Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

YENİ ANAYASA AMA NASIL?/Hasan FIRAT
Hasan FIRAT

NEWROZ

Türk’üyle, Kürt’üyle, Ermeni’siyle, Süryani’siyle her ulusun, her türden cinsel eğilimlerin, her grubun kompleksiz, kendi adlarıyla ifadelendirildiği bir anayasa metni.

 

Rejim partilerinin, AKP’den CHP’ye 12 Haziran seçimlerinin amentüsü, yeni bir Anayasa propagandası üzerinde geliştirildi. Meydanlarda, diğer propagandif araçlarla lafzı edilen ana tema: 82 Anayasası’nın darbe ürünü olduğu, askeri vesayetin topluma dayatması paydasında ortaklaştılar. Gelinen aşamada rejimin yeni dönüşümünün, tabi halkın da taleplerine, ihtiyaçlarına tezat düştüğü, artık anti-demokratik bu Anayasa belgesinin daha da taşınamayacağı, yeni bir anayasa metninin elzemliği bolca kullanıldı.

Hafızayı beşer nisyan ilgili değil. Hafızamız unutkanlıkla şerbetli olsa da bu lakırdılar çokça duyuldu. Son seçim salvolarının, son otuz yılda defalarca tekrarlandığını, rejime göbekten bağlı partilerin her seçim döneminde, bu nakaratı ısıtıp önümüze koyduğunu gördük, yaşadık. Tarih bile olamamış ANAP’tan, kimlere kadar aynı tencere çok kez kaynatıldı.

Rejim ve burjuva partileri, yeni bir anayasa tartışmasını, kamuoyunun iştigal edilmesinde gündem bozmaya yarar bir araç olarak faydalandılar. Soyut anayasa tartışması, bu güne kadar sistem lehine işledi.

Her seçim dönemi ya da politikleşmenin yükselişte olduğu, demokratikleşme taleplerinin yükseldiği dönemlerde anayasa tartışmasının öne çıkması rastlantı değil. Meselenin nasıl tartışıldığı, kimlere, hangi tazyikler üzerinde tartıştırıldığı, handiyse anayasanın kendisi kadar önemli oldu. Uzman titrsisi eklenerek, profesörlere, üniversite camiasına, kıymeti kendinde menkul mülkiyeliler, kravatlı ağır adamlar günlerce, davetli, davetsiz evlerimize geldiler. Zamanımızı, gündemimizi işgal eylediler.

“Anayasa profesörü, uzman anayasa yorumcusu” gibi ön takılarla, meslek, bilim kariyeri dışında ayrı bir meziyet, bulunmaz en derin vaha olarak, tarafımızdan kabul görmemiz istendi. Ama örneğin Anayasa profesörü Burhan Kuzu ve diğer, diğerleri, hakikaten hangi derde deva oldu, Türk halkının, Kürtlerin, sıra dışı eğilim, grupların sorunlarına, engin anayasa bilgileriyle çözüm üretti mi sorusu ise tedavülden men edildi.

Egemen hegemonya, iş anayasa tartışmalarına, 82 Anayasası’nın kime, kimlere göre dizayn edildiğinin, kimlere karşı ise bir sınıf mevzisinde görevlendiği sorusuna el cevap, anayasa metninin bir hukuk metni olduğu, siyasal sorgudan muaf edilmesi gerektiğine herkesi ikna etme görevi, işte bu anayasa proflarının işleri içinde ilk vazife olarak kodlanmıştır.

