Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

MERHABA GENÇ(LİK) İSYAN(I) -3 / TEMEL DEMİRER
Temel Demirer

NEWROZ



 

“Des minimis non cural libertes”[2]

DEVLET ŞİDDETİ

Yeri geldi özenle altını çizelim: “Otoriterlik neo-liberal dönemin olmazsa olmaz unsurlarındandır; siyasal alanın daraltıldığı, aşağıdakilerin bu alandan mümkün mertebe uzaklaştırıldığı bir rejim aşağıdakilerin siyasal alana dahil olma girişimlerinde şiddete başvurarak var olur...”[20]

Türkiye’de de olan budur!

Örneğin ‘The Economist’in araştırma birimi ‘Economist Intelligence Unit/ Ekonomist İstihbarat Birimi’nin, 15 Aralık 2010 günü yayımlanan “Dünya Demokrasi Endeksi” araştırmasına göre Türkiye, 167 ülke arasında 89’uncu sırada yer alıp, “Hibrid (melez) rejim” olarak nitelendirildi.

Çünkü ODTÜ’de “uzun eşek” oynayan, kartopu atan protestocu öğrencilere polis biber gazı ve copla saldırıyordu!

“Düşmanca davrandılar. ‘Dur vurma hamileyim’ dememe rağmen copla karnıma vurdular,” diyen 19 yaşındaki bir protestocu, polis şiddetiyle çocuğunu kaybediyordu!

Savcılık yumurta fırlatan gençlere soruşturma açıyordu…

Bu arada otoriter polis devleti; “Üniversite Olimpiyatlarını ağırlayacak Erzurum’da polis şefleri ve jandarma komutanlarına ‘gülümseme’ dersi veriyor”ken;[21] Dolmabahçe’de 4 Aralık 2010 günü Başbakanı protesto eden öğrencilere acımayan polis, 5 Aralık 2010 günü aynı yerde çaresizdi! Beşiktaş-Bursa maçı öncesi iki kişi bıçaklandı. Tedbir almayan polis olaylara seyirci kaldı.

Ne memleket, ne hukuk değil mi?

Saldırılardan hareketle İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’a “Kimyasal” sıfatı layık görülürken; Murat Belge, “Polis Şiddeti”nin altını çizip, buna mazeret üretiyor!; Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da, “Polisin protestoculara karşı daha hoşgörülü olması gerektiğini düşünüyorum, madem erk sende tahammüllü olacaksın,” demek zorunluluğu hissediyorlardı…

Evet, AKP aklı bu tür tepkiler de devreye sokuyordu…

AKP AKLI

Gençlik eylemine her totaliter polis devleti gibi müsamahasız bir saldırganlıkla karşı duran AKP aklı, komplo teorilerine de müracaat etmekte beis görmedi.

Zeynep Oral’ın, “Bir yandan gençleri, öğrencileri haşarat yerine koyacaksın, seninle aynı düşüncede olmadıkları için sürüm sürüm süründüreceksin; pankart açanı içeri attıracaksın, protesto edeni dövdüreceksin, kurşun değil yumurta atanı hastanelik edeceksin...

Öte yandan, silah bulundurma, taşıma yaşını 18’e indireceksin; silah satın almayı kolaylaştıracaksın! Bu hangi akla hizmettir! Nasıl çelişkidir, nasıl tutarsızlıktır!” sorusunun dillendirdiği siyasal tabloda Efe Peker de, “AKP piyasa istikrarı, darbe tehlikesi gibi korkuları kullanarak, giderek kendisine benzettiği bir ülke yaratıyor” saptamasının altını özenle çizerken; AKP aklının yarattığı ucubeyi de sergiliyorlardı…

Mesela Tayyip Erdoğan, “Dün çetelerle, kirli senaryolarla, kirli tezgâhlarla kardeşliğimizi bozmaya çalışanlar, bugün de boş durmuyor,” diyerek üniversitelerdeki öğrenci eylemlerini eleştirdi!

Erdoğan, protestocu gençleri illegal örgüt mensubu ilan etti, polisin uyguladığı şiddeti savundu!

