Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Eleştiri özgürlüğü/Ferhat BARAN
Ferhat BARAN

NEWROZ



 

‘Özgürlük ve demokrasiden ne anlamalıyız?’ diye sorulduğunda, birçok arkadaşa, MESOP’un son genel kurulunda ‘saçmalama hakkımı kullanmak istiyorum’ diyerek söz alan ama gerçekten çok değerli bir konuşma yapan işçi arkadaşımızı hatırlatırım. Bizim için ‘saçma’ da olsa her düşünce ‘önemli’dir ve mutlaka açıklanmalıdır.

Burdan hareketle bir yazı yazmayı çok düşündüm. ‘Saçmalama hakkımı kullanmak istiyorum’ gibi özlü bir sözün boşlukta kalması, altının doldurulmaması, bizim hayatımızdaki yerinin ne olduğunun iyice tespit edilememesi gerçekten ciddi bir boşluktu.

Nihayetinde bu anlamlı sözlerden hareketle bir makale yazma imkanı doğdu. Deyim yerinde ise ‘saçmalama hakkımı kullanmak istiyorum’. Ama bu işçi arkadaşımızın yapmış olduğu değerli konuşmanın fevkinde bir yazı yazıp yazamayacağım konusunda emin değilim. Çünkü üzerinde duracağım konu da ayrı ‘bir saçmalık’. Belki de üzerinde durmaya değmez fakat bu gazeteyi okuyanlar, her ne kadar ‘her yazarın kendi bacağından asıldığını’ biliyorlarsa da herkesin R. Sesli arkadaşımız gibi düşünmediğini bilmelerinde yarar var.

Gerçi daha önce Ali Buran’ın da aynı konuda bir makalesi yayınlandı fakat burda o makaleden hiç söz etmeyeceğim. Gerçekten ciddi bir bakış açısı sorunu vardı A. Buran’ın ve burda üzerinde durmayla çözülecek gibi de değil. Kimi insanlar için ‘bir başka yerden bakınca nasıl görünüyor’ merakı hala var ve bu arkadaşlara meraklarını giderecek o yerden bakmalarını önermek mümkün iken kimisi için bulundukları yerden ayrılma imkanı ne yazık ki yok ve yine ne yazık bunlar gerçeğin ‘göreli’ boyutunda gizli olan farklılıkları görmeden gidecekler. Bu nedenle sadece, daha uzun yıllar bir arada olacağımızı umduğum R. Sesli arkadaşımın makalesinden hareketle, bir kaç şey söylemek istiyorum. Ama söyleyeceğim şeylerin sadece Rıdvan’la sınırlı kalacağının garantisini veremem. Burda söyleyeceklerim, Radvan’ı okuduktan sonra sessiz kalan bütün yoldaşlarım için de geçerlidir. Çünkü ‘susmak onaylamaktır.’

Editöryal problemler

Newroz Gazetesi bir misyonu temsil etme iddiasını taşıyor. Bu da doğal olarak O’nu herhangi bir gazete olmaktan çıkarıyor. Deyim yerinde ise Newroz, ‘özgür bir yayıncılık’ yapamaz ya da işçi arkadaşımızın deyimiyle ‘saçmalama hakkı’ yoktur; kendisini bağlayan değerlere sıkı sıkıya tabi olmak durumundadır, bütün yayın politikası bu değerlere hizmet etmek durumundadır. (Ya da etmelidir.)

Ayrıca Newroz, ‘herkesin yazabileceği bir yayın’ da değildir. Belli bir “kolektif amacı olan insan topluluğu”nun sesi olmaya çalışmaktadır, vardır ve her şeyi ile bu amaca teksif olmak durumundadır. Newroz gazetesi, bağlı olduğu bu misyondan hareketle, yazarlarını ve yayınlayacağı yazıları da ‘tercih etmek’ durumundadır. Çok değerli ve önemli bir yazar olabilirsiniz ve yazdığınız yazılar da çok ‘güzel’ olabilir ama Newroz gibi bir gazeteye yazıyorsanız, ekstradan ‘meziyet’ ve ‘görüşlere’ de sahip olmanız gerekir. Newroz’un ilkelerini benimsemiyorsanız, oraya yazı yazmanız da zor. (Ya da zor olmalıdır.)

