Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

MAMAK TUTUKLULARININ ''SESSİZ VE TEPKİSİZ'' KARŞILADIĞI TEK İNFAZ: EKMEKÇİYAN'IN İDAMI -5 / Samet ERDOĞDU
Samet ERDOĞDU

NEWROZ



 

LEVON EKMEKÇİYAN'IN İTİRAFÇILIĞI

Bu bölümde Ekmekçiyan'ın itirafçılığı konusu üzerinde biraz daha durmak istiyorum. İnternet üzerinden ulaşabildiğim bilgileri değerlendireceğim.

Gerek Bayan Kuran, gerekse Bay Forta bu itirafçılık meselesine kuvvetli vurgu yapmışlardı. Kenan Evren'in terör cumhuriyeti devleti de bu işe çok önem vermişti. Ekmekçiyan'ı itirafçı sıfatıyla TV'lerde konuşturmak büyük önem taşıyordu. Ekmekçiyan ''itiraf'' etse de etmese de ''itirafçı'' olacaktı! İtirafçı ve pişman olsa da olmasa da nedamet getirecekti; hem de kendi ağzından. Açıkçası ona itiraf etmediği şeyleri itiraf ettirmek, itiraf etmiş gibi göstermek için Ekmekçiyan'ın hayatta kalması, ayakta durabilmesi yeterliydi. Gerisi ''teknik meseleydi''.

Bunun böyle olmasının çok sebebi vardı.

Her şeyden önce cunta itirafçılık ve pişmanlığı bir politika haline getirmişti. Herkesi itirafçı yapmak istiyordu. Böylelikle hem örgütlerin ve taraftarlarının moralini bozmak; hem darbe yapmakla ne kadar haklı ve isabetli karar aldıklarını halka kanıtlamak hem de dış dünyayı yanıltmak peşindeydiler. Tabii ne kadar güçlü olduklarını da göstermiş olacaklar ve dağları korkuya bekleteceklerdi.

Bu nedenle cunta çeşitli cezaevlerinde değişik örgütlerin önder kadrolarının ''emniyet ifadelerini ve itiraflarını'' teksirle çoğaltıp koğuşlara dağıtıyor, hoparlörlerle sesli dinletiyor, bazı kimseleri de çıkarıp televizyonda konuşturuyordu. Bazı TV ve gazete muhabirleri adeta bu işle görevlendirilmiş psikolojik harp memurları gibiydiler.

Levon Ekmekçiyan'ın durumu daha da özel bir uygulama gerektiriyordu. Her şeyden önce güçsüzlük ve beceriksizliklerini kapatmaları gerekiyordu. 70'ten fazla yaralı ve 8 ölünün hesabı verilmeliydi. Kim sorumluydu? Bu operasyon yüzlerine gözlerine bulaşmıştı(!) Onlarca insan yaralanmıştı, ölmüştü.

Ölenlerin çoğunluğu, hatta belki de iki emniyet görevlisi hariç hepsi de bizzat devlet kuvvetlerinin kurbanıydı. Vatandaşının canını değil ''devletin kudretini'' her şeyden aziz tutan ''güçlü devlet'' bekleme salonuna sığınıp orda siper alan iki militanı vurmak uğruna salonu yaylım ateşine tutmuş, cehenneme çevirmişti. O, ''iki teröristle pazarlık edecek'' türden zayıf bir devlet değildi. Tam tersine onları ele geçirmek için bekleme salonundakileri toptan gözden çıkaracak kadar haşmetliydi.

Levon Ekmekçiyan, daha baştan vurulduğu için devre dışı kaldığından içerde çatışmayı Zohrab Sarkisyan tek başına yürütmüştü. Sarkisyan, üzerindeki bombaları patlatmamıştı.

Bekleme salonunu kurşun yağmuruna tutma emri verenler; orda ölenlerin sorumluluğunu üstlenmediler. Bu sorumluluğu iki eylemcinin üzerine yıktılar. Bunlardan biri zaten ölmüştü. Öbürünü ise ikna etmek ve ona suçunu itiraf ettirmek gerekiyordu.

Fakat bu işi fiziki işkenceyle yaptırmak, rizikoludur. Hiçbir şeyi şansa bırakmamak gerekir. Ölümü göze almış yürekli bir insana ölüm tehdidi, işkence vız gelir. Ama hiç ummadığı bir şey: Öleceğine kesin gözle bakarken birdenbire yaşama, hayatta kalma umudu belirmesi; durumu tersine çevirebilir. Bunun için ise bu umudun inandırıcı biçimde yeşertilmesi; garanti verilmesi gerekir. Bu da ancak ''iyilik''le olur. Burada cellat rolü değil; melek rolü geçerlidir.

