Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Ortadoğu’ya yeni dizayn ve Arap dünyasındaki isyan rüzgarları-5 / Sait Çetinoğlu
Sait ÇETİNOĞLU

NEWROZ



Göğün altında büyük bir kaos var,

bu şahane bir durum!

Zedung

 

Yeni kolonizasyon politikasının realizasyonu

 

Günümüz politika yapıcılarının esas olarak, Başkan Franklin D. Roosevelt’in etkili danışmanı A. A. Berle’in Ortadoğu’nun kıyaslanamaz enerji kaynaklarının kontrolünü elinde bulunduran devletin “dünyanın maddi olarak kontrolünü” elinde bulunduracağı anlamındaki düşüncesine katıldığını varsaymak için her türlü neden hala mevcuttur. Ortadoğu enerji kaynakları kontrolünün elden çıkması, İkinci Dünya Savaşı sırasında açıkça hedeflenmiş ve bugüne kadarki dünya düzeninin sağlanması amacıyla sürdürülmüş olan küresel egemenlik projesine tehdit oluşturmaktadır.

Washington, 1939 yılında başlayan savaşın, ABD’nin karşı konulmaz güç haline gelmesiyle sonuçlanmasını tasarlamıştı. Dışişleri bakanlığı üst düzey devlet memurları ve dış politika uzmanları, savaşın devam ettiği yıllarda, savaş sonrası dünya düzeni planlarını hazırlamak için görüşmelerde bulunmuştur. Batı yarımküresi, Uzakdoğu, Ortadoğu enerji kaynaklarının da dâhil olduğu eski Britanya İmparatorluğu egemenlik coğrafyasına dâhil olan bölge, ABD’nin egemenlik alanı olacak olan “Büyük Coğrafya” diye tanımlamışlardır. Stalingrad kapılarına dayanmış olan Nazi ordularının Rusya tarafından geriye püskürtülmesinden sonraki süreçte, ABD’nin tasarladığı “Büyük Coğrafya” sınırlarında, Batı Avrupa’daki ekonomik merkezler de dâhil, Avrasya’yı da kapsayacak şekilde genişleme meydana gelmiştir. ABD’nin tasarladığı bu Büyük Coğrafya’da, egemenlik alanı belirleme faaliyetinin kendi küresel tasarımı dâhilinde olacağını açıklayarak, “egemenlik tesis etmede sınır belirleme” gücünü elinde tutarak, “askeri ve ekonomik üstünlük” sayesinde “tartışılmaz bir üstünlük” elde etmeyi amaçlamışı. Savaş yıllarında özenle hazırlamış savaş sonrası planlar, kısa bir süre sonra uygulamaya konulmuştur.

Büyük Coğrafya doktrini, istenildiği zaman, askeri müdahaleye yetki vermektedir. Aynı prensipler doğrultusunda Irak’ı işgal operasyonu yönetilmiştir. ABD ve onun Batılı müttefikleri Arap Coğrafyasında gerçek bir demokrasinin kurulmasını engellemek amacıyla olabilecek her türlü yolu deneme konusunda kendilerinden emindirler. Batılılar iktidara yeni bir uşak yerleştirmenin hesaplarını yapmaktadırlar.

 

Brezinski’nin tasarımı ve “demokratik” emperyalizm

 

