Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

İhsan Eliaçık: Kürt sorununun çözümü için ortak vicdan gerekli/Röp:Enver ALPŞAR
Enver ALPŞAR

NEWROZ

"Biz İslam’ın sosyal adaletçi ve devrimci yüzünü göstermeye çalışıyoruz. Molla’nın Allah’ı ve dini değil anlattığımız. Molla’nın anlattığı Allah’a ve dine bakarak, İslam’ı harcamasınlar."

Hocam, güncel bir soru ile başlayalım: Suriye Baas rejimi yakın vadede çöker mi? Küresel ve bölgesel aktörlerin Suriye üzerinden Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme yönelimi hakkında neler söylemek istersiniz?

Burada iç ve dış dinamikler olmak üzere iki durum var. Birincisi; Suriye, Mısır, Libya, Tunus gibi ülkeler iç dinamikler açısından baktığımızda açlık, işsizlik, yoksulluk, diktatörlük ve despotizm açısından patlama noktasına gelmiş durumda ve bunun önünde durulamıyor. Patlamalar sahipsiz çığlıklar şeklinde sökün ediyor ve bir Arap Baharı yaşanıyor. Aslında aynı durum Avrupa’da; Yunanistan, Fransa, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerde de yaşanıyor. İkincisi ise; içeride bunlar oluyorken dış dünyaya baktığımızda küresel güçlerin bölgeyi yeniden yapılandırma palanları ve bu iç patlamalar aynı ayna denk gelmiş durumda. Emperyalizm tam da bu durumu değerlendirerek durumu kendi lehine çevirmek ve sahipsiz çığlıklara yön vermek istiyor. Durum şimdilik diktatörlüklerin devrilmesi ve fakat kapitalizmin bölgeye abdest aldırılarak yerleşmesi şeklinde sonuçlanacak gibi görünüyor. Fakat iç dinamikler zamanla bunu da yetersiz bularak patlamaya devam edecektir. Ta ki kendi siyasi, sosyal ve ekonomik sistemini kurana kadar. Fakat diktatörlükleri deviren sahipsiz çığlıklar henüz kurucu iradeden yoksunlar. Suriye’nin de bundan farklı olmayacağını düşünüyorum.

Suriye rejimi çökerse, İran’da İslam rejimi, Lübnan’da Hizbullah ne gibi sorunlarla yüzleşebilir?

Aynı şeyler İran’da da olabilir. İran’ın iç muhalefeti ile küresel güçlerin İran’a yönelik hedefleri örtüşüyor. Fakat İran’daki iç muhalefet her ne kadar küresel planlarla rejimi değiştirme yönünde aynı amacı güdüyor görünse de İran kendi değişimini kendisi yapacak kıvraklığa sahip olduğundan dış güçlerin orada istediklerini yapamayacaklarını düşünüyorum. Bu nedenle İran’a, Irak’ta olduğu gibi doğrudan saldırabilirler.

Türk devlet ve hükümeti, Suriye sorununu neden ısrarla esas Kürt/Kürdistan meselesi üzerinden algılayıp bir “iç sorun” olarak görüyor?

Türkiye’de hükümetin Suriye politikası bağımsız değildir. Amerika’dan işaret geldiği için Suriye politikası değişmiştir. Suriye’de Esad sonrası muhalif güçlerin ortak iradesi ile bağımsız bir rejim kurulmalıdır ve bu Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını koruyan değil, Suriye halkının çıkarlarını koruyan tarzda olmalıdır. Türkiye ancak bu politikaya destek vermelidir. Yalnızca Suriye halkının yanında olmalıdır. Suriye muhalefeti, Amerika’dan bağımsız bir rejim değişikliğini başarabilir mi, bundan tam emin değilim.

