Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Halil Cibran'dan okuma parçası/Çeviri:Samet ERDOĞDU
Samet ERDOĞDU

NEWROZ



 

I. Dünya Savaşının hesaplaşma günleri gelmişti. Türkiye, Almanya'nın tarafında savaşa girmiş ve bu iki ülkenin birlikleri Doğu Akdeniz sahillerini işgal etmişti. Bu yolla İttifak kuvvetlerinin karaya çıkması engellenmekteydi ve daha da önemlisi Türkiye'den Almanya'ya gönderilen ve onun temelli bir ablukadan etkilenmesini önleyen yiyecek maddelerinin sevkıyatını yapan demiryolu hatlarının savunması sağlanmış oluyordu.

Lübnan'a, kendisinin acil taleplerine uygun olarak nihayet özerklik verilecekti. Bunu vaktinden önce geçekleştirmek mümkündü ama maalesef Lübnan kendisini ekonomik olarak geçindirebilecek durumda değildi. Şimdi kuşatma altında yiyecek maddeleri ithal etmesine imkan yoktu. Daha sonra, iki yıl boyunca en ufak ot sapından en büyük meşe ağacına kadar her şeyi yiyip yok eden çekirgelerin salgını bastırdı. Ülkede yaşayan nüfus, açlıktan kırılıyordu; yollarda, geçitlerde, evlerde ölüp gidiyorlardı. Halkın önderleri tutuklanıyor ve meydanlarda alenen idam ediliyorlardı. Savaş biraz daha devam etse, halk tamamen yok olur ve bu felakete tanıklık edebilecek bir kişi bile arta kalmazdı.

Halil Cibran, bu trajedi üzerine aşağıda aktardığımız ''Halkım öldü'' başlıklı makaleyi yazdı.

Benim Halkım Öldü

Benim halkım açlıktan öldü ve ben bunu yalnızlığım içinde şikayet etmek için buraya canlı geldim...

Bana deniyor ki ''Senin yurdunun trajedisi, dünyanın trajedisinin bir parçasıdır sadece; senin yurdunda akan kanlar ve gözyaşları, dünyanın derelerinde ve düzlüklerinde gündüz ve gece akan kan ve gözyaşı nehirlerinden birer damladırlar sadece.''

Bu doğru olabilir; ama benim halkımın trajedisi sessiz bir trajedi; yılanlar ve engerekler diyebileceğimiz insanların kafalarından doğan sessiz bir trajedi. Halkımın trajedisi geçit törenlerinin şaşaası olmaksızın vuku buluyor.

Halkım tiranlara karşı ayaklanmış olsaydı ve isyanın içinde ölmüş olsaydı; o zaman özgürlük için ölmek kölelik altında yaşamaktan daha onurludur derdim.

Elinde kılıçla sonsuzluğa karışan kişi, hakikat var olduğu sürece yaşamaya devam eder.

Eğer yurdum insanları Dünya Savaşı'na katılmış olsalardı da son adamlarına kadar kavga verselerdi; o zaman, bu, yeşil ve cansız dalları kıran bir kasırgadır derdim; kasırganın şiddetiyle ölmek ihtiyarlığın kolları arasında yaşamaktan yeğdir derdim.

Halkımı ve yurttaşlarımı bir deprem yutsaydı; o zaman bu, insan aklını aşan kuvvetler tarafından yönetilen bir doğa yasasıdır derdim. Deliliktir onun sırlarını keşfetmeyi istemek.

Ama halkım arbedede öldürülmedi; meydan muharebesinde ölmedi; zelzeleyle gömülmedi.

Benim halkım çarmıhta öldü. Benim halkım doğuyla batı arasında gerilmiş kollarla öldü; onun gözleri gökyüzünün karanlığını tarıyor.

O, insanlığın kulakları onun bağırtılarından sağır olduğu için tam bir sessizlik içinde öldü.

O, cani bir halk olmadığı için öldü.

O, barışçı olduğu için öldü.

O, kaynaklarından süt ve bal fışkıran bir ülkede öldü.

O, cehennem yılanları onun sürülerini ve tarlalarındaki mahsullerini talan ettikleri için öldü.

(Halil Cibran Okuma Kitabı, Yaşamı ve Eserlerinden Seçmeler); Josef Şaban, Halil Cibran, Mikail Nuvayimi, Antoni Gattas Kerem ( Das Khalil Gibran Lesebuch, Joseph Sheban, Khalil Gibran, Michail Nuaimy, Antoine Gattas Karam) , Walter - Verlag Olten und Fresiburg im Breisgau, 1983, Switzerland). Sayfa 32 - 34

Çeviren : Samet Erdoğdu, 20. 07. 2011


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006