Dış İlişkiler Konseyi (CFR-DİK) Amerika Birleşik Devletleri’nin en önde gelen dış işleri düşünce kurumu ve toplumun her sektöründen (medya, bankacılık, üniversiteler, ordu, istihbarat, diplomasi, şirketler, sivil toplum örgütleri, vb) Amerikan seçkinlerini sosyal faaliyetler için bir araya getiren ana kurumlardan biri. Amerika’nın küresel emperyal çıkarları hakkında ortak kararlar almak için seçkinler burada çalışır. Böylece, DİK sık sık Amerikan politikasının stratejisini saptar ve bireylerinin çoğunluğu CFR’den gelen politika çevrelerini büyük ölçüde etkiler. 2005 yılında DİK Arap dünyası üzerine “In Support of Arab Democracy: Why and How” (Arap Demokrasisine Destek: Niçin ve Nasıl) adlı bir Görev Gücü Raporu hazırladı. Görev Gücü’nün başkanları Madeline Albright ve Win Weber idi4. Albright bugün Dış İlişkiler Konseyi’nde (DİK) Yönetim Kurulu, aynı zamanda Amerika’nın desteklediği “demokrasi”yi dünyada ilerletmeye çalışan, para sağlayan National Democratic Institute for International Affairs’in (Uluslararası İşler için Ulusal Demokratik Kurum) başkanlığını yapıyor. Son zamanlarda NATO’da, NATO’nun gelecek on yıl için “stratejik kavram”ını geliştiren bir komitenin başkanlığını yaptı. Bu grubun, yüksek derecede etkin ve aktif bireylerden ve çıkarlardan oluşan bir grup olduğu çok açık5; ve grup, Arap dünyasında, Amerika’nın çıkarı için uygulanacak önerilerin, basitçe ‘tavsiye niteliğinde’ politikalar olmayıp, politika formülasyonunda ve gerçekleştirilmesinde de esas rolü oynayan yeni stratejik öneriler olmasını dayatıyor. Peki, DİK raporu, Arap dünyasındaki demokrasi hakkında ne diyor?

“Washington, Ortadoğu’nun daha demokratik bir şekle dönüştürülmesine katkıda bulunabilir. ABD’nin Ortadoğu politikasında başlıca hedefi istikrar oluşturduğuna göre, demokrasi ve özgürlükler birincil önemdedirler.” Rapor, incelemesinde başlıca iki sorunu gözler önüne sermektedir:
İlk olarak, Ortadoğu’da demokrasiyi teşvik etme politikası, ABD çıkarlarına ve ABD’nin o bölgedeki dış hedeflerini gerçekleştirme amacına hizmet eder mi? Ve ikincisi, eğer ederse, ABD, bütün politikalarını göz önünde bulundurarak, bölgedeki demokrasi politikasını nasıl yürürlüğe koymalıdır?

Birinci soruya yanıt kaçınılmaz olarak “evet”tir. Yani, Ortadoğu’da demokrasiyi teşvik etmek, bölgedeki ABD çıkarlarına ve dış politika hedeflerine hizmet eder. Rapor, incelemesinin ayrıntısında şöyle devam ediyor: “Demokrasi bazı belli riskler barındırsa da; özgürlüklerin tanınmaması, uzun-vadeli dönemde daha belirgin tehlikeler getirir. Eğer Arap vatandaşlar şikâyetlerini, kederlerini daha özgürce ve daha barış içinde ifade etme olanağını bulurlarsa, daha aşırı önlemlere başvurmaları olasılığı daha azalır.” Ancak CFR raporu, demokratik değişim süreci konusunda oldukça ihtiyatlı ve demokrasi geldiği takdirde oluşabilecek potansiyel istikrarsızlığa ve bunun ABD çıkarları için oluşturabileceği problemlere dikkat çekiyor:

ABD uzun-vadede demokratik kurumların ve demokratik pratiklerin gelişmesini teşvik etmelidir, ancak şu da unutulmamalı ki demokrasi, dışarıdan ve ani bir hamleyle dayatılmamalı. Travmatik bir değişim ne istenilir ne de böyle bir değişime gereksinim vardır. Amerika’nın Ortadoğu’daki hedefi, demokratik evrimi desteklemek olmalıdır, devrimi değil.

