Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

SAVAŞTAN YANA DEĞİL BARIŞTAN YANAYIZ/Hüseyin Habip TAŞKIN
Hüseyin Habip Taşkın

NEWROZ



 

Çözümsüz hiçbir konu olamaz. Yeter ki insanlar ya da taraflar biraz özveri gösterebilsin. O zaman diğer çözülmeyi bekleyen konular masaya yatırılarak çözülebilir. Diğer taraftan ise çözümsüzlük istenirse kan ve gözyaşı hiç bitmez.

Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardı. Çözümlenmeyi bekliyordu. Bir zamanlar AKP’de Kürt sorununun çözüleceğine dair sinyaller vermişti. “Açılım” adı altında TRT Şeş yayına girdi. Ama Kürtçe kelimelerin bazılarına yasak getirildi. Kürt halkı daha fazla özgürlük istiyordu. Dillerini, kültürlerini yaşatmak için ama AKP iktidarı fazla özgürlük yerine sistem içinde ki işleyişe göre “açılım” dedi. Yalnız AKP Kürt halkının hakları anlamında da hiçbir şey yapmadı.

Bazı aydınların bir anlamda AKP’nin Kürt sorununu çözeceğine dair umutları ve bazı gazetelerde demeçleri vardı. Gözler Ankara’ya çevrilmişti. Ha bugün ha yarın barışa giden yolun kesinleştiğini tahmin edenler bile vardı.

Süreç içerisinde AKP iktidarı Kürt sorununu çözme yerine, belediye başkanlarını, yardımcılarını, çalışanlarından bazılarını “KCK” davası adı altında tutukladı. Seçimlerden sonraki süreçte AKP Kürt “açılımı”nı ağzına dahi almadı. Farklı bir yol izledi.

AKP aslında sinyali yeni bir anayasa çalışmasında vermişti. AKP’nin tasarladığı bu anayasa bu coğrafyada yaşayan tüm halkları kapsamadığı gibi emekçilerin de çıkarına değildi. Kürt sorununu biz çözeriz diyen AKP iktidarı barışa çok yakın olunduğu halde ipleri kopardı.

MGK ile kapalı kapılar ardında toplantılar yapan AKP iktidarı Kürt sorununu çözmek yerine, operasyonlara devam kararı aldı. Yıllardır süren bu kirli savaşta her iki halkın yoksul çocukları ölmeye devam etti/edecek. Yıllardır Güney Kürdistan topraklarına girip, Kürt gerillalarının “köklerini kazıyacağız” diye gökten ve karadan Kandil Dağı, Hakurk, Avaşin Basyan, Zap, Metina ve diğerlerine bombalar yağdırıldı. Sonuçta kökleri kazınmadı. Aksine Kürt halkı taleplerinde ısrarlıydı. Ve daha da güçlendi.

AKP iktidarının geçmiş yaşananlardan ders çıkarmadığı ortadadır. AKP Kürt sorununu savaşla çözmek istiyor. Geçmiş yıllarda iktidara gelenler Kürt halkına karşı şiddeti, işkenceyi ve faili meçhul olaylara imza attılar. Hatta 12 Eylül 1980 askeri darbesinin devamı olarak görevi devraldılar. Peki, gelinen bu zamanda Kürt halkını sindirebildiler mi? Hayır. Kürt halkının taleplerini dinlemek, çözüme kavuşturmak bu ülkeyi bölmez. Yıllardır iç içe yaşadık. Birbirimizin yaralarına merhem olduk ama sistem çarkını elinde bulunduran ırkçı düşünceler halkların birliğine zaman zaman darbeler vurdu.

Özel ordularla, polisi dağlara sürmekle, kendi yandaş imamlarını Kürt yerleşim birimlerine sürmekle bir yere varılmaz. Bu dünyada birçok ülke kendi içinde var olan ulusların sorununu çözdü. Biz çözemedik. AKP’nin de buna niyeti yok. Tıpkı kendinden önceki hükümet ya da koalisyonlar gibi davranıyor.

AKP iktidarı savaşla Kürt sorununu bitirmek istiyor. Sorun savaşla bitmez. Barışla son bulur. Bu ülkede halkların kanı oluk oluk aktıkça akıyor. Bu kirli savaştan çıkarları olanlar savaşa devam diyor. Benim bir önerim var? Savaşa evet diyen milletvekilleri lütfen çocuklarınızı en ön saflarda savaşa yollayın. Biraz da sizin canınız yansın. O zaman görürsünüz barış niçin gereklidir.

Basında bazı gazeteler ve televizyonlar savaşa çanak tutuyor. Aynı önerim onlara da: Savaşa evet diyen gazete ve televizyon sahipleri, patronları, köşe yazarları siz de çocuklarınızı en ön saflarda savaşa yollayın. Bu ülkede yoksulların, emekçilerin anaları hep ağladı. Birazda sizinkiler ağlasın.

Yeni Şafak Gazetesi'nin manşetten verdiği "katil sizsiniz" başlıklı haberine tepki gösteren BDP, kendilerinin açıkça hedef gösterildiğini, bundan sonra olası saldırıların sorumlusunun Yeni Şafak Gazetesi ve AKP hükümeti olduğunu vurguladı.

İslamcı geçinen Yeni Şafak Gazetesi’ne ve bunun gibi gazetelere, sorumda şudur? “İslam dini hoşgörü dini” diye söylüyorsunuz. Sizin hoşgörülüğünüz nerede kaldı? İnsanları savaşa sürüklemek mi? Yoksa bir orta yolda uzlaşmak mı? Bu öfke ve kin ile hiçbirimiz bir yere varamayız. Silahlara veda demenin zamanı gelmedi mi? Barışa evet demenin zamanı gelmedi mi?


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006