Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Euro bölgesinde kriz genişliyor/Hurşit KAŞIKKIRMAZ
Hurşit Kaşıkkırmaz

NEWROZ



Avrupa Birliği (AB) durmadan yavaş yavaş genişliyor. Önce Kuzey ve Batı Avrupa, sonra Güney Avrupa, 2000’li yılların başlarında bazı Doğu Avrupa ülkeleri ve bu son yıllarda ise Balkan ülkeleri olmak üzere şimdilik toplam 27 ülke ve gelecek yıl birliğe dahil olacak olan Hırvatistan ile 28 ülke olacak. Avrupa’nın böyle siyasal, sosyal, ekonomik ve coğrafik olarak birliği hedeflemesi, bu tarihsel süreçte önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor ve bu konuda çokça yazıldı/çizildi ve aynı zamanda da çokça teori üretildi. Öyle görülüyor ki bu gelişmeyle ilgili olarak daha çok yazılacak ve teoriler üretilecek.

Bu konuya kafa yormama vesile olan neden; Avrupa Birliği ülkeleri siyasal, sosyal, ekonomik ve coğrafik olarak bu birliği gerçekleştirirlerken diğer kimi konularda da birliği hedefliyorlar. Bunlardan bir tanesi de para birliğidir. Avrupa’da aynı para birimi Euro’yu kullanan toplam ülke sayısı 22’dir. Bu ülkelerin bazıları birliğe dahil, kimileri ise birliğin dışındadır. Avrupa Birliği’ne dahil olduktan sonra para birliğine de geçen ülkelerden İspanya, Portekiz, Yunanistan, İrlanda ve son olarak İtalya ciddi mali kriz yaşayan ülkeler durumuna geldiler. Uzun bir süreden bu yana büyük ekonomik kriz yaşayan dört ülkeye İtalya da eklenmiş oldu. Büyük bir istek ve arzu ile birliğe giren ve para birliğine geçiş yapan Güney Avrupa ülkeleri ve İrlanda şimdilerde büyük ekonomik krizlerle boğuşmaktadırlar. Son olarak geçen haftalarda İtalya’da borsanın düşmesi ve borçların artması ülkeyi krize sürükledi. Bu durumdan dolayı geçen hafta Avrupa’nın Başkenti olarak anılan Brüksel’de toplanan Avrupa ülkeleri ekonomi bakanları, İtalya’nın yeni kemer sıkma paketlerine ihtiyacı olduğu tespitinden hareketle ülkenin 48 milyar Euro tasarrufa gitmesi gerektiğini kararlaştırdılar. Neoliberal politikalar gereği, yeni kemer sıkma paketleri ile İtalya’ya dönen maliye Bakanı Giulio Tremonti hemen işe koyuldu ve bu konuda hazırlıklı olan hükümet işin gereğini yapma için kolları sıvadı. Konuyla ilgili olarak basında çokça haber ve yorum yapıldı.