Ayrıca editör arkadaşımız, her yazarı, eğer genel prensiplerimize aykırı bir durum varsa, yazdığı yazı konusunda uyarmalı, hiç değilse yanlışını düzeltme konusunda bir imkan tanımalıdır. Israrcı bir tutum karşısında ise, yazıyı yayınlayıp birçok insanı rencide etmekten ise, yazarı üzmeyi tercih etmelidir.

Çok geniş anlamda ‘istediğinizi yazabilirsiniz’ ama bu, genel basın ilkelerinin yanı sıra, sadece Newroz’un üstlenmiş olduğu misyondan hareketle sahip olmak zorunda olduğunuz ya da o yazı sürecince uymak zorunda olduğunuz bazı ilkeleri ihlal etmeniz anlamına gelmez. Çok genel olarak, bilinen basın ahlak kurallarının yanısıra, anti-sosyalist iseniz bu gazeteye yazamazsınız. Halkların kendi kaderini tayin hakkını savunmuyorsanız, bu gazeteye yazmanız bir hayli sorun olur. (Ya da olmalıdır.)

Newroz, sizin düşünce özgürlüğünüz için mücadele eder ama Newroz’un sahip olduğu değerlere karşı mücadele etmeniz için kendisi üzerinden imkan sunmaz. (Ya da sunmamalıdır.)

Mesela editör arkadaşımız, Newroz’un, bir bölgeyi, bir halkı ya da bir siyasal akımı aşağılamanın yanında, ‘türkü bar’ dedikodularının boy vereceği bir yazıya meydan olamayacağını bilmeliydi. Bakın bir ‘aşağılama’ suçuna nasıl ortak oluyor: ‘Dersim eğitim anlamında, Türkiye ortalamasında iyi bir yerde olmasına rağmen, hala (okuyanları da dahil) şu basit soruyu cevaplayamamakta. İnsanı dehşete düşüren bir cehalet örneği göstermektedirler. Mesela bir Dersimliye “Kürt müsün, Türk müsün” diye sorsanız o Dersimli, kesinlikle ‘ben Aleviyim’ der. Rejim bu “böl yönet, bol bol yönet” siyasetinde sanırım sandığımızdan daha fazla usta çıktı. Yukarda Dersimlilerle ilgili söylediğimi sorup soruşturabilirsiniz, var mı öyle bir şey diye. Adres de vereyim isterseniz. İstanbul, İzmir, Ankara herhangi bir türkü bar.”

Bireysel sorumluluklar ya da ‘özgürlük’

Anlaşılan Rıdvan, türkü barlar konusunda bir hayli tecrübeye sahip. Görmedik türkü bar kalmamış. Cehaletten söz ediyor ama asıl cahilliğin, bu gibi konularda genelleme yapmak olduğunu bilmiyor. Tıpkı bir zamanlar “Kürtçü, şeriatçı” diyenler gibi şimdi “Zazacı, Alevici” demesi gibi. Acaba kendi yoldaşları arasında, yukarda sorduğu soruyu, kendisinin vermiş olduğu cevap gibi yanıtlayan kaç kişi var? Ne yazık ki Rıdvan, ‘yoldaş’ dediği Dersimli insanların kendisinin uğrak yeri haline getirdiği yerlerde bulunmayacağını bilmeyecek kadar cahil.

Newroz’da yazmak için genel ‘ilkelere uymak yeterli’ iken, Rıdvan gibi arkadaşlar için, bazı ekstra ‘yükümlülükler’ ya da ‘sorumluluklar’ olduğunu hatırlatmak gerekir. Eğer Newroz’un düşüncelerini benimsiyorsanız, onun düşünceleri doğrultusunda faaliyet yürüten bir çalışmanın içinde yer alıyorsanız, herhangi bir kimseden istemeye hakkımız olmayan ‘davranış biçimleri’ne uymak zorunda olduğumuzu bilmek durumundayız. En azından, ‘saçmalama hakkımı kullanmak istiyorum’ diyen işçi yoldaşımız kadar bunun gerçek anlamda bir saçmalama olmadığını bilmek durumundayız.

