Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

“YA KAPİTALİZM ÖLECEK YA DA YERYÜZÜ ANA!”[1]-3/TEMEL DEMİRER
Temel Demirer

NEWROZ



“Doğa bir aynadır, hem de

aynaların en parlağı.”[2]

 

SİYANÜRLÜ ALTIN FASLI VE ŞİRKETLER

Maden Kanunu Tasarısı ile AKP hükümeti, Kaz Dağları’nda arama izni alan, ancak Zeytin Yasası ve ÇED’e takılan aralarında Kanada, ABD, Hollanda sermayesi ile kurulmuş uluslararası şirketlerin yanı sıra, Koza gibi yerli firmaların da yer aldığı 80 şirketin önündeki engelleri kaldırmak için kolları sıvayıp; çevrecilere karşı madencilerin hep ezik kaldığını söyleyen ‘Türkiye Madenciler Derneği’ ikinci Başkanı Atılgan Sökmen de, “Çevrecilerin sesi daha çok çıkıyor. Biz de artık televizyon reklamlarıyla ‘madenden korkma’ mesajı vereceğiz,” diye haykırıyorken bunun getirisi de şöyle oluyordu:

Koza altın madenini ziyaret eden milletvekilleri, siyanürcü şirketin yöneticileri tarafından hakarete uğradı. Milletvekillerinin Bergama’daki Koza Madeni’ni ziyaretinde olay çıktı. Şirket müdürünün madene karşı mücadele edenleri küçümsemesi, CHP Milletvekili Halil Ünlütepe tarafından eleştirildi. Ünlütepe’yi destekleyen BDP Milletvekili Hasip Kaplan’a hakaret eden madenci şirketin müdür yardımcısı gerilim yarattı.

Ovacık Altın Madeni’nde komisyon üyesi milletvekillerinin soru sormasının bizzat şirketin Başkanı Akın İpek tarafından engellenmesi, olayları başlattı. Bunun yanı sıra gerek CHP Milletvekili Halil Ünlütepe, gerekse BDP Milletvekili Hasip Kaplan’a fiili boyuta kadar varan saldırı ve hakaretler yaşandı.

Özellikle Koza Şirketi Genel Müdür Yardımcısı Hayri Öğüt’ün, Kaplan’a dönük “Vekilseniz vekilliğinizi bilin. Siz bizim vekilimiz değilsiniz” sözleri ve Kaplan’a eliyle müdahalede bulunmaya çalışması, bardağı taşırdı.

Bir anda şirket korumalarının arasında kalan Kaplan, kapı önünde durarak çıkışı engellemeye çalışan bir korumayı güçlükle yol üzerinden çekebildi. Yaşananların ardından maden alanında duramayacaklarını söyleyen iki milletvekili, geldikleri otobüsü de alarak maden alanının dışına çıktılar.

“Kapitalizmin şirketlerini bu denli saldırgan kılan ne” mi?

Gayet basit…

Lukianos’un, “İnsanlığın başına gelen tüm yıkımlar, tekmil kavgalar ve savaşlar, ihanetler ve cinayetler altın sahibi olma tutkusundan doğar”; Thomas Dekker’in, “Altın maske tüm çirkinlikleri örter”; Honore de Balzac’ın, “Zincirin en ağırı altın zincirdir,” dedikleri kapitalist “değer ölçütü” konusunda William Shakespeare, “Azıcık altın karayı ak kılar, çirkini güzel,/ Haktanımaz haksever olur, soysuz soylu,/ Yaşlıysan genç olursun, korkaksan kahraman,” gerçeğinin altını çizerken; Thomas More da ekler:

“Kendi başına beş para etmez bir şey olan altının önünde herkesin yerlere kadar eğildiğini işitince kendilerinden geçiyorlar. Altın insanlar için, altını değerli kılan insanlar, ama insanın altın kadar değeri yoktur…”

YASAK SİYANÜR VE BALYA ÖRNEĞİ

Oysa, oysa siyanür yasaktır… Hikmet Çetinkaya’nın işaret ettiği üzere:

“5 Mayıs 2010 tarihli Avrupa Parlamentosu’nun ‘siyanürlü madenlerin yasaklanması’ konusunda yaptığı önemli açıklama, medyada nedense yer almadı... Parlamento’nun 488 oyla kabul edilen (48 ret, 57 çekimser) kararında, yasağın ‘su kaynaklarının ve eko sistemin siyanür zehirlenmesine korunmasında karşı tek yol olduğu’ ayrıca vurgulandı.

