Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

KALICI BİRLİĞİ HEDEFLEMELİYİZ* S. ÇİFTYÜREK
S. Çiftyürek

NEWROZ

Konferans, kamuoyuna deklere edeceği bir sonuç bildirisiyle yetinmeyip iktidar hedefiyle birliğin kalıcılaştırılması hedeflenmelidir. Kongre, cephe ya da benzer bir ad altında kalıcı birlik hedeflenmelidir.

 

“Beşdervanen heca!

Dostın delal!

Nuneren çapemeniye yen heca!

Ez we hemuyan bi navı Partiya Azadi u Sosyalizm evin u hürmet silav dikim.

Değerli Dostlar!

Bugün burada ‘Türkiye’de Kürdistan konferansı’ için bir aradayız. Böylesine farklı siyasal, mesleki, kültürel, etnik ve inançlardan gelen 60’a yakın parti, sendika, dernek, meslek odaları ve vakıf temsilcileriyle bugünümüzü ve geleceğimizi tartışacağız. Bu Kuzey’in tarihinde bir ilktir.

Öncelikle yaşadığımız bölgede ve Kürt/Kürdistan meselesiyle bağlantılı siyasal konjonktüre ilişkin birkaç noktanın üzerinde durmak gerekiyor. Tunus, Mısır ile başlayan, Yemen, Bahreyn, Ürdün üzerinden genişleyen ve Libya ile Suriye’de farklı bir boyut kazanan Arap başkaldırısı ile paralel Ortadoğu’da siyasal trafik olağanüstü karmaşıklaştı.

Birincisi; Bölgede kimin eli kimin cebinde zaten belli değildi ki son aylarda bu durumun daha da ağırlaştığı; Dost-düşman ayrışmasının da beklenmedik bir hızla gerçekleşmeye başladığı; dost, hatta stratejik dostların hızla düşman veya tersi durumun yaşandığı; şu veya bu sorunda tam barış sağlandı, sağlanıyor denildiği bir anda atılan bir taşla sürecin tersine dönüştürüldüğü; aynı devletin aynı hükümeti, Mısır-Tunus’ta “demokrat” ama aynı talep ve gerekçelerle muhalefetin ayaklandığı Yemen, Bahreyn de faşist ve gerici davrandığı bir süreçteyiz.

İkincisi; bölgede statükoyu değiştirmek isteyenler ile statükoyu savunanların dün Irak bugün ise Suriye üzerinden hesaplaşıyorlar. Statükoyu kendi çıkarlarına uygun değiştirmek isteyen küresel ve bölgesel güçler, Irak üzerinden yarı yolda bıraktıkları işi bu kez Suriye üzerinden sürdürmek istiyorlar. Statükoyu değiştirmek isteyenlerle savunanlar bölgede Kürt/Kürdistan meselesi ile yüzleşiyorlar.

Üçüncüsü; statüko savunucularının başında gelen İran ve Türkiye ortak düşman algıladıkları Kürt/Kürdistan meselesinde ortaklaşırken, Şii-Sünni ekseni üzerinden ise farklılaşmanın da ötesinde bölgesel hegemonya hesapları içerisindeler. Suriye’yi NATO ittifakı içerisinde en önde işgale hazırlanan Türk devletine, İran ısrarla birlikte hareket etme çağrılarını sürdürmektedir. “NATO ittifakı içerisinde Suriye’ye karşı cephe almak yerine gel ortak düşmanımız olan Kürtler karşısında birleşelim ve ezip geçelim” çağrılarını, sözlü diplomatik kanalların yanı sıra gerek Kandil’le yönelik işgal hareketi üzerinden gerekse “Karayılan yakalandı” spekülasyonu üzerinden de sürdürmektedir. Zira Suriye düşerse İran Şii İslam rejimi ayakta kalmakta zorlanır. Irak’ta büyük düşmanı ABD eliyle bölgedeki düşmanı Saddam rejimi yıkılmıştı yani sonuçta Irak’ta çoğunluk Şiilerin iktidara gelmesiyle İran rejimi güç kazanmıştı ama Suriye’de yıkılması hedeflenen Şii azınlık rejimidir ki Irak’ın tersinedir. Suriye rejiminin yıkılması, batısındaki Lübnan Hizbullah’ını, doğusundaki İran rejimini ciddi sıkıntıya sokar. Kısacası Suriye, bölge satranç oyununun kilit hamlesini oluşturuyor.

Dördüncüsü; Türk devleti, bölgede ve Suriye’deki son gelişmeleri esas Kürt/Kürdistan meselesi üzerinden algılıyor, böyle algıladığı içindir ki ‘Suriye meselesi benim bir iç sorunumdur’ diyebiliyor. İran’ın ‘Kürt bölücülere karşı ortak hareket edelim’ önerisine sıcak bakan Türk devleti yine Kürdistan meselesi nedeniyle NATO ittifak güçleriyle birlikte Suriye’ye saldırıyı stratejik çıkarlarına daha uygun görmekte. Çünkü İran, Türkiye ve Esad iktidarının ittifakına rağmen Suriye rejimi NATO tarafından Kaddafi rejimi benzeri yıkılırsa o zam Türk devleti ikinci bir Kürt Federe Devleti ile yüzleşebilir ki güneybatısında ikinci bir Kürt Federe Devleti’yle yüzleşmek istemiyor, zira böyle bir gelişme Kuzey’de de siyasi statü çıtasını yukarıya çeker!

