Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

YENİ DÜNYA DÜZENİ; SOSYALİZM İLE GELECEK!/S. Çiftyürek
S. Çiftyürek

NEWROZ



 

Son 20 yıldan bu yana küremizde sık sık “Yeni dünya düzen”leri kuruldu! Öyle ki her önemli küresel olayın ardından; emperyalist kapitalist düzeninin yeminli savunucuları; “Yeni dünya düzeni kurulacak”, “kuruluyor” diye ilan ettiler. “Dünyamız yeniden şekillenecek”, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”, “dünyamız daha zengin, insanlar daha refah içerisinde yaşayacak” vb. propaganda geliştirdiler!

Berlin Duvarı yıkıldı bunları yazdılar, çok geçmeden de SSCB ve sosyalist blok yıkıldı ve daha bir iştahla aynı şeyleri tekrarladılar. Öyle ki Francis Fukuyama, “tarihin sonu” diyerek kapitalizmi ve onun serbest piyasa işleyişini, “sonsuz yaşayacak nihai düzen” olarak ilan etti. Samuel Huntington hızını almayıp “medeniyetler arası çatışma” diyerek Bush’un zihnine tercüman oldu.

ABD’de 11 Eylül saldırısı gerçekleşti ki artık bu saldırının gerçekleşmesinde doğrudan ya da dolaylı ama illaki Pentagon ve CIA’nın bir biçimiyle rolü olduğu genel kabul görmektedir. Aynı odaklar 11 Eylül saldırısının hemen ardından önce Afganistan sonra Irak işgallerine girişen emperyalist savaş makinesi ile küremizde “yeni dünya düzeni kuruluyor” dediler!

Neler söylenmedi ki?

11 Eylül saldırısının ardından harekete geçen ABD savaş makinesi tanklarla “dünyaya barış ve özgürlük getirecek”ti!

“Yeni dünya düzeni kurulacak. Küremiz kökten değişecek”ti,

“Yeni dünya düzeni kurulacak, dünyanın dengeleri değişecek”ti,

“Yeni dünya düzeni kurulacak, uluslararası işbirliği ve barış düzeni küremize hâkim olacak”tı,

“Yeni dünya düzeni kurulacak, insanlık refaha kavuşacak ve özgürleşecek”ti!

“Kurulacak Yenidünya düzeninin küresel imparatoru ABD olacak”tı.

“İmparator dünyaya barış ve özgürlüğü hâkim kılacaktı”!

Bu tezlerin başını çeken M. Hardt ile A. Negri: “Ancak biz 'imparatorluk' derken 'emperyalizm'den tamamen farklı bir şeyi kastediyoruz.” “İmparatorluk giderek bütün yerküreyi kendi açık ve genişleyen boyutları içine katmakta olan merkezsiz ve topraksız bir yönetim aygıtıdır.” Çünkü “imparatorluk kavramı temelde sınırların yokluğu ile nitelenir.” Hızlarını alamayıp “biz imparatorluğun modern iktidarın zalim rejimlerini ortadan kaldırdığını ve aynı zamanda özgürlük potansiyelini çoğalttığını görüyoruz.” “Aynı zamanda bir demokratik cumhuriyet de olan bir imparatorluk fikri”ne, “ABD çağdaş imparatorluktur” diyerek de somut adres de gösteriyorlardı. (İmparatorluk, Ayrıntı Yay.)

Bunlar söylendi de peki, gerçek hayatta ne/neler oldu?

1 – “Tarihin Sonu” diyerek kapitalist sömürü düzeni ile onun “serbest piyasa işleyişini” nihai düzen olarak ilan eden Fukuyama çok geçmeden zaten “halt ettiğini” söyleyerek çark edecekti.

Bugün ve hatta 2008 krizinden beri kapitalizmin tarihinin en büyük 3. krizini yaşadığı küresel olarak tartışılıyor. Öyle ki tarihsel bir olgu olan kapitalizm için tarihin sonunun yaklaşıldığı ilk kez bu kadar açık sesle tartışılıyor. Ben 1990’ların sonunda kapitalizmin tarihsel olduğu kadar fiziksel olarak da gelişim sınırlarına da dayandığını, “Kapitalizmin Tarihsel Ve Fiziksel Sınırları” adlı kitapla dile getirmiştim.

Kapitalizm işleyiş olarak daha fazla liberalleşmek bir yana tersi oldu. 2001 ve özellikle 2008 ekonomik krizlerinde başta ABD olmak üzere kapitalizm, tarihinin en büyük devlet müdahalesine ihtiyaç duydu!

