Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

FETİH-HAMAS barışı İsrail’i müzakereye zorlayabilir/Abdullah DERELİ
Abudullah DERELİ

NEWROZ



 

Bölgedeki koşullar ve tarafların iç şartları uzlaşıyı zorluyor, özellikle Filistin tarafı; Gazze ve Ramallah gençleri ulusal birlik talebiyle yürüttüğü çalışmalar ve yapılan gösteriler ciddi etkiler yarattı.

2007 yılından bugüne ilk defa birleşmekle, Gazze bölgesini yöneten Hamas ile Batı Şeria’yı yöneten El-Fetih’in bu girişimi İsrail’i kabul edilebilir bir barış sürecine ikna etme/zorlama şansını arttırmış oluyor. Geri dönüşü olmayan bir yola giren Halid Meşal ile Mahmud Abbas, önümüzdeki eylül ayında artık BM’nin Filistin’i tanıması için ciddi bir çalışmayı başladıklarını ve 106 ülkeden onay aldıklarını açıkladılar. İki liderin yürüttüğü bu diplomatik mekiğin olumlu sonuçlarına ek olarak Mısır’ın 25 Ocak devriminden sonraki dış politikası İsrail’i endişelendiren bir faktör iken Refah Kapısı’nı Filistinlilere açması ise ürkütücü/rahatsız edici bir diğer faktör durumunda.

Filistin iktidarında iki ayrı kanat halinde yaklaşık 4,5 yıllık süre boyunca tamamen iç sorunlarla boğuşmaları ve bölünmüşlüğün yarattığı umutsuzluk, güvensizlik ve moral bozukluğu, ulusal ve uluslar arası camia nezdinde kanlı mücadeleyle kazanılmış itibarın çizilmesi, ne Abbas’a ne de Meşal’e yaramıştır. Abbas’ın, “4,5 yıllık kara sayfayı çeviriyoruz” şeklindeki nedamet içeren demeci, sürecin Filistin halkında yarattığı tahribatın boyutunu açıkça gösteriyor. Uluslar arası ilişkilerde de yüz yüze gelinen açmazların temel saiki olarak da anlam verilmeyen iki başlı Filistin yönetimi işaret ediliyor. Annapolis görüşmelerinde bunlar tüm çıplaklığıyla ortadaydı. Zira adı geçen görüşmelerde Abbas’ın kimi temsil ettiği de sorgulanıyordu.

Fetih ve Hamas’tan ibaret olmayan, bu esas iki gücün dışındaki 11 örgütünde geçici parlamentoya dahil olmasıyla birlikte iade-i itibarı olan Filistin politik güçleri için İsrail “her grup ayrı telden çalıyor, kimi muhatap alacağız” tepeden bakış açısı artık hükmü olmayan bir yaklaşım olacağı gibi İsrail’in görüşmelere de katılmama gerekçesi söz konusu olamaz.

4 Mayıs 2011 tarihinde Mısır’da imzalanan Fetih-Hamas arası barış görüşmelerinde parlamento seçimlerine kadar geçici hükümet kurmaları öngörülüyordu. İsrail ile güvenilir bir barış sağlamak İsrail’in Ortadoğu aleminin bir unsuru olmak için ABD ve AB’nin kimi liderlerinin öneri ve çabası söz konusu olduysa da teorik bir önermeden öteye geçmedi. En son Obama’nın “Ortadoğu barışı” İsrail-FKÖ barışından geçer yol haritası da Hamas-Fetih ayrılığı nedeniyle tartışılamadı bile.

Barışın ve Filistin halkının birliğinin önündeki temel engellerin başında uzlaşmaz iç dinamikler var ve bunların çözülmemesi halinde -ki uzun bir teorik tartışma gerektirir- yeniden bir kopuşun saiki olacaktır. Örneğin, Hamas ve Cihadı İslam, İsrail’in ortadan kaldırılması fikrini bir ilke derecesinde benimserken, Fetih ve diğer cephe-partiler ise daha realist; bölge ve dünya konjonktürünü hesaba katan, o nedenle de Yahudilerle yan yana yaşamanın mümkün olduğunu, ama Siyonist Kiyan’la asla uzlaşılamayacağını söylüyor. Dolayısıyla, Fetih ile Hamas’ın İsrail’e ilişkin politik yaklaşımlarındaki fark kapanır mı? Sorunun cevabı yıkıcı. Zira ideolojik bir mesele olduğu kadar bu sorun aynı zamanda mücadele taktiğinin önemini de içeriyor. Bu ve buna benzer vazgeçilmez farklılıklar her zaman İsrail ve emperyalizmin Filistin davasına müdahale etme alanlarıdır.

