Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

ÖKKEŞ İLE HÖSSÜK-5/Samet Erdoğdu
Samet ERDOĞDU

NEWROZ



 

Hösüğü yine duvar dibine gözleri bağlı, ayakta dikiyorlar. Hössük ötekiler gidip sadece nöbetçi kalınca gözbağını açıyor. Tuvalete gidiyor, lavaboda su içip elini yüzünü yıkayıp yükseğe kurulmuş televizyonu izlemek için bir kenarda duran kanapeye oturup televizyonu izlemeye başlıyor. Nöbetçi sürekli peşinde dolaşıp, hareketlerini izliyor ama müdahele etmiyor. O da yanına geliyor. Ayçiçeği çekirdeği veriyor. Beraber izliyorlar. Bir süre sonra kıvrılıp kanepede uyuyakalıyor.

Epey süre sonra nöbetçi telaşla uyandırıyor:

''Hössük çabuk! Gelenler var, duvara geç!''

Hösüğü duvar kenarına götürüyor; gözlerini bağlıyor. Hössük uysal, itaat ediyor.

Sorgu timinin amiri geliyor; nöbetçiye Hösüğün gözlerini açmasını emrediyor. Yanında yüzü güneşten, rüzgardan kavrulmuş, sertleşmiş bir genç var.

''Müslüm bunu tanıyor musun? Hiç dağda gördün mü''

Müslüm hiç görmediğini, tanımadığını söylüyor. Amir Hösüğün Kürtçe bilip bilmediğini anlamak için Müslüme ''Hele bir Kürtçe konuş bununla'' diyor. Müslüm ''Kuro tu ki yi ku der e yi?'' diye soruyor. Hössük ''Ne diyin lan bana mı söviyın'' diye öfkeyle karşılık veriyor. Müslüm ''Bu Kürtçe bilmiyor'' diye kanaat belirtiyor. Hösüğün gözlerini bağlıyorlar.

Yeni insanlar getirmişler. Cezaevinde yılbaşı vesilesiyle yapılan açık görüşte 4 Dev - Sol mahkumu yerlerine ziyaretçilerini bırakarak firar etmiş. Firara yardımcı olanları getirmişler. Bir tanesi kadın. O, hemen açlık grevine başlamış. Hücresinden çıkmıyor. O esnada görevde olan gardiyanları da getirmişler. Nezarethane epeyce kalabalıklaşmış.

Hösüğü tekrar sorguya alıyorlar. Ama bu kez yalnız değil, firar edenlerden birinin kardeşi de var. Üniversite öğrencisi, siyasetle, örgütle alakası olmadığını, abisi için yardımcı olduğunu söylüyor. Hösüğe elektrik verirlerken onu, ona elektirik verirlerken Hösüğü askıya asıyorlar.

Sonra Hösüğü gene Büyük Ökkeş'in huzuruna çıkarıyorlar. Büyük Ökkeş'in subay konuğu var. Makam odasının sağındaki geniş bölmede konuğuyla çay içiyor. Hösüğü de bir koltuğa oturtan Büyük Ökkeş konuğuna Hösüğü tanıtıyor. Sahte kimlikle yakalandığını, kimliğinin sahte olduğunun anlaşıldığını, ama adını söylemediğini, çok yabani ve tuhaf davrandığını, PKK'li olduğundan, dağdan kaçtığından şüphelenildiğini söylüyor. Subay bir de ben deniyeyim diyor. Önce Hösüğe adını soruyor; Hössük hiç cevap vermiyor. Sonra arka arkaya o bölgedeki PKK grubunun barındığı, dolaştığı dağların isimlerini sıralıyor ve Hösüğün yüz ifadesinde bir değişiklik olup olmadığına bakıyor. ''Nurhak, Engizek, Sinekli, Yıldız Dağı...'' Daha sonra iğrenç bir bel altı fıkra anlatıyor; Hösüğün yüzü belli belirsiz geriliyor, tiksintiyle ekşiyor. Subay hükmünü yürütüyor: ''Bu, PKK'li. PKK'liler böyle muhafazakar. Rahatsız oluyorlar. Bu da hoşlanmadı.''

Sonra çay için teşekkür edip çıkıyor.

