Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Emir Bedirhan’ın Cizre-Bothan Direnişini Doğru Okumak -4/Sait ÇETİNOĞLU
Sait ÇETİNOĞLU

NEWROZ



 

Bedirhan Hareketi sonrası evirilen yapı, direnişler ve Şeyh Ubeydullah Hareketi

Bu bölümde Nizip yenilgisinden sonra ortaya çıkan Bedirhan direnişinde olduğu gibi, Osmanlı’nın bir başka yenilgi sonrası ortaya çıkan Şeyh Ubeydullah Hareketi’ne odaklanacağız.

Ancak Şeyh Ubeydullah Hareketi’nden önce Kırım Savaşı sırasında Kürdistan’da meydana gelen bir harekete kısa da olsa değinmekte fayda vardır.1

Bu harekete değinen çeşitli araştırmacılar Yezdanşer /İzzeddin Şer2 Hareketi’nin Kürdistan’daki ilk halk hareketi olduğunda birleşirler. Bunu da Kürdistan’ın ikinci kez fethine karşı halkın tepkisinin dışavurumu olarak niteleyebiliriz.

Hareketin başında Osmanlıların, amcası Bedirhan Bey’e ihanette ikna ettikleri Bohtan Beyi Yezdanşer bulunmaktadır. Vaad edildiği gibi Kürdistan’a genel vali yerine mütesellim olarak tayin edilen Yezdanşer hayal kırıklığı içinde İstanbul'dan ülkesine dönmüştür. Bunu kendisine ihanet olarak niteleyen Yezdanşer isyanla karşılık vermek ister. Yezdanşer, Kürdistan'da yeni ittifaklar kurduktan sonra, 1854 yılında ayaklanmayı başlatır. Harekete Hakkari'den başlayan Yezdanşer’in ayaklanması şaşırtıcı biçimde büyür. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bundan, Fethin halkın sırtına yüklediği külfetlerin etkisinin, halkın huzursuzluğunun büyük olduğunu çıkarabiliriz. Yezdanşer Bohtan'ı ve Musul'u işgal ederek Bağdat kapılarına kadar dayanır. Bitlis ve Van'ın işgali sırasında çok kan dökülür. Yezdanşer, Osmanlı asker ve görevlilerine çok kayıp verdirir. Harekete Ezidi Kürtleri'nin yanı sıra Ermeniler, Süryaniler, bölge Rumları da Kürtlerin yanında yer alırlar.3 Bu durum fethin bir milliyet ve din ayrımı yapmadan halk üzerindeki baskısını ve halkın fethe karşı tepkisini doğrulamaktadır. Hareket 1855 yılında Kürdistan'ın tamamına yakın bölgelerine yayılır. Kürtler, güneyden yayılarak Erzurum ve Van üzerine yürürler. Fakat silah kıtlığı çekiyor, askeri güç olarak da yetersiz kalıyorlardı. Yezdanşer, bu sırada Rusya'ya haber göndererek birleşme ve yardımlaşma istediyse de bir cevap alamaz. Bundan sonra Osmanlı hükümeti ve Yezdanşer arasında görüşmelerde, kendisine arabulucu rolü verilen İngiliz konsolosunun ustaca bir tertibi ile Yezdanşer görüşmede tutuklanıp İstanbul'a götürülür. Bundan sonra da hareket başsız kalarak dağılır ve bu halk hareketi başarısız kalır.4 Bohtan Emirliği birliği Yezdanşer’in de sürgün edilmesiyle dağılır.

Yezdanşer direnişi esnasında sürgünde bulunan Man Mahmud ve Bedirhan Beylerin sıkı muhafaza edilmelerine özel bir gayret gösterilmiştir. “Kürdistan Valisi ve Anadolu Ordusu Müşirleri iki mirin firar edip memleketlerine dönmemeleri için her türlü tedbirin alınmasını istemişlerdir. Dersaadet 14 M 1271 (24.09.1854) tarihli emirname ile Kürdistan'daki gelişmelerden dolayı Girit ve Silistre Valilerinden olası firarlara karşı sürgündeki mirler üzerindeki güvenlik tedbirlerinin arttırılmasını istemiştir. Emirnameyi alan valiler gerek Han Mahmud gerek Bedirhan Bey'e karşı her türlü önlemin alındığını Dersaadete bildirmişlerdir.”5

Kürdistan’da mirlerin yenilgisi ve emirliklerin dağıtılmasıyla birlikte, Osmanlı merkezi idaresinin yanında yeni bir iktidar odağı yükselir: Şeyhler. Bu, 1848 sonrası Kürdistan’da yeni bir dönemi işaret eder. Kürdistan şeyhler ve aşiret reislerine kalmıştır.

Naci Kutlay Kürt şeyhleri ve daha önemsiz aşiret reislerinin sahne alışını Kürtlerin kaybettiği ve sultanın karşısında her şeye razı Kürt yöneticilerinin ortaya çıktığı bir sürece evirildiğine işaret eder:

19. yüzyılın ikinci yarısında, yani Kürt Mirlikleri'nin ortadan kaldırılmasından sonra, yerini, daha önemsiz aşiret reisleri ve şeyhlerin alışında, gelinen bu yeni dönemde, sosyal yaşam ve Kürt istemlerinde büyük değişiklikler oldu. Kürt Mirleri'nin geleneksel bir konumları vardı. Komşu beylere ve Osmanlı Devleti'ne karşı nasıl bir tavır alacakları biliniyordu. En Önemlisi, bunların geniş yarı bağımsızlığa sahip oluşlarıydı. Oysa gelinen yeni dönemde, bu yeni küçük "ağa" ve "bey"ler güçsüzdüler ve devlete bağımlılıktan başka dayanakları yoktu. Ancak dini önderler, "1858 Arazi Kararnamesi"nden sonra elde ettikleri geniş topraklar ve göçen Ermenilerin el koydukları taşınır ve taşınmaz malları, onları bölgenin en nüfuzluları yapmıştı. Sultan'ın Panislamist görüşleri, bunların politik konumlarının güçlenmesine yardım ediyordu. Şimdi Kürdistan'da, eski mirlerin yerine, Sultana bağlı yeni Kürt yöneticileri vardı. Giderek, İslamlık daha çok öne çıktı. İmparatorluğun doğusundaki gayri Müslimlerin aleyhine ve Sultan'ın yararına olan bir sonuçtu bu...6

