Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

TÜRK DİLOMASİSİNİN ÇÖKÜŞÜ-ARAP BAHARININ YÜKSELİŞİ/Abdullah Dereli
Abudullah DERELİ

NEWROZ

AKP iktidarı nahif diplomasisiyle bölge çapındaki karmaşa içinde denge kurmakta zorlanıyor. Siyasetin skalasını kısa vadeli çıkarlara uygun ayarlamaya çalışıyor.

 

Gerilim ve belirsizliklerin egemen olduğu Ortadoğu coğrafyasında söz sahibi olmakta kararlı Türkiye’nin yürüttüğü vasat ağırlıklı diplomasi tarzıyla sorunlu ülkelerin üzerinde güven tesis etmesi, kendine kabul ettirmesi düşünülemez. A. Davutoğlu güçlü bir akademisyen olabilir, tarih bilgisi de hatırı sayılır düzeyde, bütün bunlar dış işlerinde başarılı olmak için yeterli kriterler olmadığı görülüyor. Diplomasinin kendine has bir tarzı var; kararlı, dengeli, iyi tartan, sezgili bir özellik gerektirir. Küresel güçlere karşı bağımsız bir inisiyatife sahip olma.

9 Ağustos 2011 günü Türk diplomasisi açısından önemli ama kritiği yapılması gereken bir gün. Zira ABD Dışişleri Bakanı ve Avrupalı mevkidaşları Beşar Esad'ı son bir kez uyarmak üzere Şam'a giden Davutoğlu umduğunu bulamadığı gibi ciddi bir kırılmada yaşandı. O güne kadar onlarca kez Şam'ı ziyaret eden ve her seferinde olağanüstü bi alakayla ve birinci derecedeki diplomatik teamülle karşılaşan Davutoğlu'nun bu kez ikinci dereceden ve önemlisi mevkidaşı Velid el Muallim’in yardımcısı tarafından karşılanması çok anlamlıydı.

Suriye Dışişleri Bakanı şu mesajı vermek istiyordu: Bu ziyaretin alışılmış ikili ilişkiler kapsamında olmadığını, batılıların kendi gündemlerini Türkiye üzerinizden bize dikte etme çabaları var.

Ben Beşar Muhubbi değilim, hele Baas partisiyle uzlaşmam asla. Ama kimi hallerde Suriyelilerin haklı olduğu söz konusu. Batı dünyasının, doğrusu küresel güçlerin, doğuya ilişkin kurumsallaşmış stratejik ve politik tavırları çatışmalı ortamı yarat-böl-yönet ve ardından tahakkümünü kur, geleneksel yaklaşımlar için zemin her zamankinden daha fazla güçlüdür.

Arap Baharı süreciyle sarsılan dengeler daha ziyade Emperyal kuvvetlerin kendi çıkar ve arzularına uygun faaliyetlerinin hızlandığı günümüzde, Türkiye gibi bölgesel güç olan ve ihtiyaçları her zamankinden daha fazla ama Türkiye'yi fazlasıyla heyecanlandıran bu ihtiyaç ve bölge çapında nüfuzunu artıracak bu süreci iyi okumadığı takdirde mevcut belirsizliklerin daha derinleşebileceği ve “Midyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olma” riski de var. Örneğin çatışan dinamiklerle uzlaşan dinamiklerin bir arada olduğu Ortadoğu coğrafyasında ABD ile AB’nin izlediği sakat diplomasi sonucu Irak ve Afganistan'da yaşananların bir tekrarı olma ihtimali zayıf değil. Mevcut Türk hükümeti kendisini batıyla Arap dünyası, hatta batıyla İran arsında köprü olarak vazifelendirmesi mümkün olacak mı? Dışişleri bakanı bu dinamikleri dizayn edebilecek kabiliyete sahip mi? Kuşkum var. Özelikle Erdogan’nın 'Hesaplı-kitaplı taarruz' ve 'Sabrımız tükeniyor' ve Suriye’de yaşananları Türkiye için bi iç meselemiz olarak algılaması ve buna benzer kusurlu açıklamaları hem iç hem de dış kamuoyunda endişe yaratıyor. Zihinlerde saklı duran hegomonik niyetleri açığa çıkarıyor.

