Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

12 EYLÜL KİME KARŞIYDI? /SİBEL ÖZBUDUN
Sibel Özbudun

NEWROZ



 

“Gücün haklı çıktığı

yerde adalet bekleme.”

Yeniden Merhaba Dostlar!

Yeniden merhaba, çünkü dün birçoğunuzla o yürüyüşte buluşmuştuk.

Bu ülkenin en değerli evlatlarının yaşamını karartan, nice ocağı söndüren 12 Eylül darbesini bir kez daha lanetlemek için birlikte yürüdük.

Çok kalabalıktık…

Çünkü 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün ve coğrafyamızın kirli savaşlarının gerisinde bıraktığımız yoldaşlarımız da bizlerleydi.

O hiç yaşlanmayan çocuk yüzleriyle omuz başımızda, bizlerle birlikte yürüdüler.

Omuz başımızda bizlerle birlikte yürüyen yoldaşlarımız, bize bir şeyi anımsatıyorlardı; mutlaka duymuşsunuzdur onları…

Bizlere o Kara Eylül’ün katletmeye çabaladığı en önemli değerimizi, yoldaşlık bilincini fısıldıyorlardı.

Hayır, 12 Eylül darbesi o yıllarda 20’li yaşlarını süren ve bugün bazıları ak saçlarıyla aramızda olan devrimci kuşağa karşı yapılmadı, dostlar…

12 Eylül darbesi, bugünün, 2010’lu yılların kadınlarına, erkeklerine, gençlerine, yaşlılarına, velhasıl ülkemiz insanlarının geleceğine karşı yapıldı.

12 Eylül darbesi, bu ülkede neo-liberal piyasa ekonomisinin önünü açmak, bunun karşısındaki örgütlü halk direncini, emekçilerin direnişini kırmak için yapıldı.

12 Eylül’de asker eşliğinde elini kolunu sallaya sallaya bu ülkeye giren piyasa ekonomisi, yani dizgininden boşalmış vahşi kapitalizm, hayatımızın her alanını hoyratça talana koyuldu.

Özelleştirmeler, kitlesel işten çıkartmalar, emekçi kitlelerin kazanılmış haklarının gaspı, toplumu “terbiye”ye yönelik baskıcı önlemler…

Sendikalar başta olmak üzere bütün gerçek emek örgütlerinin “yasadışı” ilan edilmesi ve aktivistlerin sınırsız bir zorbalığa maruz bırakılışı…

Millî gelir dağılımında emekçilerin payı hızla düşerken patronların yüzünü güldüren yeni “paylaşım” düzeni…

Bütün ülke sathının uçsuz bucaksız bir cezaevine dönüştürülmesi…

Yasaklanan, toplanan, imha edilen kitaplar, dergiler, cezaevlerine yığılan, yurttaşlıktan atılan aydınlarla çoraklaştırılan bilim ve sanat yaşamı…

Azgın ve reaksiyoner bir milliyetçiliğin tek olası kimlik olarak topluma enjekte edilmesi…

Ve gericileştirilen iklimde, insanları tek bir vasfa, “müşteri”ye indirgeyen tüketim toplumu kültürünün kılcal damarlarımıza dek pompalanması…

Yaşamımızın “ya kırk katır ya kırk satır” kıvamında, bir yandan “cezaevi/işkence tezgâhları”, bir yandan da ışıltılı sahte cennetlere, çok-renkli, çok-kanallı, çoğul gazinoları andıran TV’ler ve AVM’ler ikilemine mahkûm kılınması…

Hayır, hayır; bugün kimse “serbest piyasa ekonomisi”nden yana olup da, “askerî darbelere karşıyım,” diyemez.

Derse, kuyruklu bir yalan olur bu.

Çünkü 12 Eylül darbesi, emekçilerin talanını, devrimci gençlerin işkence tezgâhlarında, öğrencilerin YÖK tahakkümü altında zapt-u rapt altına alınması ve tüm toplumun tüketimcilik cazibesiyle kişiliksizleştirilmesi adına yapıldı.

Sermayenin dizginsiz sömürü ve sultasını ülkenin en ücra bucaklarına dek yayabilmesinin önünü açabilmek için yapıldı.

Yani bugüne, bugünü ipotek altına almak amacıyla, hepimize karşı yapıldı.

Dün omuzbaşımızda bizlerle birlikte yürüyen yoldaşlarımız kulağımıza bunları fısıldıyorlar.

Onlar 3G cep telefonlarının, facebook yüzeyselliğinin, McDonalds yapaylığının, Selpak geçiciliğinin, fast-food uçarılığının yerine, gerçek yoldaşlığa çağırıyorlar bizleri…

Son kuruşlarıyla aldığı simidini arkadaşıyla paylaşan,

Polis copuna karşı hasta arkadaşının üzerine kapanan,

Yoldaşlarını ele vermemek için elektriğe, Filistin askısına karşı susan,

Arka cebinde her daim bir şiir kitabı taşıyan,

Canların idamını engellemek için Kızıldere’de asker kurşunlarının üzerine yürüyen,

İdam sehpasına giden yolu adımlarken “Yaşasın Kürt ve Türk Halklarının Kardeşliği!” diye haykıran,

O sevdalı, isyancı, sahici insanlığa, sahici yoldaşlığa çağırıyorlar bizi.

Langston Hughes’in, “Demokrasi gelmez/ Bu gün de gelmez, bu yıl da/ Böyle ödünler verildikçe ve bu kadar korkuldukça...” dizelerini terennüm ederek bu davete icabet, boynumuzun borcu…

Bunun için, 12 Eylül’ün sicilini bugünlerde dönüştürülmeye çalışıldığı gibi salt ve “faili meçhul” bir “İnsan Hakları İhlâli” günü olarak değil, neo-liberal kapitalizmin Türkiye’ye tasallutunun miladı olarak tarihe düşürmek, olmazsa olmazdır…


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006