Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

YENİ DEVLET KONSEPTİNDE SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?/Hasan FIRAT
Hasan FIRAT

NEWROZ



 

Genel beklenti ile nihayet süre giden politik tezahür arasında yaşanan çelişki, oldurmaya çalışılan riyakarlık su yüzüne vuracaktı, daha erken bir vakitte gerçeklik kazandı. Bir önceki yazımızda, devlet ve hükümet açısından Kürt problematiğinde, gelinen aşamanın sorunun kendisiyle ters bir seyir izlediğine işaret ettik. (Devletin Yeni Konsepti, Newroz, Sayı: 182)

Başbakana en yakın danışman Nabi Avcı; yabancı diplomatlara verdiği brifingde, meseleyi “Kürt konusu” olarak servis etmişti. Seçim atmosferinde bile, hükümetin ve AKP’nin başı R.T. Erdoğan; “Kürt sorunu artık yoktur” propagandasını işledi. Ve “Kürt sorunu yoktur” paradigmasında ifadelendirme, devlet katında, devletle şu veya bu oran ilintisindeki devlet ve/ veya düzen partileri başta AKP olmak üzere CHP ve MHP’de, sistemin diğer propaganda araçlarında geniş bir sahada uygulamaya konuldu.

Coğrafyamızda ve küresel düzeyde gelişmelerin hızına ulaşabilmek mümkün değil. Küresel kapitalizmin, yapısal ve yönetsel sorunları daha da ağırlaştı. Merkez kapitalizm, bu kez diğer alışılagelen, bir şekliyle sistem içinde onarılan bunalımlarını, nihayet geldiği merhalede sistem içinde kalarak çözemediğini, çözemeyeceğini göstere göstere kanıtlıyor her gün.

Arap halk hareketleri, spontane hallerine, maalesef hareketi niteliksel bir sıçramaya dönüştüremedikleri, niteliksel bir üst aşama için sübjektif ve moral değer örgütlülüğün olmadığı görüldü. Afrika coğrafyasında, Arap ülkelerinde, egemenler dün ektiklerini, şimdi hasatlıyorlar. Baas rejimlerinin halklara reva gördüğü “kendisi” olmamak siyaseti, halkların boynuna bir ağır yük olarak çöküyor.

Bu genel gidişattan Türk rejimi, çok tecrübeli bir alan olduğu “durumdan vazife çıkarmak” üzerine kurgulu sistematiğini devreye koydu. Debdebeli bir konjonktür, kurt havasıdır. Herkesin kendi derdiyle iştigal ettiği koşullar, bize hiç yabancı değil. Çok uzun geçmişe değil, son 2-3 yıl yaşanan politik atmosfer bile çizilen resmin kodlarını yeterince deşifre ediyor.

2009 yılında iş başı yapılan “açılımlar” kim için söylendiyse, ne belalarla baş başa bırakıldıklarını görmemek olası değil. Örneğin artık katmerleşerek bir drama dönüşen, ismine “Roman açılımı” denildikten sonra, İstanbul’dan, bütün Türk kentlerinden Çingeneler, kentlerin dışına atıldı. Dün, yani açılım lafzından önce derme çatma çadırlarda kentlerin artıklarını “temizleme” gibi bir ulviyetle uğraşarak “asgari” geçiniyorlardı! Açılım sonrası süreçte, “kentsel dönüşüm” felaketiyle, yerlerinden, barındıkları alanlardan sürüldüler.

Kürt sorununda ise “açılımda” taleplerin sönümlenmesi, daha da geri bir mevzide mücadeleye rıza göstermesi tutmadı. Kürt sorunu ki pekala en başat olan, kendini dayatan bir “mesele” olarak gündemdeki yerini korudu. Kürt sorununun; gündem ve ağırlığını koruyor olması, kimsenin yüzü suyu hürmetine değil, bizatihi mücadelenin kazançları ve ödenen ağır bedeller sonucudur.

Çözüm beklentisinin yükseldiği toplumda, artık Türk kentlerinde de Türk halkı nezdinde de “sorun çözülsün” lehine iklim oluşmuşken, meselenin kilitlenmiş olmasını niyetlerden bağımsız olarak değerlendirmek durumundayız.

Silvan çatışması, ki derin şüphelerle malumdur, nedenselliğin kendisi değil, öteden beri biriken nedensellik toplamının dışa vurumudur.