Böyyük Ökkeş gene makam koltuğuna ve masasına geçiyor. Hösüğü yine karşısına oturtuyor.

''Bak oğlum senin kim olduğunu, nereli olduğunu aslında biz biliyoruz Ökkeş bize herşeyi anlattı. Ama bir de senden duymak istiyoruz.''

''Ökkaş'ı bıraxmadınız mı?''

''Hayır, sen konuşuncaya kadar Ökkeş burda kalacak.''

''Benım yüzümdan mı?''

''Evet, sen böyle inkar ettiğin sürece o da sen de buradan dışarı çıkamayacaksınız.''

Hössük gülüyor, gülüyor, gülüyor.

''Niye gülüyorsun?''

''Yavu bu Ökkaşın yüzündan benı getırdınız, şimdı benım yüzümdan adamı bıraxmıyınız. Bıraxın garıbı.''

''Olmaz. Sen konuşacaksın, anlatacaksın, ben de sizi serbest bırakacağım. Ondan sonra çıkın gidin. Sen İsviçre'ye gideceğim demiştin. Ökkeş de gitmek istiyor. Sizi hemen gönderirim. Pasaportlarınız benden.''

''Paşaport mı verecan? Ver eyleyse!''

''Yok öyle karşılıksız olmaz. Sen de bir karşılık vereceksin. Adını, nereli olduğunu, kim olduğunu bir bir anlatacaksın. O zaman şerefim, namusum üzerine söz veriyorum; ben de size yardımcı olacağım. Biz size düşman değiliz oğlum. Siz de bu vatanın çocuklarısınız. Belki kandırıldınız, belki inandınız ve teröre bulaştınız. Gelin vazgeçin. Geçmişte devletten haksızlık görmüş olabilirsiniz, mağdur olmuş olabilirsiniz. Devletin de hataları var. Ama bu devlet, bu ülke hepimizin, biz Kürtlerle kardeşiz. Hiçbir ayrı gayrımız yoktur. Terör ülkemizin ilerlemesini, demokrasimizin güçlenmesini, Avrupa birliğine girmemizi engelliyor. Terör yüzünden devletimiz hürriyetleri kısmak, sert tedbirler almak zorunda kalıyor. Bazen aşırı gidildiği de oluyor. Ama terör biterse bu ülkeyi, bu milleti artık kimse tutamaz. Ben devletimizin bu meseleyi şiddetle, zorla değil, iknayla, şefkatle çözmesinden yanayım. Benim için terörden vazgeçirdiğim her memleket evladı bir kazançtır. Sen ne düşünüyorsun bu konuda. Haksız mıyım?''

''Doğrıdır valla. Aynan eyledır. Ne gözel konıştın. Bu kadar lafı ben edemam.''

''Bak oğlum aptal numarası yapma. Biliyorum sen aptal değilsin.''

''Yox değılım. Kayyet axıllıyım.''

''Deli falan da değilsin, rol yapıyorsun.''

''Delı değılım. Axıllıyım.''

''Benden zekisin.''

''Zekiyim.''

''Öyleyse konuş. Bak seninle burada efendi efendi konuşuyoruz. Seni dövdüm mü? Sana hakaret ettim mi?''

''Yox etmedın.''

'' O zaman anlat bana. Hadi önce nerede yaşadığını söyle. Ben seyyar satıcıyım diyorsun; peki nerede kalıyorsun. Adresin ne, evin nerede, kiminle kalıyorsun?''

''Kimsem yox. Ben yalnızım.''

''Nerde kalıyorsun?''

''Onı söylemam.''

''Niye oğlum, bir sebebin mi var?''

''Şaxsidır. Söylemam.''

''Sattığın malları nerede satıyordun?''

''Çarşıda, bazarda, sokaxta, evlerde, her yerde...''

''Kimden alıyordun?''

''Söylemam.''

''Oğlum sen kimliğini ele verecek herşeye söylemem, söylemem diyorsun. Ee neyi söylersin?''

''Neyi söyliyacağım?''

''Sorulan soruların cevaplarını söyleyeceksin. Sen cevap vermiyorsun, beni kandıracağını mı sanıyorsun?''

''Tövbe estağfırıllah! Heç olır mı?''

''Bu kimlikte 63 doğumlu görünüyorsun. Ama kimlik senin değil gerçek yaşın kaç senin.''

