Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Dersim sendromuna sağlıklı çözüm: Ulusal Konferans/Rıdvan SESLİ
Rıdvan SESLİ

NEWROZ



 

“Siyaset canına ayılma sanatıdır”

Kuşbaz Fahrettin

Kürt ulusal mücadelesinin zaman zaman gündemine girmiş bir konu olarak, en geniş ulusal temsiliyetin sağlanması için önerilen, birlik temelli meclis ve konferans konusu son dönemlerde yaşanan kimi gelişmelerle gerçekleşeceğe benziyor. Bunun için kimi ön toplantılar yapılıyor, görüşmeler gerçekleştiriliyor. ‘Gerçekleşeceğe benziyor’ diyorum, çünkü mutfağında haşeresi bol olan siyaset kurumunun bazen yüzüp kuyruğuna geldiği şeylerden bile, nedensiz döndüğü çok görülmüştür. Ki malumunuz olmak üzere siyaset kurumu –hele bu topraklarda- işin görüneninden çok, görünmeyeniyle yürümektedir. Esas hesaplar orada yapılmakta. Bir şeyin olup olmayacağı, en basitinden yaratacağı psikolojik etki de düşünülmeden orada karara bağlanmaktadır.

Ulusal konferansa katılma konusunda, ÖSP deyim yerindeyse ‘kendini bela ederek’ sürece dahil oldu. BDP ve DTK sözcülerinin bizi ‘unuttuklarına’ dair sözlerini sizlerin takdirine bırakarak, diğer bileşenlerin ise konferans hazırlık sürecinde bizden hiç söz etmemelerine yoldaşlarım anlam veremese de ben gayet normal buluyorum. Esas olarak tersini yapmış olmaları beni şaşırtırdı. Elbet Kürdistan gibi kimsenin tek başına altından kalkamayacağı ağır bir meselede, ulusal ittifakın önemini kavramış ve bunun hayat bulması için samimi sözlerde bulunan (sevgili okur; bu son yazdığım cümle bir çoğunun ağzında sakıza döndüğü için, artı bir ifadeyle, cümleme kaldığım yerden devam etmek zorundayım. Birlik konusundaki samimiyetimizi TEVKURD’e oluşabilecek en geniş Kürt birliğini zedeleyici ifadeleri, BDP ve çevresine dönük maksadı aşan eleştirileri vs. nasıl doğru bulmadıysak, DTK’ca düzenlenen çalıştaylara HAK-PAR’ın davet edilmeyişini de aynı hassasiyetle eleştirdik.) bizler, elbette yaşanan bu sürece kayıtsız kalamazdık. Birliğin önemini ve bu yönlü çalışmaları salt politik bir hatta değerlendirdik, kişisel veya örgütsel herhangi bir çıkar gözetmeden içine dahil olduk, oluyoruz, olacağız da. Bu türlü girişimlerin halkımızın uzun dönemdir arzuladığı özgürlük talebinin daha yakın vadelerle kazanılacağına olan inancımız, dün olduğu gibi bugünde duru ve temiz bir nehir gibi bilincimizden, yaşama akmaktadır.

Kürt ulusal sorununun zaferle sonuçlanmasının bir diğer yaşamsal boyutu, irili, ufaklı tüm Kürdistani güçlerin beklentilerini ortaklaştırması ve ulusal talepler noktasında ortak bir aklın yaratılmasıyla olur. Bu kısım önemli olduğu kadar elzemdir de. Ulusal mücadeleler tarihine de bakıldığında ki birebir aynı iç ve dış koşulların olduğu söylenemez, ancak, ortak ulusal aklın önemi hala tazeliğini ve güncelliğini korumakta olduğu rahatlıkla görülebilir. Bu türlü bir birlik çabasının getirilerini alt alta yazalım bence;