Bu yeni durum bölge halkları için ayrı bir yıkım anlamına gelmektedir. “Kürt şeyhleri ve aşiret reisleri artık eskisi gibi takip edilmediklerinden hayat Ermeniler için daha da çekilmez bir hale geliyordu. Kürt aşiretleri 1847 ve 1854 olaylarında kendilerine vurulan darbelerden uyanmışlardı. Diğer taraftan büyük Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılması ve güçlü bir Osmanlı ordusunun Kürdistan'daki varlığı, Kürtler'in bağımsızlık ve egemenlik isteklerini ertelettiriyor ve bunun yerini bir nevi kadere boyun eğiş alıyordu. Kürtler kendi dar yöresel hâkimiyetleri ile yetiniyor ve talana, soygunculuğa, iç kavgalara devam ediyorlardı. Milli birlik bilinci ise büsbütün unutuluyordu7 … Kürtler… Ermeniler'e karşı öyle bir sömürü siyasetine başladılar ki, bu baskı 1848'de öncekini aratacak güçlülükteydi.”8

Bu dönüşümün Bölgenin otokton halklar üzerindeki yıkıcı etkisi başka bir yazının konusu olmakla birlikte burada kısaca değinip geçelim:

“Daha önceleri Ermeniler'in yerleşik olduğu bütün Ermeni bölgesi herhangi bir büyük Kürt beyinin idaresi altındaydı ve bundan dolayı Ermeniler diğer aşiretlerin baskısından korunuyorlardı. Kürt beyleri Ermenileri sömürüyor ve bu sömürü babadan oğula berdevam ediyordu. Halbuki bu yeni koşullarda Ermeniler Osmanlı idaresine bağlı ve onlara vergi veren bir duruma geçince, Kürtler Ermeniler'i Osmanlı'ya bağlı, sömürülmesi olağan fakat şimdi başkasına tabi olan bir kitle olarak görmeye başladılar.”9 Artık Ermeniler Batı Ermenistan’da artan bir güvensizlik ortamında yaşamaktadırlar.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı, Bedirhanilere yeni bir fırsat sunar. Ancak Kürdistan’daki Şeyhlere sahne verildiği bu dönemde bu fırsat geçici bir durumdur. Osmanlı, 1877-78 Osmanlı- Rus Savaşı'nı kaybedince, doğal olarak savaşın cereyan ettiği Batı Ermenistan’daki/Kürdistan'daki egemenliği de sarsıntı geçirir. Bunun sonucu olacak, Bedirhan Bey ailesinden Osman ve Hüseyin Bey'ler, Cizre'de baş kaldırdılar. Başlangıçta, kısmi başarıları oldu, ama kısa sürede kaybettiler. Erzurum'daki Rusya Konsolosu General Obrmiller'e göre, Osman ve Hüseyin Bey'ler, Sultan 2. Mahmut ve Sultan Abdülmecit döneminde dedeleri Bedirhan Bey'in kaybettiği yarı bağımsız Mirliği geri getirmek istiyorlardı.10

Savaş sonrasındaki bu geçici sarsıntı sırasında İkinci kuşak Bedirhanilerin sahneye çıkarak Emirliği canlandırmaya çalışmaları, Osmanlı’nın sarsıntısı geçici olduğu gibi Bohtan Emirliğinin toparlanması da kısa ve geçici bir dönem olur. Ayrıca Bedirhaniler bu fırsatı da Osmanlı sayesinde ve Osmanlı’ya hizmetin sonucunda yakalamışlardır. Ancak fırsatı lehlerine çevirmeye ne kendi güçleri vardır ne de reel-politik bu fırsatı gerçekleştirmeye müsaittir. “Savaş sırasında Bedir Han'ın oğulları Osman ve Hüseyin, paşa unvanı alarak komutanlığa getirilmişlerdi. Komuta ettikleri birlikler de, anlaşılan ağırlıkla Kürtlerden oluşmaktaydı. Osmanlı yenilgisinin ardından, Kürt askerleriyle birlikte Botan'a dönen iki kardeş, emirliği yeniden kurmaya girişti. Yaşça daha büyük olan Osman Paşa, kendini mir ilan etti. Aşiretlerin çoğu, onu coşkuyla desteklemeye hazır görünüyordu. Daha sonraki dönemlere ait milliyetçi eğilimli kaynaklara göre Osman, sekiz ay süreyle Çölemerik, Midyat, Mardin, Nizip, Zaho ve Amadiye arasında kalan geniş alana hükmetti. Gerçek bir hükümdar gibi, adına hutbe okuttu.11 Kısa sürede toparlanan Botan emirliği, ayaklanmayı bastırmaya gelen Osmanlı birlikleri karşısında direnmeyi başardı ve Osman Paşa ancak hileyle esir edildi. Ama Osman'ın yakalanmasından sonra emirlik birliğini tamamen yitirdi.”12

Kardam, Bedirhanilerin etkisizleştirildiği bu hilede Bedirhan Bey’in diğer oğullarının yer aldığını arşiv belgelerine dayanarak nakleder: 1879 yılında, Sultan Abdülhamid Bedirhan Bey'in diğer oğullarından bazılarını araya sokarak, ayaklanmanın liderleri Hüseyin Kenan ile Osman beylere anlaşmazlıkları görüşmeler yoluyla çözme önerisinde bulunuyor. Padişahın vaatlerine kanan Bedirhan Bey'in iki oğlu Osmanlı’yla görüşmeye başlayınca, Osmanlı yönetimi Hüseyin Kenan Bey'i yakalamayı başarıyor. Mehmed Salih Bedirhan, Sultan Abdülhamid'e aracılık eden Bedirhanlardan birinin, Bedirhan Bey'in oğullarından Bahri Bey olduğunu söylemektedir. Peki, diğerleri kimlerdi? Sultan Abdülhamid'e elçilik eden bir diğer Bedirhan'ın Necib Bey olabileceğini düşünüyorum. Nitekim, 17 Temmuz 1897 tarihinde Necib Bey'in ‘bir memuriyete kaydırılması’ isteniyor. Necib Bey'in sicilinde, 1879 yılında, 15.000 kuruş gibi oldukça yüksek bir harcırahla ve özel bir görevle, birkaç aylığına Van'a gönderildiği belirtiliyor. 10 Eylül 1897 tarihli bir başka arşiv belgesinde, ‘Kürdistan Havalisi Kuvve-i Askerisi Kumandanlığına Samim Paşa'nın tayin edilmesi ve maiyetine Bedirhan Paşazade Necib ve [isyana kardeşleriyle Abdülhamid arasında aracılık yapmış olan] Bahri Beylerin13’ verildiği belirtiliyor.14 Artık Bedirhan Bey ve sonrasındakilerin bağımsız monarşiler kurma çabaları sona ermiş Kürdistan yeni bir yapıya evirilmiştir.

