Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

“NE OLUYOR” (MU?)!/SİBEL ÖZBUDUN
Sibel Özbudun

NEWROZ



 

“Keşfedilmemiş

hiçbir yer kalmadı.

Keşfedilmemiş

zaman var.”

(A. Huxley.)

“... Bıçak kemiğe dayanmıştır diyorum ve bu ülkede bölücü terör örgütüyle arasına mesafe koymayanlar da bu suça iştirak ediyorlar, bunu da buradan açıklamak istiyorum ve onlar da bunun bedelini ödemeye mahkûm olacaklardır. Bunun faturası ağır olacaktır. Ramazan ayının bitmesiyle birlikte artık sabretmeyeceğiz ve çok farklı şeyler olacak,” sözleri, Kürt sorunu için hangi noktaya gelindiğini gösteriyor?

Sibel Özbudun: Türkiye’nin anaakım siyasetinde ilginç bir döngü vardır; özellikle iktisadî krizlerin yoğunlaştığı dönemlerde toplumun önemli bir kesimi, siyasal tercihleri açısından “uç”lara doğru savrulurken, “uç”ları temsil ettiği düşünülen partiler de bu yeni kitleleriyle birlikte merkeze taşınırlar.

Aslına bakarsanız, Erdoğan’ın sözleri, bu döngünün bir kez daha tamamlandığını göstermekte... Erdoğan ve partisi, bu ifadelerle kimi safdil liberaller onlara ne yakıştırırsa yakıştıradursun, “devletin partisi” olduğunu tescil etmekte ve bu açıdan şaşırtıcı değil. (Kaldı ki, bugün siyasal arenada AKP’nin temsilcisi olduğu İslamcılık, zaten Osmanlı’nın çöküş sürecinden itibaren bu ülkenin anaakım siyaset sahnesinde “devlet kurtarıcı/kurucu” misyona soyunan üç akımdan -diğerleri Türkçülük ve Batıcılık- biridir ve “devlet refleksi”nden hiçbir zaman soyutlanmış değildir.)

Sonuç olarak bu sözler, Kürtler “açılım” manipülasyonları ile kendilerine sunulan havucu kabul etmedikleri takdirde, devletin geleneksel “sopa” siyasetine geri dönüleceğini göstermekte.

Kısa süre önce de Cemil Çiçek benzer açıklamalarda bulunmuş ve ‘ya bizdensiniz ya onlardan, safınızı belli edin’ mealinde dayatmalar yapmıştı. Özellikle legal alana yönelik hükümetin bu tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? İllegal olanla legal olanı farklı bulmamak, hangi sonuçlara gebe?

Sorunuzu gayet yerinde buluyorum. Türkiye’de iktidarlar ne zaman “terör” olarak niteledikleri “şey”den dem vursalar, bu “şey”in çeperlerini her türlü özgül muhalefeti kapsayacak şekilde genişletip muğlaklaştırırlar. Ben T.C.’nin esas sorununun hiçbir zaman “PKK terörü” olarak nitelenen gerilla faaliyetleri olduğunu düşünmüyorum. İktidarı elinde tutanlar, daha çok gerilla faaliyetlerinin bir “gösteren”ini oluşturduğu “sorun”un, yani “Kürt Sorunu”nun kurulu düzeni zedelemeyecek tarzda çözümlenmesiyle (bu “çözüm” kimi zaman katliam, kimi zaman inkâr, kimi zaman da içeriği boşaltılmış, kof bir “tanıma” retoriği olabilir) ilgililer. Bu ise, yalnızca gerilla faaliyetlerinin değil, aynı zamanda Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkına yönelik her türlü edimin kriminalize edilmesi anlamına gelmektedir. “İllegal olanla legal olanı farklı bulmamak”ın, hangi sonuçlara gebe olduğu KCK davasından, cezaevlerinde tutulan milletvekillerinden, bölgede yeniden devreye sokulacak “özel timler”den, Kürt politikacılara ya da açık alanda faaliyet gösteren Kürtlere soluk aldırılmamasından belli değil mi?

Kürtler ve dostları bu tehditvari yaklaşımlara karşı ne yapmalı?

Kanımca sorunu salt egemenlerin tasarruflarına ciro etmek kolaycılık oluyor. AKP’nin oylarında “açılım” söylencelerinin ortalığı sardığı geçtiğimiz yerel seçimlerde (2009) önemli bir düşüş olduğu, buna karşılık son genel seçimlerde Tayyip Erdoğan’ın bütün bir seçim kampanyası boyunca sürdürdüğü “asalım, keselim”ci üslubun oyları bir kez daha yüzde 50 marjına getirdiği göz önünde bulundurulduğunda, Türk halkının hatırı sayılır bir kesiminin Kürt sorunu konusunda merkezî devlet görüşlerini paylaştığını kestirmek yanlış olmayacaktır. Bu, tehlike yüklü bir durumdur ve Türk halkının Kürtlerin kaderini tayin hakkına sahip ayrı bir halk olduğu ve buna saygı gösterilmesi gerektiği hususunda ikna edilmesi, “Kürtlerle dostları”nın öncelikleri arasında yer almalıdır. Bu ise “emek eksenli bir kardeşleşme” sürecini hayata geçirmekle/yığınsallaştırmakla mümkün olabilecektir ancak. Bir başka deyişle egemenlerin her türlü tehdidi, her türlü sopa politikası, Kürt ve Türk yoksullarının, birbirini tanıyıp kabul eden dayanışmasıyla boşa çıkartılabilecektir ancak.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006