Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

SÜRGÜN MEYVEYE DURDU – 2 / Röportaj: Nihal Doğanay
NEWROZ

AŞIK ZAMANİ: Hani çok bilinen bir deyim var; “Halk var olduğu sürece şairi ve şiiri var olacaktır.” Halk hala eziliyorsa ve geleneksel anlamda halk ozanları halkı savunuyorlarsa politik şiir yazmak zorundadırlar.

Aşık Zamani kimdir? Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Şimdi Servet Tanelli diyordu ‘Ben çok özgür bir insanım, ancak mikrofon bana doğru uzatıldığında bütün özgürlüğüm kısıtlanıyor’ o yüzden bana mikrofonu uzatmakla başta özgürlüğümü kısıtladınız. Sorunuza gelince yine bir örnek vereceğim Yaşar Kemal’e sormuşlar ne zaman doğdunuz diye Yaşar Kemal demiş ki ‘annemin dediğine göre yayla zamanıydı, yaylaya çıkarken doğurmuş beni anam.’ Benim ki de o hesap. 1948 yılında kütüğe kayıt etmişler. Ancak doğru mu değil mi bende bilmiyorum. 20 Mayıs 1948 doğumluyum. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı kuşluca köyünde doğdum. 2 kız kardeşim birde ağabeyim var. Yani 4 kişiyiz ancak 6 kardeşim de ölmüş çiçek hastalığından. İlkokul mezunuyum. Köyde okul olmadığı için her yıl bir köylünün evini kiralıyorlardı. İlkokulu başarılı bir şekilde, pekiyi ile bitirdim.

Şiir yazmaya nasıl başladınız? Köye gelip giden ozanlardan mı etkilendiniz? Yoksa ailede şiir yazan okuyan birileri var mıydı?

Şimdi ben okuryazar olduktan sonra, genellikle yaşlılar bana kitap okutuyorlardı. Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Hazreti Ali’nin Cengleri vs. derken o aşılanma başladı. Onlardan etkilendim. İlk şiirimi o dönemlerde Ovacık üzerine yazdım, sanırım 1961 yılıydı.

Bir mahsuru yoksa bu şiiri okuyabilir misiniz?

OVACIK

Geçer gider munzur dağın dumanı

Yavaş yavaş karın erir Ovacık

Çayır çimen olur bahar zamanı

Allı turnaların gelir Ovacık

Ceylan mekanıdır kepir yaylası

Her yanından gelir bülbül sedası

Cennete benziyor yeşil ovası

Abu kevser suyun akar Ovacık

Akyıldız söylüyor Ovacık elim

Çekipte gidemem olmuyor elim

Beni birgün sizden ayırır ölüm

Sözlerim hatıra kalır Ovacık

Tabi o zamanlar mahlas olarak soyadımı (Akyıldız) kullanıyordum. Zamin Mahlasını ise 1966’dan sonra kullanmaya başladım.

Halk şiiri geleneği içinde yetişen Aşıklar ustalarından alırlar Mahlaslarını. Sizin ki nasıl oldu bir usta ozan mı size verdi mahlasınızı?