82 Anayasası olsun, nerede, hangi nitelikte olursa olsun, anayasa denilen metinler her şeyden önce, ilgili toplumun, devletlerin sınıf düzlemlerinin, sınıf mücadelesinin an’daki konjonktürüyle alakalıdır. 82 Anayasası, 80’lerde yükselen sınıfsal, ulusal mücadelenin, hakim sınıfa karşı savaşında, savaşın galibi Türk burjuvazisi nezdinde, Türk genel kurmaya bağlı TSK olunca, anayasa burjuvazinin, askeri vesayetin ihtiyaçları rotasında hayat buldu. 82 Anayasası’nın halka “oylatılması”, en iyi yorumla plebisit ötesinde bir şey ifade etmez. Bu bağlamda anayasa tartışmaları, fiiliyatta tezahür eden anayasa metinleri hukuki olmaktan önce, siyaseten bir görev icra ederler. Sınıf mücadelesinin güçler dengesinin an’daki durumuyla yakından ilgilidir.

Devlet denilen baskı mekanizması organın, yönetsel işlevlerini belirleyen anayasa metinleri burjuvazinin, egemen sınıfların siyaseten diktatoryal araçlarının yörüngesidirler.

Devletlerin, toplumların biçimsel bir hukuk devleti, hukuk toplumu tarifinde olması siyasalarının da demokratik teamüllere uygunluğunun ölçüsü ve referansı olmaz.

Kaldı ki salt hukuk formu içinde kabul gören bir devletin anayasası, demokratik özellik taşıma zorunluluğu beklenir, ancak İtalya’da Mussolini, Türk rejiminde öncesiyle, son 82 Anayasası gibi baskıcı, faşist anayasası olabileceği, tüm zamanların en demokratik ilk Sovyet anayasa metni de olabilir. Demokratik ve doğrudan temsille isabeti; sınıf mücadelesinin, mücadelenin doğal dengelerindeki örgütlülükle ilgilidir.

82 Anayasası ama ancak…

82 anayasa metni, it izi ile kurt izinin birbirine karıştığı, devlet baskısının ve zulmünün, muhalifleri, işçileri, Kürtleri, velhasıl tüm toplumu teslim aldığı koşullarda uygulanabildi. TESK başkanı Halit Narin’in “gülme sırası bizde” dediği, Vehbi Koç’un hükümet bakanlarını, Sabancı grubuyla, diğer Türk burjuva gruplarıyla nasıl taksim ettiklerini, 12 Eylül başbakanı Bülent Ulusu’ya teyit ettirdiği koşullarda, olabilen bir anayasa metni doğal olarak, burjuvazinin tahakkümünü pekiştirdi.

Bu bağlamda 82 Anayasası bir hukuk metni olmanın çok ötesinde, siyasal yönetme kılavuzudur. Tek bir noktada bile demokratik, bu manada formel hukuki olumluluk içerdiği söylenemez. Başlangıç paragrafından itibaren anti-demokratik, gerici, şoven, Türk ve suni faşist bir yönetme erkiyle donanmış metindir.

Anayasanın 82 orijinal metni, uluslararası kamuoyu baskısı, kısmen sendika ve ayakta kalmaya çalışan kitle örgütlerini dengelemek için, metin aralarına hak ve özgürlüklerden kimi cümleler, kimi budanmış sendikal hakları dağıtsa da özünü değiştiren tek bir olgu belirtisi görülemez.

82 Anayasası metninin öne çıkan özelliği, her hak, her hürriyet maddesinin, ardı arkası gelmeyen bir “ama, ancak”lı cümleyle budanmış olmasıdır. Örneğin madde 13, temel hak ve hürriyetleri içerir diyelim. T. Cumhuriyeti rejiminde, kısa ve tek cümleyle yurttaşlarına bahş (!) ettiği haklar, “ancak, ama” ile başlayan uzun ve yorucu cümlelerle, pratikte hiçbir karşılık bulmadan sonlandırılır.

Madde 17, kimseye işkence yapılamaz olarak düzenlenir. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi dahil, işkence devlet politikasının bir uygulaması olarak hep vardır.

Madde 49, çalışma herkesin hakkı ve ödevidir. Bu madde uyarınca, “amalı” bir düzeltmeye gerek bile yok. Devlet; hiçbir yurttaşına iş bulma kaygısı taşımadığı gibi, hak arayışındaki her işçi, her çalışan iş yasasının meşhur 13. maddesi ile Demoklesin Kılıcı’nda geçirilir. İşçilerin, öğrencilerin, halkın her tür örgütlenmesi artık bilindik “ama” ile başlayan, milli güvenlik yalanı, kamu düzeni riyakar söylemiyle boşa çıkarılır.