Şimdiye kadar Bedirhan Bey Hareketi ile ilgili söylediklerimizi kısaca özetlersek:

Bedirhan Bey’in direnişine bir Kürt isyanı denebilir ama ulusal uyanışın eseri değildir. Bir halk hareketi olduğu da kuşkuludur. Bölgedeki iktidar boşluğunu Bedirhan Bey doldurmayı denemiş ve başarılı olamamıştır. Bedirhan Bey’in Bağımsız Kürdistan emeli olduğuna dair bir konuşması ve yazışmasına rastlayamadık. Bu konudaki söylenceleri de doğası gereği kuşkulu bulup itibar etmedik.15 Bize göre O kendisi için ya da bir başka deyişle Hanedanı için bir iktidar peşindedir.

Bağımsız Kürdistan’ı, Kürtlerin birliğini ve ulusal talepleri dillendirmek Şeyh Ubeydullah’a nasip olacaktır. Kürt araştırmacı Celilé Celil, Doktora tezinin konusu da olan Şeyh Ubeydullah ayaklanmasıyla ilgili incelenmesinde,16 Şeyh Ubeydullah Hareketine odaklanıp, ayaklanma ile ilgili önemli bilgi ve belgeleri paylaşarak ayaklanmanın önemini gün ışığına çıkarır. Şeyh Ubeydullah etkin bir dini önderdir. İyi bir medrese eğitimi görmüş ve döneminin Nakşibendi tarikat şeyleri arasında ilk akla gelenlerdendir.

Hans-Lukas Kieser de Şeyh Ubeydullah Hareketi ile ilgili olarak “Doğu Vilayetlerindeki Ermeni azınlığa koruma ve reformlar vaat eden 1878 Berlin Kongresi’nin ardından ilk defa -Ubeydullah isminde- bir şeyh tarafından ve ilk defa Kürtler tarafından ulusal taleplere benzeyen bir şeyler barındıran bir Kürt isyanı patlak verdi”17 sözleriyle Ubeydullah hareketinin öncekilerle olan farklılığının altını çizer.

Minorski de Kürler ile ilgili incelenmesinde hareketin ulusal karakterini vurgular: “1880 yılında Şeyh Ubeydullah hareketi oldu. Bu ihtilalin başındaki Şeyh Ubeydullah’ın Kürdistan üzerinde geniş etkinliği vardı. 1878 savaşında Şeyh, Osmanlılara yardım da etmişti. Osmanlı yönetimini beğenmeyen Şeyh’in gerçek amacı bağımsızlık ilan etmek, ulusal bir hükümet kurmaktı.”18

Celil, ayaklanma ile ilgili Nehri’de düzenlenen toplantıda 5 şeyh, 21 halife, 42 mirza ve 68 bey’in hazır bulunduğunu belirterek, bu toplantıda en geniş temsilin gerçekleştiğini ifade eder. Celil, Toplantıyı yorumlarken Şeyh Ubeydullah’taki Bağımsız Kürdistan fikrinin altını çizer. “Nehri'deki [ayaklanmayı] kararlaştırıcı son toplantıda Şeyh, Kürtler üzerindeki iktidar hakkını, kısaca, Türk sultanlarının bir zamanlar, hilafet unvanına konarak dini iktidar hakkı altında, tüm iktidarını Kürtler üzerine zorla dayatmış olmalarıyla açıklıyordu. Ubeydullah, bağımsız bir Kürdistan kurulmasının zorunluluğuna değinerek doğal olarak, boyunduruk altında tutanlara karşı ayaklanma çağrısı yaptı. Amansız Türklere daha fazla sabredemeyiz, onların boyunduruğunda kaldığımız yeter! Kurtulmamız lazım! diye sesleniyordu. Kürtlerin düşmanları arasında Türk hükümetinin yanı sıra, İran hükümetini de gösteriyor, Bu iki hükümet, bizim gelişmemize engel olan sülüklerdir diyordu.”19

Toplantıda hareketin stratejisini çizer Bağımsız Kürdistan hareketi iki aşamalı bir plan dahilinde gerçekleştirilecektir: “Daha sonra, Ubeydullah ayaklanma için yeni planını açıklamıştı. O, bu dönemde, hareketin geliştirileceği yer olarak İran'ı gösteriyor,20 akıllılığın uygun anın elden kaçırılmaması olduğunu söylüyordu, uygun an ise, İran'ın içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumdu. O, görüşüne gerekçe olarak şunu diyordu; Şu anda Farslar tüm kuvvetleriyle Türkmenlere karşı savaşıyorlar: Bu şimdi, İran'a girmemiz için en uygun dönem olduğu anlamına geliyor. Farslar, Türkmenistan'la savaş halinde olmasalar dahi, onlardan korkmamamız gerekir. Çünkü, İran ancak, yüz bin asker toplayabilir, bunun yarısı da zalim hükümet tarafından ezilen Kürt soydaşlarımızdır. Kürtlerin, Türk egemenliğinden kurtarılması sorununun hareketin ikinci aşamasında çözülmesi gerekiyordu.”(s 86)

Batı Ermenistan’da/Kürdistan’daki şeyhlerin öne sürülmesi ve yetkilendirilmesi sürecinin bir parçası olan Şeyh’e Hac dönüşü Osmanlı tarafından yetkilendirilip görevlendirilmiştir. Araştırmacı M. Kalman, “Osmanlılar, Kürtleri yenilgiye uğrattıktan sonra bölgedeki yöneticileri değiştirerek Şeyh Ubeydullah’ın ailesine yetki verilir.21” Diyerek yeni süreci şekillendirecek bir yönetici olarak Kürdistan’a gönderildiğini kaydeder.