Seçim sürecinin yeniden hatırlanması, yaşatılanların gizli kodları incelendiğinde, çevrilen oyunlar, dalavereleri görmemek imkansızlaşıyor.

Önce YSK marifetiyle, Kürt ve sosyalist adayların vetosu devreye konuldu. Halkın akıllı ve yerinde mücadelesi, devletin en üst organlarında olan YSK’yı meşruiyet dışına çıkartarak, esas meşru olanın, hakkı olanın halklar, emekçiler olduğunu ispatladı.

Seçim döneminin “oy” avcılığında tolerans gören, Kürtlere, Alevilere hakaretin, bir taktik olmak dışında vazifelerle yüklendiği seçim haftasında yaşandı. Hatip Dicle’nin vekilliğinin AKP tarafından gasp edilmesi, seçilen vekillerin, Kürtlere ayrıca uygulanan Türk hukuk zaviyesindeki Alicengiz oyunlarla “esaret” durumları devam ettirildi.

Süreç hızla ve kartopu misali sökün etti. 12 Eylül milat kabul edilirse 30 yıldır süren bir isyan var. Sanki son Kürt isyanı 27 yıldır yaşanmıyor gibi davranmak, akla, mantığa, vicdana, insan zekasına hakarettir. İkili bir oyunun rölevesi yapılmak isteniyor. Seçim sonrasının ilk adımlarında yeni bir anayasa, yeni bir anayasada demokrasi, özgürlükçü, halkların temsiliyeti, emek hareketinin örgütlenme özgürlüğü mücadelesinin ertelenemez olmazsa olmazlarıdır.

Toplumun, Kürtlerin, emekçilerin kilitlendiği nokta ile devletin/ hükümetin programı arasındaki açı giderek arttı. Devlet/hükümet erkanının elde silah alana çıkmadığı kaldı.

Silvan çatışması bu nazik dönemde patladı. Aslında patlayan Silvan çatışması, devletin arkaik planlarını da ortaya serdi. Bir tarafta sürdüğü iddia edilen barış görüşmeleri, diğer cephede bizzat başbakanın ağzında dozajı yükseltilmiş savaş dili pekala yeniden bir savaş düzeneğine gebeydi. Özelikle Kürt halkında barış taleplerinin zirve yaptığı bu koşullarda savaş kim/kimlerin lehine, kimlerin aleyhine işler ?

Barış görüşmelerinin tek ve yetkin bir tarafı A. Öcalan; Silvan olayının perde arkası bile aralanmadan barış görüşmelerinden çekildiğini açıkladı. Barış görüşmelerinden çekilmesini mecbur kılan nedenler tatmin edici değilse de bizim açımızdan iltihap deşildi. Nedir bu?

Başından beri devam eden sürecin ilerlemesi, mesafe kat etmesinin şartı, ilk okul münazarası ile diplomatik müzakere arasındaki derin farkın netleşmesi gerektiği yönündeydi. Devam ettiği savlanan sürecin ise neresinden bakılırsa, tuzaklarla dolu, içinde her türden riyakarlığın, sahteciliğin, yalanın bolca bocalandığı bir olmayacak dua ibadetini andırdığı, çağrıştırdığı çok net.

Silvan çatışması ve yaşananların nedensel olarak ileri sürülüyor olması gerçeğin ifadesi zaten olmaz/olamaz. Hükümet en üst düzeyde, Silvan çatışması ve sonrasındaki gelişmeler konusunda, bir şüphe rezervi koydu. Bu cümleden şu anlaşılmalı: Bu bizim bir yorum ya da açıklamamız değil. O kadar ki sonrasında toplanan YAŞ’ta etkilerinin, yansımalarının olduğu da artık biliniyor.

Son YAŞ ve MGK toplantıları devletin yeni şekillenmesinde, MGK devletinin artık tamamlandığına, nur topu yeni bir MGK devletine yazılmalı. AKP eski devleti yıkmadan, kırmadan, kendisinin de içinde bulunduğu, yeni egemen sınıf ve blokla eski egemen burjuvazinin ittifakına herkesi ikna etmiştir. Askeri vesayet yerini askeri ve burjuvazinin sivil hükümetine, ortak sürdürecekleri yeni bir vesayete bırakmıştır. Rejim konseptinde sürdürülebilir olan da bu yeni vesayet, yeni ittifaktır. Burada demokrasi, insan hakları, özgürlük, halkların hakları, etnisite, inanç hakları aranmasın.

