Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

BAYRAĞA, İSTİKLAL MARŞINA, KARDEŞLİĞE DAİR /Samet ERDOĞDU
Samet ERDOĞDU

NEWROZ

İstiklal Marşı okuyorlar ve marşın okunduğu esnada ayağa kalkmayanlara, saygı duruşunda bulunmayanlara saldırıyorlar. ''Türk ırkı''ndan veya Türk ırkçısı olmadığı için insanları linç ediyorlar.

 

Kürdistan gerillalarını bombalayayım derken 13 askerini canlı canlı -belki de bile isteye- yakan Türk ordusunun komuta kademesi başta olmak üzere, tüm devlet erkanı, partiler, işveren sendikaları, milli Türk basını, Mehmetçik gazeteciler, Mehmetçik hatipler, katipler, muharrirler ''Şehitler! Şehitler!'' diye yırtınmaya devam ediyorlar. Bununla da yetinmiyor; gözü dönmüş saldırgan güruhları, vahşiler gibi meydanlara salıyorlar. Meydanlar ellerinde kan ve ölüm sembolize eden kıpkızıl bayraklarla donanmış kurtlar, çakallar, sırtlanlar, kaplan ve aslanlarla dolup taşıyor. Bu vahşi gruplar, kendilerini tahrik eden şovenist güdülerin, saldırgan dürtülerin ve iplerini çeken terbiyecilerinin istediği yönde milli taarruza geçiyorlar. Sadece ürümekle, ulumakla, patırtı - kütürtüyle, kükremekle yetinmiyorlar. Fiili saldırılara da girişiyorlar.

''Şehit'' hikayesi bahane! Bu tür güruhları meydanlara salmak için basit dedikodular bile yeter. Şurda ''Ermeniler camilere saldırıyor, Müslüman kadınların namusuna el atıyor'' denir, Ermenilere saldırtılırlar. Beride ''Rumlar, Atatürk'ün evine bomba attı'' denir; Rumlara saldırtılırlar. Ötede ''Kızılbaşlar Müslümanlara saldırıyor'' diye Alevi katliamına sevk edilirler.

Şimdi de bunu -13 askerin ölümünü- bahane ediyorlar.

Beyler kendinize gelin! Öyle ''vatan, bayrak, ülke'' falan diyerek tepinip durmayın!

Siz o kutsal dediğiniz bayrağınızın Kürtler için artık hiçbir kutsallığı kalmadığını; Kürt halkı üzerinde zor ve şiddetle sürdürülen Türk egemenliğini ve bu egemenliğin acı sonuçlarını sembolize ettiğini, saygınlığını yitirdiğini farketmiyor musunuz? Aptal mısınız, gözü dönmüş müsünüz, kendinizden başkalarının hislerini anlayamayacak kadar bencil ve küstah mısınız?

Kürtlerin kendi ulusal bayraklarını önce Diyarbakır'da, sonra öteki Kürdistan kentlerinde ve daha sonra da ülkenin her tarafında dalgalandıracağından mı korkuyorsunuz?

Korkunun ecele faydası yok! Kürtler, o ''ortak bayrak'' diye zoraki yutturduğunuz; her Kürt esiri yakaladığınızda zaferinizi kanıtlamak için öpmeye, saygı duruşunda bulunmaya zorladığınız ve önünde durdurarak bu tutsakların boy boy görüntülerini çekip basına, televizyonlara yansıttığınız o bayrağı sevmek, saymak, önünde diz çökmek zorunda değiller ve zaten bunu yapmıyorlar.

Bakın bakalım. Kürdistan'da meydanlara çıkan Kürt kitleler o kırmızı bayrakları sallama gereği duyuyorlar mı? Usulen sallamak, bulundurmak zorunda bırakıldıklarında -yemin törenlerinde istemediği sözcükleri söyleme mecburiyeti yüzünden yalandan yemin eden Kürt milletvekilleri gibi tek ayaklarını hafiften kaldırırcasına- bu taşımayı boşa çıkarmıyorlar mı?

Kürt halkının kendi ulusal bayrağını kafasında ve kalbinde netleştirdiğini ve başka ulusların bayraklarını; hele de kendisini ezen ulus bayraklarını tanımayacağını anlamıyor musunuz?

Kürtler, kendilerini inim inim inleten İran'ın bayrağına saygı mı duyarlar?

Ya Suriye'nin?

Ya Irak'ın? Türkiye'nin?

Kürt halkının sadece ulusal devlet olma hakkını değil en temel, en doğal insani, ulusal, sosyal haklarını; hatta ulusal varlığını, dilini, kültürünü, tarihini yok sayan ve yok eden; onun boynuna onur kırıcı bir tahakküm boyunduruğu, alnına köle damgası vuran bu devletlerin bayraklarına Kürtler niçin saygı duysunlar? Bunları neden sevsinler? Filistinliler İsrail bayrağını seviyor mu? İsrailliler, Nazi bayraklarını sever mi, Vietnamlılar Amerikan bayrağına hürmet eder mi?