AKP iktidarı nahif diplomasisiyle bölge çapındaki karmaşa içinde denge kurmakta zorlanıyor. Siyasetin skalasını kısa vadeli çıkarlara uygun ayarlamaya çalışıyor. Esad rejimini reformlar yapmaya çağırırken, göstericilere karşı güç kullanımını eleştirirken, Suriyeli muhalefet gruplarına da kendilerini örgütlemeleri için İstanbul ve Antalya’yı üst olarak kullanmalarına izin veriyor. Uç bir örnek daha verirsek Türkiye'nin çok bilinmeyenli denklemlerin tezahüründe diplomasinin bocaladığını daha iyi görürüz. Türkiye bölgedeki değişim süreci öncesinde birden fazla küresel güç tarafından yukarıya çekilmesinin sağladığı avantaja dayanarak zaman zaman kırmızı çizgiyi aşmaya yeltenmesi kendi öz dinamikleri ile yeni alan açma gayreti/teşebbüsü sonra ayaklarına dolanır hale geldi. Örneğin İsrail'le Mavi Marmara krizi ve öncesindeki Gazze'ye 'dökme kurşun' operasyonu ardından ortaya çıkan 'one minute' olayı Türkiye tarihine pişmanlık duyulan önemli hatalardan biri olarak geçecektir. Bu olay aslında Türkiye-İsrail ilişkilerini bozmayacak ölçekte düşünülmüştü. Dengesinde götürmek, yani sadece gürlemek ama yağmamaktı. Ama süreç planlandığı gibi olmadı. İki ülke arası ilişkiler şimdilerde onarılması zor bir mecraya aktı.

16 Ağustos tarihinde İsrail Siyonizm’i Türkiye ile olan özür dileme krizine nokta koydu. 'İsrail Türkiye'den özür dilemeyecek' kararı çıktı. Şüphesiz bu karar dünya kamuoyunda sürprizle karşılanmadı doğal olarak Türkiye açısından da.

Türkiye-İsrail ilişkilerinin bu kerteye gelmesinin bilinen nedenleri dışında öznel bir faktör de söz konusu. AKP iktidara geldiği ilk dönemden bugüne kadar dış politikasının üstü örtük milliyetçilik temel tema olarak yer almış, kahramanlık söylemleri eksik olmamıştır. Özelikle Avrupa birliği ile ilgili olan ilişkilerde, Kıbrıs konusunda hep altı doldurulmayan yoğun propaganda ve ajitasyon şeklinde işlenmiştir. Doğrusu realiteden kaçınmıştır. Gerek içeride ve gerekse dışarıda var olan farklılıkların birlikte yaşanması anlayışına ihtiyacı vardır. Örneğin; Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan Serbest Ticaret Bölgesi Türkiye için Avrupa Birliği’ne alternatif proje olarak gösterilmesi bir taktikten öteye gitmedi. O nedenle denilebilir ki dış politikada makyevalist tavra sahip bir güçtür AKP.

Sıfır sorun komşuluk ilişkilerine baktığımızda Erdoğan hükümeti pozitif değerden negatif değere geçişte hiç zorlanmamakta oldukça mahir bir iktidar. 'Kardeş Suriye' pratiğinden, düşmanlık ve güvensizlik içeren siyasi pratiğe dönüş yeteneği ancak ve ancak AKP’nin becerebileceği bir özellik.

Başbakan Erdoğan şimdilerde batılı güçlerin Suriye konusunda BM Güvenlik Konseyi kararı çıkartacağı beklentisi üzerinden ilerliyor. NATO'nun olası bir Suriye müdahalesine Türkiye'nin destek vermesi, Ankara'nın operasyonel planları Avrupa’nın istemediği bir gelişme olması nedeniyle Türk hükümetinin arzulamadığı bir sonuç çıkacaktır. Oysa Ankara büyük voleye hazırlanıyordu. Henüz vazgeçmiş değil uygun bir konjonktür yakalaması durumunda şehvetini kabartan, tarihsel ehemmiyet içeren koşullar doğması halinde gerçekleştirecektir. 'İşte komşularla sıfır sorun, işte komşuluk.'