Öte yandan Levon Ekmekçiyan'ın ''itirafçılığa'' ikna edilmesinde ''sadık Ermeni vatandaşların'' nasıl bir rol oynadıklarını bilmiyoruz. Bütün bir Ermeni Cemaati'nin şiddetli bir basınç altına alındığı; son Ermenilerin de kitle kırımına uğratılacağına dair cemaatte bir ürkü yaratıldığı Artin Penik olayında belli oluyor. Cemaati korumak amacıyla ''TC'ye bağlılığını'' kanıtlama gereği duyan Artin Penik 10 Ağustos 1982'de Taksim Meydanı'nda kendisini yakıyor ve güya ''ASALA teröristlerine lanet'' okuyor. Artin Penik bu eylem sonrasında ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılıyor ancak kurtarılamayarak 15 Ağustos günü ölüyor. Irkçı - tırkçı bir kaynakta bu olay şöyle yorumlanıyor:

''Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Artin Penik'le hasta yatağında bir röportaj gerçekleştirilmiştir. Artin Penik bu röportajda, ASALA terörünün, emperyalistlerin oyunu olduğunu, emperyalistlerin gayesinin Ermenileri rahatsız etmek ve Türkiye'yi bir harbe sokmak, dünya kamuoyunun önünde Türkiye'yi kötülemek olduğunu dile getirmiştir. Artin Penik gözünü kırpmadan intihar edeceğini söyleyerek, Batılıların bu terbiyesizlere gereken cezayı zamanında vermiş olmaları halinde bunların bu hale gelemeyeceğini ifade etmiştir. Kararını bir saniyede değiştirdiğini, Fransız Konsolosluğu önünde intihar edecekken çok sevdiği Atatürk'ün huzurunda ve Atatürk uğruna intihar edebilmek için Taksim'deki Atatürk Heykeli'nin önüne geldiğini, yine aynı şeyi yapabileceğini ifade etmiş ve "vatanım uğruna her şeyi yaparım" demiştir. Artin Penik ayrıca, bu hareketi vatanı ve milleti için yüz bin defa bile yapabileceğini söyleyerek, millet olarak kardeşçe yaşadığımız gerçeğini dile getirmiştir.

Artin Penik'le ölümünden iki gün önce hastanede röportaj yapılmıştır. Penik, bu röportajdan iki gün sonra ölmüş ve Kumkapı Meryemana Kilisesi’nde düzenlenen ayinden sonra Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir. Cenaze törenine sivil ve askeri birçok yetkiliyle birlikte Ermeni olmayan pek çok Türk vatandaşı da katılmıştır.

Artin Penik'in Mektubu

Artin Penik yaşama veda ederken arkasında "Yeter artık Asala canileri" şeklinde başlayan kendi elyazısıyla yazılmış bir protesto mektubu bırakmıştır. Bu mektupta Penik; "Patrikhane ve Türkiye'deki bütün Ermeniler namına sizi protesto edip kendimi yakıyorum. Size sesleniyorum ASALA canileri: Masum insanları arkadan kahpece öldürmekle bu işler hallolmaz. Fakat siz kahpece, günahsız insanları öldürmeye devam ederseniz, size yeminle söylüyorum kökünüz kazınacak. Sizi bir Ermeni olarak asla kabul etmiyoruz, lanetliyorum. Zamanı gelirse Türk ulusu sizin cezanızı verecek" şeklinde ifadelere yer vermiştir.

1921 yılında İstanbul'da dünyaya gözlerini açan Artin Penik, 1982 yılı Ağustos ayında bütün dünyanın dikkatini ASALA terörüne çekebilmek için kendini ateşe vererek yaşamına son verirken, bu davranışıyla, milletimizin kendisini oluşturan bütün renkleriyle bir arada ve kardeşçe yaşama iradesinin sembolü olarak anılardaki yerini almıştır.