“Euro bölgesinde yaşanmakta olan borç krizine İtalya boyutu eklendi. Gözler Atina’dan Roma’ya yöneldi. İtalya’nın 1.6 trilyon Euro borcu var. Kredi alma maliyeti çok yükseldi. Yakında uluslararası piyasalardan kredi alamayacak duruma düşeceği korkusu var. Uluslararası piyasaları yatıştırmak için kemer sıkma paketi hazırlanıyor. Maliye Bakanı Giulio Tremonti, şimdiye dek görülmemiş bir paket hazırlayacaklarını açıkladı. Euro bölgesinin üçüncü büyük ekonomisi İtalya’nın dış borçlarının yarattığı korku, borsaların düşmesine neden oluyor. Avrupa’da banka hisse senetleri değer kaybetti. Euro dolar karşısında son 4 ayın en düşük seviyesine indi. Yunanistan’la ilgili zorluklar ve korkular devam ediyor. Avrupa basınında Yunanistan’ın kısmi iflasa gitmesi olasılığı tartışılıyor. The Guardian gazetesi, Avrupalı liderlerin Yunanistan’ın borçlarını ödeyemeyecek duruma düşeceğini kabul etmeye başladıklarını yazdı. Portekiz, Yunanistan gibi ikinci bir kurtarma paketi talep edebilir. İspanya’nın durumu sallantılı. İrlanda’nın kredi notu düşürüldü. Nereden bakılırsa bakılsın çok zor bir durum. Brüksel’de arka arkaya toplantılar yapılıyor. Krizin yayılmasını engellemek için önlemler üzerinde çalışılıyor. Euro bölgesi üzerindeki baskılar artıyor. Bölge, çok sıcak bir yaz yaşayacak gibi. 18 aydan beri devam etmekte olan borç krizinde İtalya’nın da tehlikeye girmesi, Euro bölgesi maliye bakanlarının eteklerini tutuşturdu. Bakanlar Pazartesi akşamı 8 saatlik toplantı yaptılar. Toplantının bu kadar uzun sürmesi, maliye bakanlarının gelişmelerden ne kadar tedirgin olduklarını gösteriyor. The Guardian gazetesine göre bakanlar ilk kez Yunanistan’ın iflas etme olasılığını kabul ettiler. Gerekli olması halinde İtalya ve İspanya’yı kurtarmak için ne yapacakları üzerinde kafa yordular. Sonuçta, toplantından tatmin edici sonuçlar çıkmadı. İtalya Maliye Bakanı Tremonti, toplantı bitmeden ülkesine dönerek kemer sıkma paketinin hazırlıklarına başladı. Kırk milyar Euro civarında tasarruf içermesi beklenen paket önümüzdeki günlerde parlamentoya sunulacak.” (14 Temmuz Londra Gazetesi)

İtalyan Senatosu, 14 Temmuz 2011 günü, 135'e karşı 162 oyla kamu harcamalarında üç yıl içinde 48 milyar Euro’ya yakın kesinti yapılmasını amaçlayan tasarruf programını onayladı. Bu oylamadan bir gün sonra, 15 Temmuz 2011’de ise Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada 284 milletvekilinin hayır oyuna karşı, 316 kabul oyu ile kemer sıkma paketi, meclis gündemine alınmış oldu. 630 sandalyeli Temsilciler Meclisi ise gündemine aldığı paketi 280 hayır oyuna karşılık, 314 kabul oyu ile onayladı. İtalya bu paketle ülkede krizin derinleşmesini engellemeye çalışıyor. Bir anlamda önlem niteliğindeki bu tasarruf paketinin ülkeyi belli bir süre rahatlatacağı hesaplanıyor.

Her şeyden önce AB’nin kapitalist bir birlik olduğunu ve kapitalizmdeki işleyişin onun için de geçerli olduğunu unutmamalıyız. Bu birliğin son yıllarda sağcısı ve solcusu tarafından dünya gündemine oturtulması, onun 27 ayrı ulus devletin birliğini hedeflemesinden kaynaklıdır. Kıtada kapitalizmin tarihsel ve toplumsal gelişimi sayesinde sermaye ulusal çitleri (sınırları) aşan bir konuma yükseldi. Sermaye, Avrupa’nın kapitalist birliğini yaratırken, sistem olarak kapitalizmin olumlu ve olumsuz yanlarını kendi bünyesinde taşıyan özelliğini yitirmiyor. Bu anlamda şimdilik İrlanda’yla birlikte özellikle Güney Avrupa ülkeleri ekonomik ve mali kriz yaşıyorlar. Güney Avrupa ülkeleri (İspanya, İtalya, Yunanistan, Portekiz) birliğe girmeden önce de Kuzeyle kıyaslandığında ekonomik olarak zayıf ve sosyal devlet olarak da cılızlardı. Fakat bunlar içerisinde İtalya Avrupa’da dördüncü, Euro bölgesinde ise üçüncü büyük ekonomiye sahip ülkedir. Diğer yandan dünya’da yedinci güçlü ekonomi ve gelişmiş ülke olan İtalya, hem AB’ye girmeden önce ve hem de AB’ye girdikten sonra bir türlü istikrarlı bir yapıya sahip olamadı.