Siyasilerin anayasası nasıl mı?

Cuntacıların, üniversite profesörlerine yaptırdığı 82 Anayasası toplam 177 madde içeren bir metindir. Son 10 Eylül 2010 referandumu sayılmasa, en geniş değişiklik 2001’de yapıldı. Toplam 17 kez anayasa değişikliğine gidildi. Geçici hükümler dahil 119 maddesi, ilk orijinal halinden, kesinlikle demokrasi, özgürlük tınıları olmayan, başkaca biçimlere dönüştürüldü.

Bütün bu değişiklikler, 82 Anayasası’nın demokratik olmadığı, sivil siyasetin dışında yapıldığı, daha çok da her ne ise bize, “alicenap Türk halkına yakışmadığı” üzerinde gerekçelendirildi. 119 maddeyi değiştirenler, 1983’ten beri devlete, rejime hükümet eden partiler, partiler koalisyonu idi. Dolayısıyla siyasetin merkez güçleri, merkez partileri, demokratik olmadığı/olamadığı gerekçesiyle, değişiklik ihtiyacı duyuluyorsa beklenen doğallıkla, hakikaten demokratik, özgürlükçü, hak, adalet, eşitlik harmanlamış bir anayasadır.

Ayinesi iştir kişinin…

Otuz yıl içinde anayasa metniyle onlarca kez oynandı. Ama bir kez olsun demokratik, özgürlükçü bir metin ortaya çıkmadı. YÖK, bütün burjuva klikler ve siyasetin değişik yelpazeleri açısında, bilimsel, akademik üniversitelerin kabul edeceği bir yönetme, yürütme erki olmaz olarak değerlendirildi. Ne ki kim ki hükümet/iktidar olduysa en çok onlar YÖK’ten nemalandı.

Türk rejimi son otuz yılında yaptığı, uyguladığı 82 ceberut anayasasının, baskı ve diktatörlükte ikna olmadığı, yetersiz düşündüğü alanlarda ise ortaya, 82 Anayasa metnini bile geride bırakan gerici, baskıcı, faşist yasalar/kanunlar yaparak rejimini daha da baskıcı hale getirmiştir.

TCK (Türk Ceza Kanunu), TMK ( Terörle Mücadele Kanunu), YÖK daha niceleri, değişiklik yapılmış hallerinde bile geri, baskıcı özelikler taşıyan kanunlardır. TCK ve TMK, rejimin yönetme erkinin asal belgeleridir. Pratik uygulayıcılar olarak öne çıkan TSK, polis gücü, mahkemeler, cezaevleri bu sistemin esas kalıcı kurumlarıdırlar. Sosyalistlere, muhaliflere karşı, Kürtlere karşı, Türk rejiminde ikili hukuk -siz bunu kanun anlayın- formunun icrası olarak işlev görürler.

12 Eylül 2010 referandumunda 30 madde değiştirildi. 82 Anayasası’nın geçici 15. maddesine sıranın ancak geldiği, bu değişikliğin pratikte kıymeti nedir? 12 Eylül darbesini yapanların yargılanması, hesap vermesi, hesap vereceklerin birkaç kişiyle sınırlandığı haliyle olsun, uygulana bilecek mi? Toplumu bir cendere içine alan, halen devam eden 12 Eylül rejimini, mevta olmuş birkaç general artığına bırakmak, yargılamayı en ileri götürmüş şekliyle 4 generalle sınırlandırmak bile mümkün mü? Güya geçici 15. madde değişeli 1 yılı geçti. İki savcının, konformist ikametgahlarında ifadelerine başvurduğu Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya bir yerleriyle, “sevsinler sizin değişikliğinizi” diyerek gülmüş olsalar gerek.