Şeyh bu yeni dönemde kariyerine Osmanlı-Rus savaşında başlamıştır. Celil, Şeyh’in bu savaşta rol almasını dini ve politik gerekçelere bağlar. Osmanlı 1877’de Rusya ile savaşa başlarken, ordusu savaşa hazırlıklı değildir. Asker, teçhizat ve cephane yetersizliği hissetmektedir. “Ordu komutanı Faik Paşa, Van'da, 6000 kişilik ordu yerine, sadece 370 yarı giyili asker, çoğunluğu atsız olan bir topçu süvari bölüğü ve bir dağ bataryası bulmuş olduğunu yazıyor. 1877 yılında durum biraz değişmişti. Büyük bir etkiye sahip Kürt önderi Ubeydullah'ın savaşa katılmayı kabul etmesi, pek çok Kürt'ün Türkiye tarafında savaşa girmesi demekti. Erzurum Konsolosu İvanov'un Bothan Kürtleri üzerine notlarında yazmış olduğu gibi, ne Ubeydullah'ın kendisi, ne dedesi Şeyh Hüseyin, ne babası Şeyh Taha Ruslara karşı hiçbir zaman düşman olmamışlardı, tam aksine, bunlar, Türkiye'ye karşı daima muhalif olmuş, hükümete karşı ayaklanmış olan Mezopotamya hükümdarlarını sürekli savunma ve koruma altına almışlardır. O halde, Ubeydullah'ın Ruslara karşı savaşa girme rızasını nasıl izah etmek gerekir? (s 40-41) Sözleriyle sorduğu soruyu Celil, Şeyhin bu tavrının dini görevler yanında siyasi gerekçeler taşıdığının büyük bir ihtimalini öne çıkararak cevaplar:

İmparatorluğun doğu kesimindeki halk üzerinde Rus etkisinin güçlenmesine izin vermemek için Türkiye, "gazavat" inancı için cihad-i mukkades ilan etti. En büyük Müslüman tarikatlarından birinin başı olan Şeyh Ubeydullah'ın22, doğal olarak, bu çağrıya cevap vermesi gerekiyordu. Çok geçmeden kendisine sadık müritleriyle birlikte, askeri hareketlerin başladığı cephe hattına yakın, kuzeye geçti. Bu tavrının siyasi gerekçeler taşıdığı büyük bir ihtimaldi;

Etkinlik alanlarını genişletmek, gelecekteki Türk aleyhtarı planlarında kullanabilmek üzere şimdiden Kürt müfrezelerinin başına geçmek, Rusya ile Türkiye arasındaki savaştan bu planlar doğrultusunda yararlanmak... (s 41)

Osmanlı ordusunun talan düzenine göre örgütlendiğini ve bu bütün Osmanlı-Rus savaşının genel karakteri olarak belirir.23 Bu Savaşın Ermenistan topraklarında geçmesi de ayrı bir trajik boyuta işaret eder. Şeyh savaşta başarılı olamayarak geri çekilir.

Türk iktidarı bilinçli olarak, orduyu doğrudan ahalinin soyulması, direniş gösterenlerin tehdit ve cezalandırılması için kullanıyordu. Bu amaç doğrultusunda, düzenli olmayan askeri kuvvetleri ve bilhassa Kürt müfrezelerini de kullanmaya çalışıyordu... Ayrıca, düzensiz birlikler, Rusların yan ve ileri müfreze kollarına yapılan ani saldırılarda da kullanılıyorlardı. Ancak, Kürtler pek askeri hareketlere katılma yanlısı değillerdi. Bu nedenle, daha savaşın ilk günlerinde, Kürtler yöneticileri şeyhlere karşı itaatsizlik göstermiş, ilk uygun fırsatın ellerine geçmesiyle silah ve askeri teçhizatla birlikte savaş meydanını terk etmeye başlamışlardı. 17 Temmuz 1877 tarihinde Faik Paşa'nın Muhtar Paşa'ya göndermiş olduğu telgrafta. Şeyh Ubeydullah'a bağlı Kürtlerin iaşe yetersizliği ve maaşların ödenmemesinden ötürü çekilip gitmeye niyetli olduklarına dair endişeyi dile getiriyordu. Onlar, eski silahlarını bırakıp yerine yenilerini alarak gidiyorlardı. Çok geçmeden Kürtler tüm müfrezeleri terk etmişlerdi… Bu durum, Ubeydullah'ı kuşatmayı kaldırarak, kendi başına Bargir'e geri dönmeye zorlamıştı. Kürtlerin Türklerden yana çarpışmayı doğrudan reddetme olayları çoktu. Bunlar arasında Rus ordusuna girmek isteyenlerin sayısı da az değildi. Kafkas cephesindeki çarpışmaları bizzat gören İngiliz Komutan'ı Norman, 1877-1878 Rus-Türk Savaşı üzerine yapmış olduğu çalışmasında; Kürtlerin savaşta pasif davranmalarıyla Türklerin umduklarını boşa çıkarmış olduklarını yazıyor.( S 42-43)

Şeyh, savaş sonrası hac ziyareti için Mekke’ye gider. Dönüşte İstanbul’da birtakım görüşmeler yaparak Şemdinan’a döner.

Garo Sasuni, Şeyh Ubeydullah hareketine odaklanarak hareketin nedenleri ve sonuçlarını irdelediği incelemesinde; Şeyh’in İstanbul’daki temasları sırasında Abdülhamid tarafından görevlendirildiğinin altını çizer.24: Şeyh Ubeydullah hareketinin nedenini ve içeriğini birkaç cümle ile aydınlatmaya çalışalım.