Kapitalizmdeki eşitsiz gelişim yasası kuşkusuz bütün kapitalist ülkelerde geçerli olduğu gibi AB ve İtalya için de geçerlidir. Kapitalistlerin sınırsız kar hırsına sahip olması, onların aynı zamanda acımasızca sömürü yapmalarını gündeme getirmektedir. Birinci ve ikinci dünya savaşlarında halkların verdiği mücadeleler sayesinde kapitalist sosyal devletler olarak şekillenen Kuzey ve Güney Avrupa ülkeleri, daha sonra sosyalizmin blok şeklinde onların karşısına çıkmasıyla kendi sosyal yapılarını pekiştirdiler. 1990’lı yıllarda SSCB ve Doğu bloğunun çökmesiyle birlikte Avrupa’daki sosyal devletler kapitalistler tarafından budanarak bitirilmeye çalışılıyor. Bugün söz konusu ülkelerde yaratılan krizlerin temel hedefi, daha önce siyasal, sosyal, ekonomik vb. konularda haklara sahip olan işçi ve emekçilerin bu haklarının gasp edilmesinin hedeflenmesidir. Bu konuda burjuvazi bilinçli bir şekilde davranıyor. Devletin sahip olduğu ekonomik ve mali güç ve değerlerin çalışanlara değil de kapitalistlere aktarılması için kemer sıkma paketleri hazırlanıyor.

Bu ülkeleri krizin eşiğine getiren bir diğer neden ise; kapitalistlerin 1990’lı yıllarda ekonomide yaptıkları stratejik değişikliktir. Kapitalistler kendi karları için gelişmiş kapitalist ülkelerden ağır ve kirli sanayiyi, ucuz iş gücünün olduğu gelişmekte olan ülkelere taşıması ve sıcak para ile o ülkelerde yatırım yapmasından kaynaklanmaktadır. Bu yöntemle sanayi ve sermayenin ihraç edildiği ülke ve ülkelerde gelişme sağlanırken, öbür tarafta sanayi ve sermayeyi ihraç eden ülke ve ülkelerde ise bir durağanlık ve gerileme yaşanıyor. Bugün sanayi ve sermayeyi ihraç eden Avrupa ülkelerinde ekonomik olarak bir durağanlık ve gerileme söz konusudur. Ondan dolayı AB ülkelerinde işsizlik oranı son yıllarda ortalama %10, İspanya’da %20’dir. Gelişmiş ülkelerdeki bankaların birçoğunun iflas etmesi veya krize girmesi de sıcak paranın yatırım için gelişmekte olan ülkelere kaydırılmasından kaynaklanmaktadır. Yani bu yöntemde kapitalistler kriz yaşamıyorlar. Onlar kendi karlarına kar katarak daha da zenginleşiyorlar. Burada işçi ve emekçiler kendi eski konumlarını kaybederek daha da fakirleşiyorlar. Fakat on yıllarca yüksek bir yaşam standardına alışan Avrupalı işçi ve emekçiler, bu kemer sıkma politikalarıyla sahip oldukları hakları kaybederken huzursuz oluyorlar. Çalışanlar var olan haklarını kaybetmemek için bu kısıtlamalara karşı çıkıyorlar.

Genel olarak denebilir ki son on-onbeş yıldır Avrupa ülkelerinde sosyal hakların budanması, kemer sıkma paketlerinin hazırlanması, hayat pahalılığı ve işsizliğin artması sonucu kıta eski konumunu yitiriyor. Bunlar kapitalizmin karakterinden kaynaklı gündeme gelen olumsuz etkenlerdir. Bu duruma karşı Avrupa halkları çeşitli etkinlikler (Grev, protesto, yürüyüş) yapıyor. Bu etkinlikler yapılırken dönem dönem sert ve acımasız çelişki ve çatışmalar da yaşanıyor. Avrupa halkları bu eylemlilikleri gerçekleştirirken şimdilik sistemi aşmayı hedeflemiyor. Bu konuda gerçekçi ve realist düşünmemiz önemlidir. Onlar, daha önce sahip oldukları hakları korumak için alanlara çıkıyorlar, grev ve benzeri protestolar yapıyorlar. Kıtadaki bütün bu olumsuzluklara rağmen AB ülkelerinin en fakirinde bile yıllık kişi başına 20 bin Euro’dan fazla bir pay düşüyor.