Bunlarla beraber TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, “68’den kalma eski tüfekler, -çoğu akıllanmamış bunların- gaz veriyorlar. Ama başarılı olmaları imkânsız;” “Gençler belli merkezlerden idare ediliyor,” derken, Ankara Üniversitesi SBF Dekanı Celal Göle’ye de telefonda, “Ben Anayasa Komisyonu Başkanı’yım, burada isyan var. Siz nerdesiniz?” diye çatıyor; CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ise, “Burhan Kuzu bir açıklama yapmış. Yumurta atan çocukların arkasında Ergenekon varmış. Yumurtadan tavuk çıkıyordu ama yumurtadan Ergenekon çıkaran milletvekilleri sadece Türkiye’de var,” diye dalgasını geçiyordu…

Murat Belge’nin, “27 Mayıs arifesi” vurgusuyla, “27 Mayıs arifesinde aynen böyleydi” dediği “Ergenekoncu”luk göndermesi komik ve ayıptır!

Kaldı ki bu konuda Oral Çalışlar (bile!), “12 Eylülcü sistemin üstüne oturup, ‘Onları Ergenekon kullanıyor’ diyerek bir çözüm üretmek mümkün değil… ‘68 yaşanıyor, darbe gelecek’ gibi yaklaşımlar gerçekçi değil”; Ferai Tınç, “Ergenekon suçlaması bir zamanların her demokratik talebin arkasında Moskova’yı arayan gerici zihniyet kadar gerici,” derlerken; Ankara SBF’li protestocular da ekliyorlardı: “Ergenekoncu değil solcu öğrencileriz”!

Ancak AKP (ve liberal) aklı bunlara aldırmıyordu!

Örneğin “12 Aralık 2010’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bütçe görüşmelerinde aynen bu cümleyi (‘Ben Polisimi Ezdirmem!’) söyledi.

Peki, kim eziyor polisi? Nerede eziyor? Bildiğiniz bir görüntü, bizim atladığımız bir haber var mı?”[22]

Kaldı ki, “Yumurtadan ‘saldırı’, ‘şiddet’ ya da ‘faşizm’ çıkartmak, muhalefet imkânlarını ortadan kaldırmanın siyasal-hukuksal zeminini hazırlamaya hizmet eder”ken;[23] “Sizce de bir garabet yok mu Erdoğan’ın eylemci üniversitelilerin yaptığını ‘faşizm’ diye nitelemesinde?

Türkiye’de, gerçi dünyada da pek farklı değil, ‘faşist’ lafı ayağa düşeli epey oluyor. İşin tuhafı, ne kadar çok kullanılırsa faşizmin ne anlama geldiğinin bilinmediği de o kadar çok belli oluyor. George Orwell, vaziyeti ta 50 yıl önce saptamış: ‘Hoşumuza gitmeyen her şeye faşizm der olduk.’ Eh, öğrenci eylemlerinin Erdoğan’ın hoşuna gitmediği belli oluyor.

Bu kadar kolay mı?

Erdoğan’ın öğrenci eylemlerini ‘faşizm’, dolayısıyla eylemci öğrencileri ‘faşist’ ilan ederken yapmaya çalıştığı tam da bu. Arkalarında illegal örgütler bulunduğunu da söyleyerek ‘bir avuç faşist’e karşı hem devletin bekası, hem demokrasinin selametini sağlama alıyor kendince.

İyi de iki siyasiyi konuşturmadılar diye öğrenciler ‘faşist’ diye yaftalanacaksa o devletten, o demokrasiden ne hayır gelir?”[24]

GERİCİ YORUM, LİBERAL HEZEYAN, YALAKALAR…

“Ergenekon” yaygaralarına; AB ile müzakereden sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın da, “Olaylar sırasında polise karşı kullanılan şiddet aşırıydı. Maalesef birileri bizim gençlerimizi istismar ediyor,” söylemiyle eşlik ettiği gerici yorumun “AKP’yi yıpratmak” argümanına Hilâl Kaplan bile itiraz ediyordu.