Bu bakımdan da genel olarak, yazdığımız her makale, büyük bir sorumluluk bilinciyle yazılmalıdır. Herkesin kullandığı bir üslubu kullanamayacağımızı bilmek durumundayız. Ayrıca, kendi ilişkilerimiz içinde rahatlıkla söyleyebileceğimiz bazı fikirlerimizi, uluorta söylemenin ‘bize yakışmayacağını’ bilmek durumundayız. Laubalilik, saygısızlık, aşağılama, küçümseme, ukalalık gibi davranış türlerinden mutlaka uzak durmamız gerekir. Herhangi biri bunları yapabilir ama bizim yapma özgürlüğümüz yoktur. Zaman zaman ‘özgürlük, zorunluluğun bilincine varmaktır’ deriz. İşte bu, herkesin yapmakta sakınca görmediği bir davranışı, yapma özgürlüğümüz olduğu halde, üstlendiğimiz sorumluluk gereği isteyerek ve bilerek feragat ettiğimiz ‘şey’ demektir. Modaya uymak ‘yetenek’ ve ‘imkan’ işidir ama ondan uzak durmak ‘ilke’ ve ‘irade’ işidir.

Yani herkesin söyleyebileceği ama ‘sosyalistim’ diyen birinin asla söyleyemeyeceği şu sözler gibi: ‘Fizikte okuyan mı dersin, tıpta okuyan mı dersin, hepsini geçtik kendine materyalist diyen mi dersin hele, “Ali, Ali, Ali, dermanım Ali. Ali, Ali, Ali fermanım Ali...” ile devam eden türküye denk gelseniz, “yaşasın tam bağımsız Türkiye” sloganının ardından, sizin sorduğunuz sorunun ‘cahilliğine’ acı acı gülümserler ve ‘tabii ki Aleviyiz, no problem yani’ demezlerse ben de bir şey bilmiyorumdur o zaman.”

Sen itiraf ettikten sonra bana söyleyecek bir şey kalmıyor.

Ama bununla yetinsen ne ala, hala devam ediyorsun ve Newroz gibi bir gazetede yazdığın için seni okuyan yoldaşlarına şu hakareti yapmaktan çekinmiyorsun:

“...Şu adresle başlayıp paranteze kadar gelen cümleyi bir defa daha okur musun?) Tabii burada doğabilecek gönül kırıklıklarını da şimdiden düzeltmem gerekiyor. Malum bu ülkede bir şey yazmak yetmiyor, bir de yazdığını anlatmak zorunda kalıyorsun çoğu zaman.(...) Küçük Yalçın’dan sözediyorum) “bu ülkenin bütün profesörleri cahildir” demişti ya, profesörün biri TV’ye bağlandı ve o “tarihi” sözler çıktı ağzından “Hocam” dedi, “o kadar yemişliğimiz var, sen bana nasıl cahil diyebiliyorsun?” (...) Ama Allah’tan benim tanıdığım Dersimlilerin benim bu yazdığımı anlamayacak kadar profesörlük gibi unvanları yok!”

Belki Rıdvan bu yazdıklarını yeniden okuduğunda bir muhakeme yapar diye düşünüyordum ama konuştuğum bir yoldaş durumun aksi yönde olduğunu söyleyince şimdi eminim ki böyle bir muhasebe yapmanın anlamsız olduğunu söyleyebilecek kadar “profesör”dür.

Eleştiri özgürlüğü, ancak “saçmalama hakkımı kullanmak istiyorum” diyen işçi yoldaşın söz aldıktan sonra anlamlı ve değerli bir konuşma yapması gibi olursa anlamlı olur. Aksi takdirde “... yeter, başım tuttu ben bi cigara içmeye gideyim!” diye biten bir makale kadar gerçekten can sıkıcı, anlamsız ve boş bir ‘şey’ olur.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006