Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

BİR SİVRİSİNEK MASALI: 141-142, TMY 8, TCK 159, TCK 301 ve ilh…/ SİBEL ÖZBUDUN
Sibel Özbudun

NEWROZ



 

“Ne zaman ora’sı dense

Aklıma bura’sı gelir.”[2]

Sözlerime dün akşam elime geçen bir zarftan çıkan bir mektupla başlamak istiyorum.

Zarf Bolu F Tipi’nden geliyordu. Mehmet Boğatekin’den.

Sanırım çoğunuz adını duymadınız. Mehmet yıllardır içeride. Müebbete mahkûm. İçeride kendini iyi bir karikatürist olarak yetiştirdi. Sergiler açıyor, pek çok dergide çizgileri yayınlanıyor.

İçinden bir çizim ve bir mektup çıktı. Bir İsmail Beşikçi portresi. Altı ok biçimli parmaklıkların gerisinde bir “Sarı Hoca”. Parmaklıklar kırılmış. Hoca’nın yüzünde o her zamanki kırılgan gülümseme.

Mektubu ise aynen aktarıyorum:

Merhaba Sibel Abla

İyi olmanız dileğiyle selam, sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

Bugün gazetede İsmail Beşikçi Hoca ile 17 Eylül’de Uluslar arası bir sempozyumun düzenleneceği haberini okudum. Çok sevindim. İsmail Beşikçi gibi bir değerli bir insan böyle bir ilgiyi çoktan hakkediyor.

Sempozyumun Türkiye katılımcıları arasında sizin de isminizi görünce sevincim daha da arttı. Çoktandır İsmail Hoca ile ilgili bir çizim yapmayı tasarlıyordum. Portre-karikatürünü çizmek için gazetede yayınlanan fotoğraflarını topluyordum. Gazetedeki bu haber bu çalışmamı tamamlamama vesile oldu.

İnandığı gerçekleri sonuna kadar savunan; baskıya ve zulme karşı boyun eğmeyen bir Bilim Adamı’nın (Sarı Hoca’nın) gösterdiği iradeyle altı okun parmaklıklarını nasıl büktüğünü ve ışığını oradan milyonların kalbine nasıl yaydığını çizgilerin diliyle anlatmak istedim.

Portre-karikatürü tamamlarken -bu özel hediyeyi İsmail Hoca’ya nasıl ulaştıracağımı kara kara düşünürken- siz aklıma geldiniz. Daha önceki yazılarınızda -kitaplarınızda- İsmail Hoca ile dostluğunuzu biliyordum. Yoğun çalışmalarınız arasında ek bir uğraş yaratmak istememiştim. 17 Eylül’de İsmail Hoca ile sempozyumda buluşacağınızı öğrendiğimden dolayı çizimi sizin adresinize yolladım.

Benim adıma ve burada bulunan İsmail Beşikçi Hoca’nın sevgisini yüreğinde taşıyan bütün tutsak arkadaşlarım adına portre karikatürü kendisine hediye olarak sunarsanız çok seviniriz. Özel selamlarımızla birlikte…

Sempozyumun amacına ulaşması dileğiyle…

Mehmet Boğatekin

Mehmet’in bu anlamlı emanetini huzurunuzda sahibine, Sarı Hoca’ya teslim etmek, bana onur veriyor…

* * *

Anımsayanınız var mıdır, sinir bozucu bir çocuk tekerlemesi vardı. Karşınızdakine sorardınız: “Sana bir sivrisinek masalı anlatayım mı?” Karşınızdaki, safça “Anlat,” yanıtını verdiğinde aynı solukta devam ederdiniz: “Anlat demekle olmaz, sana bir sivrisinek masalı anlatayım mı?” Muhatabınız tedirgin, bu kez “Anlatma” derdi olasılıkla. Siz biteviye bir tonda bastırırdınız: “Anlatma demekle olmaz, sana bir sivrisinek masalı anlatayım mı?” Muhatabınız tuzağınıza düşmüştü bir kez, ne yapsa, ne dese, ne demese üstelerdiniz: “Öf demekle (ya da susmakla, kaçmakla vb.) olmaz, sana bir sivrisinek masalı anlatayım mı?”

Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki devlet engelleri bu tekerlemeyi çağrıştırıyor insana…

Türk Ceza Kanunu’nun 12 Nisan 1991 günü kaldırılan 141. madde, 1. fıkrasını anımsıyor musunuz?

Şöyleydi: “Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadi veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenler veya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenler veya bu hususta yol gösterenler sekiz yıldan on beş yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar. Bu kabil cemiyetlerin birkaçını veya hepsini sevk ve idare edenler hakkında ölüm cezası hükmolunur.”

