Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

ÖKKEŞ İLE HÖSSÜK-4/Samet Erdoğdu
Samet ERDOĞDU

NEWROZ



 

Bu kez var güçleriyle yükleniyorlar. Hössük, ''ulan bunlara devrimci olduğumu söyleyip, meydan okusam mı acaba'' diye geçiriyor içinden. Sonra ''dur bakalım, daha erken. Hele şu oyuna biraz daha devam edelim: Bakalım ne olacak'' diye karar veriyor. ''En kötü ihtimal işkencede ölürüm. Ama hiçbir şey alamazlar!''

Gün boyu uğraştıktan sonra tekrar bekleme yerine götürüyorlar; fakat bu kez koridorda tutmak yerine bir hücreye götürüyorlar. Kapıdan girerken ayakkabılarını çıkarmaya davranıyor; nöbetçi durduruyor:

''Ne yapıyorsun, niye çıkarıyorsun ayakkabını?''

''Odaya giriyik! Çıxarmıyim mı?'' Şaşkın salak bakıyor Hössük. Polis gülüyor:

''Tamam Hössük tamam. Sen çıkarma. Öylece gir içeri!''

İçeri sokup kapıyı kilitliyor.

Hücre kapkaranlık. Beton zemine uzanıyor; ''günün yorgunluğunu'' gidermeye çalışıyor. Etrafta ses seda kesildikten sonra yan duvarda bir tıkırtı duyuyor. Tıkırtıyla birlikte bir seslenme. El yordamıyla sesin geldiği yeri buluyor. Duvarda bir delikten Ökkeş'in sesini duyuyor:

''Memet, Memet.''

''Ne var?''

''Nasılsın?''

''İyiyim.''

''Ne biliyorlar?''

''Hiçbir şey. Sana ne soruyorlar?''

''Seni. Bir de PKK hakkında. Bizi PKK'li sanıyorlar.''

''Ben açık tavır koyacağım. Ne dersin?''

''Sakın ha. Hiç gerek yok. Bunlar yuttular. Sadece emin değiller. Böyle devam et.''

''Düşünürüm. Acelem yok zaten.''

''Yemek falan verdiler mi?''

''Yok, vermiyorlar.''

''Yemekleri kendimiz ısmarlıyoruz. Sana da ısmarlıyım mı?''

''Gerek yok. Kendileri teklif ederse o zaman sipariş ver. Bizim tanış olmadığımıza emin olsunlar.''

''Tamam.''

Tekrar betona uzanıp dinlenmeye çalışıyor.

***

''Kalk ulan ibne!''

Tekmeleyerek kaldırıyorlar. Küfürlelerle, yumruklarlarla, tekme tokat sürükleyerek hücreden çıkarıp gözlerini bağlıyorlar. İşkence odasına götürüyorlar.

''Soyun ulan! Oyun bitti! Sonun geldi artık!''

''Soyunmam!''

''Soyun şunu!''

Zorla çıkarıyorlar elbisesini. Hössük çırpınarak, tekmeleyerek engel olmaya çalışıyor. Fakat nafile. Sağdan soldan yağan yumruklarla sersemliyor. Yatırıp falakayı basıyorlar. Cereyan, askı, soğuk su işkenceleri ile iyice yükleniyorlar.

''Ulan ibne gerçek Mehmet Hössük ortaya çıktı. Sen hala ben Mehmet Hösüğüm diyorsun. Bizi aptal mı sanıyorsun? Bizi kandırdığını mı sanıyorsun? Biz yutar mıyız?''

''Yutmazsınız.''

''Konuş öyleyse; adını söyle.''

''Söyledım ya! Memet Hösık.''

''Has siktir lan; Mehmet Hössükmüş?''

''Sen siktir lan.''

''Sen polise nasıl siktir dersin ibne!''

''Sen dersen ben de derım.''

''Ben polisim, polis''

''Ben de benım, ben! Memet Hösık!''

''Sen Hössük değilsin!''

''Hösıgım!''

''Ökkeş herşeyi anlattı. Biz senin hakkında herşeyi biliyoruz.''

''Eyle mı? Çox iyi. O zaman bıraxın gidiyim.''

''Konuşmadan gidemezsin. Konuş, her şeyi anlat; seni derhal serbet bırakayım!''

''Anlattım ya!''

''Bok anlattın. Ne sorsak bilmem, söylemem, anlatmam, şahsidir deyip durdun. Kıvırdın. Numara yaptın. Rol yaptın. Deliliğe vurdun.''