''Kimlik benım. Yaşım doğrıdır.''

''Yani 27 yaşında mısın? Sen benden en az 10 yaş küçüksün, en az.''

''Sen kaç yaşındasın kine?''

''Ben 56 doğumluyum. 34 yaşındayım. Şaşırdın değil mi? Hep sıkıntı, stres ve zorluklardan böyle erken yaşlandım. Saçlarım iyice kırlaştı. Ne yaparsın; koşullar işte.''

''Vax, vax. Çı, çı, çı. Yazıx.''

''Oğlum bu İsviçre’ye gitmeyi çok istiyor musun?''

''Çox!''

''İsviçre güzel yerdir. 3 sene orada kaldım. Bilirim.''

''Haqqeet? Ne yaptın kine orada?''

''Yüksek polis okulu okudum, polislik eğitimi aldım. Çok güzel memlekettir. Gel herşeyi anlat seni oraya göndereyim.''

''Gönderecan ha?''

''Vallahi göndereceğim, pasaportunu ben vereceğim.''

''Ver o zaman gidiyim.''

''Anlamazlıktan gelme, konuşursan vereceğim.''

Büyük Ökkeş böyle saatlerce uğraşıyor. Bir ipucu, bir açık yakalamaya çalışıyor; yalvarıyor, yakarıyor, yeminler ediyor, kendine hakimiyetini, otokontrolünü yitirmemek için kendi kendisiyle savaşıyor, ne pahasına olursa olsun bu bulmacayı çözmek istiyor. Karşısındaki kişinin PKK’li olduğundan emin, ama bunu ona da onaylatmak, onu çözmek istiyor. Adamı çözmeyi bir gurur meselesi, kişilik meselesi haline getiriyor. Tatlı dille, ikna metoduyla, güvenini kazanarak, değer vererek çözmek istiyor. Babacan, insancıl, mert, sözünde duran, kişilik sahibi, güvenilir bir adam olduğuna ikna etmek istiyor. İşkencenin bu yabani, ölümü göze almış adama kar etmeyeceğini, daha fazla işkenceyi ise bünyesinin kaldıramayacağını biliyor.

Tüm uğraşlarına rağmen sonuca ulaşamıyor. Tereddüde düşüyor. Acaba bir hiç mi, dünyaya küsmüş bir münzevi mi diye düşünüyor. Yoksa hakikaten aptal, kafayı yemiş bir gariban mı. Bir türlü çözemiyor. İçi içini yiyor ama oyunu sonuna kadar oynuyor, açık vermiyor. Kendisine güveniyor, metodunun etkili bir metot olduğuna inanıyor. O, kaya gibi nice adamı bu metotla çözüp dağıtmış, mesleğinin en gözde uzmanlarından biridir. Hem tecrübeyle hem de aldığı ''bilimsel, teorik'' eğitimle işkencede, sorguda insanları nasıl çözeceğini gayet iyi bilmektedir. Ama bu ne idüğü belirsiz pejmürde adamı anlayamamaktadır. İçgüdüleri, sezgileri bu perişan adamın boş olmadığını söylüyor. Ama hiçbir metotla sonuç alamaması onu şaşırtıyor, ikirciğe düşürüyor.

Sesli düşünüyor. Kendinden bahsetmekten, özel, ailevi yaşantısının kimi ayrıntılarını göstermekten sakınmıyor. Yanında karısıyla, sevgilisiyle açık telefon görüşmesi yapıyor. Teslim olan Müslüm hakkındaki haberi dinlettirmekten sakınmıyor. Astlarına gazetecilerin haberdar olmaması için talimat veriyor ve ''en nefret ettiği kimselerin avukatlar ve gazeteciler olduğunu'' Hösüğün yanında ifşa etmekten çekinmiyor.

Müdür, Hössük'le uğraşırken cezaevinde meydana gelen firar olayı, polisin ilgi ve dikkatini bu konuya yöneltiyor. Müdür de bu konuya yoğunlaşıyor ve Hössük'le uğraşmayı bırakıyor. Çağırdığı polise ''bırakın bunu '' diye emrediyor. Polis bir Hösüğe bir Büyük Ökkeşe bakıyor; sonra ''gel Hössük diyor.''