Mekke dönüşü 1880'de İstanbul'da Sultan Hamid tarafından büyük bir ihtişamla kabul edilir. Sultan ona birçok hediyelerle birlikte talimatlar verir. Tahta çıktıktan sonra Sultan Hamid bir Panislamizm siyaseti benimsemişti ve Halifeliği de kullanarak gücünü o ideolojiye yöneltmişti. Bu görüş açısından Şeyh Ubeydullah hunhar Sultan'ın elinde, aynı zamanda üç amacını gerçekleştirebilmesi bakımından önemli bir vesile idi.

1 - Sultan, Kürtler'i ayaklandırarak Ermeni vilayetlerini harabeye çevirmek suretiyle öncelikle Kürtler'e karşı yönelik olan reformları suya düşürmek amacındaydı. Bu reformlara karşıydı, çünkü, başı boş Kürtler'in önüne geçilecek ve böylece ülkenin içinde Ermeni ve diğer Hıristiyan unsurlar hakim duruma geleceklerdi. Sultan Şeyh'e geniş bir Kürt birliğinin teşkil edilmesini önerir, Ermenistan'ın Kürdistan olarak adlandırılmasına karar verir ve Ubeydullah'a Kürt kuvvetleriyle Ermeni bölgelerine sefer ederek, Ermeni ve Süryaniler'i kılıçtan geçirme hakkını tanır ve bu konuda ona emir verir.

2 - Sultan'ın amaçlarından ikincisi de aynı derecede önemliydi. Çünkü, Sultan Kürt beyleri hesabına şeyhleri güçlendirerek bir dini İslam devleti yaratmak istiyordu ve bu gayretkeşliğinde İslam dini sayesinde bütün Kürtler Halife Sultan'a bağlanacaklardı. Ab-dulhamid'in bu gerici amaçlarını gerçekleştirmesinde Kürt düzensiz birlikleri kaçınılmaz bir güçtü. Eski sultanların elinde olan ve sonradan kaldırılan Yeniçeriler'in yerine Abdulhamid, Kürt düzensiz kuvvetlerini kullanmak istiyordu. Böylelikle Şeyhlik, bir taraftan bağımsızlıkları için mücadele eden Hıristiyan ulusları, özellikle Ermeniler'i ezmek için ve öte yandan da devlet hayatında despot Halifeye dini bir destek olma yönünde bir vasıta haline geliyordu.

3 - Üçüncü amaç ise kolaylıkla anlaşılabileceği gibi, özellikle bir Şeyhlik düzeni önderliğinde olacak bir hareketle dini ideolojik fanatizmi canlandırmak ve halklar arası çarpışmalar yaratmaktı. Sultan, bu isteği altında çok gizli ve uzak mesafeli bir amacı güdüyordu. Şöyle ki, Kürtler'i ulusal bilinçlilikten yoksun bırakıp, onları ulusal bağımsızlık savaşından uzaklaştırmak ve onları yalnız bir dini toplum haline getirerek yavaş yavaş Türkleştirmekti.

Sasuni, Abdülhamid’in planını net kelimelerle ifade ederek Şeyh Ubeydullah’ın bu planın bir parçası olmayarak kendi planını uyguladığını söyler: “Bu olayda açık bir şekilde görülüyor ki Şeyhliği güçlendirerek Sultan Hamid Ermeni Ulusu'nu kırdırtmayı, reform planlarına engel olmayı ve bir İslam-Kürt birliği yaratmayı, Ermenistan'ı da Kürdistan haline getirerek birleşmiş bir güç olan Kürtler'i İran topraklarına karşı yöneltmeyi planlıyordu. Şeyh Ubeydullah bu kadar uzağı rahatça görebildiğinden onun bütün gizli planlarını anlayabildi. Kürt hareketlerinin geçmiş tarihi tecrübeleri (1835 - 1848) halen hafızalardan silinmemişti. Bundan dolayı Osmanlı idaresinin hilekârlığı artık yutulmuyordu.”25

Celil, ayaklanmanın büyük bir alanı kaplayan muazzam boyutlarıyla dikkatleri üzerine çekerek, Ubeydullah’ın Türk ve İran iktidarlarının adaletsizliğine ve sosyal baskısına karşı bağımsızlık için savaştıklarının altını çizer. Ayaklanmanın boyutları, yalnız Türk ve İran hükümetlerini değil, aynı zamanda İngiltere, Rusya. Avusturya ve başka devletleri de tedirgin etmiştir.(s 6) Derken hareketin genişliği ve dayandığı geniş tabanın uluslar arası güçlerin tedirginliğini vurgular.

Ayaklanma hakkında basına yansıyan bilgilerin aynı şekilde gayet çelişkili olduğunu belirtmek gerekir. O dönemin gazetelerinin büyük çoğunluğunun, Kürt Ayaklanmasına karşı oldukça düşmanca bir tavır takınmış olduğunu, ayaklanmayı Kürt liderleri tarafından örgütlenmiş soyguncu bir hareket olarak göstermeye çalıştıklarını göz önünde bulundurmak gerekir.(s 8) The Times muhabirine göre, Kürtlerin büyük başarıları, Kürt halkının Ubeydullah'ı kurtarıcı biri olarak görmesinden kaynaklanıyordu. (S 96)

Osmanlı’da olayları ve Kürtlerin elde ettikleri başarıları endişeyle izlemektedir. Bir yandan Ubeydullah’ı düşmanı İran’a yöneltmeye çalışırken, diğer yandan, Kürt hareketi başlar başlamaz, Saray, ordusunu tam savaş hazırlığında tutmaya başlamıştır. 4. Kolordu kurmaylığı ağustos ayı başında derhal redifin seferber edilmesi emrini veren bir telgraf almıştır.(s 99)

Dönemin emperyal gücü olan İngilizler harekete ilgi göstermez, Ubeydullah’ın çağrılarını dikkate almazlar. İngiltere temsilcisi Konsolos Abbot Şeyh’in hareketinin haklılığını teslim etmesine rağmen Asurilerin harekete katılmalarını engellemeye çalışır. Güncesinde hareketi tasvir ederken hareketin ulusal karakterine vurgu yapar:

