Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

12 Eylül’e birkaç söz…/Neco UYGUN
Neco UYGUN

ÇOBAN ATEŞİ



 

Eylülün hüzünlü bir o kadar da kasvetli sıcağında çok şey yazılabilir belki. Ama bir yandan da insanın hiçbir şey yazmaya eli varmaz. Alnına karaçalınmış bir ay’a dair yazılacaklar ya öfke ya da derinlere sinmiş buğulu sözler olur. Saman sarısı anılar tazeliğini korurken, hıncın yarası sıcaklığını muhafaza ediyorken bir şeyler yazmak, kaymağı alınmış süt gibi tatsız, tuzsuz bir hal alır. Söylenecek her şey bilmem kaçıncı kez söylenmiş nafile bir çaba olarak hayatın taze ağacında asılı kalır. 12 Eylül sadece kanlı bir günün yıl dönümü değildir çünkü. Değer silsilesi belleklere gergef gibi işlenmiş, an be an yaşanan kara zamanın adıdır. Dal budak salmış uzunca bir zamanın soy ağacıdır ve hayatın tüm boyutlarına gölgesini düşürmüştür.

Eylül 80’de hayata gözlerini açan bebekler bu gün 30’lu yaşlarında erişkin bireyler oldular. Bu ülkenin sokaklarında, mihenk noktalarında beyin gücü olarak bu kuşak bulunuyor. O günleri fiilen yaşayan ve bedelini ödeyen kuşak, o karanlık zulüm günlerinin izlerini bedenlerinde ve ruhlarında taşıyorken; sonraki kuşaklar ise daha beter bir zulüm olan bellek kırımının izini taşıyorlar. Hal böyle olunca, yaşanan acıları ve destansı direniş anılarını hikaye tarzında anlatmak duruma çare olmuyor. Zira tarihin bilmem hangi karanlık sayfasında yaşadığımız ve orda kalan bir durum değil yaşadığımız. Hayatın sürekli olarak eskinin formunda güncellenmesini anın içinde yaşıyoruz.

12 Eylül, kırıma uğratılmış beyinlerle mütemadiyen kendisini yeniden güncellerken; 12 Eylül faşizminin ucubeliğini kınamak önemlidir. Ama hayatın aciliyetine karşılık gelecek bir soluk olmamaktadır.

Faşizmin arka planı sahte ve göstermelik “demokratikleşme” açılımlarıyla yeniden desenlenirken, 12 Eylül’ün geride kaldığını kim iddia edebilir?

ABD ajansı Associated Press (AP) tarafından yapılan araştırma 10 yılda dünya genelinde terör suçundan hüküm giyen 35 bin 117 kişinin 13 bininin Türkiye’den olduğunu belirtmektedir. Araştırmaya göre, Türkiye üçte birlik oranla terörden yargılanan kişi sayısında ilk sırada yer alıyor. Bu araştırmanın ifade ettiği küçük bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum. Tüm askeri darbelerin uyguladıkları ağır zulmü maruz göstermek için kullandıkları “terör” argümanının günümüzde de sıkça kullanıldığını görüyoruz. Algıda, değer silsilesinde, hukukta ve en önemlisi de bakış açısında aynı ölçülerin devam ettiğini görüyoruz. Yakın zaman önce, darbe mahkemelerinde bile nadir görülebilen bir yargılama örneğini yaşadık. Ankara’da bir barda Kürtçe şarkı söylediği için ateşli silahla öldürülen gencin mahkemesinde, mahkeme heyeti Kürtçe şarkı söylemeyi “tahrik” unsuru olarak değerlendirdi ve sanık adına tahrik indirimi yoluna gitti. Neresinden bakarsak bakalım garabet bir durum. Kulağımıza fısıldanan güzel şeyler ile yaşadığımız ve gördüğümüz şeyler birbirine zıt bir güzergahta seyrediyor. Demokrasi ninnisinin perdesi, 12 Eylül markalı fiili uygulamalarla her gün yırtılırken, geçmişe kınama mesajı çekmek ancak hıncımızı tatmin ediyor.

12 Eylül kendisini, yaşamda-hukukta ve değer silsilesinde yaşatıyorken, güne sıkıştırılmış kınamaların kerametine sığınmak, kuru bir boşluk hissi yaratıyor. 12 Eylül’ün ruhu yaşam alanlarımızda dolaşıyorken, takvim yaprağında sabitlenmiş bir güne göndermeler yapmak çok da anlam taşımıyor. Başkalarının iktidarında kendi iktidarsızlığımızın iz düşümlerini arayıp bulmak ve bunu sorgulamak tam da bu zamanlarda yapılması gerekenlerin başında gelmektedir. Adorno’nun deyimiyle, “kesintiye uğramış zamanların sarsıntısı içine düşmek en büyük felakettir.” Ki, baskı ve zulmün süreğen bir karakter kazanmasının izlerini kendi iktidarsızlığımızın sarsıntısıyla oluşan enkazımızın içinde aramalıyız. Bu anlamıyla, geçmişi unutmak nasıl bir felaketse, geçmişe öyküsel bir sığınak gibi tutunmak daha büyük bir felakettir.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006