***

İndiren polis giriş katında Hösüğe serbestsin gidebilirsin diyor. Hössük ciddi ciddi kapıya doğru gidiyor, dışarı kadar çıkıyor. Polis arkasından tekrar gelip kolundan tutuyor, içeri alıyor ''Gel lan, gel, nereye gidiyorsun öyle?'' diyor. Hössük ''git, serbestsın dedınız ya bana! '' diyor. ''Kim dedi lan sana?'' ''Sen dedın, Büyük Ökkeş dedı...'' ''Oğlum yerim yok, adresim yok, kimim kimsem yok diyorsun; nereye gideceksin?'' ''Hee yok. Nereye gidecağım?'' ''O zaman gel! Burda kal. Kalır mısın lan?'' ''Hee kalırım.'' ''Kal burda çaycılık yap. Yapar mısın lan?'' ''Hee yaparım; ama bana serbestsın dedınız!'' Polis gülüyor, ''bir yanlışlık oldu. Serbest değilsin!''

Tekrar bodruma, nezarethaneye indiriyorlar. Nezarethanede artık serbest: ne gözleri bağlı, ne de hücreye kilitli. Büyük Ökkeş dövmemelerini, yemek yedirmelerini emretmiş. Ama Hösüğün yemek ısmarlayacak parası yok. Arayan, soran, harçlık getiren kimsesi de yok. Birlikte yakalandığı Ökkeş'e soruyorlar; o, kendisine kebap ısmarlıyor; Hössük için de ısmarlayıp ısmarlamayacaklarını soruyorlar; o da kabul ediyor ve yakalandıklarından beri ilk kez Hössük yemek yeme imkanına kavuşuyor. Hem de Adana Kebap!

***

Nezarethanedekilerin kapıları gündüz açık artık. Koridorda serbestçe dolaşıp sigara içebiliyor, tuvalete gidebiliyorlar. Bir ara Suriye'den gelen genci görüyor orda; ama kısa süre sonra artık görünmez oluyor. Müslüm adlı PKK'li yanına gelip özür diliyor, mazaret anlatmaya çalışıyor; Hössük aldırmıyor, anlamazlığa vuruyor, aptal rolüne devam ediyor. Cezaevindeki firar nedeniyle getirilen gardiyanlardan biri, Elbistanlı olduğunu söyleyeni, habire sokuluyor Hösüğe. Kim olduğunu, aslen nereli olduğunu soruyor; kendisinden sır çıkmayacağını, kimseye birşey söylemeyeceğini söylüyor. Hössük ona da aynı şeyleri tekrarlıyor. Artık gelen giden Hösüğe takılıyor, polisler, nezarethanedeki tutuklu gardiyanlar eğlencelik birini buldukları için takılıp duruyorlar. Polislerden biri ''lan Hössük serbest olasan nereye gidersin, gidecek yerin var mı?'' diyor; gardiyanın biri ''bizim köye gel çobanlık yap'' diyor. Hösüğün canına minnet: ''hee yaparım''. Elbistanlı gardiyan ''ulan Hössük benim bir kardeşimi kundakta bebekçen çalmış götürmüşler; o sen olmayasın?'' diye şaka yapıyor. Hössük ''o'yum o'' diyor, ''senin kardaşın benım''. Ötekiler gülüşüp duruyor.

***

''Haydi Hössük mahkemeye gideceksin. Ama orda adını, kimliğini söyleyeceksin. Tamam mı?''

''Hee, söyleyacağım.''