Ancak liberal hezeyan da TKP’nin “son sekreteri” Nabi Yağcı’nın “Sorunları yumurta çözmez” vurgusuyla, “Türkiye ilk kez halkın anayasasını yapmaya, sivil bir demokrasiye geçmeye hazırlanırken bu değişim sürecini durdurmak için ortamı destabilize edici kışkırtmalar çok mümkün. Uyanık olmak ama tahrik edici de olmamak gerek,” derken AKP’nin nasıl da yedek lastiği olduğunu ortaya koyuyordu…

Bu arada “AKP kendini toparlasın” diyen Baskın Oran’ın, “Açıkça ihtar ve hatta tehdit ediyorum: AKP’nin gençleri ezmesine kesinlikle karşı duracağız. Reform yaptığı için bugüne kadar zaman zaman verdiğimiz dikkatli desteği anında bitiriveririz. AKP iyot gibi açıkta kalır. Asla tevessül etmesin,” “tehdidi” ise, kelimenin tam anlamıyla gülünçtü…

Bir de AKP yalakaları vardı!

Yumurtalı eylemlere karşı çıkan Nazlı Ilıcak, “Çünkü başkalarının özgürlüğüne tecavüz edilmiştir,” derken; DSİP Genel Başkanı Doğan Tarkan da ekliyor: “Öğrenciler çok ağır şiddete maruz kaldı. Devlet ve hükümet daha sakin davransa, polis şiddetini önlese daha iyi olurdu...”

İş bu kadarla sınırlı da değil…

Mümtaz’er Türköne, “TKP, ÖDP, EMEP ve Halk Evleri gibi örgütler, başlayan bu şiddet dalgasının arkasında yer alıyorlar,” derken; Ekrem Dumanlı, “Yumurtacılar, protestoyu Genç Siviller’den öğrenmeli,” fetvasını çıkarıyor…

Namık Çınar, “Yumurta kafalı protestocular…” Nabi Yağcı, “Cehaletin cesaretini devrimci ruh sanmak…” türünden haddini aşan terbiyesizliklerini “siyaset” diye sunup; Ali Bulaç, “Yumurta fikir değildir…” diyorken unutulan şuydu:

Yumurta eylem hâlindeki, eyleme geçmiş fikirdir…

YANDAŞ MEDYA ZIRVALARI

Bu noktada yandaş medyanın, polisiye zırvaları dikkate değerdir…

Mesela Başbakan Tayyip Erdoğan, son zamanlarda kendisini çok sinirlendiren protestocu gençleri, “Marksist-Leninist gruplar” ilan etti.

Arkasından, bu konuşmadan “vazife çıkaran” yandaşlık abidesi ‘Zaman’ gazetesinde şu haber yer aldı:

“Ankara Emniyet Müdürlüğü, ODTÜ’yü savaş alanına çeviren eylemcileri ve bağlı bulundukları ideolojik grupları tek tek belirledi. Ankara polisinin hazırladığı rapora göre yasadışı eyleme katılan öğrenci grupları ve sayıları şöyle: Öğrenci Kolektifleri 80, Gençlik Muhalefeti 50, TKP 30, Sosyalist Gençlik Federasyonu 20, ÖEP Kaldıraç 30, Özgürlükçü Gençlik Derneği 20, Ekim Gençliği 15, Yeni Demokrat Gençlik 15, Demokrat Gençlik Hareketi 20, Ankara Gençlik Derneği 10, Devrimci Proletarya 5, Marksist Bakış 10, Emek Gençliği 10, Dev-Genç (Sosyalist Demokrasi Partisi) 10, Dev-Genç Birliği (Sosyalist Parti) 10, Demokratik Yurtsever Gençlik 25.”

Evet, bunun adı “gazetecilik” oldu?!

Hayır bu “gazetecilik” falan değil; olsa olsa medya polisliğidir!