''Ben delı değılım. Delı sensın. Babandır.''

Adam kızıyor, köprüyor:

''Geberteceğim ulan seni!''

Tekme tokat girişiyor ve ''yatırın şunu Ökkeş'' diye emrediyor. Biri yumuşak sesle müdahale ediyor:

''Hayır Ökkeş! Hösüğe iyi davranın. Kızdırmışsınız onu. Siz karışmayın ben konuşacağım kendisiyle''

Öbürleri biraz nazlanıyor, dikleniyor ama güya ikna olup, kenara çekiliyorlar.

''Hössük arkadaşlar sana biraz kötü davranmışlar; sen iyi bir çocuksun. Onların kusuruna bakma. Ama senin de yardımcı olman lazım.''

''Ne yardımı, iş mı çıxtı? Ne işı?''

''Saflığa vurma Hössük! Yani sorulara doğru cevap ver, konuş, anlat herşeyi''

''Herşeyı anlattım!''

Adam epeyce dil döküyor. Ama Hössük dediklerinden milim sapmıyor. Tekrar hücresine götürüyorlar.

***

''Gel Hössük Büyük Ökkeş seni çağırıyor.''

''En böyyık Ökkaş mı?''

Adam gülüyor. ''En büyük Ökkeş.''

Üçüncü kata çıkıyorlar. Nöbetçi kapıyı çalıp içeri sesleniyor:

''Müdürüm, Hössüğü getirdim.''

''Tamam. İçeri al!''

Kır saçlı, otoriter bir adam. Getiren nöbetçi ellerini önden kavuşturup saygıyla duruyor.

''Tamam sen gidebilirsin.''

Hössük içeri göz gezdiriyor. Büyükçe bir oda. Müdürün masası solda kapıya yakın ve kapıya bakıyor. Koltuğunda yüzü kapıya dönük oturuyor. Pencereler ile epey mesafe var. Odanın sağ tarafında geniş bir boşluk, yine pencerelere uzak koltuk ve sandalyelerle ortada bir salon sehpası var. Duvarlarda dosya dolapları. Kapının hemen girişinde müdürün hayat prensiplerini astığı bir levhası var. Levhada vatana, millete, devlete, ailesine, mesleğine bağlılık ifade eden sözler. Hössük biraz oyalanıyor levhanın önünde. Cam kenarlarında oda bitkileri. Canlı mı, yapay mı kestiremiyor Hössük. Masaya müdürün tam karşısına kapıya sırtı dönük oturacak şekilde bir sandalye konmuş. Müdür Hösüğe oturmasını söylüyor. Hössük oturuyor. Müdür gözlerini dikiyor, sert ve delici bakışlarla Hösüğün gözlerine bakıyor. Hössük de gözünü müdürün gözüne dikiyor ve ikisi karşılıklı tek söz etmeden uzun uzun bakışıyorlar. Çeyrek saat, yarım saat öyle göz göze bakışıyorlar. Kirpiklerini kırpmadan, bakışlarını kaçırmadan, yüz ifadelerini bozmadan, tek laf etmeden deli deli bakıyorlar birbirine. Derken Hössük gülmeye başlıyor. Gülüyor, gülüyor, gülüyor.

''Neye gülüyorsun oğlum?''

''Heç, eyle güliyım işte''

''Bir sebebi vardır elbet. Bana söyle neye gülüyorsun?''

''Sen böyık Ökkeş mısın?''

''Evet, ben büyük Ökkeşim. Buna mı gülüyorsun?''

''Hee valla. Eyle.''

''Niye peki? Yakıştıramadın mı?''

''Yox valla Kur'an çarpsın. Senı daha böyyık, ha bu kapıya sığmaz sandım.''

Gülüyor müdür. Bir sigara yakıyor.

''Sigara içer misin Hössük? Vereyim mi bir tane?''

''Yox sağol, içmem.''

''Hiç içmedin mi''

''İçmedım.''

''Ben çok içiyorum. Günde iki paket. Bu yüzden sağ bacağımda damar tıkandı. Gene de içiyorum. Nasıl bırakabilirim bunu Hössük, bir fikrin var mı?''

''İçma! Heç içmayacağım de, içma!''

''Öyle kolay olur mu dersin Hössük?''

''Olır, olır!''

Bir düğmeye basıyor, ''bize iki çay getirin'' diye emrediyor. Hösüğe de soruyor ''Çay içersin değil mi Hössük?''

''Yox içmam.''

''Korkma içinde ilaç milaç yok.''

''İçmam sağol.''