Euro bölgesinde sorunlu olan bu ülkelere İtalya’nın eklenmesiyle bazı ekonomistler, çözüm yolu olarak bu ülkelerin kendi eski para birimlerine dönmeleri gerektiğini savunarak, böylelikle Euro kullanan ülkelerin dağılabileceğini hesaplıyorlar. Bana göre bu görüş gerçekçi değildir. Çünkü kapitalizm öyle sorunsuz, problemsiz ilerleyen, gelişen bir toplumsal sistem değildir. O, kendi bünyesindeki sorunlar ve problemlerle gelişen ve ilerleyen bir sistemdir. Görünen o ki bu sistem hala kendi miadını doldurmadı. Diğer yandan bu sistemin aşılması için antikapitalistler, komünistler/sosyalistler ve muhalifler çağın yeni sistemini (sosyalizm) halka tarif etmeleri gerekiyor. En azından teorik olarak 21.yüzyıl sosyalizmi formüle edilmelidir ki halk o değerler için sisteme ve iktidarlara yönelsin ve onları alaşağı etsin.

Para birimi Euro olan ülkeler

Almanya, Andorra, Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İtalya, Karadağ, Kıbrıs Cumhuriyeti, Kosova, Lüksemburg, Malta, Monako, Poetekiz, San Marino, Slovakya, Slovenya, Vatikan, Yunanistan.

AB üyesi olmayıp Euro kullananlar

Monako, San Marino ve Vatikan AB üyesi olmamasına karşın, yapılan anlaşmalar çerçevesinde Euro kullanmaktadır. Bu üç ülkenin eski para birimleri, Euro'nun ortaya çıkmasıyla yürürlükten kalkmıştır: Monako için Fransız Frangı, San Marino ve Vatikan için İtalyan Lireti. Andorra, Karadağ ve Kosova ise AB ile herhangi bir anlaşma yapmaksızın Euro kullanmaya başlamıştır.

AB üyesi olup Euro kullanmayanlar

Danimarka ve Birleşik Krallık, Maastricht Anlaşması'nda yer alan ayrıcalıklara dayanarak Euro'ya geçmeyen AB üyeleridir. Bu ülkelerin hükümetleri ya da bir referandum bu yönde karar vermedikçe, AB tarafından yasal bir baskıyla karşılaşmazlar. 28 Eylül 2000'de Danimarka'da yapılan referanduma göre, oy verenlerin %53,2'si Euro'ya geçmeye karşı çıkmıştır. İsveç'in Euro konusunda bir ayrıcalığı olmamasına karşın, bu ülkede gerçekleştirilen referandumlar Euro'ya geçişi engeller durumdadır. 14 Eylül 2003'teki referanduma göre, oy kullananların %56,1'i Euro'ya 'hayır' demiştir. 1 Mayıs 2004'te üye olan ülkelerden altısı, Litvanya, Letonya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan da halen kendi para birimlerini kullanmaktadırlar. Ancak bu ülkeler Euro kullanmama istisnasına sahip değildir. Bu yüzden bu altı üye ülkenin gelecek yıllardan itibaren Euro kullanmaya başlamaları beklenmektedir. 1 Ocak 2007'de üye olan Bulgaristan ve Romanya’da hala kendi para birimlerini kullanmaktadırlar. Fakat Maastricht kriterleri'ni tamamladıktan sonra 2015'te Euro alanına girmeleri beklenmektedir.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006