12-13 yaşlarında iken Ovacık’ta gönül türküleri, aşk türküleri ne varsa hepsini yazdım. Kızlar üzerine, gelinler üzerine bütün düğünlerde benim türkülerim okunuyordu. Her hangi bir olay olunca, vakitsiz ölümler, hüzünlü ayrılıklar… Ne bileyim gurbete gidip geri dönmemeler gibi her ne oluyorsa onunla ilgili türküler ağıtlar yakardım. Bir gün köyün ileri gelenleri dediler ‘Sen İstanbul’a gidersen plak yaparsın.’ 1965 yılında İstanbul’a gittim. O zamanlar plakçılar Doğubank İş Hanı’nda idi. Sirkeci’de. Orada bir avukatın yanında kendime iş buldum. Ayda 200 liraya bürosuna bakıyordum, gelen telefonlara bakılacak, notlar alınacak, falan filan. Avukat bana bir daktilo verdi, büronun işleri için daktilo gerekliydi. Bende yavaş yavaş daktilo kullanmayı öğrendim. Böylece boş zamanlarımda şiirlerimi daktilo ile yazmaya başladım. Yine bir keresinde daktilo ile yazarken yanlış bir tuşa basmamla zaman kelimesinin sonuna İ harfinin eklenmesiyle Zamani oldu. O zaman dedim bunu ben kendime mahlas olarak alacağım. Sonra çalıştığım bu iş hanının alt katında plakçılar vardı, öğle tatillerinde o plakçılara görünmek için oraya inip o kasetçilerin tümünü dolaşıyordum. Yalnız cesaret edipte diyemiyordum ben saz çalıp türkü okuyorum diye! Yine orada Dedefon Plak vardı, sahibi Ermeni idi. Cesaretimi toplayıp girdim içeri. Dedim ki “Ben deyiş ve türkü söylüyorum.” Dedefon Plak’ın sahibi de “Alevi deyişlerin var mı?” Tabi o zamanlarda da Mahzuni Alevi deyişleri ile rekor kırıyordu, var dedim. Hemen üç dört gün içinde üç dört Alevi deyişi yazdım; ‘Aleviyiz, Bugün Pirim Ali Bize Gelecek’ falan gibi. Bunun üzerine hemen 4’lü bir plak yaptım.

Tam olarak ilk plağınızın çıktığı tarih nedir?

1967. Ondan sonra iki üç plak daha yaptım. 1968 yılında askere gittim. 1970’te döndüm İstanbul’a geldim. Bende artık yavaş yavaş da politik bilinç oluşmaya başladı.

Sevgili hocam politik bilince ve yazdığınız şiirlere geleceğim, ancak öncelikle ilginç bir saz öğrenme yönteminiz var. Bir yıl iki yıl saz kursuna giden insanlar doğru dürüst saz öğrenemezken, siz rüyanızda saz çalmayı öğrenmişsiniz. Aşık İhsani, Süleyman Yağız, Asım Bezirci vs. Bir çok kişi kitaplarında sizin saz çalmayı rüyanızda öğrendiğinizi söylüyorlar. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Evet öyle bir hikaye olmuştu. Şimdi ben öyle bir rüya gördüm bunu da Aşık İhsani’ye anlattım. O da kendi kitabında benim bu rüya olayını anlatmış. Sonra Süleyman oradan kendi kitabına aktardı derken yayıldı. Ancak bir yanlışı da düzeltelim ben bu rüyayı görmeden öncede saz çalıyordum.

Peki, saç çalmayı nasıl öğrendiniz?

Bizim orada bir Alevi Piri vardı. Adına Keké Welke derlerdi, dengbejdi. Evliya idi. Ermiş bir insandı. Bir gün bize geldi, annem ona ‘buna destur ver saz çalsın’ dedi. Pir beni çağırdı yanına ‘aç ağzını’ dedi. Ağzımı açtım ağzımın içine tükürdü. Sonra bana ‘tamam sen saz çalarsın’ dedi. Üç günde öğrendim sazı. Sonra saz yapmayı da öğrendim. O çalmam için ağzıma tükürdü ama saz yapmama da yaradı!

Politik etkilenme ve protest şiirler yazma döneminizi anlatır mısınız?

Aslında ben 12, 13 yaşlarında iken de kendimce politik şiirler yazıyordum. Ağalara karşı ‘Geçti Ulan Ağalık Devri’ diye şiirler yazıyordum. Ancak çok da fazla bilinçli söylenen ya da yazılan şiirler değildi bunlar. Daha çok tepkisel şiirlerdi. İstanbul da öğrenci kesimi ile tanışınca (Süleyman Yağız öğrenciydi o zamanlar. Ali Rüzgar ha keza) onlarla kalıyordum, onlarda tonlarca kitap vardı. Öylece sosyal bilinç oluştu. O bilinçle yazdığım ilk politik şiirim “Yılmaz Yılmaz”dır. Türkü yayıldı, her yerde söyleniyor, dilden dile yayıldı ancak plağı yok. Plağın stüdyo bölümünü bitirdik, bu sefer de Türkiye’de kimse plağı çıkarmak istemiyor. Yıl 1972’di.