Last Updated (Monday, 18 May 2009 03:58)

Kaynak: http://farklirenkler.com/index.php?option=com_content&view=article&id=94:artin-penik&catid=27:obiyografi&Itemid=58

Esenboğa Katliamı''

Artin Penik olayı incelenmeye değer. Bu olayın Artin Penik’in bireysel kararından ziyade cemaatin ileri gelenleri arasında görüşülüp kararlaştırılmış bir fedai eylemi olduğunu, patrikhanenin olayda doğrudan yahut dolaylı etkisi bulunduğunu düşünüyorum. Ermeni cemaati içerisinde olup bitenleri tam olarak kestirmek mümkün değil. Ancak Esenboğa eyleminin en büyük fırtınayı Ermeni topluluğu arasında yarattığı kesindir. Patrikhanenin ASALA intihar eylemini desteklemesi tabii ki söz konusu olamazdı. ''Terör eylemini'' kınaması, TC'ye bağlılığını dile getirmesi ve vurgulaması da anlaşılabilir bir şey. Bütün bunlar Ermeni Cemaatini bir kitle kırımından korumaya, öç ve intikam kışkırtmalarıyla linç edilmekten kurtarmaya yönelik davranışlardır.

Bu bağlamda Levon Ekmekçiyan'ı ''ASALA terörünü lanetlemeye'' ikna etmede kiliseye bir rol verildi mi; yahut kilise kendini böyle bir misyona mecbur hissetti mi? Bunu kilise yetkililerine sormak lazım. Kilise açısından Ekmekçiyan'ın hayatta kalmasını sağlamak; onun ASALA'ya bağlılığını sonuna kadar sürdürmesinden daha önemli görünmüş olabilir. Hatta Levon Ekmekçiyan'a pişmanlık beyan ettirme sayesinde Ermeni cemaatine karşı büyüyen tehlikeyi önleyebileceklerini düşünmüş olabilirler.

Bu nedenle doğrudan veya dolaylı olarak kilise kanalından Ekmekçiyan'ın ikna edilmesi sağlanmış mıdır? Bu sorunun cevabı bende yok. Ekmekçiyan'a Patriğin yanında devlet sözü verildiyse ve patrik bu oldubittiyi reddedemediyse; Ekmekçiyan bunu bir anlaşma, bir garanti olarak algılamış olabilir.

Tabii bütün bunlar sadece ihtimaller. Konu bizim için karanlık. Ekmekçiyan'ın idamı esnasında kimlerin hazır bulunduğunu, din görevlileri ve avukatlarının bulunup bulunmadığını; bulunanların ne karakterde kimseler olduklarını bilmiyoruz. İdam sehpalarına çıkan Türkiye devrimci hareketi kadrolarının infaz esnasındaki tutumlarını idama giderken onları görenlere, yazdıkları mektuplara, avukatlarının anlatımlarına dayanarak biliyoruz. Ama Ekmekçiyan'ın devletçe belirlenmiş bir avukatı varsa bile bu avukatın nemenem biri olduğu meçhul. Bugüne kadar ortaya çıkıp da Ekmekçiyan infaz esnasında şöyle davrandı diyen bir avukat duymadık. Ekmekçiyan'ın son mektubu da yok. Böyle bir mektup yazdırıldı mı, son arzusu soruldu ve yerine getirildi mi bilmiyoruz. Basının karşısına çıkarılıp pişman olduğu söylettirilen Ekmekçiyan'ın idamdan önceki son mektubunda bir kez daha pişmanlık beyan etmesini ve ''ASALA terörü''nü bir kez daha kınamasını ise bu cin fikirli ''yetkililer'' ya unutmuş; ya da artık ihtiyaç duymamış olmalılar. İdam öncesinde dini telkin ve dua için kiliseden kimse çağrıldı mı bunu da bilmiyoruz.

Artin Penik'le hasta yatağında gerçekleştirilen röportaj ve Artin Penik’in yazdığı söylenen mektup hikayeleri ilginç. Kim, ne zaman bu röportajı yapmış; röportajda neler söylenmiş; bunlara dair yukarıdaki kaynakta açık ifadeler yok. Mektup da oldukça enteresan. Artin Penik kendisini Patrikhane ve Türkiye’deki Ermeniler adına yaktığını söylüyor. ASALA'ya zamanı gelince Türk ulusunun cezasını vereceğini söylüyor. Röportajda da resmi makamları, ırkçı - tırkçıları memnun edecek laflar ediyor. Bütün bunlar, söz konusu röportaj ve mektup hakkında kuşku duymak için yeterli gerekçe veriyor. Artin Penik’e ait olduğu söylenen mektup ve röportajdaki sözler ve üslup ''ülkücü'' faşistlerin, polislerin ve subayların dilini anımsatıyor.

