Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

“Devrimci örgüt yaşamsaldır”/T. Atmaca
T.Atmaca

NEWROZ



 

Uzunca bir süre sürdürdüğümüz tartışmalarla ideolojik-teorik zeminimizi oluşturan ve “biz”im olan “21. yy. da Özgürlük ve Sosyalizm Manifestosu”nu ortaya çıkardık. Buradan kalkış yaparak Özgürlük ve Sosyalizm Partisi’nin (ÖSP) programını hazırladık. Bir süredir de program ve tüzük tartışmalarımız devam ediyor. Şimdi 6 – 7 Ağustos toplantısıyla program ve tüzüğe son şeklini vereceğiz. Ve önümüzdeki günlerde partinin resmen kuruluşunu ilan edeceğiz.

Partinin resmen kuruluşunun ilanıyla ÖSP olarak; kendi bakışımızı, stratejik yönelimlerimizi, tercihlerimizi ve önceliklerimizi kitleler nezdinde ortaya koymuş olacağız. Kuşkusuz bu önemli. Ama bu süreçte biz kendi sorunlarımızı ve önceliklerimizi biliyoruz. Kendi önceliklerimizi ve sorunlarımızı biliyorsak, güç ve enerjimizi de buna göre dizayn etmeliyiz. Evet, şu an bizim için öncelikli ve tayin edici olan sosyalist/komünist bir örgüt/parti yaratma sorunudur. Daha anlaşılır şekilde ifade etmek gerekirse, bugün bizim için en öncelikli sorun var olan örgütsel yapımızı güçlendirmek, pekiştirmek, geliştirmek ve politik çalışmalarımızın birleştirici ve sürükleyici ekseni haline getirmektir. Dikkatimizi ve enerjimizi burada yoğunlaştırmaktır. Bunu öncelikli görevimiz olarak algılamalıyız. Bunu öncelikli görev olarak algılamak, genel politik çalışmalarımızı zayıflatan değil, tam tersine bu alandaki her başarı daha başarılı bir politik çalışmanın güvencesidir.

Evet, önümüzdeki toplantıyla program ve tüzüğümüz bir netlik kazanacaktır. Böylece bakış acımız, stratejik yönelimlerimiz belirlenecektir. Bu belirlemeler aynı zamanda geçmiş deneyimlerden gereken dersleri çıkarmış ve o derslerin öğretici sonuçları olarak kendi yönelimimizin bir parçası haline getirmiş olacağız. Bu güne kadar gerçekleştirdiğimiz ideolojik-teorik tartışmalar ve bunun sonucunda çıkardığımız tarihsel dersler bize göstermiştir ki; ideolojik tutarlılığın sürdürüldüğü, devrimci irade ve ısrar korunduğu müddetçe, pratikte karşımıza çıkan her sorun er ya da geç çözüme ulaşır. Bunun en somut örneği yine tarihsel olarak Bolşevik deneyimidir. Ve bu deneyim bize yol göstermeye devam ediyor. Tabii ki somut tarihsel deneylerin yol göstericiliğinin yanı sıra bir de yaşanan süreç var. Uzunca bir süredir gerek üzerinde yaşadığımız coğrafya da gerekse bir bütün olarak dünyada, ideolojik olarak savrulma, bunun doğal sonucu olarak moral çözülmesi yaşanıyor. Ama son yıllarda ki kimi gelişmelerle bu durumda bir toparlanma görmek mümkün. Yine de örgütsel sorunda hala bir bütün olarak kimi problemlerle yüz yüzeyiz. Toplumsal ve bireysel yabancılaşma salt tek tek bireyleri değil, onların oluşturduğu örgütsel yapıları da dumura uğratmıştır. Bunun sonucu olarak da uzunca bir süredir, örgütsel yapılardan kaçış, var olan örgütsel yapıları küçümseme, bunun alternatifi olarak bireyselleşmeyi yüceltme vb. sorunlar yaşanmaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, yönelimlerimiz, stratejik hedeflerimiz mevcut. Ama hem içerisinde yaşadığımız toplum, hem de tek tek bireyler daha tanımlı ve pratik başarılar görmek istiyorlar. Eğer böylesi bir durum söz konusu değilse, bırakın tek tek bireylerin, kitlelerin sizinle ilişkiye geçmesini, var olan ilişkilerinizde bile bir kopma ve uzaklaşma gündeme geliyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, ben kendi adıma kısa vade de kimi politik kazanımları kendi içinde çok anlamlı bulmuyorum. Çünkü bir örgüt/parti olarak ideolojik bakış acınızla, tutarlı ve net kimliğinizle bunu ulusal/sınıfsal bir çalışma ekseninde ete-kemiğe büründürmemişseniz hiçbir anlamı yoktur. Ancak böyle yapabilirseniz siyasal mücadelede iddialı bir konum elde edebilirsiniz. Bunun dışında yapacağınız her şey kendi içinde ve kısa vadeli olarak aldatıcı, yanıltıcı ve yalnızca görüntüdür. Bu hem bireyler hem de örgütsel yapılar için geçerlidir. Ve tam da böylesi bir durum bize Bernstein’ın “Hareket her şeydir, nihai hedef hiçbir şey” sözünü hatırlatır ki, bu da problemli bir durumdur.