İngiliz konsolosu Abbot güncesinde şunları yazıyor; "Şeyh, Türkiye ve İran'daki bazı aşiretler tarafından düzenlenen eşkıya saldırılarını durdurmak niyetindedir. O, bu iki hükümetin, bu saldırıları durdurma, sınırın iki tarafında düzeni sağlama, Hıristiyan ve Müslümanlara eşit haklar tanıma, eğitim, okul ve dini tapınak yerleri inşa etme durumundan uzak oldukları görüşündedir. O'nun istediği tek şey Avrupa devletlerinin manevi desteğidir... Şeyh kendisine bir şans tanınmasını istiyordu. Kürdistan'ı kurmayı ve orada güçlü bir hükümet oluşturmayı başaramadığı takdirde, bütün Avrupa kamuoyu önünde bu durumun sonucuna katlanmaya hazır olduğunu belirtiyordu. (s 97)

Abbot, Şeyh'in kendisine elçi olarak gönderdiği halifesine, İngiltere'nin Kürtlerle İranlılar arasındaki düşmanlığa ilgi duymadığını göstermek istemiştir. Ancak yine de Abbot, Metropolit Mar-Yozef Komutanlığı altında 300 dağlı Asuri’nin, Kürtlerin tarafına geçtiklerini öğrenen Abbot, Asurilerin, özellikle, Urmiye Gölü çevresinde yaşayanların olası katılmalarına engel olmaya çalışmıştır. Bu amaçla Abbot, Küçük Kiliseye giderek, halka İngiltere'nin Hıristiyan nüfusun durumuyla ilgilenmeye devam ettiğini bu nedenle, Kürt hareketinden uzak durmaları gerektiğini söyler.(s 98)

Şeyh Ubeydullah sefere başlamadan önce oğlu Abdülkadir ile bir fetva çıkararak bütün “Kürtler'e, Ermeniler'i ve Süryaniler'i kırmamalarını ve onlara dokunmamalarını nasihat etti. Gerçekten de Azerbaycan seferi esnasında İranlılar ve onlara taraftar Tatarlar, insafsızca kırıma uğratıldıkları halde, genellikle Hırıstiyanlara dokunulmadı. Ancak oğlu Şeyh Sıddık'ın ordusu ise geçtiği bütün yerlerde istisnasız haşarat meydana getirdi. Öyleki, yüzlerce hatta binlerce Ermeni ve Süryani bu sefer yüzünden öldürüldü. Şeyh Sıddık'ın gaddarlığı ve dini tutuculuğu Sultan Hamid tarafından aranan niteliklerdi.”26

Şeyh'in, masum halka, özellikle, Hıristiyanlara ve Avrupalılara karşı hoşgörüsü, daha hareketin başlarında görülmektedir. Şeyh, Hıristiyan nüfusun güvencesini sağlamak için her türlü tedbiri alır. Şeyhin emri üzerine, onları diğerlerinden ayırt edebilmek ve böylelikle güvencelerini daha rahat sağlayabilmek için yüzlerce açık mavi nişan yapılarak bunlar Hıristiyanların evlerine asılmıştı.

Ubeydullah, halkın, kurtuluş mücadelesine inanması için, ayaklanmış Kürtlerin, kurtarılmış bölgelerde keyfi uygulamalarda, soygun ve talanda bulunmalarını kesinlikle yasaklamıştır. Standart adlı İngiliz gazetesinin haberlerinden birinde, Şeyh'in, savunmasız halka karşı insancıl olmayan tavırlarından dolayı otuz Kürdü kurşuna dizdiğini yazmaktadır. (s 98)

Şeyh Ubeydullah hareketinin anlamı mukayese edilmez bir şekilde çok önem taşır. Bedirhan'ın yenilgisinin ardından Kürt siyasi hayatı bir düşüş devresine girerek, yavaş yavaş önemli Kürt aşiret beyliklerinin ortadan kaldırılması ile bağımsızlık anlayışı kaybolmuştu. Çünkü, önemli Kürt merkezleri ortadan kaybolmuştu. Şeyh Ubeydullah nüfuzundan ve Sultan Hamid'in himayesinden faydalanarak, bütün Kürtler'i (Zaza ve Kızılbaşlar hariç) bayrağı altında toplayarak bir "Kürt Birliği" oluşturabilmişti. Şeyh dini fonksiyonunun üzerine aşiret reisliği ve beylik unvanlarının bahşettiği hakları da üstlenmişti. Çünkü, bütün aşiret reisleri silahlı kuvvetleri ile birlikte onun emri altına girmek için yanına gelmişlerdi. Bundan başka birbirine düşman aşiretleri barıştırabilmiş, onlara Kürdistan'ın bağımsızlığı idealini aşılamış ve Kürtler'in Osmanlı idaresine karşı beslemiş oldukları güvensizliği ve düşmanlık hislerini tekrar canlandırmıştı. Ve de etkili Kürt çevrelerine, o dönemde Osmanlı idaresinin Ermeniler'i katlettirme talimatlarını dinlettirmemeye muvaffak olmuştur. Sasuni, Şunu itiraf etmek gerekir ki Şeyh Ubeydullah'ın yarattığı birlik mevcud olmasaydı ve eğer Şeyh, Ermeni kırımlarından el çekin fetvasını çıkarmamış olsaydı, 1880 yılında 1895 katliamlarından çok daha büyük felaketler doğabilecekti.27 Sözleriyle Şeyh hareketinin Bölgenin otokton halklarına karşı siyasetinin altını çizer. Bunda Şeyh’in diplomatik yazışmalarını yürüten Simon Çilingiryan’ın28 rolünden öte Şeyhin düşünce yapısı etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Bazil Nikitin, Kürtler adlı eserinde Osmanlı yöneticilerinin 1880’de Ubeydullah’a Ermenileri öldürmesi için teklifte bulunduklarını ama Şeyh’in bunu kabul etmediğini yazmaktadır: Şeyh Ubeydullah, Padişahın kendilerini Ermenilere karşı kullanma isteği karşısında yaptıkları bir toplantıda şöyle der;

".... çok eski zamanlardan beri Ermenlier ve Kürtler bu topraklarda komşu olarak yaşamaktadırlar. Şayet biz bugün onları kırarsak, yarında Türkler bizi kıracaklardır. Ben zannediyorum ki, Kürtler bunu sezinlerler ve tahmin etmiyorum ki bu cellatlığı yapmak isteyecek olan herhangi bir Kürt bulunsun." Ama ne yazık ki Kürtler bölgelere göre değişik tavırlar gösterilen Ermeni katliamlarına katılırlar. Birçok bölgede cellatlık yaparlar.