Vazgeçin tahakküm, tehdit ve sindirmeden; ''kardeş halk''ınıza gerçekten saygılı olun; oturun adam gibi barış edin; ondan sonra eşit ve barışmış ulusların halkları olarak siz de Kürtler de birbirinizin bayrağına saygı duysun; her iki bayrağı ellerine alıp ''salla bayrağı barış ve dostluğa, kardeşliğe!'' desinler. Sen, Kürt halkına ulusal bayrak hakkını bile tanımıyorsun?

Ellerinde Türk bayraklarıyla meydanlara fırlayan bu öfkeli güruhların; işlerine geldiği zaman nasıl da disiplinli oldukları hiç gözden kaçmıyor. Bu, galeyana gelmiş, heyecanlı, öfkeli kalabalıklar örneğin cenaze töreni sırasında töreni sabote edecek derecede kendilerinden geçmiyorlar; İstiklal Marşı okuyorlar, dualar ediyorlar, ''Şehit'' (!) adları okunduğunda hep birden gayet disiplinli bir şekilde ''burda'' diye haykırıyorlar. Bunlar aynı disiplinle Madımak otelini yakan güruhlardır; bunlar, Maraş'ı kana bulayanlar ve daha sayısız kitlesel linç ve saldırılarda görev alanlardır.

İstiklal Marşı okuyorlar ve marşın okunduğu esnada ayağa kalkmayanlara, saygı duruşunda bulunmayanlara saldırıyorlar. ''Türk ırkı''ndan veya Türk ırkçısı olmadığı için aşağıdaki satırlara saygı göstermek istemeyenleri dövüyorlar. (Tabii ''ecnebilere'' karışmak yok; ne de olsa ecnebi!)

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,

Hakkıdır, Hak'ka tapan, milletimin istiklal!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin istiklal!

Burda ''hakka tapan milletin ve istiklali hak eden kahraman ırkın'' Kürtler olmadığı, Türkler olduğu malumdur. Peki, Kürt halkı bu İstiklal Marşı'nı kendi marşı olarak benimsemek zorunda mıdır? Benimsemiyor ey kahraman ırk! 1980'den buyana bastığınız köylerde Kürtçeden başka -mesela bilinmeyen- bir dil bilmeyen Kürtlere; esir ettiğiniz tutuklulara, stadyumlara doldurduğunuz kitlelere zorla İstiklal Marşı okuttunuz da ne oldu? Sevdirdiniz mi?

Peki, Kürtler kendi ulusal marşlarını size dayak ve işkence bahanesi veya dövülme gerekçesi yapmadıkları halde bu marşı bir meydanda duysanız önünde saygı duruşuna kalkar mısınız?

Siz ''Kürtçe şarkı okuyabilirim'' diyen Ahmet Kaya'ya memleketi dar etmediniz mi?

Siz Şivan Perwer'in kasetlerini dinlemeyi bile yıllarca suç sınıfına sokmadınız mı? Siz daha dün Aynur Doğan'ı sahneden kaçırtmadınız mı?

Peki şu ''vatan, vatan!'' hezeyanlarına ne demeli?

Bir zamanlar ''Osmanlı Vatanı'' diye Rumeli'nde, Arabistan'da kan ve kılıçla ''Türk hakimiyeti'' kurulmuştu. Gün geldi Balkan ulusları ve Araplar bu hakimiyete itiraz ve isyan ettiler. ''Vay siz misiniz bizi arkadan hançerleyenler!'' diye bu halklara saldırmanız bu halkların bağımsızlığını engelledi mi?

Bir zamanlar ''vatan, vatan!'' diye Yemen'de, Fizan'da, Galiçya'da, Kafkasya'da heder edilen yüz binlerce insanın kemiklerinden geriye, acı ağıtlardan başka ne kaldı?

Bugün de ''vatan, vatan'' diye Kürdistan üstüne kışkırttığınız güruhların çocuklarını Kürt dağlarında israf etmekten başka ne yapıyorsunuz?

Hiçbir şey!

Siz Kürtlerin vatanında, sadece zorbalıkla hakim olduğunuz size yabancı bir dünyadasınız! Ve burayı zorla elde tutmak istiyorsunuz. Onun için gencecik insanları Kürtlerin üzerine, ateşe ve ölüme sürüyorsunuz.