“Serbest piyasa” düzeninin işlemediğini komünistler zaten söylüyorlardı ama bunu bir dönem Dünya Bankası Başkan yardımcılığını yapan Joseph E. Stiglilitz gibileri bile itiraf etmek zorunda kaldılar. Serbest piyasanın olmadığını kanıtlamak için uzağa gitmeye gerek. Son krizde, batık şirket ve bankaların kurtarılması için, ABD önce kararlaştırdığı 700 milyar dolarlık kurtarma paketini açtı yetmeyince ek paketlerin açılması, derken benzer kurtarma paketlerini İngiltere, Fransa vb’nin takip etmesi zaten fazlasıyla kanıtlıyordu.

Kendilerine Neocon denilen yeni muhafazakârların kurmak istediği düzen, “yeni dünya düzeni” değildi olamazdı da. Onların yaptıkları, yapmak istedikleri eski düzene yeni bir makyaj çekmekti. Savaş makinesini harekete geçirerek kapitalizmin yaşamsal ihtiyaç duyduğu Avrasya enerji kaynaklarına el koyarak kapitalizmin ömrünü biraz daha uzatmaktan ibarettir.

2 – “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” deniliyordu! Diyalektik olarak her şeyin zaten değişim halindedir, bu manada söylenen doğrudur ama değişim kimin lehine, hangi yönde oluyor, olmaktadır? Hiçbir şey eskisi gibi olmadı ama nasıl, hangi yönde kimin lehine, kimin aleyhine oldu, oluyor? Sadece birkaç olay, olgu üzerinden irdeleyelim.

a – Ekonomik, siyasal ağırlık merkezi giderek Batı’dan Doğu’ya kaymaktadır. Dün küresel ekonomi denildi mi esas ABD, Japonya ve AB anlaşılırken bugün artık BRIC yani Asya, L. Amerika da algılanıyor.

Siyasi ve askeri olarak benzer bir eksen kayması, ekonomide yaşanan eksen kaymasını birkaç adım geriden izlemektedir. Küremizde artık tüm bölgesel ve siyasal aktörler ABD sonrasının projeksiyonları üzerinde kafa yorup çare arıyorlar. S. Arabistan, diğer körfez devletçikleri ve Ürdün başta olmak üzere ABD’nin desteği ile bölgesinde ve ülkesinde ayakta kalanlar gelecekleri açısından B hatta C planı üzerinde çalışmaktadırlar. Kuveyt, Bahreyn, S. Arabistan rejimlerinin şimdiden İran Şii rejimi karşısında bacaklarının titremesi ve hatta İran ile el altından flört arayışlarını sürdürmeleri bunun ürünüdür.

Kısacası küremizin “İmparatoru”, dünya düzeninin “tek jandarması” olarak lanse edilen ABD, bu iddiaların üzerinden 10 yıl bile geçmeden imparatorluğunun çöküşü tartışılmaya başlandı. Biz, küresel imparator, tek kutuplu düzen vb sözlerinin ortalığı kasıp kavurduğu günlerde bu tezleri temelden reddetmiş ve şunlara işaret etmiştik:

“20. yüzyıl ABD yüzyılıydı, fakat 21. yüzyıl ABD yüzyılı olmayacak. ABD’ye oynayan güçler, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya ile hareket eden güçler benzeri kaybedecektir.” Ya da “Geçmiş tarih, ortaçağ imparatorluklarının (..) yıkılışına tanıklık etti. 21. yy yeniçağın yani kapitalizmin ‘imparatorluklarının’ (emperyalizmin) yıkılışına tanıklık edecektir” demiş ve devamla “ABD er geç Atlantik’in öte yakasında nefesini alacaktır” şeklinde belirtmiştik. (S. Çiftyürek, Emperyalizmin Avrasya Stratejisi, Ortadoğu Ve Kürdistan sy: 86, 116. Gün Yay.)

b – ABD ve müttefikleri, Afganistan ve Irak işgallerinde de benzer sorunlar yaşıyorlar. Afganistan işgali ile Rusya ve Çin’in arasına yerleşerek Avrasya’da egemenlik peşinden koşarken de benzer gerçeklikle yüzleştiler. Rusya’yı kuşatmak amacıyla Afganistan işgal edildi, ama gelinen nokta, Taliban’a karşı savaşta Rusya’dan yardım istemek oldu!