Yukarıda belirtilen eylemlerin propagandasını yapanlar için ise 142/1 uygulanır, “Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadi veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek veya devlet siyasi ve hukuki nizamlarını topyekûn yok etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.”

Türk Ceza Kanunu’na Mussolini İtalyası’nın 1931 tarihli faşist Ceza Kanunu’nun 270 ve 272. maddelerinden alınan, çeşitli değişikliklerle 55 yıl yürürlükte kalan bu maddeler nedeniyle binlerce sosyalist gözaltına alındı, tutuklandı, işkencelerden geçirildi, ağır hapis cezalarına çarptırıldı.

Deniz Kavukçuoğlu’nun da belirttiği üzere, “Faşist İtalya’da olduğu gibi Türkiye’de de bu yasa maddeleri ‘müesses nizam’ (kurulu düzen) kavramında saklı ‘kapitalist düzen’in hukuki güvencesiydi. Kapitalizmin ya da kapitalistlerin çıkarları söz konusu olduğunda bu yasalar devreye girer, sosyalistlerin, yurtseverlerin ensesinde boza pişirilirdi. Tepemizde ‘Demokles’in kılıcı’ gibi asılı duran bu maddelerden payını almayan hemen hiçbir sosyalist yoktu.”[3]

Evet, TCK’nın 141 ve 142. maddeleri 1991 yılında kaldırıldı. Gerçi yerlerini Terörle Mücadele Yasası’nın en az kendileri kadar kötü şöhretli 8. maddesine terk etmişlerdi, ama yine de, bu ülkede yurttaşı devlet (ve “müesses nizam”) karşısında her zaman “potansiyel sanık” kılan bu iki maddenin kaldırılmasının simgesel bir değere sahip olduğu görüşü kamuoyunda ağır bastı.

TMY 8, bir süre sonra yerini TCK 159’a bırakarak tarihe karışacak, AB’ye uyum sürecinde TCK 159 da değişikliklere uğratılacak, nihayet bu ülkenin aydınları, Türk ve Kürt devrimcileri, sosyalistleri… bu kez de TCK’nın “Türklüğü tahkir”i cezalandıran 301’nci maddesiyle karşı karşıya bırakılacaktı.

301 tartışmaları ise, bildiğiniz gibi, hâlen süregidiyor.

Bu kısa tarihçeyi iki türlü “okumak” mümkün.

Bu okumalardan ilki, Türkiye’de düşünce özgürlüğünün iç ve/veya dış dinamiklerin etkisiyle inişli çıkışlı, zigzaglı da olsa, bir ilerleme kaydettiği, özgürlükler alanının tedricen genişlemekte olduğu yolundadır.

Ama daha kötümser bir ikinci okuma da olasıdır. O da Türkiye’de devlete ve yönetici elit(ler)e hâkim olan hâlet-i ruhiyenin “güvensizlik” olduğu yolundadır: Muhalif unsurları her ne pahasına olursa olsun kuşatan, kontrol altında tutan, gereğinde onları yıllarca demir parmaklıklar arkasında tutmaya olanak verecek yasa maddelerini her ne olursa olsun elde tutmaya kararlı bir güvensizlik…

“Askerî vesayeti kaldırma”, “özgürlükler alanını genişletme” vb. retoriğiyle iş başına gelen AKP iktidarının kısa sürede 141.-142’ye, TMY 8’e, TCK 159’a rahmet okutturan baskılara dümen kırması, ikinci okumayı destekliyor, kanımca.

Ahmet İnsel’in 11 Eylül tarihli Radikal İki’de yayınlanan yazısı, “Hükümeti yıpratma suçu” diye bir “suç”un imal edilip TMY kapsamında emniyet tutanaklarından savcılık iddianamelerine taşınması eğilimine işaret ediyordu.[4]

Yumurta atanından protesto gösterisine katılanına yüzlerce insan bugün bu “suç”tan yargıç önüne çıkartılmayı bekliyor.

Sempozyumun ilk paneline “İfade Özgürlüğünde geri mi dönüyoruz?” sorusunu sorduran olaylar bundan ibaret değil.

Hatırlayacaksınız; 141-142’li yıllarda dahi pek az görülen bir şey oldu geçtiğimiz aylarda Türkiye’de. Ahmet Şık’ın Fethullah Gülen cemaatinin Emniyet içerisindeki örgütlenişini anlatan “İmamın Ordusu” başlıklı kitabı, henüz basılmadan toplatıldı, bilgisayardaki kopyalarına el konuldu ve bu kopyalardan bulundurmak suç sayıldı!