Osmanlılar, Ermeni reformlarının uygulanmasını istemiyorlardı. Haliyle oyalamaya, hatta Kürtleri Ermeniler üzerine kışkırtarak bir oldu-bittiye getirmek istemekteydiler. Fazla değil, birkaç yıl sonra oluşturulacak olan Hamidiye Alayları, Ermenistan'ı Ermenisizleştirmek -yani esasta Türkleştirme- isteğinin sonucuydu.29

Şeyh Ubeydullah Hareketi sürecinde "Kürtler'in birliği" meselesi, politik yeni bir evrenin başlangıcı oldu. Sultan Hamit, Ermenistan'ın coğrafik adını örgütlü bir şekilde değiştirip "Kürdistan" yapmak istiyordu. Şeyh Ubeydullah'a Ermenistan'a akınlar düzenlemesini ve taş üstüne taş bırakmaması için davet etti. Fakat olaylar öyle bir gelişti ki, ordular Ermenistan'a yürüyeceklerine İran üzerine yürüdüler. Eğer dışardan engellenmeseydi Urmiye'ye, oradan da Tebriz'e kadar yürüyeceklerdi. Kürt-İran savaşına Ubeydullah'ın oğlu Şeyh AbdülKadir de katıldı. Kürt kaynaklarına göre Şeyh Abdül-Kadir'in 55.000, Şeyh Ubeydullah'ın ise 40.000 askeri vardı.30

Avrupa devletlerinin baskısı altında Osmanlı Devleti Şeyh Ubeydullah'a karşı bir orduyu harekete geçirdi. Aynı zamanda Rus birlikleri İran sınır boyuna yığınak yaptıklarından Şeyh'in ordusu, İran ve Osmanlı iki ateşi arasında kaldı. Şeyh Ubeydullah'ın orduları hızını yavaşlatarak yavaş yavaş geriye çekilmeye başladılar ve aşiretler kendi dağlarına tekrar döndüler. Ubeydullah'a gelince, o maiyetiyle beraber Şemdinan'a çekildi ve Osmanlı idaresine teslim olmak zorunda kaldı. Sasuni 163 Sultan Hamit'in Ermeni ırkını yok etme politikası başarı ile sonuçlanmamıştı. Şeyh Ubeydullah, Hamid’in isteklerini yerine getirmediği ve emirlerine karşı geldiği için tutuklanarak Mekke'ye sürgüne gönderildi. Şeyh Ubeydullah, Mekke'den tekrar bir direniş örgütlemek üzere doğduğu yere, Şemdinli'ye geldi. Fakat yakalanarak ailesi ve oğlu ile birlikte tekrar Mekke'ye yollandı. Şeyh Ubeydullah öldü ve Mekke'ye gömüldü. Oğlu ve ailesi sultanın emri ile İstanbul'a getirilip sürgüne yollandılar.

Şeyh Ubeydullah’tan sonra Kürt birliği anlayışı az sayıda entelektüele aktarılabilmiştir. Diğer Kürt aşiret reisleri ve Kürt şeyhlerine gelince, onlar Ubeydullah'ın ölümünden sonra Kürt birliğini koruyacak siyasi bağımsızlık hareketini yürütemediler, tam aksine yavaş yavaş Sultan Hamid'e birer vasıta haline gelerek tamamen Osmanlı idaresinin hilekâr ağına kapıldılar ve Devrimci Ermeni Devrici Hareketine31 (bu hareketin henüz yeni bir hız alma döneminde) tam bir bela kesildiler.32

1880 olaylarından sonra Ermeni- Kürt çelişkisi zincirlerinden boşalarak sert bir düşmanlık durumunu alır. Bu tarihten sonra Sultan Hamid’in yeni konseptinde Ermenilere yönelmiş Türk-Kürt cephesi, belanın çok ötesine geçerek, süreç, 1. Savaş sırasında Almanlar ve Jön Türklerin yönetiminde Soykırımla sonuçlandırılacaktır.

Dipnotlar:

Zira Ubeydullah bu direnişlerden ders alarak strateji oluşturarak hareketini örgütler.

2 Süryani kaynaklarında ve çeşitli kaynaklarda İzzeddin Şer olarak geçmesine karşın biz genel olarak Kürtlerce kabul gören Yezdanşer’i kullanmayı tercih ediyoruz.

3 Rus araştırmacılardan A. Katsov ve V. F. Minorski'nin kitaplarında, XIX. yüzyıldaki Kürt ayaklanmalarına belli bir yer verilmiştir. Bu araştırmacılar, genel olarak, Kürt hareketleri hakkında doğru değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Örneğin, Minorski "Kürtler" adlı araştırmasında ilk kez olarak, Yezdanşer Ayaklanmasını "Çağdaş halk ayaklanması" olarak görmüştür. Minorski, 1880 Şeyh Ubey-dullah Ayaklanmasını da aynı şekilde değerlendirmektedir. (Celilé Celil, 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri Kürt Ayaklanması, Çev. M. Aras, Péri Yayınları, 1998 s 11)

4 Minorski, Kürtler, Komal Y. Ocak 1977, s 27. Erkal Yavi, Kürdistan Ütopyası 1. Dosya, Yazıcı Y. 2006. S 37

5 Sinan Hakan Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867), Doz Y. 2007, s 298

6 Naci Kutlay, 21. Yüzyıla Girerken Kürtler, Péri Y. 2002, s 49

7 Bazı Kürt aşiret reisleri arasındaki düşmanlıkları kullanarak, hediye ve vaatlerle, bazı beyleri kendi taraflarına çekmeyi başarmışlardı. Türk iktidarının çatışmaları körükleme siyaseti, sonuçsuz kalmamıştı. Erzurum'daki Rus Konso-losu'nun İstanbul'daki Rus Elçisi'ne göndermiş olduğu mektupta, Erzurum Müşir'i Semih Paşa'nın "oradaki Kürtleri, hükümetten sakınan ve himaye ve bağışlar peşinde olan iki ayrı partiye bölmeyi başardığını" hatırlatmaktadır. (Celilé Celil, 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri Kürt Ayaklanması, Çev. M. Aras, Péri Yayınları, 1998 s 35)