- Kürdistan meselesi ya da daha geniş bir deyimle 21. yüzyıla sarkmış tüm ulusal meseleler geçmişin kamplaşmasından farklı olarak bugün tüm dünyanın gündemine girecek kadar rahat yollara sahiptir. (Ara not: Şimdi bu cümleyle başımıza iş almadan, adımız Marksizm’in tapusunu elinde bulunduran Ortodokslarca reformist, oportünist, bilmem ne ist’e çıkmadan biraz iman tazeleyelim, kaldığımız yerden devam ederiz.) Sevgili okur; tabii bununla emperyalist merkezlerin, ‘özgürlük sever’ falan olduğunu söylediğim anlaşılmasın. (ara not devamı: herhalde oldu) Aksine o hala özgürlük, o hala barış, o hala insan ve halk düşmanıdır. (ara not devamının devamı: hah, bu tam oldu. İmanımızı da tazelediğimize göre, artık gönül rahatlığıyla devam edebiliriz. Çünkü öyle bir gaz verdim ki, artık ne dersem diyeyim bana inanacak bir kitleye sahibim, oleeey. Yaşasın düşünen insan!) Ancak dünyanın geldiği bir evre olarak, (misal; sermayenin küresel dolaşımı konusu) kendini bir tür restorasyondan geçiren sermaye, ulusal meseleleri bir nevi karşılıklı hak-hukuk temelinde çözmeye çalışmakta herhangi bir huzursuzluk hissetmiyor. Bunun dünya da sayısız örnekleri var. Yanılmıyorsam dünyada 100 civarında devlet, halkların ortak temsiliyetine dayalı, plural bir anlayışla yönetiliyor. Ve üstelik bunlar burjuva yasalarca yönetilen devletlerdir. (bkz. Atlas kitabı, herhangi bir kitapçı veya kırtasiyeden bulunabilir.) Dolayısıyla özerklik, federasyon, konfederasyon ve hatta yerine göre ayrı devlet talepleri bile böyle üzerine savaşların çıkacağı bir durum değildir artık. Ezilen ulusun kendi talebini sağlıklı bir şekilde formüle ettiği bir program ve halk dinamizminin katıldığı bir süreç, ister istemez muhatap devleti çözüm noktasında zorlar. Açıkçası, dünya değil bu çözümün karşısında, yanında bile yer alır. Özür dileyerek buraya bir not daha düşmeliyim. Dikkat ederseniz sağlıklı bir formülasyon ve halk dinamizminin katıldığı bir süreçten sonra çözümün karşısında kimsenin duramayacağını, aksine katkı sunacaklarını söylüyorum. Yoksa ne istediği belirsiz, çözüm konusunda ikilemler yaşayan, halkı da işte laf olsun siyaset dolsun diye hareketlendiren bir süreçten bahsetmiyorum. Zira böylesi durumlar çözüme değil, çözümsüzlüğe kapı aralar ve anca ve anca “şer güçlerine” yarar. (Laf aramızda bu ‘şer güçleri’ lafına da çok ayar olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. Nedenine gelince bir nevi psikolojik rahatlatma yaratıyor insanda da ondan. Ve bu tür bir psikolojik rahatlamanın da en çok sistemlerin işine yaradığından. Mesela ‘bir uçurumdan avazınızın çıktığı kadar bağırın bu sizi rahatlatır’ derler. Doğru rahatlıdır da niye bir uçurumdan bir boşluğa bağırarak rahatlar ki insan? Devam edelim; bu yönlü bir psikolojik rahatlamada, esas olarak hedefsizliği, nereye akacağını bilmeyen öfkenin daha alevlenmeden sönmesine yarar. Örnek olsun: “Kim onlar?” Sorusuna, cevaben; “onlar, onlar işte, şer güçleri” diyebilirsiniz. Muğlak mı? Allah’ına kadar öyle, ama güzel, işte bakın rahatlatıyor insanı. Hedef yok, belirti yok, dolayısıyla oraya angaje olacak tam anlamıyla bir tarih bilinci, siyaset bilinci ve derli-toplu, ne istediği belli bir amaç ve mücadelede yok. Ayrıca, belirsizliğin, -elbet şer güçlerinden kasıt bu kadar belirsiz olmamakla beraber, netliği de olmayan ucube bir şeye benzedi- beraberinde yarattığı gizemlilik olumsuzluk olarak da ifade edilse insan üzerinde yarattığı ciddi bir etkinin ta öteden beri var olduğunu bilmiyor muydunuz? Peki ya; gizemliliğin, bu gizemlilik, bu cümlede olduğu gibi, şer güçleri olarak, yani uğursuzluk, kötülük olarak da algılansa insan üzerinde dönüştüğü açık bir kanıksamadan, gizli bir sempatiye ne demeli. Yoksa bu ülkede hadi geçmişi geçtik, sadece son otuz yılda on binlerce insanın öldüğünden söz edilir. Ki ilk silahların patladığı dönem doğan çocuklar bugün otuz yaşına bastı ve hala o silah sesleriyle yaşıyor. Verilen tepkiye bakarmısınız! Oysa altı yıl süren ikinci dünya savaşının izlerini bile insanlar hala korkuyla anlatıyorlar uzak diyarlarda. Bu elbet farklı nedenlerle beraber “şer güçleri” gibi gizemli bir ifadenin yarattığı bir kanıksama durumudur. Bu durumun sempatiye dönüşmüş, minyatür hali ise herhangi bir Jitemci katilin hali şemali değil, küçük çaplı özel bir güvenlik görevlisinin tavrında bulabilirsiniz. Amman aman kimsenin arka cebinde bir telsizi olmaya görsün!) Keza beklentilerini ortaklaştırmış, her kesimin onayladığı gerçekçi bir çözüm formülasyonuyla, silahların artık kör bir dövüşe hizmet ettiği, insanların öldüğü, kaynakların da savaş gibi uğursuz bir şeyle heba olduğu bir dönemi de geride bırakabiliriz.