Genelde ümmetçilik ile milliyetçilik özelde siyasal İslam ile ezilen milletler ilişkisi üzerine neler söylemek istersiniz? Bu çerçevede gerek İran İslam rejimini, gerekse Türkiye’de Milli Görüş’ün Kürt halkı ve diğer azınlıklara bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sorunu en temelde bir adalet ve eşitlik sorunu olarak görüyorum. “Kürt yok” demekle “Allah yok” demek aynı yere varır. Çünkü halklar ve diller Allah’ın ayetleridir. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur, bütün halklar eşittir. Kanımca sorun aynı anda Türk’ün endişesi giderilmeden ve Kürd’ün onuru iade edilmeden çözülemez. Bunun için de ortak vicdan lazımdır. Bu her geçen gün yara alıyor, bunu da endişe verici bulmaktayım.

Kürt/Kürdistan meselesine nasıl bakıyorsunuz? Her halk gibi Kürt halkının da kendi kaderini tayın etme hakkına ilişkin tutumunuz nedir?

Ben kendi adıma görüşümü açıklarım. Her hangi bir kurum veya platform adına konuşmuyorum. Ben Anadolu topraklarında ortak ülke ve ortak devletten yanayım. Kürdistan benim nazarımda ayrı bir devletin değil; coğrafyanın ve bölgenin adıdır. Ortak ülke, ortak devlet olmalıdır. Buna Türk veya Kürt devleti değil; Türk’ün ve Kürd’ün ortak devleti olarak Adalet Devleti demekteyim. Burada Türk ve Kürt eşittir. Bu nasıl başarılacak? Bunu için de Haceru’l-Esved çözümü dediğimiz bir çözüm öneriyorum. Peygamberimiz Haceru’l-Esved taşının nasıl yerine konacağı sorun olunca kabileleri şöyle bir çözümle birleştirdi. Yere bir bez serdi, herkes tutsun dedi. Herkes bir ucundan tuttu ve taş öylece yerine kondu. Bugün de Kürd sorunu böyle çözülebilir. Tek yanlı dayatma ile bir yere varılamaz. Çözüme herkes ortak edilmelidir. Yere bir bez (anayasa) serilmeli ve herkes bir ucundan tutmalı, yani herkesin anayasası olmalı ve herkes sahiplenmeli. Çözüm ortak vicdan, ortak ülke, ortak devlettedir. Birlikte yapmaktır. Anadolu’nun saklı gücünde bu var ve o ortaya çıkmalı. Anadolu halklarının vicdanı tam bir eşitlik içinde ortak bir devlet ve ülke yaratılarak ortaya çıkarılabilir. Bu olduktan sonra ortak vicdanın bir yanının Türkiye, diğer yanına Kürdistan diye atmasının bir mahsuru yoktur. O zaman bir vücudun iki güçlü pazusu olurlar ve emperyalizmin emellerini kursağında bırakırlar. Aksi halde parçalanıp yem oluruz. Ne Kürdistan Kürtlere ne de Türkiye Türklere kalır.

Genelde İslam dini ve komünizm özelde siyasal İslam ve komünist hareket birbirine ne kadar yakın ne kadar uzak? Buradan kalkarak şoven rejim ve kapitalist sömürü düzeni karşısında ilişki ve ortak paydaları neler olabilir?

Din sorunu çözülürse birbirine çok yaklaştıkları görülecektir. Var olan din bu yakınlaşmayı sağlayacak durumda değil. Sosyalistlerin İslam’ın sosyal adaletçi ve devrimci yüzünü görmeleri gerekiyor. İslamcıların da emek, adalet, eşitlik ve anti-kapitalist karakterin dinin özünde zaten var olduğunu keşfetmeleri gerekiyor. Bunun için yeni bir bakışa ihtiyaç var, her iki tarafta da.

Siyasal İslam ve komünistlerin ortak düşmana karşı ortak payda üzerinde yürümeleri bakımından yaşanmış bir deney olarak İran deneyimini Şah rejimi sürecinde ve sonrası, yani İran İslam rejimi sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İran devrimi Ali Şeriati çizgisini dışladı. Ona dönülmesi gerekiyor. Aksi halde bir Şii Abdestli Kapitalizmi olarak kalacak. Şu an İran bunun sancılarını çekmekte.