Avrupa Parlamentosu üyeleri, komisyon ve üye ülkelerin ‘yasak yürürlüğe girinceye dek’, doğrudan ve dolaylı olarak AB ülkelerinde (başka ülkeler de kapsama giriyor) siyanür teknolojisi kullanan hiçbir madencilik projesini desteklememeleri isteniyor…”

Aynı konuda Metalurji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cemalettin Küçük’ün de hem çevresel hem ekonomik açıdan siyanürlü altın işletmelerine Türkiye’de yasak getirecek yasalara ihtiyaç duyulduğunu belirtip, “Karadeniz’de Fatsa Bahçelerköy’de siyanürle altın işletmesi projesi yolda. Giresun Bulancak, Trabzon Tonya, Maçka, Yomra ve Sürmene’de, Rize Çayeli ve Artvin Cerattepe’de de hâlen işletme kurulması planlanıyor” notunu düştüğü Anadolu’da Tunceli’nin Ovacık ilçesi de altın işletmelerinin gözdesi…

Yine “Eşme Ovacık ve Bergama Ovacık köyleri boşaltıldı. Şimdi sıra Tunceli Ovacık’ta” diyen Küçük, siyanürle çalışan maden işletmelerinin tamamen kapatılması, çok büyük maliyetlere mal olsa da, alttan sızma olmayan teknolojiler üretilerek, atık havuzlarının da üstten kapatılarak atıkların yıllarca kontrol altında tutulması gerektiğinin altını çizerken; Macaristan’daki fabrika atık barajının yıkılmasıyla ortaya çıkan “kızıl çamur”a atfen -Türkiye’nin de “kızıl çamurlarının” olduğunu vurgulayıp, “Balıkesir -Balya, Kütahya-Gümüşköy, İzmir Bergama-Ovacık, Uşak Eşme Kışladağ-Ovacık Köyü, Gümüşhane altın işletmesi ve Erzincan’ın İliç çöpler bölgesi tehlike saçmaya devam ediyor,” diye ekledi…

Geçerken belirtelim: Hâlen, 1 gram altına ulaşmak içinse 10 ton toprak yerinden ediliyorken; Türkiye’de tespit edilmiş önemli altın yatakları Kastamonu, Trabzon, Artvin, Balıkesir, İzmir, Ordu, Kırklareli, Çanakkale, Gümüşhane, Niğde, Hatay, Kars, Elazığ ve Manisa’da bulunuyorken; Balya örneği asla unutulmamalı, unutturulmamalıdır!

Evet Balya’daki kurşun madeni kapandıktan 75 yıl sonra hâlâ ölüm kusuyor. Maden yakınında otlayan 70 koyun öldü, 85’i kısırlaştı. Rapor: Ölüm nedeni, aşırı kurşun…

Vahşi madencilik, 75 yıl sonra bile canlı hayatını tehdit ediyor… Fransızlar Balıkesir’in Balya ilçesinde 1920’lerin başında Simli Kurşun Madenleri’ni işletmeye başladı. Binlerce ton simli kurşun çıkardıktan sonra 1935 yılında geride 4 milyon ton cüruf bırakarak ülkeyi terk etti. Fransızlar elektrik getirip hastane yapınca nüfusu 30 binin üstüne çıkan Balya’da nüfus madenin kapanmasından sonra eridi, 2 bine indi…

Sonra da yıl 2010: Besicilikle uğraşan Ali Akgün ocak ayında hayvanlarını 75 yıl önce terk edilen madenin yakınında, Maden Deresi’nin yanındaki merada otlattı. Koyunlarından 70’i telef oldu, 85’i de kısırlaştı. Akgün, veteriner çağırıp durumu Balya İlçe Tarım Müdürlüğü’ne bildirdi. İlçe Tarım Müdürlüğü yetkilileri, meradan ot ve yakınındaki dereden su örnekleri ile telef olan dört koyundan doku örneği aldı.