Altı çizilmesi gerekiyor. Değişikliğin yapıldığı 177 madde, 17 ayrı dönemde seçim barajının hiç değilse tahammül sınırına çekilmesi, siyasi partiler yasasının, bari göze batan diktatör başkanlık yetkilerinin terbiye edilmesi bile sıraya girmedi ve/veya giremedi.

Yazdıklarımız ışığında görülmesi öne çıkan bir diğer tespit şu olsa gerektir: Anayasa metinleri tek başına bir değer alegorisi taşımayabilirler. Türk rejiminde, esas mesele anayasanın değişip değişmemesinden önce, anayasa yapıcılarının sınıfsal konumlanışı, toplumda arkaladıkları güç, güçlerinin pratik hayattaki karşılığının ne olduğunun bilince, açığa çıkmasında aramak gerekiyor.

Bu bağlamda 82 Anayasa metninin şu maddesinde yazılanların ya da yapılan değişikliklerin özellikle bir kıymeti harbiyesini aramanın, değişiklik maddelerinin yorumundan önce, toplumsal genel çıkarlara ne kattıkları önemlidir. Gündemimize dayanan yeni bir toplum sözleşmesi, bütün bunlar ışığında değer kazanır ya da bir kez daha savaş alanında yenilgi alır.

Buraya kadar hükümet tarafında bir kez daha oyalanan anayasa tartışmaları babında, nasıl bir anayasa olmayacağının altını çizmeye çalıştık. Kürt özgürlük hareketinin mücadelesiyle yükselttiği bir kazanç baremi var. Nicelik olarak artık görünür olan Kürt ulusunun talepleri, 82 anayasa koşullarını geride bıraktığı gibi, devletin yeni şeklinin, AKP hükümetinin bağlayabileceği, manipülasyonla oyalayabileceği aşamayı geride bırakmıştır. Ulusal öncelik, ulusal özne kabiliyetiyle Kürdistan’da 82 Anayasası siyaseten, hatta tarihsel ömrünü tüketmiştir.

Global ekonomik krizin kapıdan kovulsa, bacadan girdiği bu yeni konjonktürel şartlarda Türk coğrafyasında, emekçi hareketinin niteliksel bir arayışa gireceğini söylemek kahinlik değildir. Sistemin oyalama, kandırma, manipülasyon strateji, batıda da tutmayacaktır.

Yeni bir yönetme, kurucu program ve tüzüğüne ihtiyaç kapıya dayanmıştır. Ana dilde eğitim, herkesin ana dilde kamuda temsiliyetinin vücut bulacağı, yeni bir anayasa metni daha da ertelenemez.

“Kürdistan İçin Yönetim” başlığı altında 10 Şubat 1922 TBMM toplantı kararlarının güncellenmesini de içeren, demokratik bir anayasanın bağlayıcılığını, “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” olarak kabul ve ikna olan bir metin, bugünün ihtiyaçlarına cevap olacağı gibi, savaş ortamının da panzehiri olacaktır.

Hiçbir maddesinin baki olmayacağı, başlangıç dahil, ilk 3 maddesinin Cumhuriyetin pratik kurucu uluslarını deklare eden, milliyet, eğilim, cinsel her türden azınlıkları koruyan, yaşamlarının garantisi olan bir anayasa günün olmazsa olmazıdır.

Tartışa gelen alt kimlik, üst kimlik gibi riyakarlıklara baş vurmadan, Türk’üyle, Kürt’üyle, Ermeni’siyle, Süryani’siyle her ulusun, her türden cinsel eğilimlerin, her grubun kompleksiz, kendi adlarıyla ifadelendirildiği bir anayasa metni.

Tek millet, tek bayrak, tek devlet, her türden tekçiliğin ilga edildiği, eko sistemi merkezine koyan bağlayıcı bir metin, toplumsal dokudaki tüm varlıkların, bütün canlıların ortak paydası olur.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006