Yaktığınız bu türkünün Yılmaz Güney ile bir ilgisi var mıydı?

Beraber kaldığım Ali Rüzgar vardı. Onun bir akrabası Yılmaz Güney’in yanında Selimiye de mahkumdu. O her hafta Fatoş Güney’le beraber gidip Yılmaz ile görüşüyorlardı. Bir gün bana “bir türkü yaz Yılmaz Güney’e götürelim” dedi. O zamanlar Yılmaz imgesiyle özelde Güney genelde de bütün gençlerimizin direnişini anlatmaya çalıştım. Türkü piyasaya çıkmadan Yılmaz’a ulaştı. Sonra Keban Plak sahibi plağı ülke dışında bastırdı 1974 yılıydı Ecevit dönemiydi plak yayınlandı bir günde 50 bin tane sattı 300 metre kuyruk oluşmuştu Unkapanı’nda. Böylece 24 saatte tanındım.

O zaman Türkiye’de tanınmanızı sağlayan “Yılmaz Yılmaz” adlı şiirinizdir diyebilir miyiz?

Evet, tabi o Türküyle tanındım. Ondan sonra her hafta bir konser. Trabzon’dan tutun Antep’e kadar…

Konserleriniz nasıl geçiyordu? Mutlaka coşkulu olmuştur ancak politik Türküler okuduğunuz için sancılı anlar yaşadığınız da oluyor muydu?

O dönemlerde ismim yayılmıştı ancak henüz resmim yoktu piyasada. Örneğin bir anımı anlatayım. Trabzon’da bir konserim var. Mete adında Gümüşhaneli devrimci bir arkadaş geldi. “Trabzon TÖBDER konser yapacak sizi istiyorlar” dedi. Tamam dedim. Aldım sazımı gittim Trabzon’a. Ancak otobüste giderken her durakta insanlar inip namaz kılıyorlar, ben ise sap gibi ortada kalıyordum. Sonra vardık Trabzon’a, gelip karşıladılar. Sonra konser başladı herkes Zamani için gelmiş ama Zamani kim? Kimse tanımıyor. Afişi de fotoğrafı da yok. Ben milletin içinde dolaşıyorum. Sadece ismim var ve isim her tarafta duyulmuş. Benim dışımda konserde tanınmış kişiler yoktu yöresel olanlar vardı ancak zaten ben tek başıma götürüyordum programı. Sahnede program henüz başlamamış ancak birisini çıkarmışlar Ruhi Su tarzında türküler okuyordu. Kimdir diye sorduğumda “Giresun savcısı” dediler. Dediğim gibi ben ismen tanınıyorum ama resmim olmadığı için şeklen tanınmıyorum. Halkın arasında salonda geziniyorum, içeride epeyce de sivil polis var. Ha bire telsizlerle bir şeyler konuşuyorlar. Biri öbürüne dedi ki “yahu o ne söylüyor” ötekide ona “sus, sus o bizdendir” dedi. O zaman görevli olan arkadaşlardan birini çağırdım dedim siz devrimci diye o kişiyi sahneye çıkarmışsınız ancak ben sivil polislerden kendi kulağımla duydum “o bizdendir” dediler. Adam sahnede hem politik şarkılar okuyor hem de ajite yapıyor. Durumun kritik olduğunu anladım. Salonun içindekiler devrimci ve Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencileri ile doluydu ama salonun dışına faşistler yığılmış. Yani ufak bir kıvılcımda kavga çıktı çıkacak, kan gövdeyi götürecek. Neyse çıktım programımı yaptım ve o arkadaşlarla da şöyle bir anlaşma yaptım; program bittiğinde bir arkadaş sazımı alıp ön kapıdan çıkacak ben de arka kapıdan kalorifer dairesinden dışarı çıkacağım. Bir araba beni bekleyecek o arabayla orayı terk edeceğim. Dediğimiz gibi yaptık, program bitince sazım ön kapıdan dışarı çıkarıldı bende arka kapıdan çıktım, bekleyen arabaya binerek Gündoğan mahallesine gittik. Ancak Gündoğan mahallesine de araba tam olarak çıkmıyor ve bir yerden sonra yaya gitmek zorundasınız. Mete ile artık arabanın gidemeyeceği yere kadar gittik ve indik. Baktım arkamızdan da 6-7 araba hızla geliyorlar. Mahalle faşistler tarafından sarıldı. Sabaha kadar tutsak kaldık artık hiçbir kurtuluşumuzun olmadığını düşünmeye başladık. Sabah saat 6’da Mete’nin kız kardeşi ile annesinin elbisesini giyerek iki kocakarı gibi bastonla aralarından geçerek TÖBDER’e yetiştik. TÖBDER’de durumu anlattık. Orada Hozatlı bir öğretmen vardı, Akçaabat’ta lise öğretmeni idi. Beni aldı bir hafta Akçaabat da kaldım. Sonra İstanbul’a geri döndüm.