Alınan numune ve doku örnekleri 11 Şubat’ta Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Pendik Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü’ne gönderildi. Analizlerde, hayvanlarda virolojik ve bakteriyel bir hastalığa rastlanmadı. Ancak incelenen numune ve doku örneklerinde kurşun kalıntısı olduğu saptandı. Özellikle ottaki kurşun kalıntısının yüksek düzeyde (5 miligram/kg -PPM) olduğu belirlendi. Karaciğerden alınan doku örneğinde ise kurşun kalıntısının 17.5 mikrogram/kg (PPM) olduğu anlaşıldı. Hazırlanan raporda ölümlerin kurşun zehirlenmesinden kaynaklandığı kaydedildi.

Enstitüden gelen rapor üzerine, Balıkesir Valiliği İl Tarım Müdürlüğü Vali Yardımcısı Ali Osman İşsen imzasıyla, geçen 3 Mart’ta, kaymakamlık ve ilçe tarım müdürlüğüne yazı gönderip, bölgedeki meralarda hayvan otlatılmasının yasaklanmasını ve ilgili kurumlara bilgi verilmesini istedi.

Koyunlarının telef olmasına neden olan sorumluların bulunması için İvrindi Adliyesi’nde dava açtığını belirten Akgün, endişeli: “Meranın yanından geçen derede balık ölümleri oluyor. Dere, Manyas Barajı’na dökülüyor. Derenin altında avladıkları balıkları yiyenler, satanlar var. Bu kişiler tehlikenin farkında değil. Bu meranın yakınındaki dere boyunca Fransızlardan kalan kurşun madenin cürufları var. Rüzgâr veya deredeki taşkınlar nedeniyle bu cüruflar bölgeye dağılmış olabilir.”

Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yardımcı Doç. Dr. Dilek Türker Çakır, koyunlarla ilgili raporu değerlendirirken ciddi tehlikeye dikkat çekerek şunları diyor:

“Bahsedilen koyunlarda belirlenen rakam yüksek bir orandır. İnsan sağlığı için ne kadar zararlıdır araştırmak gerekir. Pişirilme şekilleriyle orantılı olarak insan vücuduna geçmesinde de değişiklikler arz edebilir. Bu nedenle uzun süre takip etmek gerekir. Her ağır metalin insan vücudunda ayrı ayrı yerlerde birikmesi mümkündür. Bazıları beyin zarında, bazıları karaciğerde, böbrek dokusunda birikir. Canlılar âlemi bir bütündür. Canlıların bir tek türüne zarar gelmesi diğerlerini de etkileyeceğinden, yapılacak araştırmalar besin zincirindeki tüm canlı gurubuna yönelik olmalıdır. Zincirin en üstündeki insanların en az zarar görmesi ekip çalışması gerektiren iştir. İnsanların dokularında ağır metal bulunan besinlerden uzak durması gerekir…”

SİYANÜRLÜ ALTIN TİCARETİ!

Balya örneği ya da Koza Altın İşletmesi, Gümüşhane işletmesinde 1 ton cevherden 13 gram altın elde ederken devreye soktuğu devasa doğa tahribatı karşımızda dururken borsa çok memnudur!

Fethullahçı ‘Zaman’ gazetesindeki bir habere göre, “Koza Altın hisseleri için yurtiçi ve yurtdışından toplam 689 milyon 784 bin 315 TL talep toplanırken, şirketin halka açıklık oranı yüzde 30 oldu. Koza Altın İşletmeleri AŞ’den yapılan açıklamada, Türkiye’deki altın madenlerini aramak ve işletmek üzere yüzde 100 Türk sermayesinden oluşan Koza Altın İşletmeleri AŞ’nin halka arz sonuçlarına göre şirketin piyasa değeri 2.2 milyar TL’ye yaklaştı…”

Ya doğa? Kimin umurunda?!

