Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

SEÇİMLERE BİR DE BÖYLE BAKMAK/Enver ALPŞAR
Enver ALPŞAR

NEWROZ




 

2011 genel seçimlerinde AKP’nin %50 oy alması, gerek AKP gerekse sistem ve rejim muhaliflerini şaşırttı. Kimse iki dönem tek başına hükümet olmuş bir partinin, üçüncü dönem genel seçimlerinde ve üstelik oyunu artırarak galip gelmesini sanırım beklemiyordu. Öyle ki AKP’nin kendisi bile bu kadarını beklemiyordu. Ama nasıl oldu da her iki seçmenden biri oyunu AKP’ye verdi?

Doğada hiçbir şey neden sonuç ilişkisinden ayrı değerlendirilemez. Bu sonuca şaşıranların en büyük eksikliği, neden sonuç ilişkisini eksik ve ezbere dayalı bir düzlemde ele almalarıdır. 8 yıllık AKP icraatları üzerinden AKP’nin oy kaybedeceğini öngörmek ya da bunu beklemek, 70 yıllık Kemalist rejimi ve onun insanlarda yarattığı öfkeyi anlamamak ve bunun üzerinden atlamak anlamına gelirdi ki öyle de oldu. Esasında bastırılmış duyguların dışa vurumudur kitlelerin AKP’ye yönelmesi. AKP’nin hangi psiko-sosyal zemin üzerinden oy aldığını bilince çıkarmak, kitle desteğini yitirmiş olan komünistlerin yeniden ayağa kalkmasının ipuçlarını çıkarır ortaya.

"Parti kitlelerin aynasıdır" der Lenin. O halde kitlelerin tomografisini çekmeliyiz önce. 80 yıllık cumhuriyet tarihi, baskılanan, ötelenen, küçümsenen, aşağılanan ve çoğunlukla da devletin kirli işlerinde kullanılan muhafazakar yoksul ve orta tabakanın öfkesidir, AKP’nin beslendiği zemin. Yine 80 yıllık tarih boyunca esas iktidar olan askerin alaşağı edilmesini, onun yapıp ettiklerinin sorgulanmasını isteyen ve AKP’nin bunları yaptığına inan (göstermelik de olsa yapmıştır) epeyce bir kitle var AKP’ye oy veren. K. Kürdistan’da yaşayan halkın büyük bir bölümü devletin Kürdistan’daki uygulamalarından rahatsız olup ama rahatsız olduğu bir diğer yapıya yani BDP’ye de destek vermeyip AKP’nin bu sorunların üstesinden geleceğine inanması nedeniyle AKP’ye oy veriyor. AKP’nin dış siyasette önceki dönemlere göre daha girişken, atak bir devlet görüntüsünü vermesi; Davos, Mavi Marmara, İsrail’e “kafa tutma”sı vb. örneklerle de bunu pekiştirmesi, kitleler nezdinde AKP’nin yerini iyice sağlamlaştırmıştır. Ülke olarak G20 içerisine girmek, Avrupa’nın önemli ekonomilerinden birisi olmak ve önceki dönemlere göre yine görece “istikrar”ın yakalanması ve bunlara daha önce hiç tanık olmayan kitle bu nedenlerle AKP’nin yanında yer almıştır. AKP’nin neden 3. dönem de oyunu yükselterek iktidara geldiği bu vb örneklerle daha da çoğaltılabilinir. Evet “parti kitlelerin aynasıdır” AKP’nin aldığı oy bu toplumun %50’sinin yansımasıdır.

Bu ve bunlara benzer bütün bu söylediklerim beni AKP’li, AKP’yi de devrimci bir parti yapmaz. Burada asıl olan şey, AKP’nin yarattığı yanılsamadan ziyade kitlelerin hangi duygu ve psikolojiyle AKP’ye oy verdiğidir. Az ya da çok ulusal kimliği üzerinden politize olmuş Kürt halkını bir yana bırakalım ve bir an için kendimizi siyasal kimliğimizden soyutlayalım ve oy kullanmak için sandığa giden sade bir vatandaş olduğumuzu düşünelim. Az da olsa somutta bir şeyleri değiştiren, 80 yıllık cumhuriyetin devlet geleneğinde sağ ve bir kısım solun aslında birbirinden farkları olmadığını ve aynı tastan su içtiklerini açığa çıkaran, çocuklarımızı öldüren ve ölüme yollayan generallerin ellerine kelepçe vuran, görünürde de olsa ABD ve İsrail’e kafa tutan AKP'ye mi oy verirdik yoksa "laiklik elden gidiyor", "Atatürk’te birleştik", "Ergenekon nerde gidip bende üye olacağım", "komutanlar namusumuzdur" diyen karşıtlarına mı oy verirdik? Ben kendi adıma dürüstçe söyleyeyim ki hiç tereddüt etmeden mührü AKP’ye basardım.

Bir kısır döngüdür aslında yaşadıklarımız. Burjuvazi kendi muhalefetini kendisi yaratıyor ve yine kendisi örgütlüyor. Önümüzdeki dönem kavga daha da sertleşeceği bir düzlemde seyredecek. Başta Kürdistan sorunu olmak üzere, emek-sermaye çelişkisi daha da derinleşip sertleşecek. Eğer Kürdistan’da ve Türkiye’de komünist hareket güçlenerek, toplumsal muhalefete rengini verip ona önderlik edemez ise küresel güçler ve Türk sermayesi kitleler nezdinde miadını dolduracak olan AKP’nin alternatifini yine kendisi yaratarak kitleleri kendi kulvarına kanalize edecektir. Kürdistan’da ve Türkiye’de kapitalizm karşıtlığının güçlenmesi, küresel çaptaki gelişmelerinde bunu hızlandıracak gibi olması, işçi emekçi kitlelerde öfkenin nesnel zemini giderek derinleştiriyor.

ÖSP, bugünden bütün gövdesi ve enerjisiyle, Kürdistan coğrafyasında ulusal ve sınıfsal sorunların antikapitalist çözümüne yönelmeli, kendi pratik gündemini bir an önce oluşturmalıdır. Kendi siyasal gündemi üzerinden pratik politika geliştirmelidir. ÖSP’yi, işçi emekçilerin yaşamsal sorunları üzerinden sokakta kurmak ve büyütmek istiyorsak, bir an evvel üzerinde siyaset yapacağımız gündemimizi belirlememiz gerekiyor.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006