Beşincisi; Türk devleti tam da bu koşullarda içeride savaşı neden yeniden tırmandırdı? Silvan ve ardından yapılan kimi eylemler mi? İlan edilen Demokratik Özerklik mi? Hayır ne biri ne diğeri savaşı tırmandırmada esas neden değildir. Esas neden, bölgede NATO ittifakı içerisinde savaşa hazırlanan Türk devletinin içerisini hazırlama yönelişidir. AKP hükümeti eliyle içeriğinde sözü edilir bir şey olmasa da “açılım” üzerinden Kürt meselesinin çözümü tartışılıyordu, şimdi ise Kürt meselesinin ürünü olan örgütlerin tasfiyesi hedefleniyor yani yeniden başa dönülmüş oldu.

Kalıcı birliği hedeflemeliyiz!

Değerli Dostlar!

Yukarıda belli çizgileriyle belirttiğimiz siyasal, askeri trafikte, Kürt ulusal özgürlük dinamiklerinin ezilmesi, eldeki mevzileri yitirmesi kadar aradan sıyrılıp yeni mevziler kazanma ihtimalide var. Evet, her parçanın kendi içerisinde geniş kalıcı birliğini yaratmasının yanı sıra parçalar arası birlik, dayanışma vb. geliştirilirse süreç Kürt halkına yeni fırsatlar da sunuyor. Bu açıdan baktığımızda;

1 – Gerçekleştirdiğimiz ‘Türkiye’de Kürdistan Konferansı’ yani bu toplantı öncelikle Kuzey’de ulusal demokratik birliğe gelip geçici bakmamalıdır. Bu konferans, kamuoyuna deklere edeceği bir sonuç bildirisiyle yetinmeyip İktidar hedefiyle birliğin kalıcılaştırılması hedeflenmelidir. Ulusal Kongre, cephe ya da benzer bir ad altında kalıcı birlik hedeflenmelidir. Bizler burada kalıcı birliği bu zengin bileşenle başarabildiğimiz oranda, Erbil’de parçalar arası Ulusal Konferans’ın gerçekleştirilmesi yönünde KFD’nin de elini güçlendiririz.

2 – Kalıcılaştırılması hedeflenen birlikte, mevcut siyasal parti, örgüt, mesleki kurumlar, sendika, dernek, etnik azınlık temsilcileri, dini cemaatler, vakıf ve basınıyla bu zengin bileşen öncelikle korunmalı ve birlik içerisinde kendi temsilini görebilmelidir. Ancak o zaman burası, demokratik yapılanma ve iç demokrasi sınavında geçer not alabilir. Arap halklarının siyasal başkaldırısından sonuç mu çıkarmak istiyoruz? O zaman öncelikle birliğin iç demokrasisini güçlendirmeliyiz.

3 – Birliğin kalıcılaşarak devamını hedefliyorsak bir şeye daha hepimizin dikkat etmesi lazım: Birliğin bileşenleri öncelikle siyasal parti ve kadroları birleştirici, yapıcı dil kullanmalı. İki kadro aynı görüşü dile getirirken, biri yapıcı, birleştirici, diğeri dağıtıcı, itici bir üslupla dile getirebilir! Dil, üslup deyip geçemeyiz önemlidir. Artık bu bileşen ve esas siyasal parti temsilcileri, birbirlerini kriminal bir dil kullanarak tarif etmekten uzak durmalı.

Hedefte ortaklaşmalıyız!

Değerli katılımcılar,

Sanırım öne çıkan temel hedef, Kürt halkının siyasal bir statü kazanması ve kendi toprağında kendi kendini yönetmesidir. Ortak payda olarak birbiriyle bağlantılı bu iki temel hedef öne çıkmıştır, burası da çıkarmalıdır.

1 - Bizler ister demokratik özerklik diyelim, ister federasyon, ister bağımsızlık diyelim! Devlet aklı bizimle ilgili şöyle çalışır: Birincisi, bizi ayırt etmeden “bunlar Kütler, bunlar bölücüdürler” der! İkincisi ise icra gücümüze bağlı olarak pratik tutum geliştirir. Hayata geçirecek icra gücün yoksa bağımsızlığı savunsan da sana karşı pratik tutum almak yerine devlet izleyip hafızasına not alıyor, gözlemliyor ama eğer icra gücün yani projene hayatta içerik kazandırabileceksen o zaman, demokratik özerklik de desen sana çullanıyor!