Gerek devrimci, sosyalist/komünist hareket içerisinde gerekse kendi çevremizde de bu anlayışta olan insanlarla karşılaşıyoruz. Bu tür insanlar, gündelik olarak bir yerlere koşuşturur, her yerde varmış bir şeyler yapıyormuş gibi görünürler, bolca teorik lafazanlık yaparlar. Ama gerçekte sonuç hiçbir şeydir. Çünkü bu tür insanların stratejik doğrultuları yoktur. Planlı ve programlı çalışmazlar. İdeolojik – teorik bir şeyler ezberlemişlerdir ve bütün malzemeleri odur. Bunların kendilerini yenileme, geliştirme diye dertleri yoktur. Kavranması gereken halkayı kavramamışlardır. Halkımızın sıkça kullandığı “Nerede hareket orada bereket” sözü tam da bu tür insanları tarif ediyor. Oysa ki bir sosyalist/komünist hareket acısından bu tür insanlarla varılacak, elle tutulacak hiçbir yer ve sonuç yoktur.

Sosyalist/komünist mücadele özellikle üzerinde yaşadığımız coğrafyada büyük bir sabır, özveri ve uzun soluk gerektirir. Bazen yıllarca emek sarf edeceksiniz, çalışacaksınız ve buna rağmen belki de bunun elle tutulur somut bir maddi karşılığı olmayacak. Buna rağmen bir devrimci, sosyalist/komünist olarak siz çalışma iradesi göstereceksiniz. Tabii ki bu herkesin yapabileceği bir şey değil. Eğer iyi gözlemlersek bu konuda kendi çevremizde de örnekler görebiliriz. Bu tür insanlar şu veya bu şekilde bazen heyecanlı “çıkış”lar yapıyorlar ve bir süre sonra geri çekiliyorlar. Aslında bu soluksuzluğun tipik bir yansımasıdır. Bu tür insanlar kendi iddiasızlıklarını, soluksuzluklarını, ısrarsızlıklarını örtbas etmek için ise onlarca neden sıralarlar. Ya başka insanları günah keçisi ilan edip kendini onun üzerinden haklı göstermeye çalışırlar. Ya alınan karar doğrultusunda yapılacak eyleme katılmayarak, eylemin ne kadar cılız katılımlı olduğu üzerinden kendilerini haklı gösterirler. Ya da ne çıkarılan yayını okurlar, ne yayın dağıtımını yaparlar, ama birileri üzerinden kendilerini haklı çıkarmanın teorisini çok iyi yaparlar.