MAMAK'TA HARBİYE MARŞI

Peki Levon Ekmekçiyan'ın ''itirafçılık yaptığı'' koşullar nasıldı? Bunu bir tanığın ağzından dinleyelim. Tanık Ali Haydar Nergis isimli gazeteci. Halen İsveç'te yaşayan gazetecinin yazısının künyesi şu şekilde: http://www.acikgazete.com/yazarlar/a-haydar-nergis/2007/02/02/isvec-ten-gul-fatma.htm?aid=1699 İSVEÇ'TEN... Gül Fatma A. HAYDAR NERGİS alihaydar@acikgazete.com> 02-02-2007, Cuma

Yazı 12 Eylül döneminde Fatmagül Berktay'ın Kenan Evren'e tercümanlık yaptığını ileri süren birilerinin bu iftirasına bir cevap niteliğinde. Yazının bizi ilgilendiren pasajları ise şöyle:

“O yıllarda, Güneş Gazetesi’nin sıkıyönetim muhabiri olarak birçok kez röportaj yapmaya gittiğim Mamak Askeri Cezaevi’ndeki tutukluların durumunu çok iyi biliyorum.

...

Cünyet abi (Arcayürek), Güneş Gazetesi’nin Ankara temsilcisiydi. Esenboğa Havalimanı’nı bombalamaktan idama mahkum edilen Ermeni kökenli Levon Ekmekçiyan’la gazetecilerin röportaj yapmalarına izin veriliyordu. Gazetelerde, Levon Ekmekçiyan’ın kendini idamdan kurtarmak için Kenan Evren’e yalvarıp yakaran küçültücü ifadelerine yer veriliyordu. Ben, röportajda, böyle ifadelere çanak tutan sorular sormadım. İki günlük röportajın ilk bölümü gazetede çıktı, ikincisi yayımlanmadı. Ankara Sıkıyönetim Komutanı Recep Ergün, röportajı ‘fazla insani’ bulmuştu. İkinci bölüm de yayınlanırsa beni gözaltına aldıracağını bildirmiş. Cüneyt abi, beni korumak için, haberim olmadan ikinci bölümü yayından çekmişti.

Bunları, darbe ortamında cezaevindeki insanların hangi koşullarda olduklarını anlatmak için yazıyorum... Eğer, Fatmagül, o koşullarda Kenan Evren’e tercümanlık yapmışsa bile bunu yadırgamıyorum. Başka türlüsü mümkün olamazdı. Adama cop sokarlardı, cop! Sokuyorlardı da!”

Levon Ekmekçiyan'ın gazetelerdeki Kenan Evren'e yalvarıp yakaran küçültücü ifadelerini de; televizyonlardaki pişmanca sözlerini de o tarihlerde ben şahsen izleyemedim. (Elazığ Cezaevindeki firardan sonra cezaevinde basını ve televizyonu izleme hakkımız gasp edilmişti. Ayrıca 82 yılının Kasım ve Aralık aylarında bir aydan fazla bir süre 1800 Evler işkencehanesine bir kez daha ''konuk'' edilmiştim. Cezaevine tekrar getirildikten sonra da yani 82 yılı sonu ile 83 yılının başında gazete ve televizyon yokluğu nedeniyle kendi hücrelerimiz dışında olan bitenleri izleyemiyorduk.) Ama kendi gözleriyle izleyen, kendi kulaklarıyla dinleyen kimi arkadaşlar bu ''itirafçılık'' olayını doğruluyorlar. Ben Ekmekçiyan'ın Türkçe bilmediğini, bilse bile Türkçeye hakim olmadığını düşünmüştüm. Ama arkadaşlar onu kendi sesinden dinlediklerini söylüyorlar. Yukarıdaki metinde açıkça belirtilmese de Ali Haydar Nergis de bu röportajı anlaşılan Türkçeyle yapmış.

Şu halde Ekmekçiyan’ın itirafçılık tuzağına düşürüldüğünü kabul etmek gerekiyor.

Dönemin Mamak Cezaevini gazeteci A. Haydar Nergis çok çarpıcı biçimde tasvir etmiş:

“O günlerde, 12 Eylülcüler, tutuklulara karşı uyguladıkları psikolojik savaşın bir parçası olarak askeri cezaevlerinde ‘karıştır, barıştır!’ konseptini uyguluyor, sağcı ve solcuları aynı koğuşlara doldurarak ‘ehlileştirilmeye’ çalışıyorlardı.

Savcı Doğan Öz’ün katili İbrahim Çiftçi ile TÖB-DER (Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) Ankara Şubesi Başkanı Ali Başpınar’ı aynı hücreye koymuşlardı. DEV-YOL davasından yargılanan Oğuzhan Müftüoğlu ve arkadaşlarına cezaevi avlusunda zorla ‘Yaşa, varol Harbiye!’ marşını söyletiyorlardı. Söylemeyenlere verilen ceza coptu, dayaktı, işkenceydi...