Yine ‘Zaman’ gazetesinden Ercan Baysal “övünerek” aktarıyor:

“Bundan 11 yıl önce (2000 yılında) altın üretiminin sıfır tonlarda olduğu Türkiye’de 2011 yılında topraktan 30 ton altın çıkarılması ve dünyada ilk 20 üretici arasına girilmesi bekleniyor. Türkiye’nin 2010 yılındaki üretim miktarı 17 ton altın oldu. Bu yıl Sivrihisar Kaymaz ve İzmir Efemçukuru sahaları devreye girerken, İliç ve Kışla Dağ madenlerinde de kayda değer bir üretim artışı yaşanacak.

Altın fiyatlarındaki önlenemeyen yükseliş, üretici firmaların iştahını kabarttı. Altının onsunun 1.500 doların üzerine çıkmasının da etkisiyle yerli şirketler üretimde bu yıl rekor bekliyor. 2010 yılında Türkiye’de 17 ton altın üretildiğini belirten Altın Madencileri Derneği Başkanı Ümit Akdur, 2011 sonuna kadar 30 tonluk üretim yapılabileceğini kaydetti. Yıllık 7 milyar lirayı bulan altın ithalatını yerli kaynaklardan karşılamayı hedeflediklerini vurgulayan Akdur, 2000’de bir gramlık altın üretilmediğine dikkat çekti.”

TABLO

 

Tekrarlıyorum ya doğa? Kimin umurunda?!

Kimsenin! Ne kapitalist sistemin ne de patronlarının!

Örnek mi?

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, İstanbul Sanayi Odası ve İspanya’nın Valencia Ticaret Odası’nın ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında İstanbul’da 45, Mersin’de 25 kimya firmasıyla yapılan anket, Türkiye kimya sanayicilerinin çevreyi korumak için bütçe ayırmadığını ortaya koydu!

DİLOVASI (VE ONUR’LU) ÖRNEĞİ

Dilovası…

Tuzla’daki tersaneler ile İstanbul ve Gebze’deki sanayi kuruluşlarının zehirlediği Dilovası, kimyasal maddelerin boşaltıldığı çöplüğe dönüştü.

Kocaeli’nin Gebze ilçesine bağlı Dilovası’nda kamyoncuların geceleri boşalttığı atıklar arasında Tuzla’da sökülen gemilerden çıkan kanserojen madde asbest de olduğu bildirildi.

Örneğin Dilovası Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol ekiplerinin yaptığı denetimlerde, Tavşancıl-Çerkeşli köyleri arasında boş bir araziye 1000 ton endüstriyel nitelikli ve zehirli arıtma çamuru döküldüğü belirlendi. Atık çamurunun içinde kozmetik tüpleri, firmalara ait birçok etiket, kantar ve sipariş fişleri de tespit edildi.

Evet, alüminyum, kadmiyum, çinko, kurşun ve demir... Bu metaller Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde yaşayan annelerin sütlerinde bulunuyor.

Dilovası’nda yapılan araştırmada, çocukların vücutlarında ağır metallerle doğdukları, anne sütünde bile ağır metaller görüldüğü belirlendi. Araştırmacılar, bu metallerin çocuklarda kanser riskini yükselttiğini ifade etti.

Bölgede ölen her 100 kişiden 33’ünün kanserden öldüğünü tespit ettiklerini vurguladı.

Nihayet Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi Başkanı Eylem Tuncaelli ifadesiyle, “Bir sanayi yerleşimi olan Dilovası’nda havadaki zehir oranı, AB standartlarının 30 katı. Orada insanlar, sigara içmeseler de kansere yakalanıyorlar. 170 fabrikanın olduğu organize sanayi bölgesindeki fabrikalarda yaklaşık 15 bin işçi çalışıyor. Bölgede 1995-2004 arasındaki 495 ölüm vakasından yüzde 32’sinin kanserden olduğu tespit edilmiş. Dilovası’nda herkes aynı anda sigara içse, oradaki fabrikaların havaya verdiği emisyonla oluşturduğu kanser riski kadar risk oluşturmaz…”

İşte kapitalist endüstriyalizm budur; böyledir; Dilovası’ndaki gibidir…

Ancak!

Dilovası Belediye Başkanı tarafından, “Kan ve dışkıları bırakın, doğum yapıp çocuk emziren annelerin sütünde bile çinko, demir, alüminyum, kurşun, kadmiyum tespit ettik, tehlike büyük” dediği, basın yoluyla bu bilgileri açıkladığı ve bu vesileyle “haberin geniş halk kitlelerine ulaşmasını sağladığı, araştırma sonuçlarını halk arasında panik yaratmak amacıyla kullandığı” iddiasıyla yargılanması için Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na şikayet edildi.