Aslında soluk doğru çizgide ısrar anlamına gelir. Stratejik hedeflerini, tercihlerini gözetme anlamına gelir. Elbette bu koşullarda işimiz kolay değil. Örgüt/parti yaratma anlamında ciddi biçimde zorlanıyoruz/zorlanacağız. Ve zaten bizzat yaşayarak sosyalist/komünist bir örgütü yaratmanın, büyütmenin ne kadar zor olduğunu görüyoruz. Örgütsel aidiyet, örgütsel bilinç dumura uğramış ve zayıflamış durumda. Bunu her yerde görmek mümkün. Diğer taraftan içerisinden geçtiğimiz süreç sosyalist/komünistler açısından önemli veriler sunuyor. Bunu görmek ve ona göre konumlanmak düne göre daha fazla önem arz ediyor. Sürecin sunduğu veriler karşısında ciddi anlamda örgütsel savrulmalar yaşanıyor. Ama sürece ve onun sunduklarına yanıt vermenin yolu ise örgütlenmekten yani örgütten/partiden geçiyor. Bu nedenle de bugün için en önemli sorun örgüt sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü bir bütün olarak ideolojik – teorik olarak kendini yenilemeyenler örgütsel olarak da zaaf yaşıyorlar. Biz iddialarımız doğrultusunda ideolojik – teorik yenilenmeyi gerçekleştirdiğimizi, 21. yy’ın örgüt/partisini yaratmaya talip olduğumuzu söylüyoruz. Ama pratikte hala 20. yy. örgüt ve örgütlenme yöntemleriyle yol almaya çalışıyoruz. Öncelikle bundan kurtulmalıyız. Ahbap-çavuş ilişkileriyle 21. yy’ın örgütünü yaratamayız. Örgütsel olarak hiçbir şey yapmayan, işi gücü başka insanlar üzerinden kendini var etme çabası taşıyor, bireylerle uğraşmak yerine yeni insanlara gitmeliyiz. Yeni halkalar yaratmalıyız. Bugüne kadar olan pratik göstermiştir ki, hiçbir iş yapmayan ama bol bol laf üreten kendisini iş yapıyormuş gibi lanse eden, kendine bunun üzerinden bir prim sağlamaya çalışan ve bunu başkalarını eleştirerek yapan insanlardan ‘ne köy ne de kasaba’ olur. Tabii ki burada bir diğer sorun kimi kadroların bu tür insanları ciddiye alması ve onların bu davranışlarına deyim uygunsa çanak tutmasıdır. Bu tür kadroların şöylesin bir kaygısı olabilir. Zaten yeterince örgütlü değiliz. Çevremizde bir avuç insan var. Onları da kaybetmeyelim. İşte tam da problem burada başlıyor. Çünkü bu tür insanlar yaratılan/yaratılmak istenen örgüt/partiye yarardan çok zarar veriyorlar. Bunlara harcanacak zaman bence boşa harcanmış zamandır. Bu tür insanlarla uğraşmak yerine yeni ilişkilere gitmek, yeni ilişkiler çıkarmak örgüt/parti açısından daha elzemdir. Bu böyle sürdüğü sürece de biz iddialarımız doğrultusunda 21. yy’ın örgüt/partisini yaratamayız.

Toparlayacak olursak; yukarıda da belirttiğimiz gibi 6 – 7 Ağustos toplantısında program ve tüzüğümüzü netleştireceğiz. Şimdi önümüzdeki evre örgüt ve devrimci pratik üzerine yoğunlaşmaktır. Çünkü mevcut stratejimizi hayata geçirmek örgüt/parti aracılığıyla ete-kemiğe bürünmekle ilintilidir. Coğrafyamızda devrimci, sosyalist/komünist kimliğin hızla tavsiye olduğu bu süreçte “Devrimci örgüt yaşamsaldır.” Çünkü devrimci kimliğin zemini devrimci örgüttür. Devrimci, sosyalist/komünist kimliği; devrimci, sosyalist/komünist bir ideolojinin ürünü olarak ancak böylesi bir örgüt koruyabilir. Bu anlamıyla da sorun bizim için çok daha önemli ve önceliklidir.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006