Irak işgali ile hedef önce Irak sonra İran’da mevcut rejimin yıkılması ve nihayet Rusya’nın Güney’den kuşatılmasının tamamlanması idi. Yine hedeflerinin tersi ile yüzleştiler. İran devlet olarak bu süreçte zayıflayacağına tersine güçlendi. Irak’ta rejimi silah zoruyla yıkan ABD ama Irak iç siyasetinde etkin hale gelen İran oldu.

c – Latin Amerika’da ABD ve kapitalist müttefiklerinin hoşuna gitmeyen gelişmeler oldu oluyor. ABD “arka bahçesi”nde ciddi sorunlar yaşıyor, yaşayacaktır.

3 – Dünya’ya barış ve özgürlük gelmedi tersine bölgesel savaşlar yaygınlaştırıldı. Nükleer silahların yok etme potansiyeli nedeniyle kendi aralarında doğrudan savaşamayan emperyalist devletler bölgesel savaşları tırmandırdılar. Son yirmi yıldır dünyada bölgesel, yerel savaşların yaygınlaşıp derinleşmesinin öne çıkan nedeni budur.

“Merkezsiz ve topraksız yönetim ancak kültür egemen komünist toplumda gerçekleşebilir. Genelde özel mülkiyetin, özelde kapitalizmin ve siyasal rejimlerinin varlığı koşullarında bu mümkün değildir. Kapitalizm koşullarında merkezsiz ve topraksız yönetim değil de kıtasal merkezli yönetime yakın duran, bu yönde adım atan ABD değil AB’dir. Ki AB sürecinin de nasıl iç ve dış bariyerlerle yüzleştiği ya da yüzleşeceği görülüyor. Ayrıca 200’ü aşkın ulusal, federal devletin varlığının yanı sıra ABD, Rusya, Çin, AB ve Japonya gibi belli başlı emperyalist odakların varlığı da “merkezsiz, topraksız imparatorluk” tezini çürütmektedir.” Kısacası İmparatorluk tezi çok ama erken yani doğmadan çöpe atıldı.

4- Dünya’da refah ve bolluğun hâkim olması bir yana insanlar açlıktan ölüyor. FAO verilerine göre dünyada 940 milyon insan aç! Afrika Boynuzu denilen bölgede 12 milyon civarında insan açlık nedeniyle ölüm pençesinde. Afrika genelinde ise 40 milyon civarında insan kronik açlıkla yüz yüze ama esas tehlike son 60 yılın kuraklığının en şiddetli yaşandığı Somali, Etiyopya, Kenya, Eritre, Tanzanya, Uganda ve Burundi’de yaşanıyor. Açlıktan cılız düşmüş vücutları üzerindeki kocaman kafaları, ürkütücü düzeyde büyümüş gözleri ve şişmiş karından ibaret hale gelen çocukların basına yansıyan fotoğrafları, kapitalist uygarlığın yüz karasıdır! Dahası insanlığında kırılma noktasıdır!

Açlık ile politik aktiviteler arasında ciddi bağlantılar daima bulunur. Gıda fiyatlarındaki artış her yerde beraberinde sosyal, siyasal başkaldırıları getirmiştir. BM görevlisi J. Sheeran; “geçen yılki gıda fiyat artışlarının dünya genelinde 30 ülkede sosyal isyanları tetiklediğini” belirtir.

Sheeran, “aç bir Dünya tehlikelidir. Yiyecek bulamayan insanların üç seçeneği var; ayaklanmak, göç etmek ya da ölmek. Elbette bu üçü de bizim için kabul edilemez” diyor.

Ne diyordu Henry Kissinger “Petrolü kontrol edersen milletleri kontrol edersin, gıdayı kontrol edersen halkları kontrol edersin, parayı kontrol edersen dünyayı kontrol edersin.” ABD ve Batı bu üç alanda hızla kontrolü kaybediyor.

Sonuç:

Kapitalist düzenin sınırları içerisinde yeni dünya düzeni kurulamaz. Kapitalizm halklara, işçilere, emekçilere, refah, barış, özgürlük getiremez, getiremiyor da. Yeni düzen kapitalizmin alternatifi olarak sosyalizmdir. Halklara, işçilere, emekçilere barış, özgürlük, eşitlik ve büyük kardeşlik düzeni sosyalizm ile gelecektir. Ve küresel olarak sosyalizmin dipten gelen ayak sesleri güçlenmektedir!


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006