1974 yılında Aşık İhsani öncülüğünde içinde Mahzuni’lerin, Nesimi’lerin de olduğu Devrimci Ozanlar Derneği Dev-Oz kuruldu. Bu dernekle ilişkiniz var mıydı?

Yok, o dernekle ilişkim olmadı. İhsani ile ilgili bir anekdotumu anlatayım. Antep’te bir konser düzenlendi. İbrahim adında bir arkadaş kendisine Yamani diye bir mahlas takmış. Düzenlediği gece için yapılan afişlerde Y harfi silik ve biraz da eğik yazılmış, böylece herkes gecede benimde olduğumu sandı. İnsanlar bana bu konsere senin için gittik dediler. Sonradan olay anlaşıldı ki Afişteki Yamani Zamani olarak okunmuş. İhsani’nin böyle huyları vardı. Yamani arkadaş şimdi Hollanda da işçidir.

Hocam İhsani ile ilişkiniz oldukça iyi idi. Hatta birinci karısı Güllüşah ile boşanmalarında mahkemede şahitlik bile yaptınız. Bir kaç insandan olayı duydum ancak hep değişik versiyonlarla anlatıldı. Doğrusunu sizden öğrenebilir miyiz?

(Gülüyor) İhsani ile Can Plak şirketinde tanışmıştım. İlk tanışmam o zaman oldu. Bana dedi ‘yarın adliyenin önüne gel seni İranlı bir gazeteci ile tanıştıracağım’. Dedim seni oralarda bulamam Unkapanı’na gel birlikte tramvaya biner gideriz. Neyse ikinci gün gelip beni aldı. Dedim haydi tramvaya binelim dedim ‘olmaz’ dedi. ‘Biz devrimciyiz biz yürüyeceğiz.’ Yürüdük adliyenin önüne kadar. Çok uzun ve iri bir adamın bizi beklediğini gördüm. Adama yaklaştık selamlaştık. Adam gazetecilere falanda benzemiyordu. Öyle sıradan bir adam. Ayak üstü biraz sohbet ettik İhsani sonra döndü bana “Dostum adliyeye gelmişken bir işim var” onu görelim. Şimdi bu İhsani’dir, dev bir ozan, adı duyulmuş, benim ise daha yeni yeni duyuluyor adım. Kısacası onun yanında çaylağız. Peki dedim sorun nedir? “Ben Dinarlı Gül adında bir kız ile evliyim. Sen mahkemede tanıklık yapacaksın, diyeceksin ki Bakırköy’de şu caddede şu sokakta oturuyorlar, Gül İhsani’ye çok hakaretler yapıyor, olayın tanığı olarak bunların bir arada yaşamaları ileride daha kötü sonuçlara neden olabilir” diyeceksin. Bunları bana papağan gibi ezberletti. Girdim mahkemeye aynen onun dediği gibi konuştum böylece hiç tanımadığım bir kadının boşanmasına neden oldum. Hala olayı anımsadıkça olayın hem hüznünü yaşıyorum hem de vicdan azabı çekiyorum.

