Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Emek hareketine karşı saldırılar devam ediyor/T. Atmaca
T.Atmaca

NEWROZ



 

Emek hareketi uzunca bir süredir mevcut sistem ve sermayenin ideolojik, siyasi ve ekonomik saldırıları altında. Emek hareketi bu saldırılarla birlikte sadece siyasi olarak değil, ekonomik olarak da silahsızlandırılmıştır.

Uzunca bir süredir “devletin ideolojik aygıtları” işlevini gören sendikalar, bu süreçte sermayeyle girdikleri girift ve kirli ilişkilerden dolayı emek mücadelesinden, bunun sonucu olarak da emek hareketinden kopmuşlardır. Bunun doğal sonucu olarak emek hareketi sermayenin her türlü saldırısına açık hale gelmiştir. Öyle ki bu saldırılar emek hareketinin dayanışma ve sınıf reflekslerinden uzaklaşmasını gündeme getirmiştir. Bir yandan bu olurken, diğer yandan sistem elindeki tüm olanakları kullanarak sınıfı bir birine karşı kullanmanın yollarını, rekabet, itaatkârlık, bireycilik, vb. giderek emek hareketinde güçlü bir yer edinmiştir. Bunun sonuçlarından biri olarak ortaya çıkan örgütsüzlük, emek hareketi içerisinde burjuva milliyetçiliğin ve şovenist ideolojinin kökleşmesini daha da kolaylaştırmıştır. Devreye sokulan “esnek çalışma” ve yığınsal işsizlik sınıfı birbirine karşı tavır almanın ve boyun eğmenin bir diğer etkin silahı olarak işlev görmeye başladı. Ve görüyor.

Yeni saldırılar gündemde

Sermaye ‘Ulusal İstihdam Stratejisi’ adı altında çok kapsamlı bir saldırı planını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Ekim ayında meclis açılır açılmaz yasallaştırılması hedeflenen bu pakette başta kıdem tazminatının gasp edilmesi olmak üzere bir sürü yeni hak gaspları gündeme gelecek.

Öncelikle belirtmek gerekir ki sermayenin AKP hükümeti eliyle yasallaştırmaya çalıştığı ‘Ulusal İstihdam Stratejisi’ vahşi birikim politikalarının derinleştirmeyi ve üretim sürecini kuralsızlaştırmayı esas alan bir saldırı stratejisidir.

2008 ekonomik krizinden bu yana hazırlanan ve peyderpey uygulamaya konulan bu strateji emek hareketine karşı kapsamlı bir saldırıyı içermektedir. ‘Torba Yasa’yla ayrıntıları açığa çıkan bu saldırı kuralsız ve kölece çalışmayı her alanda kurumsallaştıran bir kapsam ve içeriğe sahiptir.

Kısaca hatırlatmak gerekirse; ‘Torba Yasa’ adıyla bahsedilen 6111 Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” toplam 163 maddeden oluşuyor. Yani içerisinde yok yok. Bu nedenle de yasa özünde sınıfın kazanımlarına yönelik bir saldırı paketi. Bu yasa kapsamında yer alanlarla sermaye üretim sürecini yeniden örgütlerken, mevcut sömürüyü daha da katmerleştirecek düzenlemelerin önü açılıyor. Böylece sömürü dizginsiz hale getirilecek, işgücü maliyeti alabildiğine aşağılara çekilecek, esnek ve kuralsız çalışma garanti altına alınacak, emek hareketinin hak mücadelesine kalkışması tamamen engellenmiş olunacaktır. Mevcut sistem ve sermaye bu yasayla bunun peşinde.

Evet, sermaye üretim sürecinin kontrol ve denetimini yeniden yapılandırıyor. Emek gücünün verimliliğini ve maliyetini düşürmeye, buna paralel olarak da emeğin kısmi de olsa var olan örgütlülüğünü ortadan kaldırmaya hazırlanıyor/çalışıyor. Daha önceleri de yazdık. Bu süreçte sermaye başta Özel İstihdam Bürolarını (ÖİB) devreye sokacak. Böylece emek hareketinin ekonomik örgütleriyle muhatap olmak yerine (mevcut emek örgütleri ne kadar muhatapsa) ÖİB’nı muhatap alacak.

Bu saldırılar emek hareketinin yapısında da ciddi farklılaşmalar yaratacak. Bugün kısmen uygulanan esnek çalışma modelleri, düzensiz ve kısmi süreli çalışma, çağrı üzerine çalışma, ödünç işçilik ve evde çalışma gibi uygulamalar daha pervasızca uygulanacak ve hız kazanacak. Taşeronluk sistemi çalışma yaşamının tümüne yayılacak ve vazgeçilmezi olacak. Böylece emek gücünü satanlar işverenle pazarlık yapma koşuluna dahi sahip olamayacak. Emek gücünü satmak isteyen, daha işe girmeden ÖİB tarafından sınırları çizilmiş bir yaptırımla karşılaşacak. Deneme süresi denilen süreç 4 aya çıkarılacak. 4 ay dolmadan çalışan işten çıkarılabilecek ve yerine yenisi ÖİB tarafından temin edilecektir. Böylece her türlü haktan yoksun esnek, güvencesiz, kuralsız ve hepsinden önemlisi de 19.yy kölece çalışma koşullarını aratmayan çalışma koşulları emek hareketinin bütününü kapsayacak.

Kıdem tazminatı gasp ediliyor

Sermayenin AKP hükümeti kanalıyla devreye sokmaya çalıştığı ‘Ulusal İstihdam Stratejisi’ emek hareketinin en önemli kazanımlarından biri olan Kıdem tazminatını gasp ediyor, ortadan kaldırıyor.