Suriye-Türkiye ilişkileri sil yeni baştan

Esad'ın dış politika danışmanı Butenya 'Eğer ki Türkiye Dışişleri Bakanı Suriye'ye kararlı bir mesaj vermeye geliyorsa Türkiye'nin konumuyla ilgili çok daha kararlı ifadeler işitecek' açıklaması gelmişti. Bu açıklama Türk diplomasisinde ciddi bir yarılma ve güvenilir bir ülke imajından uzaklaşma emarelerinin tezahürü anlamına gelir. Zira iki ülkenin yetkilisinin görüşmesinin ardından şiddetin sona erdirildiğinden söz ediliyorsa, Türkiye tarafı 74 milyon insandan gerçekleri gizlemeye ihtiyaç duyuyor demektir. Oysa Davutoğlu talep etti diye, Hama kuşatması sona ermedi. Suriye ordusu Hama'da yapabileceğini yaptı ve Laskiye operasyonunu gerçekleştirmek üzere toparlanıldığı biliniyor. O günden itibaren iki ülke arası ilişkiler inişe geçmiş bitirilmesi için yapay gerekçeler üretme, siyasal teamül ve kuraldışı tavırlar geliştirme gayreti artmaya başladı. Esad'ın şiddeti durdurma ve siyasi reform başlatma çağrısına direnmesi Türkiye'nin Suriye ile olan kardeşlik ilişkilerine son verme gerekçesine tarihsel önem atfederek ilişkileri geriyor. Zaten ABD, AB Suudi Arabistan bloğuna dahil olma arzusu böylece maddi bir olguya dönüşürken, Suriye'nin geleceği ne olursa olsun Türkiye’nin bu bloktan kopmayacağı da netleşmiş oluyor.

Türkiye büyük oynuyor. Ortadoğu’daki koşullar Ankara için endişe verici boyutta olsa da lojistik desteğin güvenirliğine sığınarak stratejik düşünmekten geriye adım atmayacak gibi. Henüz tam şekillenmemiş bölgesel denklemler süreci Suriye'nin parçalanması sonucunda Irak örneğinde olduğu gibi Kürt siyasal yapısı da ortaya çıkabilir. Çünkü Suriye'nin Afrin, Kobani, Kamışlı, Haseke illerinde Kürt örgütleri var. Ve bu örgütlerin Halep ve Şam'da uzantıları olduğu biliniyor. Adı geçen bu örgütlerin siyasi gündemi belirleyecek kudreti de var.

İşte Türkiye'nin Suriye ile olan ilişkilerinin nirengi noktasını budur.

Bölge siyasi iklimi hiç olmadığı kadar gerilmiş, kesafet oranı artmış, kartların yeniden dağılmakta olduğu bir süreçten geçiliyor. Küresel güçler ekonomik ve hassaten siyasi rüşvet dağıtarak bölgesel güçleri maceralara sürükleme ve ayaklara dolanan sorunlardan kurtulmalarını sağlayacak icazet dağıtmış durumda. Türkiye önü açılan ülkelerin başında geliyor, fırsat bu fırsat Kürt dosyasını kendi inisiyatifiyle çözmek; açılım, anayasa hazırlığı ve Kürt siyasetçilerle hır-gür mesaisini rafa kaldırmış ne yapılması gerekiyorsa tek taraflı olacak şeklinde dizayn ediyor. Bu yüzden ortaya Davutoğlu'nun Türkiye'nin Suriye bataklığını çözmesini yüksek sesle savunan Erdoğan’la çeliştiği bir manzara ortaya çıkıyor. İkinci manzara birincisiyle bağlantılı olarak Kürt sorunu bölge sorunudur, tek başına uğraşanı yutabilir. Hele yöntem; seçenek top-tüfek ise...

Osmanlı yayılmacılığına heveslenen diplomatlar ülkelerini sonu gelmez maceralara sürükleyeceklerdir.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006