Gazeteci Ali Haydar Nergis bir başka yazısında da Levon Ekmekçiyan'la yaptığı röportajın ‘insani’ özellikler taşıması nedeniyle nasıl yasaklandığını bir kez daha anlatıyor.

İSVEÇ'TEN... Aşık Nesimi A. HAYDAR NERGİS <alihaydar@acikgazete.com> 02-07-2006, Pazar

“Selman abi (Erdoğdu) ile birlikte Güneş’in Parlamento bürosunda çalışıyordum. Ancak, rahat bana batıyordu. Ben ille de sıkıyönetim duruşmalarını izlemek istiyordum. Ankara Sıkıyönetim Komutanı Recep Ergün, ne kadar ‘demokrat’ olduğunu kanıtlamak için bir ara Mamak Askeri Cezaevindeki tutuklularla röportaj yapılmasına izin verdi. Cüneyt abi, ‘Kör’ün adamı, bu işe sen git bakalım’ dedi. Ankara Esenboğa Hava Limanı’nı bombalamaktan idama mahkum edilen Ermeni terörist Levon Ekmekçiyan’la son röportajı ben yaptım. TKP ve Dev-Yol sanıklarıyla görüştüm. Kenan Evren’in zeki buluşu(!) ‘Karıştır, barıştır’ uygulaması gereği, sol eğilimli öğretmen örgütü TÖb-DER Ankara Şube Başkanı Ali Başpınar ile Savcı Doğan Öz’ün katili ülkücü İbrahim Çiftçi’yi aynı hücreye koymuşlardı. (altını ben çizdim, solcu gazetecimizin Ermeni terörist nitelemesine dikkat!-s.e.)

3 günlük olarak hazırladığım yazı ilk bölümü yayınlandıktan sonra Sıkıyönetimin emriyle durduruldu. Nedenini sorduğumda, Ankara İstihbarat Müdürüm Nahit Duru, ‘Yazını fazla insancıl bulmuşlar. Bundan sonra sıkıyönetim duruşmalarını izlemeni de istemiyorlar’ dedi.”

Levon Ekmekçiyan'ı son kez hücresinde gören ve onunla (muhtemelen Türkçe olarak) son röportajı yapan Ali Haydar Nergis'in ''fazla insancıl'' bulunduğu için yasaklanan röportajının bir kopyası elinde var mıdır; bilmiyorum. Umarım vardır ve vaktiyle yayınlanamayan bu röportajı bir gün yayınlayıverir. Ancak gazeteci Nergis'in ''Gazetelerde, Levon Ekmekçiyan’ın kendini idamdan kurtarmak için Kenan Evren’e yalvarıp yakaran küçültücü ifadelerine yer veriliyordu. Ben, röportajda, böyle ifadelere çanak tutan sorular sormadım.'' sözleri dikkat çekicidir. Yani Ekmekçiyan ''küçültücü ifadelere'' çanak tutan sorulara ''uygun'' cevaplar verirken; bunlara çanak tutmayan sorulara normal cevaplar vermekte; küçültücü tutumlara kendiliğinden girmemektedir. Adeta ''Pavlov'un köpeği'' gibi belli sinyaller karşısında belli davranışlarda bulunan, iradesini yitirmiş biri durumundadır. O türden sinyaller verilmediği takdirde, istenen davranışları göstermemektedir.

Sirklerde gösteri yapan yırtıcı hayvanların, terbiyecilerinin kırbaçları ve elleriyle verdikleri işaretlere göre hepsi birbirinin aynı olan gösterileri otomatik olarak yaptıklarını biliyoruz. Sorguda çeşitli metotlarla iradesi çökertilip, davranışlarının kontrolü işkencecilerin ellerine geçen insanların durumu da buna benzer. İşkencecilerin o kişiyi bu noktaya nasıl getirdikleri, hangi metotları kullandıkları fazla önemli değil. Bu noktaya geldikten sonra o kimseye fiziki işkence yapmamaları da anlaşılır bir şey. Onlar elde edeceklerini zaten etmişlerdir; fiziki işkenceyi halen yapmaya devam ederlerse durum tekrardan tersine dönebilir. İyisi mi gerekmedikçe işkence yapmamaktır. İşkence yapılacağı korkusu, beklentisi yeterlidir.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006