''Niye içmiyorsun Hössük? Burda misafirimizsin. Sana misafirliğe gelsem çayını içmezsem olur mu?''

''Misafir dövılmaz. Çayınızı içmam.''

''Daha seni dövmeyecekler. Benim haberim olmadı. Polis zor şartlarda çalışıyor, canı pahasına görev yapıyor, strese giriyor. O da insan. Neticede bazen böyle patlıyor. Anlıyorsun değil mi?''

''Anlamam. Beni dövdılar. Kızdım.''

''Sen onlara aldırma Hössük.''

Çaylar geliyor. Hössük dokunmuyor. Müdür ısrar etmiyor. Bir süre çayını içiyor. Bu arada PKK kamplarında çekilmiş fotoğrafları çekmecesinden çıkarıp bir resimlere, bir Hösüğe bakıyor. Tek tek kişileri karşılaştırıyor. Sonra konuşmaya başlıyor.

''Bak oğlum kimsin, nesin bilmiyorum. Ama sen PKK’lisin, hem de iyi bir PKK’li. Konuş, bize gerçekleri söyle; idamlık suçun olsa bile seni serbest bırakmazsam şerefsizim. Senden pişman olmanı, arkadaşlarını ele vermeni, yaptığın eylemleri anlatmanı istemiyorum. Kim olduğunu, nereli olduğunu söyle, yeter. Çık kapıdan git. Kendine yeni bir hayat kur. Benim için terörü bırakmış, terörden vazgeçmiş bir insan affı, ödülü hak etmiştir. Benim amacım senin gibileri bu bataktan kurtarmaktır. Öldürmekle, vurmakla bu işler çözülmez. Biz kardeşiz. Bu memlekette Kürtler ve Türkler hep kardeş olarak yaşadılar. Bu vatanı bölmek isteyen, bizi birbirimize düşürmek ve ülkemizi zayflatmak isteyenler terörü kışkırtıyorlar. Bunlara alet olmayın. Yol yakınken dönün. Devletimiz güçlüdür. Her türlü bölücülüğü, yıkıcılığı ezecek kudrettedir. Ama biz bunu yapmak istemiyoruz. Ölenlerin hepsi bu memleketin çocukları. Biz sizi kurtarmak istiyoruz. Bana gerçekleri anlat elini kolunu sallaya sallaya git. Ne dersin?''

''Ben PKK degilım. Ben PKK bilmam.''

''Bak Hössük beni anlıyorsun. Sana yardım etmek istiyorum. Namusum üzerine söz veriyorum, konuşursan nasıl bir suç işlemiş olursan ol, yine de seni serbest bırakacağım. Bana inanıyor musun?''

''Hee. Tabii inanıyım. Heç inanmaz mıyım?''

''Rol yapmana gerek yok. Mertçe, dürüstçe, erkek erkeğe konuşalım. Konuştuklarımız burdan dışarıya çıkmayacak; sadece burada kalacak. Hössük sen zeki bir insansın. Deli değilsin. Akıllı birisin''

''Dorğıdır. Akıllıyım, delı değılım. ''

''Aptal değilsin.''

''Değılım.''

''Zekisin.''

''Hee eyleyim''

''Benden zekisin.''

''Valla doğrıdır.''

''Öyleyse inat etme. Konuş. Nerelisin, önce onu söyle.''

''Pazarcıxlıyım.''

Derken kendilerini yakalayan polislerden esmer, uzun boylu olanı geliyor. Müdüre birinin getirildiğini söylüyor. Müdür beklemesini emrediyor. Konuşması Maraş Kürtlerini andıran sivil polis bekliyor. Müdür Hösüğe dönüyor:

''Bak oğlum sen buraların adamı değilsin. Ya Dersimli ya Elazığlı ya da Malatyalısın. Konuşman Antep, Maraş şivesi değil.''

Gelen polis saygılı bir şekilde lafa karışıyor:

''Müdürüm, bu, Malatyalılar gibi gelem - gidem diye konuşuyor. Malatyalılara benziyor.''

Müdür ona az önce bildirilen çocuğu getirmesini söylüyor. Polis gidiyor.

Müdür:

''Bak oğlum. Şimdi Suriye'den konsolosluğumuza sığınmış bir genç gelecek. Bunu kandırmış götürmüşler, kamplardan kaçmış. Eğer oralarda seni görmüşse, seni tanırsa benden günah gider. Ben sana elimden gelen imkanı sundum. Sen geri teptin. Bakalım şimdi ne yapacaksın?''

