Temmuz 2011’den bu yana içerde yaptıkları zulmün yanı sıra, Kürdistan’ın köy ve beldelerini bombalayarak, Kürtlerin özgürlük mücadelesini ve birliğini ortadan kaldırmak ve yok etmeye çalışıyorlar. Kürt halkına yönelik bu imha ve yok etme saldırılarının yanı sıra, bölgenin gerici devletleri Kürtleri içte sindirebilmek için tutuklamalar, suikastlar, linç ve idamları sürdürmekteler. Bu meyanda da Arap başkaldırısının başlamasından bu yana Suriye’de olası bir rejim değişikliği ile beraber Kürtlere yeni bir fırsat doğmaması için bölgede çok yönlü baskılar devam ediyor. Devam eden bu baskıların yanı sıra, Kürt siyasetçisi Meşal Temo’ya yönelik halen kim ve kimler tarafından yapıldığı aydınlatılmamış olan suikast ile bölge devletleri Kürtleri tehlikeli bir süreç içine çekmeye çalışmaktalar.

Bölge devletleri Kürtleri tehlikeli bir süreç içerisine çekmeye çalışıyorlar ve Ortadoğu siyaset pistinde güçler ve çıkarlar çatışması birçok yönlü devam ediyor. Devam eden bu güçler çatışmasında özellikle Kürt halkı birçok veriye dikkat etmesi gerekiyor. Yani “Devlet eşek de olsa binme” deyimi akıllardan çıkarılmamalı.

Bir taraftan İran diğer taraftan Türkiye Kürtlere karşı topyekûn saldırıya geçerek, savunmasız halka karşı savaşı derinleştirmekteler. Derinleştirilen bu savaşın bir ayağını oluşturan İran, sürdürdüğü bombardımanlarla kara harekatının içerisinden çıkamayacağını, Türkiye ve ABD’nin oyununa geldiğini anlamış olmalı ki Kürdistan’a yönelik saldırılarını durdurduğunu açıkladı. Bu durumda Kürlere yönelik oluşturdukları ortak stratejik işbirliğinin kimi yönlerinde şuan kendi aralarındaki çıkarların ters işlemesiyle bozulmuş ve nahoş görünse de bu konu böyle devam edecek demek değildir. Söz konusu Kürtler olunca, Kürtleri egemenliği altında tutan bölgenin gerici devletleri salt Kürt eksenli ortaklıkları ve işbirlikleri bir bütünlük içerisinde hareket etmektedir.

Silvan olayından bu yana Türkiye devletinin, Kandil’e yönelik sürdürdüğü hava harekatı halen devam ediyor. Devam eden bu bombardımanların yanı sıra, Kürt halkından Kandil’deki köylerini boşaltmalarını isteyerek, karadan askeri operasyon yapacaklarını söylüyorlar. Türkiye böyle bir hakkı nasıl talep eder! Oysa aynı Türkiye bugüne kadar otuzu aşkın sınır ötesi operasyon ile Kürt halkına yönelik denemediği hiçbir yöntem, metot bırakmadı. Son otuz yıldır denediği yöntemleri tekrar etmek istiyor.

Ankara ile Bağdat arasında görünürde olan devletsel ilişkilerin temeline gelirsek: Türkiye’nin Irak’ta devletsel güç edinebilmesi ve ilişkilerini sürdürebilmesinin yolu ancak ve ancak kendi Kürt sorununu çözmesinden geçmektedir. Yani Bağdat’ta Türkiye’ye yakın kimi ilişkiler görünür de olsa, Türkiye’nin tekrardan bölgede Osmanlı misali yeni bir hakim güç olmasını ne Araplar ne de İranlılar ister. Türkiye’nin bu yayılmacı siyasetini sadece Araplar ve İranlılar değil Kürtler ve Batılı güçler de istememektedir. Türkiye bu siyasetinde ısrarcı davranmaya devam ederse ileride başı çok ağrıyacak gibi gözüküyor.

Sonuç olarak, Doğu Akdeniz’de mavi Marmara gemisine yapılan saldırıda hayatını kaybedenler için kızıl kıyamet koparıp, İsrail’in özür dilemesini bekleyen Türkiye, “bu ülkede biz kardeşiz” dediği ve savaş uçaklarıyla katlettikleri Kürt insanından neden özür dilemiyorlar. Bu ikiyüzlülüktür. Türkiye, İsrail’den özür dilemeyi bekleye dursun, İsrail siyasetini yakından tanıyan biri olarak tekrar yazıyorum bu özür asla gelmeyecektir.

Her iki devlette utanmadan bütün dünyanın gözünün içine bakarak yalan, demagojik sözlerle mazluma sahiplenen sözleri söylemekten geri durmuyorlar. Oysa mazluma sahip çıkmak, bir diğer mazlumu ezmek ve yok etmek demek değildir. Yani zulüm altında bulunan coğrafyanın diğer bir kadim halkı olan Filistin halkına sahiplenen ikiyüzlü ve sahtekâr siyasetinden söz ediyoruz. Her iki devletin en üst düzey yetkilileri ve basın yayın organları her gün İsrail’in Lübnan ve Filistin’e yönelik saldırısını, tacizini ve terörünü işlerler. Bununla da bölgede ve dünyada haksızlığa karşı olduklarını ve mazlumun hakkaniyetini savunurlar. Aynı devletler Kürt halkına yönelik sürdürdüğü imha ve terör hareketi ile çokça sözünü ettikleri mazlumu savunma pozisyonu İsrail’in saldırgan pozisyonunun aynısıdır. Öyle ki, Türkiye başbakanı “kadın da olsa çocuk da olsa gerekeni yaparız” mantığıyla bir ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Normal olan bir başbakan böyle gayri-ihtiyari intikamcı ve ırkçı sözler söylemez. Bu da gösteriyor ki, bu hükümetin de diğer hükümetlerde olduğu gibi Kürt sorununun çözümünden uzak olduğu ortada. Yani alavere dalavere Kürt Memet nöbete misali Kürt demokratik özgürlük hareketini güdükleştirmek ve Kürtsüz bir siyaset ortamı istiyor. Ancak diğer hükümetlerin yanıldığı gibi AKP hükümeti de bu konuda yanılmaktadır. Zulüm ne kadar artarsa artsın, bilinçlenmiş ve kurumlaşmış Kürt halkı gelinen aşamada elde ettiği mevzileri hırlamalar ve gürlemeler karşısında terk edecek değildir.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006