Ya buna ne buyrulur:

“Türkiye’de birçok kitabın yasaklanmasına neden olan eski Türk Ceza Yasası’nın ‘komünizm propagandası’ yapmayı suç sayan 142. maddesi 20 yıl önce yürürlükten kaldırıldı; ancak mahkemelerin 1970’li yıllarda söz konusu maddeyi dayanak göstererek aldığı kitap toplatma kararları hâlen yürürlükte bulunuyor. (…)

Yasaklamaya dayanak maddenin yıllar önce kaldırılmasına karşın birçok kitap hâlen cezaevlerine giremiyor. Bunun son örneğinin yaşandığı Sincan Cezaevi’nde kalan bazı tutuklu ve hükümlüler, avukatları aracılığıyla Ilya Ehrenburg’un ‘Dipten Gelen Dalga’, Karl Marx ve Friedrich Engels’in birlikte yazdıkları ‘Komünist Parti Manifestosu’, Stalin’in ‘Sovyetler Birliği Komünist Partisi Bolşevik Tarihi’, Dimitrov’un ‘Savaşa ve Faşizme Karşı Birleşik Cephe’ ve Çin lideri Mao Zedung’un ‘Seçme Eserler’ gibi bazı kitapları istedi.

Ancak cezaevi yönetimi kitapların yasak olduğu ve haklarında toplatma kararı bulunduğu öne sürerek kitapları içeri sokmadı. Bunun üzerine Avukat Evrim Deniz Karatana, Bilgi Edinme Yasası kapsamında kitaplar için gerçekten bir toplatma kararı bulunup bulunmadığını Emniyet Genel Müdürlüğü’ne sordu. Emniyet, söz konusu kitapların ‘Komünizm propagandası yapmak suçunu’ düzenleyen eski TCK’nin 142. maddesine göre yasaklandığı ve haklarında toplatma kararı olduğunu bildirdi.”[5]

İstihzayla gülümsediğinizi biliyorum, ama durun, bitmedi. Son örnek, sevgili hocamız İsmail Beşikçi’nin kimbilir kaçıncı kez “düşünce suçlusu” olarak hapis cezasına çarptırılması. Evet, “Sarı Hoca”, bu kez de “Türkiye’nin güneydoğusunun da yer aldığı coğrafyanın ‘Kürdistan’ olarak nitelenmesi suretiyle ‘PKK terör örgütü’nün propagandasını yaptığı” gerekçesiyle 15 ay hapis cezasına mahkûm oldu.

Mahkeme heyeti karşısında “Suç işlemediğim için beraatımı da istemiyorum,” diyen İsmail Beşikçi Hoca’nın bu cezayı da yüzünden hiç eksik etmediği o mütevazı gülümsemeyle, hiç sızlanmadan çekeceğini biliyoruz. Nihayetinde yaşamının 17 yılını demir parmaklıklar gerisinde geçirmiş müzmin bir “düşünce suçlusu” için 15 ay nedir ki?

Ama bu kez öğrencileri, okurları, sevenleri, düşünce özgürlüğü savunucuları olarak isyanımızı haykıralım dedik.

İfade özgürlüğüne yönelik sınırlamaların yöneticiler tarafından Demokles kılıcı gibi muhaliflerin tepesinde sallandırılmasına, bu ülkede fikri olan herkesin günün birinde “fikir suçlusu” konumuna düşürülmesine olanak verecek maddelerin yasa metinlerden ve zihinlerden silinmemesine, “düşünce ve ifade suçları”nın iktidarları tahkim edecek araçlar olarak kullanılmasına karşı isyanımızı…

Bu sempozyum ve bu oturum, bu amaçla düzenlendi.

“İfade Özgürlüğünde geri mi dönüyoruz” başlıklı panelde Türkiye’de ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların haritasını çıkartmaya çalışacağız.

Anıları Atatürk’ün emriyle toplatılıp yakılan Kazım Karabekir’den İsmail Beşikçi’ye bu tekerrür eden tarihin örüntüsünü saptamaya çalışacağız.

Ve bu kısır döngüyü nasıl kıracağımız konusunu söyleşeceğiz hep birlikte.

Yolumuz açık olsun…

16 Eylül 2011, Ankara.

N O T L A R

[1] Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi’nin 17 Ekim 2011 tarihinde düzenlediği “Uluslararası İnsan Hakları Örgütleri ve Aydınlar İsmail Beşikçi için Ankara’da” başlıklı sempozyumun “İsmail Beşikçi Olayı. İfade özgürlüğünde geri mi dönüyoruz” başlıklı oturum için yapılan sunuş konuşması.

[2] Özdemir Asaf.

[3] Deniz Kavukçuoğlu, “Nereden Nereye”, Cumhuriyet, 24 Ağustos 2011, s.13.

[4] Ahmet İnsel, “Hükümeti Yıpratırsın Ha!”, Radikal İki, 11 Eylül 2011, ss.1/12.

[5] Alican Uludağ, “Madde Yok, Yasak Var”, Cumhuriyet, 6 Eylül 2011, s.4.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006