Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Kürt sorunu ve anayasa/Nejdet UYGUN
Neco UYGUN

NEWROZ



 

Gün boyu konuşmalarınızla

suskunluğumuzu rahatsız ediyorsunuz.

Halil Cibran

 

Halil Cibran’ın kurbağalara ithafen söylediği bu söz, bu günlerde politik alan için oldukça geçerli bir söz. Yakın zaman önce bir seçim yaşadık. Seçim sürecinin nasıl cereyan ettiği herkes tarafından bilinmektedir. Eşine az rastlanır fütursuz bir çirkinliğin, racon kesen hoyrat bir kabadayılığın sabahtan akşama kadar bir cümle halka yaşatıldığı bir süreç olarak uzunca bir dönem belleklerde kalacaktır.

Sonuçta sandıklar kuruldu ve mevcut dağılım ortaya çıktı. Seçim öncesi oluşan havanın, sükuneti rahatsız eden ifadelerin hız kesmeden devam ettiğini görüyoruz. İktidar sahiplerinin kibirle mülhem bir edayla sürekli vurguladıkları “millet egemenliği” tecelli etmiş oldu! Etmesine etti de üzerine toz kondurulmayan, her sözde yüceltilen “halk egemenliği” kanun marifetiyle buharlaştırılmış oldu. Siyasi pozisyonları, yargılanma nedenleri farklı, seçilmiş sekiz vekil, vekillik hakkından mahrum bırakıldılar. Bunun akabinde haklı olarak BDP meclisi boykot, CHP ise yarı boykot anlamına gelecek tavrı esas aldılar. Hükümet kanadı ve çevresinde kümelenen kadrolu gazeteci erbabı uğultulu bir gevezelikle ortaya çıkan durumu yargının bağımsız kararı olarak göstermeye çalışıyorlar. Geçmişte yargının tüm kararlarını kuşkuyla karşılayan, alınmış kararlara “yargı darbesi” diyerek can hıraş bağıranların şimdi “yargı bağımsız” savunusunu şehveni bir dille tekrarlamaları düşündürücü bir durumdur.

Hani, “haksızlığın sende kalsın, haklılığın davam olsun” diye bir söz vardır. Tam da bu nedenle, hangi saik ile yargılanıyor olurlarsa olsunlar, tüm seçilmişlerin milletten aldıkları mazbatayla görevlerinin başında olmaları gerekirdi. Ama öyle olamadı! Neden olmadı, niçin olmuyor? Herkes bunun yanıtını kendince arıyor ya da kendi yanıtlarını ortaya koyuyor.

Politikada her söz her kavram kendi içinde başka anlamlar yüklenebildiği gibi, durumlar da göründüğünden başka içerikler taşıyabilmektedir. Burjuva siyaseti biraz komplo biraz düzen biraz da taktik içeren bir muhtevaya sahiptir. O nedenledir ki, krizlerle yol alıyor, krizlerle kendine yol açıyor. Yapay krizler oluşturarak, başka şeyleri örtmek yoluna gidilebiliniyor. Bir yerde basınç oluşturularak başka bir yerde “rıza” oluşturmaya çalışıldığı sıkça karşılaştığımız uygulamalardandır. Seçilmişlerin kanun marifetiyle tartışılır bir duruma sokulması da “yapay kriz” müdahalesi gibi duruyor.

Gelecek günlerin en önemli sorunlarından biri yeni anayasa ve buna bağlı olarak, uzunca bir süredir müzakere edilen Kürt sorununun çözümünün hangi içerikte mütalaa edildiğidir. Hükümet, çözümün hangi esaslar üzerine bina edileceğine dair açık bir tutum almadığı gibi, kriz durumu yaratarak olası tepkileri ve talep noktasındaki dirençleri minimize etme eğilimi içinde hareket etmektedir. Bu tutumun kendisi bir dolu manevrayı ve kriz odaklı taktik yaklaşımı içermektedir.

Bu günlere kolay gelinmedi. Önce, onların olmayan şeylerin, onların olmasının bizim için çok daha hayırlı bir şey olduğuna karar vermemizi sağladılar. Kamburumuzdan kurtulduğumuzu düşünerek pek sevindik. Sonra baktık ki boğazımızı sıkan kemendin sadece renginin değiştiğini gördük. Her şey yerli yerinde dururken, hükümran değişmişti. Güce tapmanın ve böylelikle gücün bir parçası olmanın doyurucu bir şey olduğunu öğrettiler önce. Büyük kitlenin parçası olmanın şahane bir şey olduğunu ve istikbal sağladığını gördükçe küçük kazançların avcıları çoğaldı. Hal böyle olunca haklı olanın değil, sesi daha çok çıkanın hükümran olduğu bir ortamın oluştuğunu gördük. Halil Cibran’ın kurbağalara ithafen söylediği sözde olduğu gibi, mevcut bu kakafoni kulaklarımızı tırmalayıp sükunetimizi rahatsız etmekle kalmıyor, aynı zamanda gerçekliği de gölgeliyor.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006