İki sivil polis emniyetten yaya olarak aralarına alıp adliyeye doğru yola çıkıyorlar. Hösüğün elleri kelepçeli değil, serbest. Yanındaki sivillerle birlikte bir tanıdığa rastlamaması için dua ediyor içinden. Biri gelip ''oo, yoldaş merhaba, nerelerdesin?'' diye sorsa herşey berbat olacak. Götüren polisler keyifli, aralarında sohbet ediyor, Hösüğe takılıp duruyorlar. Çarşıda bir kazı - kazan biletçisiyle karşılaşınca durup birer bilet çekiyorlar. İkisi de boş çıkıyor. Birisi ''ulan Hössük bir de sen dene'' diyor. Hössük bir bilet çekiyor, amorti çıkıyor. O bileti iade edip yine çektiriyorlar yine bu kez iki bilet parası çıkıyor. Heyecanlanıyorlar ''ulan Hössük sen şanslı, kısmetli adamsın bir daha çek'' diyorlar. Hössük içinden ''ne şans ama, ne kısmet!'' diye geçiriyor ve iki bilet daha çekiyor. Bu kez biletlerden birine amorti (5 bin), öbürüne 50 bin lira çıkıyor. İyice coşuyorlar; büyük ikramiyeyi kazanma umuduna kapılıyorlar. Hakkaten bu Hössük çok kısmetli bir adam, ''Haydi Hössük bir daha çek!''. Hössük zaten meydanda bir tanıdıkla karşılaşma, işleri berbat etme tedirginliği içinde, daha fazla uzatmak istemiyor. ''Yox çekmam'' diyor; ''Niye ulan? Çek işte bak ne güzel kazanıyoruz!'' ''Uğursızdır; çekmam!'' Çekersin - çekmem diye bir süre çekişiyorlar ama Hössük inat ediyor. Polisler büyük ikramiyeyi kaçırdıklarına hayıflanana hayıflana, Hösüğe sitem ede ede onu adliyeye götürüyorlar.

***

Hafta sonuna, Cuma öğleden sonraya denk geliyor mahkeme. Hakim yüksek vazifesinin haşmetiyle adını, soyadını, baba - ana adını, doğum yerini, doğum yılını, ne iş yaptığını, okur yazar olup olmadığını soruyor Hösüğe. Sekreter zabıt tutuyor. Hössük emniyette söylediklerinden farklı bir şey söylemeyince Hakim kızıp kükrüyor; ''götürün bu tımarhaneliki bir muayene ettirin, nesi var, anlayalım'' diyor.

Hafta sonunu adliye karakolunun hücresinde geçiriyor. Burda kimse karışmıyor kendisine. Pazartesi günü devlet hastahanesine götürüyorlar. Psikiatr Mevlut İlik'in karşısına çıkarıyorlar. Getiren iki sivil polis doktorun odasına girmek istiyorsa da doktor almıyor içeri, söylene söylene kapıda bekliyorlar. Doktor ''mesele ne'' diyor; Hössük ''deli miyim, değil miyim diye getirdiler, taşıdığım kimlik sahteymiş, gerçek isim soruyorlar'' diye kısaca izah ediyor. Doktor anlıyor, ''peki bir rahatsızlığın falan var mı'' ''yok'' diyor Hössük. ''Herhangi bir bulguya rastlanmadığını yazacağım, uyar mı sana'' diyor. ''Uyar'' diyor Hössük. Doktor raporunu yazıp polisleri çağırıyor; polisler dosyaya koyarken gözatıyorlar. ''Ulan Hössük sen deli değilsin'' diyorlar. Hössük gülüyor ''delı değılım, akıllıyım''. Onlar da gülüyor. Mahkemenin yolunu tutuyorlar.

Hakim raporu eline alıyor, bir göz atıyor. Yukardan aşağıya kartal gibi bakıp Hösüğe ''normal'' olduğunu bildiriyor ve tekrar kimlik bilgilerini soruyor.

''Adın, soyadın?''

''Memet Hösık.''

Hakimin tepesi atıyor, polislere ''alın bunu başımdan, bir daha da getirmeyin, uğraştırmayın beni böyleleriyle'' diye fırça çekiyor. Polisler alıp yeniden emniyete götürüyorlar.

Emniyette akşama kadar beklettikten sonra, akşama doğru ''haydi git diyor'' serbest bırakıyorlar. Serbest bırakmadan önce aralarında para topluyorlar, Hösüğe ''harçlık'' veriyorlar. Harçlık ancak Garajlardan Düztepeye götürmeye yetecek bir dolmuş parası! Hössük nazlanmadan alıyor parayı, emniyetten çıkıyor ve yavaş yavaş şehre doğru yürüyor. Gün akşama devrilirken 18 günlük nezarethane ''misafirliği''nde saçı sakalı iyice uzamış ve birbirine karışmış, üstü başı daha da perişan, zayıf bedeni daha da zayıflamış halde Antep’in dar sokakları arasında izini kaybettiriyor.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006