Tıpkı “istikrara karşı, ‘öğrenci protestosu’ adı altında yeni bir cephe açılmış bulunuyor,” vurgusuna eşlik eden Hüseyin Gülerce’nin şu satırlarındaki gibi:

“Bir kısım medya bu protestoların, ısrarla ‘öğrenci olayı’ olduğunu anlatmaya çalışıyor. Aynı zihniyet, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri öncesinde de, perde arkasındaki derin yapıların varlığını gizlemiş, provokasyonları, kanlı eylemleri, ‘sağ-sol çatışması’, ‘öğrenci olayları’ olarak göstermişti…

Zaman gazetesi, dün (9 Aralık 2010) haberi tam bam telinden yakalamış. Eylemci öğrencilerden ikisinin portresini vermiş. Biri, geçtiğimiz yıl 6 Ekim’de meydana gelen IMF olayları, 26 Ocak’ta, Beyoğlu Burger King’in işgal edilmesi, 1 Nisan 2010’da, Ankara’daki Tekel eylemleri ve 21 Eylül 2010’da, Devrimci Karargâh terör örgütüne yönelik operasyonları protesto eylemlerinde yer almış. Diğer öğrencinin de IMF ve Devrimci Karargâh eylemlerinin yanı sıra, İspanyol Kültür Merkezi’nin işgal edilmesi olayına karıştığı tespit edilmiş.

Bunlar öğrenci olayları mı? YÖK’le, öğrencilerin istekleriyle ne ilgisi var bunların? O zaman belli medyamız, neden ısrarla bir avuç profesyonel eylemciyi, kamuoyuna ‘öğrenci’ diye takdim etmekte ısrar ediyor?”

Yandaş medyanın, polisiye zırvalarının istikameti bellidir: Devrimci gençleri “hayalî terör örgütleri”yle ilişkilendirerek kriminalize etmek yani 12 Mart ve 12 Eylül’den alışık olduğumuz, “malum öğrenci eylemleri…” söylemiyle sunmak!

GENÇLİK EYLEMİNE İTİRAZ VE DESTEK

Aslı sorulursa yandaş -polisiye- medyanın eyleme itirazında, Sırrı Süreyya Önder’in, “Öğrenci tepkilerine karşı dillendirilen itirazlara dikkatlice bakın, bir tane bile evrensel hukuk ve demokrasiye yaslandırılmış referans göremezsiniz,” betimlemesindeki üzere aklî olan hiçbir şey yoktur…

Engin Ardıç’ın ‘Orantısız Saçmalık’ yazısını yanıtlayan Meltem Gürle’nin, “Nerede bizim Günyüzü görmeden ölen bebeğimiz, nerede senin kirli dünyanın boktan ayakoyunları?” diye haykırdığı ‘Engin Ardıç’a Açık Mektup’undaki gerçek boylu boyunca orta yerdeyken; CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Dolmabahçe eyleminin protestocu gençlerine “nasihat” verip, “Sakın ola şiddete girişmeyin,” deyip; “İstanbul’da polisin dövdüğü öğrencilerin arkadaşlarının, AKP’li Kuzu’yu Mülkiye’de yumurta yağmuruna tutmasına ilişkin eylemi “Çok şık bulmadım” diye yorumlayabiliyordu! Alın size CHP…

Ancak gençlerin eylemi yalnız değildi…

Tıpkı “Sayın Kuzu,… katiller, hırsızlar, soyguncu ve talancılarla gurur duyulan bu topraklarda izin verirseniz ben, tek silahı yumurta olan, çalmamış, çırpmamış, hak yememiş, sadece hakkını arayan öğrencilerimle gurur duymak istiyorum,” diyen akademisyen Tülin Öngen gibi…

Gençlik hareketine yönelik şiddetti “Faşizm Örneği” olarak mahkûm edip; polis dayağını da “diktatoryal zihniyetin yansıması” olarak niteleyen BDP’li Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile “Devlet üç yumurtayla yıkılmaz… Neredeyse Yasadışı Yumurtalı Terör Örgütü diye bir şey icat edecekler,” saptamasını yapan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş gibi…

İNSANIN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE EYLEM HAKKI

“Yumurta eylem hâlindeki, eyleme geçmiş fikirdir,” dedik…

Buna bağıntılı olarak yumurta atma da insanın ifade özgürlüğü ve eylem hakkının bir parçasıdır…

TGC Başkanı Orhan Erinç’in, “İfade özgürlüğü sorunları”nın altını çizdiği tabloda yumurta atmayı “ifade özgürlüğü” olarak görmeyenlere hatırlatalım:

İfade özgürlüğü, diğer insan hak ve özgürlüklerinin olmazsa olmazıdır. Yani bir ülkede ifade özgürlüğü yoksa veya sınırlıysa, diğer hak ve özgürlüklerin de bir anlamı kalmıyor. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ilk kararlarını ifade özgürlüğü hakkında vermiştir. Bu özgürlük, yeni ve daha özgür fikirlerin ortaya çıkmasını, toplumun gelişmesini sağlar. Demokratik bir toplumda, yöneticilerin hoşuna gidecek değil, her türlü düşüncenin ifade edilmesi şarttır. Tolerans çok ama çok önemlidir. Sadece onaylanan, incitilmeyen değil, aksine inciten, şoke eden, rahatsız edici fikirlerin de hiçbir kısıtlama olmaksızın ifade edilebilmesi asıldır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, ifade özgürlüğü; demokratik bir toplumun asli temellerindendir.

Toplumun ilerlemesinin ve her bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Sadece olumlu karşılanan, kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği “bilgi” ve “fikirler” için değil, devlet veya halkın herhangi bir kesimi için saldırgan görünen, sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız edici olan fikirler için de geçerlidir. Demokratik toplumun vazgeçilmez özellikleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir bunlar (Handside-Birleşik Krallık davası, 1976).

Düşünce ve ifade özgürlüğünün tek bir istisnası vardır: Şiddet kullanmak. Burada birinci anahtar sözcük, yumurta… Yumurta atmak, devlet gücünü kullanan kişilere isabet etmesi, ceketin kirlenmesi hâlinde şiddet sayılır mı? Bu konuda devreye girecek ikinci anahtar sözcük, hoşgörüdür. Hoşgörü olduğu takdirde, cekete veya şemsiyeye isabet eden yumurta, şiddet sayılmayacaktır. 12 Eylül 1980 öncesindeki öğrenci olayları ve şimdilerde Avrupa’nın birçok ülkesindeki öğrenci hareketleri düşünüldüğünde, cekete veya şemsiyeye isabet eden yumurtalar çok masum kalmaktadır.

“Freeman’ın deyimiyle; ‘İnsan hakları kavramı, gündelik yaşamdaki görece güvenlik ortadan kalktığında veya kaybolduğunda sıradan insanlar ile ilişkili bir hâle geliyor. İnsan haklarına en çok ihtiyaç duyulan zamanlar, en çok ihlâl edildiği zamanlar oluyor.’

Polisin acımasızca inen copları, sıktığı biber gazları, indirdiği tekmeler, yumruklar, yerde sürüklenen savunmasız bedenler -tıpkı TEKEL işçilerinin ve memurların eylemlerinde olduğu gibi- bize Freeman’ın tanımladığı zamanların içinden geçmekte olduğumuzu bir kez daha gösteriyor.”[25]

Ayrıca “AİHM yakın zamanda verdiği iki kararda kamu düzeni açısından tehlike yaratmayan gösterilere karşı sert müdahaleyi hak ihlâli saydı.”[26]

Kaldı ki “Eğer bir ülkede yöneticiler polis koruması olmadan halkın içine çıkamıyorsa, öğrencilerin yanına gidemiyorsa, işçilerden korkuyorsa, cenaze törenlerine çekinerek zoraki katılıyorsa, her şeye rağmen tepkisini dile getirenlere kızmak yerine nerde yanlış yaptıklarını düşünmelidir.”[27]

Sormadan geçmeyelim: Kim masum? Yumurta ve limon mu? Yoksa tekme, darp, cop ve biber gazı mı?