O günden bu güne halk şiirinin bir değerlendirmesini yapacak olursanız bize neler söylemek istersiniz? Günümüz de halk ozanları, halk aşıkları neden geçmişte olduğu kadar sesleri gür ve yüksek çıkmıyor? Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

1980 yılından sonra bizim çizgimizi benimseyen ozanlar çıkmadı. Yani başkaldırı şiiri yazan ozan çıkmadı. İhsani, Mahzuni, Temeli, Şahturna, Emekçi vs. Gibi ozanlar çıkmadı. Hece vezni ile başkaldırı şiiri yazan çıkmadı. Ya da belki de vardır ben ulaşamadım. Göremedim. Gökten, yıldızdan, aydan söyleyen çok ancak direk sözünü söyleyen ozan yok.

Şimdiki bu durumun koşulların değişmesi, insanların beğenilerinin, şiir ve müzik zevklerinin değişmesiyle bir ilgisi var mı?

Hani çok bilinen bir deyim var; “Halk var olduğu sürece şairi ve şiiri var olacaktır.” Halk hala eziliyorsa ve geleneksel anlamda halk ozanları halkı savunuyorlarsa politik şiir yazmak zorundadırlar. Böyle ozanların olması zorunludur.

Bu görevi halk mı veriyor ozana. “Ey ozan ben eziliyorum beni savun” mu diyor?

Vallahi halkın bir görev verdiği yok. Ayrıca halktan da hakaret gördüğümüz çok. Ama biz az çok bilinci olan, çağı, toplumu tanıyan insanlar olarak kendi kavradığımız kadarı ile bir nevi doğruları söylemekle görevliyiz. Ben doğru bildiğimi söylüyorum, söylediğimi düşünüyorum. Benim düşüncem, bu sömürücü sistemin yıkılması, yerine gerçekten herkesin eşit temelde yaşayabileceği sosyal bir düzenin kurulmasıdır. Hala da bunu düşünüyorum. Sosyalist düşüncemden de vazgeçmiş değilim. Böyle bir niyetim de yoktur, sonuna kadar da böyle gidecek.

Yurtdışına ne zaman çıktınız? Ayrıca birazda bu siyasal bilinç sıçraması ve Kürt sorununu konuşalım. Bizim arşivimizde ‘Kürdistan Ana’ diye bir şiiriniz var. “Zamani bu kavga biter nihayet/ Savaşlara hayır barışa evet/ İnsanca özgürce üstünde devlet/ Kurmaya söz verdik Kürdistan Ana” Bunları konuşalım ancak öncelikle yurtdışı serüveninizden başlayalım.

Kürdistan Ana şiirinden en az 35-40 yıl önce Kürt sorununu anlattığım Memo şiirim vardı. Onu okuyordum ta o zamanlar. O zamanlar ne PKK vardı ne de dallanmış budaklanmış bir Kürt hareketi vardı. Çok çok önceden Kürt sorununu şiirlerimde işliyordum.

“Memo” şiirinizi ne zaman yazdınız?

Memo şiirim 1974 yılında yazıldı. Biliyorsunuz PKK 1979’da kuruldu.

Yurt dışına ne zaman çıktınız?