Savcılık da hazırladığı dosyayı, söz konusu fiilin incelenmesi amacıyla Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü’ne gönderdi. Üniversite izin verdiği takdirde Prof. Dr. Hamzaoğlu, TCK’nin 213. maddesi uyarınca 2 ila 4 yıl arasında hapis istemiyle yargılanacaktı.

İyi de nedir Prof. Onur Hamzaoğlu’nun ekibiyle birlikte ulaştığı Dilovası bulguları?

Araştırmada bulunan şu: annelerin ilk sütünde ve bebeklerin ilk kakalarında bazı ağır metaller ve eser elementler saptanmıştır. Sorumluluk sahibi bir bilim insanı ne yapar? Bu bulguları kamuoyu ile paylaşır, yetkililerden gereğinin yapılmasını ister. Ve bunu yapar Onur Hoca... “Kan ve dışkıları bırakın, doğum yapıp çocuk emziren annelerin sütünde bile çinko, demir, alüminyum, kurşun, kadmiyum tespit ettik, tehlike büyük” der.

Hamzaoğlu, TBMM’nin isteği üzerine TÜBİTAK ve bazı bilim kuruluşlarıyla birlikte Dilovası’nda kirlilikle ilgili olarak “Endüstri Yoğun Bölgelerde Yaşayanlarda Ölüm Nedenleri: Dilovası Örneği” isimli bir çalışma yapmıştı. Araştırmaya göre; dünyada ve Türkiye’de 100 ölümden 13’ü kanser nedeniyle olurken, Dilovası’nda 100 ölümden 33’ünün sebebinin kanser olduğu belirtildi. 2005’te yapılan araştırmada, bölgede 10 yıl ve üzerinde yaşayanlarda ölme riskinin 10 yıldan daha az yaşayanlara göre 4.5 kat fazla olduğu hesaplanmıştı. Araştırma sonuçları 2006’da Meclis’e sunulan TBMM Dilovası Meclis Araştırma Raporu’nda da yer almıştı.

Ancak sen misin bunu yapan!.. AKP’li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı ve Dilovası Belediye Başkanı, hemen durumdan vazife çıkarıp Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na şikâyet dilekçesi verirler ve “haberin geniş halk kitlelerine ulaşmasını sağladığı, araştırma sonuçlarını halk arasında panik yaratmak amacıyla kullandığı” iddiasıyla yargılanmasını isterler.

Yargılanan ve susturulmak istenen Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Dilovası’nın ürkütücü bulgularını kamuoyuna açıkladı ve tüm dünyada dürüst, sorumlu, cesur bilim insanlarının başına gelen onun da başına geldi: Taciz!

Aslında bilim insanlarına yapılan bu tacizleri çok iyi bilinir...

Dr. Irving Selikoff, 1964’te asbestoz insan sağlığına zararlıdır dediğinde aynı tacize maruz kaldı.

Dr. Herbert Needleman1970’de kurşunun çocuk sağlığına zararlarını açıkladığında aynı tacize maruz kaldı.

Dr. Takeshi Nirayama 1981’de pasif sigara içiciliğinin akciğer kanserine neden olduğunu açıkladığında aynı tacize maruz kaldı.

Dr. Benjamin Santer, 1996’da iklim değişikliği ile ilgili bulgularını raporladığında aynı tacize maruz kaldı.

Dr. Ignacio Chapela, 2000 yılında genetiği ile oynanmış Meksika mısırının tehlikesini açıkladığında aynı tacize maruz kaldı.

Şimdi de sıra Onur Hamzaoğlu’ndadır…

Çünkü kapitalizm, ona gerçekten söz edenleri affetmez…

N O T L A R

[1] 25 Haziran 2011 tarihinde Ankara’da Kazım Koyuncu anısına düzenlenen “6. Sokağa Şarkı Söylüyoruz - 2011” etkinliğinde yapılan konuşma…

[2] F. Dostoyevski.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006