AKP için sorun demokratikleşme değil, muhalefetin varlığıdır…

Tekrarlamak pahasına bir şey daha: “Egemen düzenin alışık olduğu oyun kurallarını, kararlı bir anti-otoriter direniş çizgisiyle zorlayan, bastırılan-konuşulmayan toplumsal-siyasi sorunlarını gündeme getiren gençliğe hem iktidar, hem liberal, ‘sol’-liberal, eski ülkücü faşist, yeni ‘demokrat’ ve insan hakları ve demokrasi karşıtı İslâmcı ‘düşünürler’, tonu sert, hoş olmayan, estetikten yoksun AKP iktidarının ortaklaştırdığı kakafonik bir koro hâlinde saldırıyorlar. Bu koronun, duyarlı gençliği kriminalize eden, devletin hukuki ve kolluk kuvvetlerine havale eden, aşağılayan, yetişkin sıfatlarından yoksunlaştırarak onları başkaları tarafından kumanda edilen ‘çocuklar’ olarak sunan küfür edebiyatını ibretle, ama gülümseyerek izliyoruz…

Anti-faşist gençliğe, anti-kapitalist, ırkçılık karşıtı gençliğe ‘faşizm’ suçlaması yöneltmek, faşizmi hafife almak ve bu şekilde faşizmin kanlı tarihini ve bugününü görmezden gelmek, kutsamak, temize çıkarmaktan başka ne anlama gelebilir?

Tarihte yumurta atan faşizm görülmüş müdür?”[28]

“YUMURTA” MESELESİ…

Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın “ceketim lekelendi” şikayetiyle, Ankara Üniversitesi SBF’den Nihal Ç. Hakkında 2 yıl hapis istemiyle dava açıldı…

Mahkeme ‘Yumurta atmak demokratik hak’ diyerek beş genç için beraat kararı verirken İ.Ü Bakana yumurta atan 30 öğrenciye bir ay uzaklaştırma verdi… Ancak TEKEL işçilerine destek amacıyla geçen yıl düzenlenen eylemde polise yumurta attığı gerekçesiyle yargılanan 5 genç “Yumurta atmanın demokratik hak olduğu yönündeki” kararla beraat etse de İstanbul Üniversitesi Sanayi Bakanı Ergün’e yumurta atan 30 öğrenciyi bir ay okuldan uzaklaştırdı…

Burhan Kuzu’nun yumurta atılarak protesto edilmesine katıldığı belirlenen Tayfun Yıldırım hakkında açılan soruşturmada, ‘Yurttan süresiz çıkarılma cezası’ verilmesi istendi…

Vb’leri, vd’leri örneklerdeki üzere “yumurta”yı “Ergenekon”dan “darbe destekçiliği”ne dek bir alay zırva yoluyla “meseleleştirip”, “tedhiş” unsuru ilan edenlere hatırlatalım:

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Sezgin Çalışkan, Mehmet Bahçıvan, Ozan Sürer, Erdem Tetik ve Duygu Öztürk adlı gençler hakkında 3 Nisan 2010’da TEKEL işçilerine destek için Ankara’da düzenlenen eylemde, “güvenlik güçlerine karşı zor kullandıkları ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na aykırı davrandıkları” iddiasıyla dava açtı. İddianamede, sanıkların barikat oluşturan güvenlik güçlerine de yumurta atarak, suç işledikleri öne sürüldü.

Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi, 16 Aralık 2010’da tüm sanıkların beraatlerine karar verdi. Gerekçeli kararda, tüm sanıkların savunmalarında, TEKEL işçilerinin eylemine destek amacıyla basın açıklaması yapmak üzere toplandıklarını, açıklama sonrasında yürüyüş yaptıklarını, polise direnmediklerini ve suç işlemediklerini ifade ettiği belirtildi.

Burada yeri gelmişken açık açık yazalım: L. Doğan Tılıç’ın deyişiyle, “Yumurta hayattır”!

Gençlerin eylemiyle “İktidarın yumurtası kırıldı… İktidar böyle deşifre edilir”di[29] ve edildi!

Kolay mı? Yumurtalı eylem sonrasında Ankara SBF’li öğrenciler son derece sakindiler ve “Burun kırmadık, sadece karizma çizdik,” derlerken ekliyorlardı: “Yumurtadan ibaret değiliz”!