Rapor, Ortadoğu’da demokrasinin teşvik edilmesinin “her ülkeye göre değişik bir strateji politikası izlenmesini gerektirdiği”ne dair fikri onaylamıştır. Bunun anlamı, bu stratejinin, tüm süreci, nihayetinde daha karmaşık ve potansiyel olarak daha istikrarsız yapacak olan, ‘her-ülkeye-uyan-tek-tip’ bir strateji olamayacağıdır. Bu, “ince ayar”ı gerektiren bir dengeleme sürecidir. Rapora göre, eğer ABD’nin demokrasi teşvik süreci çok “yüzeysel” olursa, “ABD ve Arap halkları arasındaki ilişkileri daha da fazla zedeleyebilir” veya ABD, demokrasi reformlarını, çok zorla ve çok hızlı dayatırsa, bu da “istikrarsızlık yaratır ve ABD’nin çıkarlarını baltalayabilir.” Böylece, rapor, kendilerinin, “devrimci değil evrimci bir değişime taraf” olduklarını beyan etmektedir. Hızlı değişime eşlik eden tehlikeler hâlâ mevcut olacaktır, fakat aynı zamanda, Arap istikrarının ve Amerikalılarla Araplar arasında daha derin ve daha güçlü bir dostluk temelinin sağlanması için yeni ve daha dengeli kurumları yaratma olanağı da buna eşlik edecektir.” Amerika diplomatik dilinde “dostluk” kelimesi “bağımlılık” anlamına kullanılmaktadır. Böylece dostluk stratejisini, Amerikalılar ve Araplar arasında daha güvenilir bir bağımlılığı teşvik etmeyi hedefleyen bir strateji olarak anlamamız gerekir.

Ancak rapor, ABD politika çevreleri arasında, Ortadoğu’da demokrasinin teşviki konusunda derin bölünmelerin ortaya çıktığının doğruluğunu itiraf ederken, bazıları da bu politikayı; “ABD’nin bölgedeki çıkarlarını tehlikeye düşüren” veya “etnik çatışmaya veya ABD’nin veya genelde Batı’nın çıkarlarına aykırı İslâmcı hükümetlerin ortaya çıkışına yol açacak” olan potansiyel olarak çok riskli bir politika olarak niteleyip, ondan korktuklarını açıkça beyan etmektedirler. Dahası, “Washington, Arap liderlerini reformlar konusunda çok zorlayacak olursa, bu, Arap hükümetlerinin dostluklarının yok olmasına yol açacak bu da büyük olasılıkla, bölgesel istikrar, barış ve terör-karşıtı operasyonların yürütülmesini sekteye uğratıcı bir etki yaratacaktır.” ABD’nin, aktif olarak, Arap sivil toplum kuruluşları ve muhalefet grupları arasında bulunup, burada demokratik değişimi teşvik etmesinin, “demokratik reformları getirmek isteyen yerli grupların itibarını” zedeleme potansiyeli olduğu gibi, “Arap liderler, tüm bölgede ayak diretip, bölgedeki ABD politikalarına aktif olarak karşı durabilirler.” İkinci senaryo, “Amerika tarafından silahlandırılıp desteklenen; bir zamanlar Amerika’nın en yakın müttefiki, şimdi ise birdenbire düşmanı kesilen Saddam Hüseyin’e göndermede bulunularak, ‘Saddam seçeneği’ olarak adlandırılan senaryodur. Irak, ABD tarafından desteklenirken aniden Amerikan gücünü terk edip Amerika’dan bağımsız bir hale gelme yoluna sapınca, ABD, Saddam’ın aleyhine döndü ve onu “yeni Hitler” olarak lânse etti. Saddam Hüseyin olayı, aynı zamanda, bir diktatör “ayak direttiğinde” ondan kurtulmanın uzun bir zaman alabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Ortadoğu’da demokrasiye geçiş, kısa vadede istikrarsızlığa yol açabilirse de, Görev Gücü; Ortadoğu’da otoriter bir statükonun elde edilmesi için gündeme getirilecek bir politikanın, ABD’nin bölgedeki çıkarlarına ve dış politika hedeflerine ulaşmasında daha büyük riskler barındırabileceği sonucuna varmıştır… Eğer Arap vatandaşların, politik sürece özgürce ve barış içinde katılımı sağlanırsa, bu vatandaşların, yönlerini radikal politikalara çevirmeleri daha az olasıdır. Eğer ABD’nin, onların özgürleşme pratiklerini desteklediğini anlarlarsa, ABD’ye karşı düşmanca bir tavrı sürdürmeleri daha az olasıdır…

Aşırı sayıda emperyal deneyim, sonuçta, “en iyi istikrar şeklinin, demokratik istikrar” olduğunu kanıtlamıştır.