ABD emperyalizminin, geçmişte Asya kıtasında anti-komünist stratejisi gereği oluşturduğu “Yeşil Kuşak” stratejisi ve pratiği içerisindeki siyasal İslam’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Asıl siyasal İslam’ın ortaya çıkmasını engellemek için güdümlendirilmiş bir proje olarak görüyorum. Şu an biz ondan kopuyoruz. Gerçek anlamda bir siyasal İslam olacaksa, bu, anti- emperyalist ve anti-kapitalist karakterde olmak durumundadır.

Kapitalist düzen önce mülkiyeti kutsadı ama çok geçmeden işçi, emekçi kitleleri mülkiyetten kopartarak onları mülksüzleştirdi? Tıpkı önce çalışmayı kutsayıp sonra işçileri çalışmadan kopartarak kitlesel olarak onları işsizleştirmesi gibi! İslam ve esas olarak siyasal İslam; doğanın özel mülk edinilmesine nasıl bakar? Toprağın, suyun ve genelde kamu mülkiyetinin özelleştirilmesine nasıl bakıyorsunuz?

İslam’ın en temel şiarı “Lehu’l-Mülk”tür. (Mülkiyet Allah’ındır). Bana göre bu Kelime-i Şehadet’tendir. Sonra “Lailahe illallah” sonra da “Muhammedun Resulullah” gelir. Mülkün Allah’a ait olması, dünya nimetlerinin tamamının herkese ait olduğu anlamına gelir. Bir kimsenin bir şeye sahip olması için ona ne kadar emek verdiğini ispat etmesi gerekir. Emek sonucu sahip olduğunda da Allah’ın, toplumun ve yoksulun hakkı vardır. İhtiyaçtan fazlasını biriktirmek (kenz) yasaklanmıştır. Bu durumda toprak, hava, su, ateş kamuya aittir. Üretim araçlarının mülkiyeti de kamuya aittir. Kişi mülkiyeti havâic-i asliye (ev, ev eşyası, binek, iş, eş, aş, maaş) ile sınırlandırılmıştır. Buradaki kamu devlet anlamında değil; tüm halk, toplum anlamındadır. Şöyle de diyebiliriz: İslam’da mülkiyet hak değil; görevdir. Havaic-i asliye ise görev değil; haktır.

Anayasa referandumunun ardından “Kemalizm aşıldı sıra kapitalizmde” mealinde açıklamalarınız oldu ya da ben öyle algıladım. Bugün kapitalizmi sorgulayan çıkışlar yapıyorsunuz. Kapitalist sömürü düzeninin kendisine mi yoksa sadece piyasa kapitalizminin vahşi sonuçlarına mı karşı mücadele ediyorsunuz?

Türkiye’de Kemalizm kapitalizmin sopası olarak var olmuştur. 28 Şubat’ı ve diğer tüm darbeleri bankalar ve onların işbirliği içinde olduğu küresel sermaye yaptırmıştır. Onlardan izinsiz darbe yapamaz, cunta kuramazsınız. Kemalizm sermayeyi değil; sermaye Kemalizm’i kullanmaktadır. Bu durumda asıl yapılması gereken Kemalizm’in elinden sopayı almak değil; ona sopayı vereni bulmak ve onu ülkeden kovmaktır. Bu da parayı ve sermayeyi tanrı, mülkiyeti de tabu olarak gören kapitalizmden başkası değildir. Sopayı Kemalizm’den alıp abdestli kapitalizme vermek yeni projedir. Buna kanmamak gerekir.

Hocam biliyorsunuz kapitalizmin en büyük iki krizinden biri 1872 diğeri 1929 kriziydi. Şimdi üçüncü büyük krizin geldiği-geleceği tartışılıyor. Her büyük kriz büyük sosyal, siyasal ve ekonomik sonuçlar doğurur. Siz bu kez ne gibi sonuçlar bekliyorsunuz? Kapitalizme alternatif toplumsal sistem/sistemler olarak neyi öngörüyorsunuz? ABD hegemonyasının artık sonuna gelindiği bir evrede üçüncü büyük kriz sonrası siyasal tabloda muhtemel gelişmeler neler olabilir?