Bu bağlamda Kürdistan’a dönük savaş hazırlıkları sadece “iç” nedenlere de bağlanamaz. Libya, Suriye hareketliliğinde T. Cumhuriyeti’nin özel ve öznel ağırlığı en basit adımda hissediliyor. Suriye sınırlarında cereyan eden hareketlilik Türk rejimini iki kat zıplatıyor. Önce sömürgeci Pers rejiminin, akabinde T.C’nin savaşı Kürdistan sınırlarına yayması bir tesadüf ilişkisi değildir. İran ve Türk rejiminin uzun vadeli stratejik dostluğunun nişanesi olarak algılanmalı.

Karşımıza çıkarılan, önümüze manipüle edilen erzak bayattır. Objektif duruma tezat giden gelişmeleri Silvan, Silvan sonrası çatışmalara bağlamak, dolayısıyla eğer şiddetlenecekse, savaşın neden hanesine PKK’yi, Kürtleri koymak her şey bir yana vicdan ve izandan uzaktır.

NEDEN SAVAŞ; NEDEN ŞİMDİ!

Yeni dönemde, yeni devlet konseptinde oyalama taktiklerinin bir süresi olacaktır. Ancak, köksüzlüğe dayanmasından dolayı kısa süreli olmaya mahkumdur. Ortadoğu, Kıbrıs, başlı başına Kürdistani talepler, Türk rejimini dört bir yandan sıkıştırıyor.

Kürtlerle savaşın yukarıda zikrettiğimiz nedensellikle sıcak bir bağı var. Kürt politizisasyon sürecinin kırılması gerekiyor. Örgütlenmiş, özneleşmiş Kürt tehlikelidir. Bize uygun gelir ya da gelmez PKK bu sürecin başı, ortası, sonudur. Bazı aklıevvel muhalifler bu gerçeği görmez ya/ya da görmek istemeseler de devlet, hükümet meselenin bilincinde hareket ediyor.

Savaşın giderek tırmandırılması devletin/hükümetin iradi bir kararı olarak kavranmalı. Bu satırların yazıldığı günün sabahında hükümetin başı ve dört bakanı savaş tamtamları çalıyorsa, Cumhurbaşkanı savaştan yana, sözde muhalefet partileri el birliği içinde, öteden beri uygulanan, devletin şiddet retoriği pazarlanıyorsa, devlet savaşı bir tercih olarak öne sürüyor demektir. PKK elimine edilerek, devlet, Kürtlere karşı şiddetten yana tavır aldı.

Yeni bir Sri Lanka örülsün istiyorlar. Oysa, bu devlet ricalinde 90 konseptinde, coğrafyamızda Sri Lankalar denendi. Kürt coğrafyasının her kazılan toprağından cesetler çıkıyor. 90 konseptinin figürlerinin yalancıktan tutuklanmış olması, kimseyi aldatmıyor, kesmiyor. Hükümet, yeni merkez medyasıyla, yılışık ve iliştirilmiş, beyinleri göbeklerine bağlı kalemşorlarına Sri Lanka reklamları yaptırıyor.

Türk kentlerinde, metropollerde her barışçıl gösteri, savaş gücüne dönüştürülmüş polis gücüyle dağıtılacak. Emek hareketinin her talebi baskı görecek. Bu dolayımdan tırmanan savaş, gerginlik politikası ustalık döneminde yeni devlet konseptine uygun çalışıyor.

Ancak, AKP hükümeti çokça “tanıdık” gelen bu bahanenin arkasına saklanamaz. Rejimin ve AKP hükümetinin devreye koyduğu bu kirlilik çok ömür süremeyecek. Milliyetçiliğin, hezeyan sopası, Sünni İslam’ın faydacı, istismarcı havuç politikasının paydalarını tek karede, “devletin bekası” paradigmasında toplamak sanıldığı kadar kolay olmayacak.

Başta Kürt halkının, Türklerin, emekten, barıştan yana herkesin savaşa karşı, savaş diline karşı cesurca tavır alması, talan ve yağma düzenine dur demek olacaktır. Bu savaş Türk egemen sınıfına, en derin krizlerde bile kardan başı dönen liberal/muhafazakar burjuvazinin banka kasalarına aktif olarak yazılacak. Emekçilerin, Kürtlerin, ezilenlerin bu kirli oyunu bozma gücü vardır, bozmalıdırlar. (22 Ağustos 2011)


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006