DİK Rapor’unun Arap dünyasında “demokratizasyonu” yürürlüğe koymasında araçsal rol oynayan odak kuruluşlardan birisi, 2002’de Bush idaresi tarafından “ABD hükümetinin ekonomi, politik, eğitim ve kadın konularındaki kesin reform gündemini koordine etme ve yönetme amacıyla” kurulan Middle East Partnership Initiative-MEPI (Ortadoğu Ortaklık Girişimi)’dir. Bu kuruluşun üstlendiği görevlerden birçoğu, daha önce de, United States Agency for International Development- USAID (ABD Uluslararası Geliştirme Bürosu) tarafından yürütülmüştü; ancak “USAID’in çalışmasının amacı, Arap hükümetleri içinde, demokratik değişime taraftar destek grupları yaratmak olmuşken, MEPI’nin amacı, hükümetlerin yanı sıra yerli ve bağımsız STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları) ve sivil-toplum gruplarıyla çalışmak şeklinde ifade edilebilir.”

Demokratik değişimi yürürlüğe koymak için araçsal rol oynayan diğer bir kuruluş, Broader Middle East Initiative (Daha geniş Ortadoğu Girişimi) (aynı zamanda “Partnership for Progress”- “İlerleme için Ortaklık” olarak da bilinir). Bu kuruluş, G8’in 2004’de yaptığı bir Zirve’de filizlendi. Önceliği, “Forum for the Future”(“İstikbal Forum’u) olup amacı “reformlarla-ilişkili konularda iletişimi teşvik etmek” olarak özetlenebilir. Sivil toplum eylemcilerini ve iş patronlarını bir araya getirerek, ekonomik geliştirme ve istihdamı arttırıcı önlemler üzerine vurgu yapan toplantılar düzenler. Partnership for Progress; aynı zamanda “Democracy Assistance Dialogue” (“Demokrasiye Yardımcı Oluşumlar”) adlı kurumu kurdu. Bu, “politik ve ekonomik değişimi desteklemek üzere, kaynakları koordineli bir şekilde kullanma amacıyla” Ortadoğu Geliştirme Enstitülerini, kurumları, uluslararası finans kuruluşlarını (Dünya Bankası ve IMF) bir araya getirir. Diğer bir ifadeyle, Amerika; Arap dünyasındaki demokratik “değişimin” Amerika’nın ve Batı’nın politik ve ekonomik hegemonyasını sürdürmeyi garanti edecek bir süreç olmasını sağlama peşindedir. Gerçekte, “yapı” değişmekte fakat “madde”nin kendisi aynı kalmaktadır. Yani, devletin imajı değişmekte fakat gücü ve amacı değişmeden sabit kalmaktadır.

Ancak Ortadoğu’yu demokratikleştirme stratejileri kapsamında, Avrupalı ulusların bu stratejileri desteklemekte veya ciddiye almakta isteksiz davranmaları yönünde problemler ortaya çıkmıştır. Görev Gücü Rapor’unda da yer aldığı gibi, “Avrupa’nın isteksizliği, getirilecek olan reformlardan elde edilecek potansiyel faydayı baltalamaktadır.”

Rapor, aynı zamanda, Avrupa’yı da projeye ortak etmenin öneminden söz etmektedir:
Avrupa’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya hâkim olduğu geçmişteki sömürge dönemine rağmen, Arap dünyasının Avrupa algısı, ABD’yi algılama şeklinden değişiktir. Sonuçta, insan haklarının Arap dünyasına dayatılmasında Avrupa Birliği’nin lider rolü oynaması, süreçte yardımcı olabilir.

