Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

GELİŞMELERİ NASIL OKUMALIYIZ?/T.ATMACA
T.Atmaca

NEWROZ



 

Son dönemde yaşanan politik gelişmeler, bölgenin bir istikrarsızlığa doğru gittiğini ve aynı zamanda küresel güçlerin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye yöneldiklerini de göstermektedir. Bu ise bölge devletlerinde yaşanan önemli sorunları beraberinde gündeme getiriyor. Özellikle bölge devletleri, Türkiye, Suriye, İran ve Irak ekseninde yaşananlar, Kürdistan sorunu üzerinden önemli gelişmelere gebe. Bunun verilerini görmek mümkün.

Gelişmeleri değerlendirecek olursak;

Birincisi; İran bugüne kadar hafızam beni yanıltmıyorsa ilk kez PJAK üzerinden Kürtlere yönelik bu denli kapsamlı bir saldırı gerçekleştiriyor. Ve görünen o ki her ne kadar ABD ile İran kimi sorunlar yaşasa da bu saldırı başta Türkiye olmak üzere ABD ve AB’nin desteğini almış durumda. Zaten bir yandan İran PJAK üzerinden Kürtlere yönelik bir operasyon yaparken, diğer yandan Türkiye aynı süreçte PKK üzerinden Kürtlere saldırılara başlamıştır. Bu saldırıların Kandil ayağı ise İran üzerinden yapılmaktadır. Zaten İran’ın yaptığı açıklamalar da bu saldırının ABD ve AB tarafından desteklendiğini doğrular nitelikte.

Her ne kadar İran ve ABD’nin bölgede ciddi çıkar çatışmaları olsa da sorun Kürt/Kürdistan meselesine gelince ortak hareket etme noktasında bir çelişki görünmüyor. Öyle ki hem İran’ın hem de Türkiye’nin operasyonlarına karşı Bağdat yönetimi ve ABD yönetiminin merkezi bir açıklama yapmaması bu operasyonların desteklendiğini gösteriyor.

Diğer bir nokta ise, bölgeye hâkim olma noktasında aralarında bir rekabet söz konusu olsa da sorun Kürt/Kürdistan olunca Türkiye ve İran stratejik olarak buluşuyorlar. Çünkü Kürtler her iki devlet sınırları içerisinde ciddi ve bu devletlerin politikalarını etkileyecek bir güce sahiptirler. Hem İran’ın hem de Türkiye’nin bölgedeki belirleyici güç olmasını engelleyecek en önemli sorun belirttiğimiz gibi Kürt/Kürdistan sorunudur. Bu noktada da her iki kolonyalist devletin birlikte davranması kaçınılmaz oluyor.

İkincisi; Bir süredir Suriye iç politikasında yaşanan kriz. Suriye’de yaşanan bu iç kriz Ortadoğu denklemini etkileyecek bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin Suriye’de ki iç politik gelişmelere müdahale etmeye başlaması ya da Nichel Chossudorsky’nin belirttiği üzere; “Ayaklanmanın merkezi şu sıralar Türkiye sınırına 10 Km uzaklıktaki küçük sınır kenti Cisr eş – Şuğar’a kaydırılmış durumda.

Cisr eş – Şuğar 44 bin nüfuslu bir kent. Silahlı isyancılar sınırı Türkiye’den geçtiler. Müslüman Kardeşler üyesi milislerin Suriye’nin kuzeybatısında silahlandıkları belirtiliyor. Türkiye ordusu ve istihbaratının buradaki baskınları/saldırıları desteklediğine ilişkin belirtiler var” (M. Chossudovsky, www.sendika.org)

Neden Suriye? Çünkü Suriye ve Lübnan’ın istikrarsızlaştırılması son on yıldır ABD-NATO ve İsrail ittifakının planları arasında yer alıyor. Yukarıda da belirttik küresel güçler bölgeyi yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar. Aynı makaleden aktaracak olursak; “Eski NATO komutanlarından, Pentagon yetkilisi General Wesley Clark’ın “Winning Modern Wars” kitabının 130. sayfasında şunları dile getiriyor;

2001 Kasım’da Pentagon’a geri döndüğümde, üst düzey bir askeri görevliyle sohbet ettim. Bana ‘Evet Irak’ın peşindeyiz’ dedi ama daha fazlası vardı. Bana bunun 5 yıllık kampanya planının bir parçası olarak tartışıldığını ve Irak’la başlayan ve Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somali ve Sudan şeklinde devam eden 7 hedef ülke olduğunu söyledi.”(agm) Yaşanan son gelişmelere baktığımızda bu planın adım adım hayata geçtiğini görmekteyiz.