Yurt dışına, bizi konsere getirmek için buradan ülkeye geldiler. Sonra 30 Eylül 1974’te Hamburg’a geldik. Zaten o gece yurtdışına çıkmasaydım tutuklanacaktım. İzmit’te verdiğim bir konserden dolayı aranıyordum. Konserden bir kaç gün sonra kendi plakçıma gittiğimde polisler beni arıyorlardı. Tez elden bana haber ulaştırıldı “kaç” diye. Demir Özlü’ye gittim. Demir o zamanlar İstanbul’da avukatlık yapıyordu. Devrimciler arasında da oldukça tanınan sevilen biriydi. Sonra o da uzun süre İsveç’te sürgün hayatı yaşadı. Onun bürosuna gittim. Kapısına bir yazı asmış “Benim yerime Avukat Yılmaz Halkalıya gidin, ben kapalıyım” diye bir not asmıştı. Yılmaz Halkalı’ya gittim. O da sağa sola telefonlar açtı ve dönüp bana “Bu gece çıktın çıktın çıkmadıysan kurtuluşun yok” dedi. İzmit’te verdiğim konserden dolayı 1 yıl tutukluluk 100 günde Çankırı’ya sürgün kesinleşmişti. O gece çıktım. Dediğim gibi ismim vardı resmim yoktu polis kontrolüne takılmadan rahatlıkla geçtim.

Kaç yaşındaydınız?

1948 doğumlu olduğuma göre 1974’te 26 yaşımdaydım. Derken konser teklifi de gelmişti ATÖF tarafından kabul edip yurt dışına çıktım. Almanya’da 15 konser yaptım. Ben ülkenin dışına çıkınca polis kaldığım tüm evleri basmış. Babamı gözaltına almışlardı. Babam bir hafta içeride kaldı. Bende yurtdışından bugün yarın döneyim derken dönemedim. Böylece kaldım. Eşimi yanıma aldırdım çoluk çocuk oldu. Oğlum ülkede doğmuştu. İki çocukta burada doğdu. Şimdi yaşım 63 hala buradayım.

Nasıl kaldınız burada politik mülteci olarak mı?

İlk dört yıl kaçak kaldım sonra iltica ettim. Asıl amacım burada kalmak değildi. Konserlerden sonra ülkeye geri dönecektim ancak dönme olanağım olmadı.

Konserleriniz nasıl geçti?

(Acı, acı gülüyor) Konser bittiği gün Frankfurt sokaklarında beni beş kuruşsuz bırakıp kaçtılar. Cebimde yalnızca 50 feniğim vardı. Frankfurt’ta bir asker arkadaşım vardı o parayla ona telefon ettim gelip beni aldı. 15 konserden sonra beş kuruşsuz beni Bahnhof’ta bırakıp kayıplara karıştılar. Oysa anlaşmamız konser bitiminde 5 bin mark alacaktım.

O konserlere yalnız mı katılmıştınız?

Yok Mehmet Koç, Abuzer Karakoç vardı. Şahturna da gelecekti ancak o pasaport alamadığı için gelemedi. Şahturna ülkede kaldı.

Diğer sanatçılar paralarını aldılar mı?

Onlar nasıl aldılar o uzun hikaye.

Ülkede iken hiç içeri girdiniz mi?

Yok girmedim

En son kasetiniz ne zaman çıktı? Şimdiye kadar kaç kaset yaptınız?

Uzun yıllardır kaset yapmıyorum. Şimdiye kadar 8 tane plak yaptım. 5 tanede kaset yaptım. Kasetlerimi Almanya’ya gelince yaptım. Kasetleri firmalar basmadı daha sonra. İlk kaset hariç diğerlerini giderlerini kendim karşılayarak yaptım. Daha sonra gücüm yetmedi privat kaset çıkarmaya. Öylece kaldı. Gittiğim gecelerde yeni yaptığım türküleri okuyorum böylece sürüp gidiyor. Yani mesleğinden tek kuruş kazanmayan sanatçı benim.