Görev Gücü, Arap sivil toplum örgütlerine fon sağlama işleminin doğrudan ABD hükümet kurumlarından değil de National Endowment for Democracy-NED (Ulusal Demokrasi için Bağış Vakfı) gibi ABD’nin demokrasiyi-teşvik eden kuruluşları yoluyla yapılmasının daha iyi olacağı önerisinde bulunmuştur. Çünkü “birçok Ortadoğulu STK’lar, kendilerini, aynı fikirde oldukları insan topluluklarının gözünde küçük düşüreceği gerekçesiyle, ABD hükümetine ait bir kurumdan yapılan doğrudan para transferlerini kabul etme konusunda isteksizdirler.” Sonuç olarak Rapor, şunlara yer vermektedir:

Arap dünyasında uygulanacak olan politik, ekonomik ve toplumsal değişimlere dayanan bir politika, kısa vadede Washington’un çıkarları için bir risk oluştursa da bu riskleri almaya değer. Daha demokratik ve ekonomik olarak daha gelişmiş bir Ortadoğu’nun uzun vadede sağlayacağı yararlar, Washington’un, görülebilen bir gelecekte karşı karşıya gelebileceği potansiyel meydan okumalara ağır basar.

 

Dipnotlar

4 Albright, Bill Clinton hükümeti’nin birici devresinde Birleşmiş Milletler’de Amerikan elçisi, ikinci devresinde Dış İşleri bakanıydı. Böylece, Yugoslavya’nın parçalanmasına yol açan olaylarda ve Rwanda soy kırımı ve sonrasındaki sivil savaşta ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti soy kırımında çok önemli rol oynadı ve daha sonra Birleşmiş Milletler’in Irak’a uyguladığı yaptırımları idare etti. 1996 yılında bir televizyon programında (60 Minutes) kendisine yaptırımlar sonucu Irak’ta ölen 5 yaşından küçük 500,000 çocuk hakkında sorulan soruyu ,”Ödenen bedele değdiğini düşünüyoruz” diye yanıtladı.

5 DİK (Dış İlişkiler Konseyi) Görev Gücü’nün, Arap demokrasisi üzerine hazırladığı raporda, DİK Görev Gücü eş-başkanı olarak yer alan bir diğer isim Vin Weber’dir. Kendisi, ABD Kongre’sinin eski üyesi olup, DİK yönetim kurulunda görev yapmıştır; aynı zamanda, kendisini tüm dünyada “demokratik rejim değişikliği” politikalarına adamış olan ve ABD’nin tüm dünyadaki stratejik çıkarlarının ilerlemesini sağlayan başlıca ABD örgütü olan National Endowment for Democracy-NED (Ulusal Demokrasi için Bağış Vakfı- DUBV)’nın, yönetim kurulu üyesidir. Görev Gücü Raporu’nu hazırlayan diğer isimler ise şöyle: İnsan Hakları Örgütü;First National Bank of Chicago (Şikago ilk Ulusal Bankası); Occidental Petroleum şirketi; Carnegie Endowment for International Peace (Carnegie Uluslararası Barış Vakfı); Dünya Bankası; the National Democratic Institute for International Affairs- NDI (Uluslararası Meseleler için Ulusal Demokratik Kurum); the Brookings Institution; the Hoover Institution; the National Endowment for Democracy (Ulusal Demokrasi için Bağış Vakfı); ABD Dışişleri Bakanlığı; ABD Ulusal Güvenlik Konseyi; Ulusal İstihbarat Konseyi; Goldman Sachs Group; the American Enterprise Institute (Amerikan Girişimciler Enstitüsü); AOL Time Warner; ve IMF ile eski ve yeni bağlarla bağlanmış olup bu örgütler için görev yapan kişiler.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006