Bence Hamas’ın esnemeyen siyasi tavrı tamamen haksız değil. Nedeni ise kural tanımaz ve büyük güçlerin kolektif jandarması olan İsrail’in felsefe ve doktrini saldırı ve tahakküm üzerine inşa edildiği için ne zaman ne yapacağı belli değil. Çünkü bu güruhu kuran irade İsrail’i her durumda aklıyor. Örneğin, İsrail onlarca BM kararını çiğner kâle almazken, Arap-Filistin tarafının haklı mücadelesi ise her daim “terörizmle” özdeşleştirilmiştir. Hal böyleyken uluslar arası meşruiyeti de tartışılır bir olgu pozisyonunda olduğu ortaya çıkıyor. Sözün özü; Hamas, İsrail’in emperyalist-kapitalist sistemin Ortadoğu’daki ileri karakolu olması nedeniyle ve istenileni yerine getirme mahareti sonucu nazlı bir güç olma statüsünün nedeni olduğu şımarık oğlan olması ile ilke ve kararlara sadakat göstermez. Yani, Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi ile İsrail arası barış görüşmelerinde varılacak sonuç ve üretilecek kararlara İsrail’in riayet etmeyeceği kuşkusu rahatsız eden konulardan biri. Bir diğer konu ise İsrail’e karşı mücadele taktiğidir. Hamas silahlı mücadele meselesinin tartışılmasını henüz hazmetmiş değil. Ama bu şu anlama da gelmez; Hamas, kitlesel-yığınsal eylemler sonuç vermeyen mücadele biçimidir algısına da sahip değildir. Sonuçta, Hamas’ın rakipleriyle işbirliği arzusu ve Filistin davasının ulvi çıkarları için bölünmüşlüğe son vermesi önemli bir aşama olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Filistin örgütlerinin birlik süreci ve Arap halklarının isyanı sonucunda ki değişim Ortadoğu’nun temel sorunu İsrail Siyonizm’ine karşı mücadele ve bölgedeki kurulu dengeler; özellikle ABD’nin mutlak egemenliğinin tartışılır bir hale gelmesi birçok “şey”in eskisi gibi olamayacağını gösteriyor. Ki emperyalist güçler arası rekabet, Rusya-Çin ve İran’ın aslan payı koparma hırsı ve stratejik emeller uğruna bedel ödemeyi göze alan bölgesel güçlerin mıntıka temizliği ve yeni alan bulma azmi Ortadoğu’da yeni bir dönem ve yeni bir durumdur.

ABD Ortadoğu’da çıkmazdadır. Amerika’ya yaslanmak zorsunda olan İsrail giderek yalnızlaşıyor. Bölgede korkunç boş alan açılıyor, kimin dolduracağı müphem. Zira belirsizlikler dalınacak anafor gibidir. Başta katil Amerika olmak üzere Batı temkinli. Kaddafi hala meydan okuyor. İran ve Suriye-Hizbullah İsrail’in sessizliğini bir tehdit alameti olarak artık yorumlamıyorlar, tersine İran yeni füzelerini denemek için her kötü niyete karşı kullanmak için tetikte.

ABD, Ortadoğu’da işleri belli bir süre için rölantiye almış gibi. Efelenme ve üst perdeden atma dönemleri kapanıyor. Geçenlerde Suriye’ye karşı cepheyi yarma politikasının bir uzantısı olarak Rusya, Fransa’dan 1,5 milyarlık askeri mühimmat olayı Fransa’nın Suriye’ye karşı tavrını yumuşattı. Bu alış verişin Türkçesi “rüşvettir”. Akla dünyanın efendilerinden oluşan blok atık çözülüyor mu sorusu geliyor. O nedenle tekrar etmek gerekir ki küresel koruma kalkanına rağmen İsrail Ortadoğu tarihinin en yalnız en tecrit dönemini yaşıyor. Öte yandan iktidar süresi giderek daralan Obama’nın Irak ve Afganistan hezimetinin yarattığı ruh hali ile Filistin-İsrail barış sürecini yeniden canlandırma şevki/istidadı oldukça naif. Oysa mevcut bölge koşulları ve esas aktörler barış iklimini teneffüs ediyorlar, mevcut eylemlilik ortamına rağmen. Zaten gerçek barış savaş alanında sağlanır.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006