Daha çok kimin gecelerine katılıyorsunuz?

TKP hariç bütün Türk solunun gecelerine katıldım. Enteresan olan hangi grubun gecesine katıldıysam ikinci gün öteki grup küfür etti “vay iki dakikada bizi sattı öteki gruptan oldu” dediler oysa ben bir halk ozanıyım ve hiçbir grubun ozanı olmadım. Sene 1986 yılında Stuttgart’ta ilk defa bir Newroz kutlamasına katılıyordum. Ben daha sahneye çıkmamıştım, salonda idim. Türk solundan beni tanıyan bir kişi yanıma gelerek “Yazıklar olsun sana Zamani sende Kürtçü olmuşsun” dedi. Dedim buna bireysel cevap versem sözüm boşa gider. Bana sıra gelince sahaneye çıktım. Sahneye çıkınca “biraz önce bir arkadaş bana şöyle dedi; yazıklar olsun sen de Kürtçü olmuşsun. Ben şiirlerimde türkülerimde Filistin’i savundum kimse dönüp bana “sen Filistinci oldun” demedi, Viyetnam’ı savundum kimse bana sen Viyetnamlı oldun demedi, Güney Afrika’yı savundum kimse bana sen Güney Afrikalı oldun demedi. Şimdi kendi halkımı savunduğum için bana ‘Kürtçü’ olmuşsun diyorlar. Eğer Kürtçülük bu ise ben bugünde Kürdüm yarında Kürdüm” dedim. Ve o geceden sonra bir daha hiçbir Türk solu beni gecelerine çağırmadı. Türk solundan hiçbiri ama hiçbiri bir daha beni çağırmadı. TKP’liler zaten önceden de beni çağırmıyorlardı. Onlar beni Maocu sanıyorlardı ki ben Maocu değildim.

Kürt partileri ile ilişkileriniz nasıl oldu?

Hiç organik bağım olmadı. Sadece gecelerine gittim. PSK’nin de gecelerine fazla gitmedim. Sadece bir gecelerine gittim. Onların o gecesi de çok ilginç geçti. Ben sahnede Saddam ırkçı ve faşisttir dediğim için toplu şekilde salonu terk ettiler. Kendi dergilerinde de yazmışlardı ki o gecede onların folklor ekibi de vardı. “Bizim folklor ekibimiz büyük ilgi gördü ve bazı ozanlarda geceye katıldılar” diye haber yapmışlar ama adımızı bile yazmadılar. Saddam’a faşist dediğim için.

Siz Dersimli Kürt bir ozansınız konuştuğunuz lehçe ise Kırmancki’

Evet, bizim lehçeye Kırmancki, Dımılki, Zazaki diyorlar.

Anadilinizde yazdığınız şiirler var mı?

Var bir kaç tane ama derinlemesine yok.

Ezberinizde varsa bir tanesini buraya alabilir miyiz?

Ezberimde şiirin tamamı yok ama…

Kırmancki’de mi politik şiirler yazıyorsunuz?

Evet, politik. Hep politik.

Beno şodır roc erzeno

Şerre amadebe bıra

Dışmen mecal ma nedano

Şerre amadebe bıra

Buna benzer şeyler söyledim şiir tam olarak aklımda yok.

Werte hande telande

Gula sura Kurdistan

Menda dışmen miyande

Gula sura Kurdistan

Son yazdığınız şiirlerinizden bir tanesini okur musunuz?

Orman yaktın köprü yıktın

Yoluma dokunma ulan

Peteğime kurşun sıktın

Balıma dokunma ulan

Bombaladın toprağımı

Daldan döktün yaprağımı

Talan eyledin bağımı

Gülüme dokunma ulan

Munzur benim Murat benim

Dicle benim Fırat benim

Ben yaşarım hayat benim

Kılıma dokunma ulan

Zalimlere direnmişim

Diyar diyar sürülmüşüm

Ben doğarken öğrenmişim

Dilime dokunma ulan

Yasak dilim yasak yazım

Milyoncayım sanma azım

Zamani’yim çalar sazım

Telime dokunma ulan

1974 yılında ülke dışına çıktınız, aradan 37 yıl geçmiş, bu süre içinde kaç kez ülkeye gittiniz?