Sizin jandarmanız ve askeriniz oldum olası Kürdistan'da astığı astık, kestiği kestik hükümran idi. Bir çavuş, koca bir köyü dayaktan geçirir, bir kolcu, bir tahsildar, bir memur köylülerin yüreğine korku, dehşet, çaresizlik ve nefret saçardı. 30 yıldır aklınız başınıza gelmedi mi? Kürdistan’da yeşeren direniş ruhunu görmüyor musunuz? Yahut bunu bastıracağınızı mı zannediyorsunuz? Geçti Bor'un pazarı, eşeğinizi Niğde'ye sürün! ''Kore dağlarında tabakam kaldı'' diye ağıt yakan anaların çocuklarını bari Kürdistan dağlarında beyhude yere zayi etmeyin! Yazıktır! Günahtır! Zulümdür! Suçtur!

Ama halen kullandığınız bir kozunuz var: Türk halkını uyutabilme becerinize güveniyorsunuz. Türk halkı evlatlarını halen davul zurnalarla askere uğurluyor. Gelen ölümleri '' şehitlerin kanı yerde kalmayacak'' diye karşılıyor. Bu ölümlerin sorumlusu olarak ''teröristleri'' gösteriyor ve onları kolayca kandırıyorsunuz? Kürdistan evlatları 30 yılda 40 bin şehit verdi. On binlerce insan zindanlara tıkıldı; işkencelerden geçirildi. Binlerce köy boşaltıldı. Kürt adaylar seçimlerde milyonların oyunu alıyor. Behey ahmaklar siz halkınızı daha ne zamana kadar kandırabileceğinizi sanıyorsunuz? İlk ciddi krizde başınızın daha büyük belalara, geri dönüşü olmayan bataklıklara batacağını görmüyor musunuz?

Halkı mobilize etmeyi başarmanız; bu savaşı kazanacağınız anlamına gelmez. Amerikalılar Vietnam Savaşı’ndan aldıkları derslerle hükümetlerinin yeni savaşlara girmesine uzun süre engel olabildiler. I. Körfez Savaşı'nda Bağdat kapılarında, şehre girip Saddam'ı bir çırpıda devirebilecekleri halde bunu yapamamalarının tek sebebi Amerikan halkının evlat duyarlılığıydı. Amerikalıların canları, evlatları kıymetliydi ve Bağdat kapılarında Saddam’ın Muhafız Kıtaları karşısında çok kayıplar verebileceklerini; bu durumda da Amerikan halkının desteğini yitireceklerini düşünüyorlardı. Gerçek de buydu zaten. Ne zaman ki Amerikan halkını Saddam'ın Amerika’yı nükleer silahlarla vuracağına inandırdılar; o zaman II. Körfez Savaşı'nda Bağdat'a girmeye cesaret ettiler.

Türk yöneticileri Amerikalı ağabeylerinin taktiğini izliyor; ''terörizm'' umacısıyla Türk halkını zehirliyor, korkutuyor, kışkırtıyor. Ama asıl terörist kendisidir! Terör Cumhuriyeti Devleti! 90 yıldır Kürdistan’ı kan, barut ve ateş altında kim idare etti? Dünyanın en büyük, en talimli, en güçlü silahlı kuvvetlerinden birini Kürdistan’ı ezmek dışında bugüne kadar nerede kullandı?

Amerika babanıza bakın, ibret alın! Dünya imparatoru, halkların direnişi, iradesi karşısında perperişan! Kürt Kurtuluş Savaşı da silahla bastıramayacağınız kadar kökleşti, derinleşti, yayıldı, dallandı, budaklandı ve serpildi. Askeri bir zafer kazansanız ne yazar!? Bir Pirus Zaferi sonucunda halen ayakta mı kalacaksınız?

Yoksa ''I. Dünya Savaşında biz yenilmedik, ama müttefiklerimiz yenildiği için bizi de yenik saydılar'' diye kendinizi kandırdığınız gibi Kürt ulusal direnişi karşısında yenilmeyeceğiz diye hayaller mi kuruyorsunuz? Askeri gücünüze mi güveniyorsunuz? PKK bugün savaşı bıraksa her şeyin eskiye döneceğini; Kürt halkının Kürtleri öldüren ''Şehit asker''(!) cenazelerinde ellerinde Türk bayraklarıyla ''teröristlere lanet'' okuyacağını mı zannediyorsunuz? Yahut ellerinde ''Kahrolsun PKK, Kahrolsun Apo!'' pankartlarıyla İstiklal Marşı okuyacağına mı inanıyorsunuz?

Bir de utanmadan, sıkılmadan ''Kürtlerin ne dediği, ne istediği belli değil!'' diye ukalalık yapıyorsunuz? Siz ne yaptığınızı bilmediğiniz için, Kürt halkının ve siyasetçilerinin de ne yaptığını bilmediğini sanıyorsunuz. İyi! Kendinizi avutmaya devam edin bakalım!