2 – Yine, federasyonu savunanda, demokratik özerkliği savunanda, bağımsızlığı savunanda dönüp bunu halka anlattığında ortak bir tarif yaptığını görmekteyiz. Ortak tarif şudur: Hepimiz savunduğumuz özerkliği, federasyonu, bağımsızlığı politika diline tercüme ettiğimizde diyoruz ki “halkımız kendi toprağında kendi kendini yönetsin”! BDP’li dostlar da Demokratik Özerkliği Mardin, Şırnak, Amed’de halka anlattıklarında diyorlardı ki; ‘Kürt halkı kendini yönetmek istiyor’! Yani Kürt halkı kendi ulusal kaderini tayin etmek işitiyor. Vurgulamak istediğim ulusal kaderini tayin hakkı buranın ortak paydasıdır. Bu ortak paydayı halka propaganda ederken yani siyaset diline tercüme ederken kimimiz bunu demokratik özerklik, kimimiz federasyon kimimiz ise bağımsızlık diye adlandırabiliriz ama ortak paydamız Kürt halkının kendi kaderini tayın hakkıdır ÖSP olarak önerimiz budur.

3 – Tunus-Mısır halk ayaklanması özellikle de Tahrir meydanının bölge ve dünyaya verdiği olumlu mesaj çok konuşuldu. Tahrir meydanı sokak siyaset ilişkisini yeniden kurdu, siyasetin içerik kazanmasında onu parlamentonun dar koridorlarından kısmen özgürleştirdi. Kürt halkı tarih boyunca ve son yıllarda aralıksız olarak siyasete sokakta içerik katı, manifestosunu sokakta ilan etti. O halde Tahrir bize kattı? Sivil itaatsizlik mücadelesinin geliştirilmesinde ve onun üzerinden tayin edici sonuçlar almasında daha bir umut ve cesaret verici oldu.

Daha somut olarak önümüzdeki 21 Mart’ta bu zengin bileşene dayalı birlik, kısa ama özlü bir manifesto ile Birleşmiş Milletlere, Dünya halklarına, işçi emekçilerine, Türkiye ve Kürdistan halklarına ve elbette TC devlet ve hükümetine şu çağrıyı yapmalıdır:

*Kürtçe ana dilde eğitimin hayata geçirilmesi,

*Anayasa’da Kürt ve azınlık halklarının varlığının kabulü,

*Öcalan dahil koşulsuz bir genel affın ilan edilmesi,

*Devletin operasyonları durdurması, PKK’nin silahları susturması!

Ve aynı 21 Mart günü şu eklenmelidir: “Bizler TC devlet ve hükümetinden bu taleplerin altı aylık süre çerisinde hayata geçirilmesini bekliyor ve talep ediyoruz” denilmeli. Altı ay sonra Kürt halkı, Kürt halkı ile dayanışma içerisinde olan Türkiye halkları, ilerici, devrimci güçleri ile aynı meydanda buluşmak üzere ayrılıyoruz denilmelidir.

Altı ay sonra aynı yerde yüz binler değil milyonların buluşması için aralıksız çalışılmalı. Ve eğer geçen zaman zarfında devlet sözü edilir bir adım atmamış ve atma hazırlığında değilse, o durumda sonuç alınıncaya kadar dağılmamalıdır. Bunu başarabilirsek (ki başaramamanın önünde bir engel yok) o zaman;

Birincisi; devletin savaş konseptine güçlü darbe indiririz, tankların ve uçakların silahsız milyonların isyanına yapacağı bir şey yoktur.

İkincisi; sorunun çözümünde siyasetin yol alması durumunda Kandil’in kendi iradesiyle silahı durdurma ya da bırakmasında elini güçlendiririz. Sürekli “silah bırak” çağrılarını çıkarmak yerine silahı gereksizleştiren siyasal adımları burası atmalıdır.

Üçüncüsü ve önemlisi; Yozgat, Konya, Bursa’daki Türk, Türkiyeli annelerin batıya giden asker cenazeleri üzerinden Kürtlere karşı aldıkları gardı indiririz, indirebiliriz. Ana dilde eğitim isteyen ve silah kullanmayan Kürt anneleri karşısında Türk annelerinin karşı tutum almayacağını en azından çoğunun almayacağını düşünüyoruz. Ve elbette dağlarda katledilen gerilla annelerinin de yüreğinin acısını dindirebiliriz.

Sonuç olarak;

Dostlar, bugüne kadar savaş tanrıları Kürtlerin yüzüne gülmedi. Ne Sımko’nun ne Berzenci’nin ne Barzani’nin ne de Öcalan’ın yüzüne savaş tanrıları gülmedi. Dilerim barış tanrıları güler. Ve dilerim bir kez daha Kürt siyaseti sömürgeci dinsizler karşısında emperyalist imansızlara sığınmak zorunda kalmaz. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkürler, sevgiler, saygılar sunarım!”

*ÖSP GENEL BAŞKANI SİNAN ÇİFTYÜREK’İN “TÜRKİYE’DE KÜRDİSTAN KONFERANSI”NDA YAPTIĞI KONUŞMASI


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006