Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Bellek kırımı…/Nejdet UYGUN
Neco UYGUN

NEWROZ

Bu ülkede cereyan eden olaylar defalarca yaşadığımız cinsten olaylar olmasına rağmen, sanki hiç yaşanmamış cinsten bir durum ortaya çıkmış gibi değerlendirmelerin yapıldığına tanık oluyoruz.

İnsan belirli bir deneyiminden öğrendiği davranış ve görüşleri belleğinde saklar. İnsanı diğer canlı türlerinden ayıran en temel özelliklerinden biri bellek denen bilgi depo merkezine sahip olmasıdır. Yaşantılardan, okumalardan öğrendiği sonuçları bilgi olarak biriktirir. Böyle olmasaydı her yeni durumda yeniden aynı süreçleri yaşamak durumunda kalırdı. İnsan yaşadığı doğal çevresini, karşılaştığı karmaşık olayları, biriktirmiş olduğu bilgi birikimi ile analiz ederek kendi görüşlerini oluşturur.

İşlevsel olarak insanda iki türlü bellek olduğu kanıtlanmıştır. Birincisi uzun süreli bellek, ikincisi kısa süreli bellektir. Uzun süreli bellek, yıllara dayanan anılar, hatırlalar ve deneyimleri kapsar. Kısa süreli bellek ise, kısa zamana dayanan ve süresi oldukça sınırlı olan bir öğrenme sürecidir. Bu konuda Doğan Cüceloğlu’nun İnsan ve Davranış kitabında (sayfa 171) konu şöyle izah edilmektedir; “Uzun süreli bellek ile kısa süreli bellek arasındaki ayrım farkında olarak, bilerek kullandığımız bilgi ile, farkında olmadan, bilmeden kullandığımız bilgi arasındaki farka benzer” diye belirtmektedir. Uzun süreli bellek okyanus gibi derin ve geniş, kısa süreli bellek ise, bir havuz gibi dar ve sığdır. Zihinsel aktivitesi sınırlı (engelli) bireyler kısa süreli bellekleri ile düşündükleri için bilgi transfer etmede sınırlı kalmaktadırlar. Kısa süreli belleğin kapasitesi dar olduğu için, ara, bul, geriye getir temelinde işleyen bilgi transfer süreci işlememektedir. Çevrede olan biten olay ve olguları, o olay ya da yaşantının niteliğine uygun olarak analiz edilebilmek için geçmiş yaşantılarda biriktirilen bilgi birikimine ve dolayısıyla uzun süreli belleğin hazinesine ihtiyacımız vardır.

Bu ülkede cereyan eden olaylar defalarca yaşadığımız cinsten olaylar olmasına rağmen, sanki hiç yaşanmamış cinsten bir durum ortaya çıkmış gibi değerlendirmelerin yapıldığına tanık oluyoruz. İleri düzeyde unutmaya eğilimli bir zihin yapısına sahip bir toplumuz. Seçim sürecinde hepimiz gördük, fındık üreticisi fındığına değerinin altında fiyat verenleri ödüllendirip oylarını yine onlara verdi. Toprakları, dereleri, suları zehirlenen, sermayeye peşkeş çekilenler ha keza aynı davranışı gösterdiler İMF politikaları ile açlık sınırında bir yaşam reva görülen emekçilerin ekseriyeti, karşı çıktıkları İMF politikalarının gönüllü uygulayıcısı olanlara hiç tereddüt etmeden oylarını verdiler. Şimdi kıdem tazminatları elerinden alınmak isteniyor. Yine meydanlara çıkacaklar, yine “emekçiyi ezene oy yok” diyecekler ama büyük ekseriyetle bildik davranışı sergileyecekler.

Aynı sığ ve kodlanmış yaklaşımı gündeme giren olaylara yaklaşımda da görebiliyoruz. Çatışmalarda ortaya çıkan can kayıplarının olmamasını arzulamak hiçbir çarpanı olmayan safi insani bir tutumdur. Tuhaftır, “benden öldü o zaman ondan da ölmelidir” şeklinde ilkel kodlanmış bir öfke ile vatanseverlik aynı kefeye konulabiliyor ve tepkiler bu temelde ortaya çıkıyor. İnsanda analiz diye bir yetenek varsa ki vardır, olmalıdır. O halde neden her şeyin daha “iyi” olacağına dair umutların oluştuğu dönemlerde bu gibi hadiselerin vuku bulduğunu sorması beklenir. Bunu sormak yerine kodlanmış reflekslerle öğrenilmiş davranışlar sergileniyor. Analiz yeteneği olanların ise, tuhaf bir şekilde bellek yıkama gayreti içinde yeni kodlamalar oluşturmaya çalıştıklarını görüyoruz. Gazetelerde analiz mahiyetinde yazılan makaleleri okuduğumda kendimi başka bir ülkede yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Neymiş efendim, “son çatışmayla PKK, Öcalan’ı ve müzakere sürecini bitirmeyi hedeflemiş”. Bu tespit, “biri makul öteki canavar” şeklide ortak algı oluşturmak amacıyla yapılıyorsa çok anlaşılır bir analizdir, aksi durumda gerçekliğin öyle olmadığını süreci takip eden herkes bilmektedir. Olay-olayları bir bütünlük içinde değerlendirme yeteneği olan, her türden manipülasyondan uzak bilgi birikimini hesaba katarak analiz yapabilen her birey durumun hiç de öyle olmadığının farkındadır. Şeytan ve makul üzerine bina edilen “çözme” anlayışı meselenin toplamına denk düşmediği gibi, toplumsal mühendisliğin, yapılandırıcı acımasız yanını da içinde taşımaktadır. Olayların neden yaşandığının kriminal şifrelerini bu yaklaşımın kendisinde aramak gerekir. Yanan her candan sonra, kalem erbabı ve akil takımı belleği kırıma uğratılmış, şartlı refleks vermeye hazır kitlelerin bilincini yapılandırmaya devam ediyorlar. Oysa yaşanan her şey yaşananların bilmem kaçıncı yeniden yeniden tekrarıdır. Canı yananlardan siyaset devşirmeye çalışanlarla, kaderi ve tasası bir ve aynı olmayan, canı sahici şekilde yananların örtüşme halidir ortada duran. Bu örtüşmenin kendisi bellek kırımı ile oluşturulan bir durumdur. İster ideolojik süslemelerle desenlensin, isterse de yüceltilmiş değerlerle bezendirilsin, gören gözü, işiten kulağı, işleyen beyni esir alamaz. Alıyorsa ki, böyle bir durum söz konusudur. O halde baştan da bahsettiğim gibi uzun süreli belleğin hazinelerine uzak durmayı daha kolaycı bir yaklaşım olarak gören zihinsel bir tembellikten bahsetmek gerekiyor.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006