Kapitalizm doğası gereği sürekli krizler üretmek zorunda. İhtiyaçtan değil; ihtirastan mal üreten, silah yapan, bomba yapan, teknoloji üreten bir sistem savaş çıkarmak, ürettiği malları satmak zorunda. Hammadde için saldırmak, işgal etmek durumunda. İhtiyacın yoksa bile sana ürettiklerini ihtiyaç hissettirerek satmak zorunda. Bunun sonu sürekli kriz, afet ve yoksulluktur. Borç verme ve faiz almaya dayalı düzen insanlık düşmanı bir düzendir. Doğal olana, reel olana dönmek zorunda dünya. İktisat dediğin ihtirasların değil; ihtiyaçların giderilmesinden başka bir şey değildir. Ve bunu Allah’ın yeryüzündeki nimetlerini kendimize yığarak (kenz) ve yığdıklarımız üzerinden hegemonya üreterek değil; paylaşarak, bölüşerek (infak) yapacağız. İnsanların önce buna inanması gerekiyor.

Kadın ve özgürlüğüne ilişkin neler söylemek istersiniz?

Allah erkek ve kadını yani dini dille Adem ve Havva’yı eşit olarak yaratmıştır. Tevrat’ta geçtiği gibi Havva, Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmış değildir. Kuran’da Nisa süresinin girişinde her ikisinin çift olarak var edildiği söylenir. Madem var edilişleri eşit olmuştur, o zaman yeryüzündeki yaşamda da eşittirler. Farklı olmak eşit olmadıkları manasına gelmez. Farklı ve fakat eşittirler. Kur’an’da kadın-erkek ilişkileri ile ilgili ayetlerin tamamı erkeklerin aleyhine, kadınların lehine olan ayetlerden oluşur. Çünkü o dönemde kadının aleyhine olmak üzere eşitlik bozulmuştu. Ayetlerin hepsi bunu düzeltmeye yöneliktir.

Hocam çok teşekkür ederim. Son olarak Newroz Gazetesi okuyucusuna mesajınız!

Biz İslam’ın sosyal adaletçi ve devrimci yüzünü göstermeye çalışıyoruz. Molla’nın Allah’ı ve dini değil anlattığımız. Molla’nın anlattığı Allah’a ve dine bakarak, İslam’ı harcamasınlar. Kur’an ile ilgilensinler, yeni bir gözle, ezilenlerin ve yoksuların gözüyle Kur’an’ı yeniden okusunlar. O zaman aradıkları şeyin orada olduklarını görecekler ve İslam’a uzak durdukları yıllara eyvah edecekler. Bu konuda her türlü desteğe ve yardıma hazırım. Hepsine selamlarımı iletir, bunları anlatma imkanı verdiğiniz için teşekkür ederim.

İhsan Eliaçık kimdir?

Yazar ve Düşünür. 23 Aralık 1961’de Kayseri’de doğdu. Kayseri ve Kırşehir’deki değişik okullarda ilk, orta ve lise öğrenimi tamamladı (1980). Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okudu (1985-1990). İlahiyat Fakültesi’nden ayrılarak bağımsız yazarlık hayatına başladı...


Kayseri Gündem, Değişim, Yeryüzü, Bilgi ve Düşünce, Yarın, Özgün İrade, Bilge Adam, Söz ve Adalet, Gerçek Hayat, Doğudan gibi birçok gazete ve dergide yazıları, Milli Gazete, Star, Tempo, Zaman, Habertürk, Sabah, Birgün, Radikal gibi gazete ve dergilerde söyleşileri yayınlandı. 30 yılı aşkın süredir düşünce ve yazı hayatına devam ediyor.

En son Yarın Dergisi'nde kapanana kadar 4 yıl, Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Söz ve Adalet Dergisi’nde kapanana kadar 8 ay, Gerçek Hayat Dergisi'nde iki yıl yazdı. Kitapları İnşa Yayınlarından çıkıyor. Şu ana kadar 20 kitabı yayınlandı. Evli ve beş çocuk babası. Arapça ve İngilizce biliyor, İstanbul’da yaşıyor.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006