Evet, bu stratejide Türkiye’ye verilen rol taşeron görevidir. Başta ABD olmak üzere küresel güçler Suriye’ye karşı Türkiye’yi devreye sokuyorlar. Türkiye ise bölgede ki bu yeni dizayn sürecinde Kürtlerin/Kürdistan’ın yeni bir statüko kazanmasının önüne geçebilmek için hevesle bu işe soyunmuş görünüyor. Ve belirtildiği gibi Suriye’de ki hükümet karşıtlarını desteklemede hevesle rol alıyor. Bir yandan da Şam’a Washington’un rejim değişikliği taleplerini kabul etmesi için baskı uyguluyor. Salt bu değil daha düne kadar komşularla “sıfır problem” söylemi bir kenara atılıyor.

Diğer yandan her ne kadar İsrail’le bir problem varmış gibi görünse de sorun Kürdistan olunca tüm problemler bir kenara atılabiliniyor. Bugün halen devam eden ve İsrail’le yapılan anlaşma da bunu gösteriyor. “1993 tarihli bir mutabakat zabtında sözüm ona bölgesel tehditlerle baş etmek için (İsrail – Türk) ortak komiteleri kurulması kararına varıldı. Bu anlaşmayla, Türkiye ve İsrail “Suriye, İran ve Irak hakkında istihbarat toplama işbirliği ile terörizm ve bu ülkelerin askeri kapasitelerine ilişkin değerlendirmelerini paylaşmak için düzenli olarak görüş alışverişinde bulunma” konusunda anlaşmaya vardılar.

Türkiye, IDF (İsrail askeri istihbaratı) ve İsrail güvenlik güçlerine, Türkiye üzerinden Suriye ve İran hakkında elektronik istihbarat toplaması için izin verdi. Buna karşılık İsrail’de Türkiye’ye Suriye, Irak ve İran sınırında PKK ile savaşmasında (terörle mücadelede) yardım edecek gerekli teçhizat ve eğitim yardımlarında bulundu” (agm) Görüldüğü gibi bu anlaşma bugünde devam ediyor. Zaten Suriye’ye yönelik “Silahlı isyancıların Türkiye ve Ürdün üzerinden üstü örtük bir şekilde desteklenmesi, hiç şüphesiz İsrail – Türkiye askeri - istihbarat anlaşması altında koordine edilmektedir” (agm.)

Evet, ABD Suriye’ye karşı Türkiye’yi taşeron olarak kullanmaya devam ediyor. ABD ve AB karşı karşıya kaldıkları ekonomik ve politik sorunlar nedeniyle bölgesel ilişkilere istedikleri düzeyde müdahale edemediklerinden bunu Türkiye üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Türkiye ise Irak işgali sırasında tezkerenin ret edilmesiyle işgalde yer alamamıştı. Ve bunun acısını yaşamaktadır. Şimdi böylesi bir durumda tekrar dışarıda kalmak istemiyor. Çünkü TC devletinin bütün derdi bölgede Kürtlerin/Kürdistan’ın bir statüko kazanmasını engellemektir. İşte Erdoğan’ın “Suriye sorunu bizim iç politikamızdır” biçiminde dile getirdiği ve bir bakıma müdahale tehdidi yapması, esas ABD’nin belirlediği bir politik yaklaşımdır. Böylece ABD’nin Suriye’ye olası bir askeri müdahaleyi Türkiye üzerinden yapmaya karar verdiği anlaşılıyor. Yukarıda da vurguladığımız gibi Türkiye ise bölgede Kürt/Kürdistan’ın bir statüko kazanmaması için buna dünden razı.

Ama TC. Devleti ve AKP hükümetinin buna dünden razı olması yetmiyor. Kendi içindeki muhalefeti bastırması ve tasfiye etmesi de gerekiyor. İşte AKP hükümetinin Kürt/Kürdistan’a yönelik savaş ilanının nedeni budur. Çünkü böylesi bir işgal girişiminde TC ve AKP hükümeti olası bir muhalefetle karşılaşmak istemiyor. Ve Kürdistan’ın Kuzey parçasında ki muhalefeti son bir hamleyle bastırmak ve tasfiye etmek istiyor. Bunun için savcıları göreve çağırıyor. Gözaltı ve tutuklama listeleri hazırlanıyor. Dağ, taş her taraf bombalanıyor.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006