Uygulaması öngörülen yasa tasarısına göre artık kıdem tazminatı almak mümkün görünmüyor. Çünkü yasaya göre 20 yıl çalışan bir işçiye 6 aylık ücret ödenecek. Oysa bugünkü mevcut uygulamada 1 yılını dolduran her işçi bunu hak ediyordu. Yasayla bu ortadan kaldırılıyor. Yani bir yıla bir maaş değil, 20 yıla 6 maaş ödenecek bir düzenleme yapılıyor. Yine yasaya göre bunun için ayrı bir fon kurulacak. Böylece işveren kıdem tazminatı ödeme yükümlülüğünden kurtulacak. Bu kurulacak fonda toplanan paralar hazinenin denetimine verilecek. Aslında pratikte bu fonların nasıl kullanıldığını biliyoruz. Bunun en bariz örneği işsizlik fonu. Resmi rakamlara göre 3 milyon işsize karşın, işsizlik fonundan sadece 170 bin kişi yararlanabilmiş. Oysa yine biliyoruz ki, mevcut AKP hükümeti bu fonda biriken işçilerin alın terini, mevcut sendikal yönetimlerin de onayıyla çeşitli devlet projelerinde kullandı. Ya da ‘Torba Yasa’yla “31 Aralık 2015’e kadar işe alınan sigortalının, sigorta primlerinin işverene ait tutarı, işe alındıktan sonra belirli sürelerle işsizlik sigortası fonundan karşılanacak. 18 yaşından büyük ve 29 yaşından küçük erkeklerin 24 ay süreyle…” denilerek fonun sermayeye kullanımına nasıl açıldığını görüyoruz. Diğer bir oluşturulan birçok fon gibi kıdem tazminatı fonu da bunlardan farklı olmayacaktır. Yani kesilecek primlerden oluşan fon sermayenin ve hükümetin hizmetine sunulacaktır. Zaten güvencesiz, esnek ve 19.yy’ı aratmayan köle koşullarında çalışanların bu fondan yararlanma şansları olmayacaktır. Böylece bu uygulamayla kıdem tazminatı hakkı da ortadan kaldırılmış olacaktır.

Yine ‘Ulusal İstihdam Stratejisi’yle, daha önceleri de yazdığımız gibi bölgesel asgari ücret hayata geçirilecektir. Kuşkusuz yine bir merkezi asgari ücret belirlemesi olacak. Ama bununla birlikte belli bölgeler belirlenecek. Bu bölgelerde vali, belediye başkanı, kalkınma ajansı temsilcisi ve sermayenin yerel temsilcileri bir araya gelerek asgari ücretin bölge çapında nasıl uygulanması gerektiğine karar verecekler. Merkezi düzeyde belirlenen asgari ücretin yüzde 10 –20 farkla bölgesel asgari ücret belirlenecek ve uygulanacak. Yani başta Kürdistan illeri olmak üzere ‘bölgesel asgari ücret’ adı altında sömürü daha da katmerleşecektir. Çalışanlar deyim uygunsa modern köle tacirlerinin insafına terk edilecektir. Böylece tüm keyfi uygulamalar yasal bir kılıfa bürünecektir.

Sonuç olarak; Mevcut AKP hükümeti sermayenin istemlerini emek hareketinden ve kamuoyundan fazla tepki almadan meclisin açılmasıyla birlikte hayata geçirmeye hazırlanıyor. Bunun içinde şimdiden dikkatleri başka yönlere çekmeye çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde mevcut hükümetin bakanı “50 bin işsize iş verileceği’,’taşeron işçilerin kıdem tazminatlarından yararlandırılacakları’ şeklinde açıklamalar yaptı. Bakan “Geri kalmış bölge ve illerdeki 50 bin işsizin 6 ay süreyle geçici işlerde çalıştırılacağını” beyan etti. Bu söylenen uygulansa bile bu açıklama aslında yapılacak hak gasplarına karşı gelişecek tepkilerin önüne geçmenin manevrasıdır. Diğer bir deyişle sessiz kalınması için bir rüşvettir. Bir beklentiye sokmaktır. Çünkü yukarıda da belirttik. Artık kıdem tazminatı bırakın taşeron işçilerin almasını, hiç kimsenin bu haktan yararlanmasının mümkün olmadığı ortadadır.

Bütün bunlar olup-biterken emek hareketinin ekonomik örgütleri sendikalar sessizliklerini sürdürmeye devam ediyorlar. (Cılız birkaç basın açıklamasını saymazsak.) Oysa kısaca izah etmeye çalıştıklarımızdan anlaşılacağı üzere saldırı kapsamlıdır. Ve emek hareketinin tüm kazanımlarına yöneliktir.

Eğer emek hareketi buna karşı bugün bir eylemlilik ve karşı koyuş geliştirmezse yarın çok geç olabilir. Emek hareketi ‘Arap Baharı’ndan gereken dersleri çıkararak bu saldırılara karşı topyekûn bir karşı duruşu örgütlemeli. Sendika yönetimlerinin söylem ve vaatlerine aldırmadan tabandan gelişecek bir mücadele hattı örmeli. Çünkü bugüne kadar görüldüğü üzere mevcut sendika yönetimleri salt kendi koltuklarını korumanın yollarını arıyorlar. Oysa emek hareketi bugün saldırılar karşısında topyekûn bir cephe oluşturmakla yüz yüzedir.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006