Tekrar elindeki resimlere bakıp, Hössükle karşılaştırıyor. Biraz sonra genci getiriyorlar. 18 yaşlarında bir genç. Müdür ona Hösüğe iyice bakmasını, kamplarda görüp görmediğini bildirmesini söylüyor. Çocuk bakıyor ve görmediğini belirtiyor. Polise sabahleyin işlemlerini yapıp serbest bırakmalarını emrediyor.

Telefon geliyor, karısının hatta olduğunu söylüyorlar. Bağlayın diyor. Ses ahizesinin kulaklığını kaldırma gereği duymadan konuşuyor müdür; hoperlörden, yüksek sesle. Hössük de konuşmalara kulak misafiri oluyor mecburen. Mızmız, cırlak bir kadın sesi oğlanın daha uyumadığını, ortalığı birbirine kattığını, lafını dinlemediğini söylüyor. Küçük bey okula gitmek istemiyormuş. Baba müdür oğlanı çağırmasını söylüyor; bir kaç sözle ikna ediyor. Ve telefonu kapatıyor. Sonra Hösüğe dönüyor:

''Hössük benim oğlan okula gitmek istemiyor. Ne yapacağız bilmiyorum.''

Hössük boş bulunuyor:

''Niya çocıxlar mı döviyı? Örgetmenını mı sevmiyı?''

''Çocuklar onu dövemez. Ama bak bu öğretmen meselesi hiç aklımıza gelmedi.''

Böyük Ökkeş gene bir sigara yakıyor. Yine telefon geliyor. Gönül Hanım'ın telefonda olduğunu bildiriyorlar. Bağlayın diyor. Genç, kırıtan, neşeli bir ses sevgilisini özlediğini, ne zaman görüşeceklerini soruyor, bir süre nazlanıp bazı isteklerde bulunuyor. Böyyük Ökkeş sevgilisini de teskin ettikten sonra telefonu kapatıyor. Derken Hogır'ın telefonda olduğu bildiriliyor. Onu da bağlattırıyor. Telefonda Kürt aksanı belirgin, kalın, kaba bir ses müdürün halini hatırını soruyor; onu Birecik'te balık yemeye, rakı içmeye davet ediyor. Sevgilisini de getireceğini söylüyor. Böyük Ökkeş ''Yengeyi aldatırsan seni yukardan aşağıya tarar, ikiye biçerim'' diye tatlı sert azarlıyor. Hogır takma adını kullanan kişi ''Ho, ho, ho'' diye kaba kaba gülüyor ve ''gerçekten yapar mısın'' diye soruyor. ''Şerefsizim yapmazsam'' diyor beriki. Bunun üstüne öteki ''Peki, peki tamam'' diyor; balık kebabı randevusunu daha sonra konuşmakta anlaşıp birbirlerine iyi geceler diliyorlar.

Hössük işkenceden, açlıktan, yorgunluk ve uykusuzluktan iyice takatsız halde. Sırtını sandalyesine yaslayıp boş gözlerle sağa sola bakıyor. Gözlerini diktiği bir yerde bir süre oyalanıyor, sonra bakışlarını başka bir yere sabitleştiriyor. Gözlerini müdürün ayakkabılarına diktiği bir anda müdür farkına varıyor.

Müdür Hösüğe ''Ulan Hössük bak ayakkabılarım yırtık, maaşımız yetmiyor, yenisini alamıyorum, serbest bıraksam bana ayakkabı alır mısın? ''

O zamana kadar öylesine boş boş bakan Hössük, bunun üzerine ayakkabılara dikkatle bakıyor. Yırtık falan göremiyor. Birinin ucunun bir yere sürtünmekten aşındığını görüyor sadece.

''Hee alırım'' diyor.

''Söz mü?''

''Söz.''

''Peki sana misafirliğe gelsem kabul eder misin?''

''Misafir başım gözüm üstüne.''

''Yani beni misafir eder misin?''

''Misafire kapım açıxtır.''

Bir telefon daha geliyor ve beklenen gencin dağdan silahlarıyla indiğini, silahlarını Karşıyaka mezarlığına gömüp oralarda bir yerde beklediğini, alınması için telefon ettiğini bildirip emirlerini soruyorlar. Böyyük Ökkeş, bu Müslüm adlı Urfalı PKK gerillasının teslim olma olayından önceden haberli olduğunu belli ediyor. Beklenen şahıs gelmiş oluyor böylece. Gidip almalarını, Hösüğü de aşağı götürmelerini söylüyor.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006