- Birbirine yakınlaşmış, ulusal talepler konusunda ortak yol alan Kürdistani güçlerin, toplum üzerinde yaratacağı olumlu psikolojik etkiyle, rejimin/rejimlerin yıllardır izlediği, bir sömürge klasiği olan “böl, yönet” siyaseti de geçerliliğini yitirip, etkisi ciddi anlamda kırılabilir. Rejim yıllardır bunu Kürtler üzerinde deniyor ve yer yer, hatta çoğu zaman başarılı da oluyor. Kürtler arasında, örnek olsun; Zazalık, Alevilik üzerinden bir ayrışma yaratarak, var olan bir gücü daha zayıf güçler haline çevirebiliyor. Ve mesela Dersim’de CHP en birinci parti çıkabiliyor. Biliyorsunuz; Dersim son genel seçimlerde CHP’yi en birinci parti çıkararak herhalde kendisi dışında herkesi şaşırtmıştır. (Ara not: Bu arada cümle içinde kullandığım ‘en’ kelimesini, yazım ya da anlam kuralları hatasına aldırmadan kullanıyorum. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki bu tür bir birinciliğin ‘en’i olmaz. Ama Dersimli kardeşlerimiz öyle arzulu, öyle şehvetli bir biçimde CHP’yi seçti ki bunu ‘en’lemeseydim, bu aşkı basite almış, ihanet etmiş olurdum. Ve ayrıca hem ‘en’i, hem boyu belli bir birinciliği ben niye saklayım!) İşte rejim ona ‘sen Zazasın’ diğerine ‘sen Alevisin’ diye diye Kürdistan’ı ve Kürt toplumunu ayırdı da ayırdı. Dersim eğitim anlamında, Türkiye ortalamasında iyi bir yerde olmasına rağmen, hala (okuyanları da dahil) şu basit soruyu cevaplayamamakta. İnsanı dehşete düşüren bir cehalet örneği göstermektedirler. Mesela bir Dersimliye ‘Kürt müsün, Türk müsün’ diye sorsanız o Dersimli, kesinlikle ‘ben Aleviyim’ der. Rejim bu “böl, yönet = bol bol yönet” siyasetinde sanırım sandığımızdan daha fazla usta çıktı. Yukarda Dersimlilerle ilgili söylediğimi sorup-soruşturabilirsiniz, var mı öyle bir şey diye. Adreste vereyim isterseniz. İstanbul, İzmir, Ankara herhangi bir türkü bar.