İmralı'da rehin tuttuğunuz Öcalan'ı kullanarak manevra yapacağınızı sandınız; olmadı. Şimdi kara kara ''biz bu adamı niye asmadık'' diye düşünüyorsunuz; hatta yer yer, zaten hep bozuk olan niyetinizi iyiden iyiye bozuyorsunuz. Ama sonra bu ''terörist başının'' son şansınız olduğunu düşünüp bundan vazgeçiyor; İmralı'da gizli görüşmelerle, pazarlıklarla işleri kotaracağınızı zannediyorsunuz.

Yine yanılıyorsunuz. Hesap bozuk; çünkü niyetiniz bozuk. Dürüst değilsiniz; oyun oynuyorsunuz! Ama Kürt halkının o oyunları bozacak bilinç ve kararlılıkta olduğuna hiç bakmıyorsunuz.

Elinizden gelse Öcalan’ı da diğer Kürt liderlerini de bir kaşık suda boğarsınız. Sizi engelleyen ne insanlığınız ne dostluğunuz ne de barış niyetiniz. Sizi sadece Kürt halkının tepkisi engelliyor. Yıllardır uyuttuğunuz dev uyandı; yedi başlı ejderhanın bir başını kesseniz, öbürü doğruluyor. Siz sadece ejderhanın kalbini elinde tuttuğunuzu zannederek teselli buluyorsunuz. İmralı’daki rehineyi böyle değerlendirmek istiyorsunuz. Ama asıl kalp, asıl yürek, halkın bilincidir. Bu bilincin yarın Kürdistan bayraklarıyla meydanlara taştığını gördüğünüzde ne yapacaksınız?

Bol bol kardeşlikten bahsediyorsunuz. Siz nasıl kardeşsiniz? ''Türküm, doğruyum, çalışkanım!'', ''Bir Türk Dünyaya bedeldir'', ''Ne mutlu Türküm diyene'' türünden sloganları yıllarca zorla okutturduğunuz kardeşiniz ben Türk değilim dediği an da kaşlarınız çatılıp, ağzınız bozulmadı mı? Gazaba gelip Kürdistan’ı baştanbaşa tepelemediniz mi?

Ey kardeş! Şu ortak vatanın adı neden mesela Anadolu Birleşik Devletleri değil? Neden Türkiye; bu acılı yurdun adı? Siz bu ortak vatanın tümüne Kürdistan dense hazmeder misiniz? Siz kardeş Kürtlerin dilini resmi dil olarak her yerde kullanır mısınız? Kürtler 90 yıldır gönüllü veya zorla bayrağınıza saygı gösterdi; size askerlik yaptı, Kürdistan’ın zenginliklerinin ''ortak milli hazine''ye(!) akmasına, bu ''ortak milli hazineden''(!) en düşük payı almasına, çocuklarının kendi ana dillerini bile unutup yatılı okullarda devşirmeler gibi yetiştirilip kimliğini unutmasına, kıçı kırık bir bitli onbaşınızın zart zurtu karşısında sus pus olmaya, pamukta, fındıkta, büyük kentlerin inşaatlarında, en pis en ağır işlerinde yok pahasına ter akıtmaya ve daha pek çok şeye ses çıkarmadı. Bu süre zarfında ''Türkiye halkları'', ''halkların kardeşliği'' gibi sloganların bile tehlikeli sayıldığı zamanları yaşadı. Hiç de kardeş falan değildi; kardeşçe muamele görmüyordu. Hatırlanan kardeşlikler hep pis şeyler üzerinde olan kardeşliklerdi: Ermeni Soykırımı; Rum kovalama, Süryani kesme falan...

Şimdi madem kardeşiz; ''sevgili ağabey'' gelin bir süreliğine her şeyi Kürtlerin eline, şu küçük kardeşlerinize verin. Bir aycık, sadece bir aylığına! TBMM'nin adını KBMM, TC Anayasası’nın adını KC Anayasası yapın, tabii Kürtçe olsun bu anayasanın metni; tüm televizyonlarda, okullarda Kürtçe konuşulması mecburiyeti getirin; Şerafettin Elçi'yi cumhurbaşkanı, Ahmet Türk'ü başbakan yapın, Türk Silahlı Kuvvetlerini de HRK'nin kumandasına verin... Küçük bir jest yapın canım... Hani 23 Nisanlarda sembolik olarak çocukları meclis başkanı falan yaparlar ya, işte öyle! Kardeş değil miyiz? Kürdistan dağlarında ‘Ermeni halkını birlikte kesmedik mi?’ Haydi canım ağabeyim; ha gayret biraz daha cömert ol da ağabeyliğini görelim...


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006