Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

BU VATAN KİMİN?/Samet ERDOĞDU
Samet ERDOĞDU

NEWROZ



 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 27 yıldır Kürdistan'da Kürt özgürlük savaşçılarına ve Kürt halkına karşı zalim ve inatçı bir savaş yürütüyor. Bu savaş için gencecik halk çocuklarını pervasızca ateşin ve ölümün içine itiyor. Bunların binlercesini ''zayi'' etmekten, on binlercesini sakat veya mecnun bırakmaktan çekinmiyor. Milyarlarca liralık masraf edip, var olan kaynakları savura savura israf ediyor.

Savaşın cephedeki baş aktörleri paşalar ''vatan için'' savaştıklarını söylüyorlar. Bunlar kime karşı, hangi vatan için savaşıyorlar? Kürt halkına karşı yani kendi uyruklarına karşı savaşıyorlar. Onlar bu topraklar üzerinde yaşayan halklarla savaşmaya, Türkleştiremediklerini yok etmeye alışmışlar; bu geleneği devam ettiriyorlar.

20. yüzyılın ilk çeyreği içerisinde Ermenileri, Süryanileri, Egeli ve Pontuslu Rumları, Koçgirili ve Dersimli Kürtlerin pek çoğunu yok ettiler. Bunların cesetleri üzerinde ilk ''modern Türk ulus devleti''ni inşa ettiler; Osmanlı'dan bakiye kalan Trakya, İyonya, Pontus, Ermenistan, Kürdistan, Kilikya, Anatolia topraklarının üstünde bir ''Türkiye Devleti'' kurdular. Üstünde yaşayan kadim halkların kan ve gözyaşlarını dökmeyle, onları katliamlarla yok etmeyle kurdukları bu ''Türk Devleti''ni yaşatmak için kılıç yolunu temel yol yaptılar.

''Bu vatan bizim'' diye yavuz hırsız gibi bas bas bağırıyorlar. ''Vatanımızı böldürmeyiz'' diyorlar. Ülkeyi babalarının tapulu malı zannediyorlar. Oysa bu ülke ''vatan! vatan!'' diye bağıra bağıra bu vatanın ırzına geçen şamatacıların malı değil. Bu vatan bu topraklarda yaşayan - yaşamayan bu toprakların çocukları olan herkesindir. Bir zamanlar yaşayan ama Türklük adına ve uğruna yok edildiği için çoğu şimdi yaşamayan halkların da vatanıdır. Soykırımlarla, sürgünlerle, mübadelelerle ülkeden çıkartılan, korkutulup kaçırttırılan Türk olmayan ''Türkiyelilerin'' de vatanıdır. Sadece Türklerin değildir; Kürtlerindir, Ermenilerindir, Çerkezlerindir, Rumlarındır, Lazlarındır, Araplarındır, Süryanilerindir...

Bu vatan ''Türkiye'' de değildir. Eğer bu vatanda barış olacaksa, kardeşlik olacaksa önce her şeye damgasını vuran ''Türk'' adları, ''Türk'' sembolleri kaldırılmalı; bunlar genel, kapsayıcı kavramlar ve semboller olmaktan çıkarılmalıdırlar. Bu ülke birlik, bütünlük içinde ortak vatan olacaksa bu ülkenin ortak, kapsayıcı, genel adı, bu ülkede yaşayan halklarla birlikte ve yeniden belirlenmelidir.

Bu ülkenin ortak adı neden Türk ulusunun egemenliğini temsil eden Türkiye olsun? Burada sadece ve hatta çoğunlukla Türk ulusu yaşamıyor. Sayısız ulus ve ulusal topluluk yaşıyor. Bu ülke Türkiye olarak kaldığı sürece Türk olmayan halkların yok edilip, silinmesine bahane teşkil ediliyor. En başta eğitim ''milli'' nitelik taşıyor ve herkesi Türkleştirmeyi hedefliyor.

Türkiye adı Türk olmayan ''Türkiyeliler'' için acı, zulüm ve imha anlamına geliyor. Türkleştirilme uğruna mahvedilen halkları tehdit etmeye devam ediyor.

Fars egemenliğindeki komşumuz İran kendi ülkesinin değişik uluslarından hiçbirinin özel adını, tüm ülkenin ve devletin genel, müşterek adı olarak kullanmıyor. Tarihten gelen ve Aryen toplulukların yurdu anlamını veren İran adını kullanıyor.

TC devletinin ay yıldızlı al bayrağı da bu ülkenin halklarını temsil etmiyor. İslam inancının sembolü olan hilalin önüne Türk ulus devletinin doğuşunu temsil eden beş yıldızı koymakla herkesi temsil eden müşterek bir bayrak yaratılmış olunmuyor. Modern devlet, bayrağında dini sembollere yer vermemelidir. Kaldı ki hilal İslam cihadının ve fütuh çağlarının sembolü olarak bugünkü kuşakları temsil gücünde değildir. Hristiyanları temsil etmez, Alevileri temsil etmez, ateistleri temsil etmez. Bu hilale bir de yıldız ekleyerek Türk ulus devletini ifade etmek Türk olmayan halklara sadece acı hatıralar hatırlatacak; Türkleştirilme uğruna başlarına gelenleri anımsatacaktır.

O nedenle bu bayrak değiştirilmelidir. Ülke halklarının tek bayrak altında toplanmasını istiyorsanız ay yıldızlı al bayrağı genel ülke bayrağı olmaktan çıkaracaksınız. Bu bayrak, tabii eğer tüm Türkler bunu kabul ediyorsa, yine Türk bayrağı olarak kalabilir; ama üst bayrak olamaz. Bu bayrak bu ülkedeki halklara acı, kan ve ölüm hatırlatıyor.

Öte yandan dağa taşa ''Ne mutlu Türküm Diyene'' diye yazmaktan vazgeçeceksiniz. Meclise mebus olmak için edilen yemindeki ırkçı - tırkçı ifadeleri okuma zorunluluğunu kaldıracaksınız, hatta bu yemini yeniden düzenleyeceksiniz. Bu vatanı ortak vatan etmek istiyorsanız, onu böleceksiniz, her parçasını onun asıl sahibine zimmetleyecek; tümünü ise herkesin müşterek malı yapacaksınız. Sadece Türklerin değil. Türk olmayan ''Türkiyeliler'' kendilerini Türk kabul etmek zorunda değildir. Hatta ''Türkiyeli'' saymak zorunda da değildir. Türk'e ihanet etmek, Türk'ü arkadan vurmak gibi kavramlardan vazgeçecek; Ermeniler, Araplar, Rumlar, Kürtler bize ihanet etti türünden hezeyanlardan kendinizi kurtaracaksınız. Sizin düşmanınız siz kendinizsiniz. Çünkü kendinize dost edeceğiniz halkları dost etmek değil köle etmek istiyorsunuz. Kendinize dost etmeniz gereken halkları korkutarak, ezerek, sindirerek kontrol etmek istiyorsunuz. Bunun için zulüm uyguluyorsunuz. Sonra kendi zulmünüzden kendiniz paniğe kapılıyorsunuz ve ''Ermeniler bizi arkadan vuracak, Araplar vuracak, Rumlar vuracak, Kürtler vuracak; onlar vurmadan biz vuralım'' diyorsunuz.

Herkese zorla dayattığınız her şeyden müşterek yaşam için vazgeçeceksiniz. Yazdığınız tarih kitaplarını, hikayeleri, kanunları, anayasayı her şeyi sıfırdan yazacaksınız. Velhasıl ırkçı - tırkçılıktan vazgeçeceksiniz!


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006