Fizikte okuyan mı dersin, tıpta okuyan mı dersin, hepsini geçtik kendine materyalist diyen mi dersin hele, “Ali, Ali, Ali, dermanım Ali. Ali, Ali, Ali fermanım Ali…” ile devam eden türküye denk gelseniz, “yaşasın tam bağımsız Türkiye” sloganının ardından, sizin sorduğunuz sorunun ‘cahilliğine’ acı acı gülümserler ve ‘tabii ki Aleviyiz, no problem yani’ demezlerse ben de bir şey bilmiyorumdur o zaman. (İnsan bazen öyle bir sürgüne gider ki ve bu sürgün; değil evinden, değil yavrularından, değil dağlarından, insanın kendine olan sürgünlüğüdür. Yukarıdaki cümleyle yansıtmak istediğim atmosfer salt Kürtlükmüş, Alevilikmişten de öte bir abukluğu içinde barındırmaktadır. Bu yüzden özel not: Şu adresle başlayıp paranteze kadar gelen cümleyi bir defa daha okur musun?) Tabii burada doğabilecek gönül kırıklıklarını da şimdiden düzeltmem gerekiyor. Malum bu ülkede bir şey yazmak yetmiyor, bir de yazdığını anlatmak zorunda kalıyorsun çoğu zaman. (Efendi, efendi! Bırakın kalem oynatmayı da burada ne demek istediniz onu söyleyin bize. Hım şey, ney efendi ney!) Emsal teşkil edecek bir örnekle anlatayım. Bu ülkede yazarın biri (tek başına yazarlık yapmıyor gerçi, nevi şahsına münhasır, çok acayip biridir de kendisi. O’nu; ipiyle kuyuya inmeyecek kadar yakından tanıyoruz: Küçük Yalçın’dan söz ediyorum) “bu ülkenin bütün profesörleri cahildir” demişti ya, profesörün biri TV’ye bağlandı ve o “tarihi” sözler çıktı ağzından. “Hoca” dedi, “o kadar yemişliğimiz var, sen bana nasıl cahil diyebiliyorsun?” (Bu seviye yine iyi, ben çok kahvehane muhabbetine denk gelen ‘tartışma’ programı izledim) Tabii Küçük, adama genel bir durumdan söz ettiğini, genel durumlar için Türkçe’de bu şekilde bir şeyin izah edildiğini, tabii ki sen öyle biri değilsin gibisinden laflarla anlatmaya çalışsa da bu bizim profesör aldığı ve sahip olduğu akademik bilgiler ve unvanını da tekrardan gözden geçirip, pek ikna olmuşa benzemiyordu. Ama Allah’tan benim tanıdığım Dersimlilerin benim bu yazdığımı anlamayacak kadar profesörlük gibi unvanları yok! Elbet dersim bu anlamda tek başına bir örnek değil maalesef. Kürdistan’ın birçok kenti ne yazık ki bu durumdadır. Antep’in ne kadar Kürdistani duygulara sahip bir il olduğu tartışılır, ya da Erzurum veya Maraş’ın… Şimdiye kadar daha çok “Türk sol” güçleriyle ittifak arayışında olan BDP ve çevresinin sanırım ulusal konferans ihtiyacı kimi farklı nedenlerin yanı sıra buralarda da aranabilir. Bu coğrafyanın esas güçleri şimdilik zayıfta olsa Kürdistan’ın komünistleri, demokratları, İslamcılarıdır. Türk solunun Leninistleri, Maocuları, Troçkistleri değildir. BDP’nin son seçimlerde Dersim’de aldığı yenilgi umarım bu gerçeği de onlara hatırlatmış ve bu gerçeğe uygun adımlarla konferans hazırlığına gidilmektedir. (Gerçi şimdi yeniden bir çatı partisi tartışması gündeme geldi. Bir taraftan dört parçada ulusal konferans istemi, diğer taraftan çatı partisi tartışmaları ciddi bir çelişkinin olduğunu gözler önüne seriyor. Ne diyelim, artık bahtımıza umarım herkes ne yaptığını gayet iyi biliyor ve bizi de bu konuda aydınlatırlar!)

- Yine güçlerini birleştirmiş bir ulusal ittifak, kendi aralarında doğabilecek bir sorunu da diyaloğu esas alarak çözebilir, birbirini güçten düşürecek atakları ortadan kaldırabilirler. Bu yakınlıkla birbirini daha rahat anlayacak olan güçler, birbirini karalayan, ‘hain’ ‘ihanetçi’ gibi daha çok 20. yüzyılın o sığ jargonunu da bu şekilde terk etmiş olurlar.

- Yine farklı siyasal ve düşünsel gruplardan oluşan bir temsiliyet, toplumun siyasal yaşamından, ekonomik yaşamına, sosyal yaşamından, kültürel yaşamına gibi bir çok alan da proje üretebilir. Bu projelerin hayata geçmesi için denetleme mekanizmaları daha işlevsel bir şekilde çalışabilir.

Evet; ezilen bir ulus için birlik bu kadar hayati olabiliyor. Tek başına yan yana gelmek elbet her şeye çare değil, biz Kürtlerin, bir de siyasetsizlik gibi bir sorunu da var. O da başka bir yazıya artık, bu haftalık bu kadar yeter, başım tuttu ben bi cigara içmeye gideyim!


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006