Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

HALKLAR-BİREYLER ARASI İLİŞKİLER…/Hasan ŞAHİNGÖZ
Hasan Şahingöz

NEWROZ



 

Tüm insanların amacı aynıdır. Tüm insanlarda ortak olan bu amaç, yaşamın mutluluk,

huzur, güven ve refah içinde devamlılığını sağlamaktır. İnsanlık, gereksinimlerini

karşılamadan, mutluluk, huzur, güven ve refah içinde yaşayamaz. Yaşamanın

devamlılığını sağlayamaz. Bu nedenle insanlık tarihi, insanların/toplumların

gereksinimlerini karşılama mücadelesinin tarihidir.

Dil, din, etnik, ırk, cinsiyet ayrımı bulunmadan tüm insanlar, beslenmeye gereksinim

duyar; giyinmeye, barınmaya gereksinim duyar, bilgiye, hastalıklarda teşhis ve

tedaviye, iletişime, ulaşıma, kışın soğuktan, yazın sıcaktan korunmaya gereksinim

duyar; dinlenmeye, eğlenmeye, sevgiye, ilgiye, özgürce yaşamaya gereksinim duyar…

Gereksinimler bir kez karşılandıktan sonra son bulmayanlar, her giderilmelerinin

ardından yeniden yeniden ortaya çıkar; insanları, yeniden giderilmeleri zorunluluğu ile

karşı karşıya bırakırlar.

Gereksinimler sınırsız, gereksinimler çok çeşitli… Buna karşın doğanın kendiliğinden

üretimi tüm gereksinimleri yeterli-eksiksiz bir biçimde karşılamaya yetmez, hiçbir

zaman da yetmemiştir. Bu nedenle insanlar avcı-toplayıcı bir yaşam tarzından

vazgeçerek üretime başlamışlardır. Bu nedenle insanlar, halklar-bireyler kendi

aralarında ekonomik ilişkiler geliştirmişlerdir. Gereksinimlerini karşılamalarında

ekonomik ilişkiler geliştirmişlerdir. Gereksinimlerini karşılama zorunluluğu,

bu zorunluluğun ortaya çıkardığı ilişkiler insanların/bireylerin halklaşmasını,

toplumsallaşmasını beraberinde getirmiştir.

Gereksinmemek, gereksinimleri karşılama işine girişmemek; mutluluk, huzur,

güven ve refah içinde bir yaşam istememek, insanların elinde olan bir şey değildir.

Gereksinmek, gereksinimleri gidermenin sonucunda, mutluluk, huzur, güven ve

refaha erişmek, insan doğasının özü, insanın var olma şartıdır.

Bu nedenle gereksinmekte hiçbir sorun yoktur. Gereksinimlerini karşılamaya

çalışmakta, mutlu, huzurlu, güven ve refah içinde bir yaşam sürme isteğinde de…

Bunlar en temel insan haklarıdır. Hiç kimse, bir başkasının gereksinimlerini karşılama

isteği ve çabasından dolayı hiç kimse hiç kimseyi yargılayamaz. Yargılayıp mahkum

edemez.

Peki, öyle ise, sorun nerededir?

Sorun, bir bireyin ya da bir halkın kendi gereksinimlerini gidermeye/karşılamaya

çalışırken, diğer birey ya da halkların gereksinimlerini karşılamasının önünde

engel oluşturması, gereksinimlerini karşılama hakkını gasp etmesidir. Dahası,

bireylerin, halkların diğer birey ve halkların yaşamlarını yıkıma uğratarak ve

hatta yaşamlarına son vererek kendi gereksinimlerini gidermeye, hayatlarını

kurtarmaya çalışmasındandır. Bireylerin, halkların kendi mutluluklarını başkalarının

mutsuzluğunda, acılarında bulabilmelerindendir.

İnsanlığın, sadece binlerce yıl değil, on binlerce hatta yüz binlerce yıldır çözemediği,

üstesinden gelmeyi başaramadığı, günümüzde de yakıcı bir şekilde devam eden

bir sorun(u)dur bu. Çünkü insanlık bugüne kadar bir insanlık ailesi olmayı, üretim-

tüketim / yaşam ortaklığı içine girip, üretim ve tüketimi bireysel ve toplumsal

gereksinimlere göre, el birliği ile planlı bir şekilde gerçekleştirmeyi başaramamıştır.

Thomas Hobbes’in deyimi ile insan, insanın kurdu olmuştur. Yaşam gereklerini

ve alanlarını birbirilerine karşı mülk edinerek birbirlerini yaşam alanlarının ve

gereklerinin kullanım ve tüketiminden mahrum bırakmışlardır. Sonra da birbirlerinin

mülklerini ele geçirebilmek, daha çok mülk sahibi olabilmek için, birbirleri ile sürekli

bir savaş halinde olmuşlar, sürekli bir şekilde birbirlerini kırıp geçirmişlerdir.

Bu birbirini kırıp geçirme, mülkünü koruma ve yeni mülkler edinme savaşından

gerekli çıkanlar ise, her zaman için güçsüzler her zaman için halklar olmuştur. Öyle

ki, bir noktadan sonra iş, bir halkın mülkünü, yurdunu ele geçirebilmek için, o halkın

varlığını inkar etmeye, kırım ve asimilasyonla bir halkı ortadan kaldırmaya kadar

vardırabilmiştir.

Acımasız, insafsız bir şekilde, gereksinimlerini karşılaması engellenen, yaşam

gereklerinden ve alanlarından mahrum bırakılan; mülklerine göz dikenler tarafından

kırımdan/kıyımdan geçirilen bireyler, aileler, aşiretler halklar yok olmuş, tarih

sahnesinden silinip gitmişlerdir.

Her birey, her aile, aşiret ya da halkın önce kendi yaşamını kurtarma çabası, diğer

insanların, halkların yaşama, mutlu olma hakkını yok sayması, dahası aklına bile

getirmemesi, kendi yaşamı, mutluluğu söz konusu olduğunda diğer insanların,

halkların yaşamını ortadan kaldırmaya hazır bulunması; “gücü, gücü yetene kanunu”

son bulmadıkça; insanlık bir üretim-tüketim/yaşam ortaklığı içerisine girip, üretim ve

tüketimi bireysel ve toplumsal gereksinimlere göre planlı bir şekilde gerçekleştirmeye

başlamadıkça, maalesef, acılar, ızdıraplar, dramlar yakamızdan düşmeyecektir. Güçlü

güçsüzü eğmeye, insan, insanın kurdu olmaya devam edecektir.

Tek tek bireyler arası ilişkilerde olduğu kadar, halklar-devletler arası ilişkilere ilişkin bir

bakış açısı ortaya koyarken; haklı-haksız, doğru-yanlış ayrımı yaparken sahip olmamız

gereken bakış açısı işte bu olmalıdır.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006