8 Garo Sasuni Kürt Ulusal Hareketleri ve 15. Yy’dan Günümüze Ermeni-Kürt İlişkileri, çev. Bedros Zartaryan, Mamo Yetkin, Med Y. 1990, s 142-143

9 Garo Sasuni Kürt Ulusal Hareketleri… s 143

10 Naci Kutlay, 21. Yüzyıla Girerken Kürtler, Péri Y. 2002, s 49

11 Osman Paşa emirlerini, Osman İbn-i Bedir Han, Miri Bohdan adında imzalardı. Hagop Şahbazyan, Kürt –Ermeni Tarihi, çev. Ferit M. Yüksel, Kalan Y. 2002, s71

2 Martin van Bruinessen, Ağa, şeyh, Devlet, çev Banu Yalkut, İletişim,2006, s 278-79

3 Bedirhan Bey'in oğullarından bazılarının 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi'nde Osmanlı ordusu için asker toplanmasına yardımcı oldukları, O tarihlerde İstanköy mutasarrıfı olan Bedirhan Oğlu Necip Bey asker toplama işinde görevlendirilerek Kürdistan’a yollandığı, hatta bazılarının (örneğin Ahmed Bedri, Hüseyin Kenan ve Ali Şamil beylerin) savaşa bile katıldıkları bilinmektedir. Ahmet Kardam, Cizre Bothan Beyi Bedirhan Direniş ve İsyan yılları, Dipnot y. 2011, s 30.

4 Ahmet Kardam, Cizre Bothan Beyi Bedirhan Direniş ve İsyan yılları, Dipnot y. 2011, s 31-32

15 Söylencelerintemel alınması bir çok katilin ulusalkahraman ilan edilmesi demektir.

6 Celilé Celil, 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri Kürt Ayaklanması, Çev. M. Aras, Péri Yayınları, 1998

7 Hans – Lukas Kieser, Iskalanmış Barış, çv. Atilla Dirim, İletişim,2005, s 32

8 Minorski, Kürtler, s 27-28

9 Celilé Celil, 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri Kürt Ayaklanması… s 86 Bundan sonra Celil’in incelemesi metinde sahife numarası olarak verilecektir.

20 Ubeydullah'ın bu başkaldırısının ilkin İran’a yönelmesi, Osmanlıların isteği doğrultusunda harekete geçtiği iddialarına yol açar. Şeyh Ubeydullah, İran'da şii yönetimine öncelikle karşıydı. İran'ın Rus-İran savaşlarında, zor durumda kalması nedeniyle ilkönce İran Kürdistanı'nda başarılı olacağı inancıyla mücadelesini buradan başlatarak birçok Kürt bölgesini denetimi altına alır. Bunda İslami düşüncenin baskın oluşunun da etkisi olduğunu, Şeyh İran Kürdistan’ında güçlendiğinde Halifeye silah çekmeden zayıf ve savaşta sarsılmış Osmanlıya isteğini kabul ettireceğini düşündüğünü sanıyoruz.

21 M. Kalman, Batı- Ermenistan (Kürt İlişkileri) ve Jenosid, Zel Yayıncılık, 1994, s 48

22 Ermeni Kaynakları da Şeyh Ubeydullah hareketine geniş bir yer verirler: Şeyh Ubeydullah, eski Şıhların soyundandı. 600 senelik Geylanizade soyunun devamı idi. Bu ırk geleneklerine sahip çıkarak büyüklüğünü ve etkisini korumuştu. Bunun etkisiyle Şeyh Ubeydullah Rus-Türk- İran savaşına çağırılmıştı. Ruslara karşı 50.000 Kürt'le savaşa katılmıştı. İran savaşına çağırılmıştı. Ruslara karşı 50.000 Kürt'le savaşa katılmıştı. Savaştan yenik çıkan Türkiye yaralarını sarmak için çareler aramaktaydı. Fakat Sultan Hamit, din-siyaset olgusuna başvurarak bu yarayı daha da deşmek istiyordu. Kürt Şeyhler bu vesileyle birer siyasetçi oluyorlardı. Memlekette örgütlenerek bir ırkı diğer ırktan üstün tutarak yok etmeğe gidiyorlardı. Hagop Şahbazyan Kürt –Ermeni Tarihi, çev. Ferit M. Yüksel, Kalan Y. 2002,s 114-115

23 1. Savaşta bu politika çok daha belirgindir. Ordu aç bırakılmış hedef olarak gösterilen yerleri zapt ettiğinde ganimetle karnını doyuracağı emredilmiştir. Savaşla ilgili birçok anıda bu duruma özellikle dikkat çekilmektedir.

24 Garo Sasuni, Kürt ulusal Hareketleri … s 159-160

25 Garo Sasuni, Kürt ulusal Hareketleri … s 165

26 Garo Sasuni, Kürt ulusal Hareketleri … s 164

27 Garo Sasuni, Kürt ulusal Hareketleri … s 166

28 Bazı kaynaklar Çilingiryan’ı Şeyhin dış işleri bakanı olarak göstermektedir.AVPR F Posolistvo v Kosntnantinopole, 1881, d, 1567,1,2. Aktaran Sasuni, Kürt Ulusal Hareketleri… s 99

29 Aktaran M. Kalman, Batı- Ermenistan (Kürt İlişkileri) ve Jenosid, Zel Yayıncılık, 1994, s 50

30 Hagop Şahbazyan Kürt –Ermeni Tarihi, çev. Ferit M. Yüksel, Kalan Y. 2002, s 114-115

31 Kürt Ulusal Hareketi söndürüldüğünde aynı coğrafyada Ermeni Devrici Hareketi yeşeriyordu.

32 Garo Sasuni, Kürt ulusal Hareketleri … 167

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006