Bu konuda “Yetmez ama evetçi… Sol liberal” itirazlara(?!)gelince: Bekir Coşkun’un deyişiyle, “Yumurtalar demokrasinin tanklarıdır” ve “Bush’a ayakkabı atanı kahraman ilan edenlerin, yumurta atanları darbeci ilan etmesi çifte standart değil midir?”[30]

“NİHAYET”

Gençlik eylemi “yeni dönem”in işaret fişeğidir; bunun böyle olduğunu yaşayanlar görecek…

Çünkü “Kapitalizm entelektüel emeği proleterleştirerek proletaryaya sömürü ve baskıya karşı daha büyük bir bilinçli başkaldırı yeteneği bahşeder,”[31] vurgusuyla, “Öğrenci hareketi, her yerde öğrencilerin kendi akademik kurumları içinde, fakültelerde, yüksek okullarda deneyimledikleri dolayımsız koşullara karşı bir başkaldırı olarak başlar,”[32] diyen Ernest Mandel önemli bir saptamanın altını çizer…

Açıkça haykıralım…

Gençleri teslim alamazsınız!

Onları susturamazsınız...

Çünkü onlar ikiyüzlü ve yalaka değiller...

Boccaccio’nun, “İnsanların çoğu yaşlanınca gençliklerini unuturlar,” diye ifade ettiği olumsuzluğa rağmen “Gençlik”, Charles Dickens’e göre “Arzuların baharıdır”; Oscar Wilde için “Sahip olunmaya değer tek şeydir”; John Keats’in, “Gençler olmasaydı dünya değersiz kalır, yaşlılarsa hayatta hasret ve hayretten başka bir şey elde edemezlerdi,” diye betimlediğidir…

İşte bunun için isyancı gençleri teslim alamazsınız; alamayacaksınız!

3 Mart 2011 Ankara.

 

N O T L A R

[1] 24 Aralık 2010 tarihinde ODTÜ’de düzenlenen “Özel Güvenlik ve Üniversiteler” başlıklı panelde… 27 Aralık 2010 tarihinde Ege Üniversitesi’nde (İzmir) Devrimci Demokrat Yurtsever Öğrenciler tarafından düzenlenen “Ali Serkan Eroğlu Anması”nda…4 Ocak 2011 tarihinde Eskişehir’de Devrimci Proleter Gençlik, Demokratik Haklar Federasyonu, Ekim Gençliği, Sosyalist Gençlik Derneği ve Genç-Sen’in düzenlediği “Tartışıyoruz! Dolmabahçe’de değil Üniversitelerde!” başlıklı forumda yapılan konuşmalardan derlendi…

[2] “Özgürlük küçük şeylerle uğraşmaz”.

[20] Önder Eren Akgül, “Şiddet Vesilesiyle Türkiye’de Öğrenci Hareketine Dair”, Yeni Yol, No:40, Kış 2011, s.73.

[21] Salih Tekin, “Polise Gülümseme Dersleri”, Radikal, 9 Aralık 2010, s.2.

[22] Cüneyt Özdemir, “Ben Polisimi Ezdirmem!”, Radikal, 13 Aralık 2010, s.8.

[23] Sırrı Süreyya Önder, “Şirin Canıma Gelsin Size Gelen Gadalar”, Radikal, 17 Aralık 2010, s.11

[24] Erdal Güven, “Hangi Faşizm?”, Radikal, 11 Aralık 2010, s.

[25] Nevan Oğan Balkız, “Orantısız Güç! Orantılı İnsan Hakları?”, Birgün, 13 Aralık 2010, s.6.

[26] Güçlü Akyürek, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğünün Neresindeyiz?”, Radikal, 20 Aralık 2010, s.32.

[27] Kürşat Başar, Yumurtanın Sarısı”, Cumhuriyet, 11 Aralık 2010, s.9.

[28] Gazi Çağlar, “Faşizmi Hafife Almak Suçtur!”, Birgün, 17 Aralık 2010, s.13.

[29] Nazım Alpman, “İktidarın Yumurtası Kırıldı”, Birgün, 11 Aralık 2010, s.7.

[30] Jale Özgentürk, “Pabuç Demokratının Yumurtayla İmtihanı”, Radikal, 10 Aralık 2010, s.19.

[31] Ernest Mandel, “Entelektüel Emeğin Proleterleştirilmesi”, Yeni Yol, No:40, Kış 2011, s.57.

[32] Ernest Mandel, “Devrimci Öğrenci Hareketi”, Yeni Yol, No:40, Kış 2011, s.89.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006