Kocaman bir hiç olacak cevabım. Gitmedim. Geçen yıl bacımın üzerinden Ovacık’ta savcılıkta bir araştırma yaptırdım. Aleyhimde bir dava var mı diye. Bacım savcılıkta yaptığı araştırmada en son Bolu’da 10 yıllık bir cezamın olduğunu söyledi. En son gelen bilgi bu. Zaman aşımına uğrayıp uğramadığını da bilmiyorum. Bu süre içinde televizyonlara çıkarak gecelere katılarak söyleşiler yaparak “suç” işlemeye devam ettim. Ben halkların kardeşliğini savundum, istedim ki halklar iç içe yaşasınlar. Ancak Türk devletinin izlediği yanlış politikadan sonra sanırım bu iki halk iç içe değil yan yana yaşayacak!

Ülkede ki siyasal gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürdistan’daki gelişmeler iyi. Türkiye’de ise diktatörlüğe doğru bir gidiş var. Tek kişinin iktidarı söz konusu. Türkiye halkı üçe bölünmüş. Dinciler, milliyetçiler ve Kürtler. Çatışma bu üç grup arasında var.

Alevileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Onların da sistemle, tarihten gelen, yarım kalmış hesaplaşmaları var. Bu yüzden sisteme muhalifler.

Aleviler Kemalizm’den kopmadıkları sürece ezilmeye mahkumdurlar. Kemalist ruh taşıdıkları sürece de ben Alevileri tanımıyorum. Kemalizm Alevilerin bir numaralı düşmanıdır ve Aleviler hala radikal bir şekilde Kemalizm’den bir kopuş yaşamadı. Hiçbir Yahudi Adolf Hitlerin fotoğrafını kendi evine asmazken Aleviler Atatürk’ün fotoğrafını kendi evlerine asıyorlar. Oysa Atatürk Alevilerin lehine bir tek olumlu söz etmemiştir. Mustafa Kemal 1926 yılında Alevilik inancını kökten yasaklıyor. Devlet dini olarak Hanifiliği benimsiyor. Hala Aleviler Kemalistlerin kuyruğundan kopmuyorlar. Aleviler açısından gidişatı iyi görmüyorum. Ayrıca doğruda görmüyorum. Kendinci olamıyorlar.

Dersimli bir ozansınız ve Dersim’de CHP kazandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dersimde CHP kazanmadı. Kılıçdaroğlu kazandı. Biraz akrabalık ve hemşericilik işin içine karıştı. Birde yalan ve propaganda çok yapıldı, ‘Kılıçdaroğlu başbakan olacak’ diye. “Eğer o başbakan olursa, bize de faydası dokunur” diye düşündüler. Ve oylarını öyle verdiler. Ben gerçekten bütün yüreğimle Ferhat Tunç’un kazanmasını isterdim. Bizim kadar Dersimi sevenlerde çok üzüldüler. Burada toplumun içine çıkamaz oldum. Bana rastlayan Mardin’li, Diyarbakır’lı, Urfa’lı, Van’lı, Muş’lu herkes çok üzülüyordu. Ne yapalım ancak bu böyle gitmez! Zaten Kılıçdaroğlu da kalıcı değildir. Kısa zamanda onu da oradan indirirler.

Yaşamınızı nasıl sürdürüyorsunuz?

Sosyal AMT (ekonomik geliri olmayan ailelere yardım eden devlet kurumu) sağ olsun. Şimdi laf lafı açıyor bizim Ezidi Kürtleri Bielefeld’e toplanmışlar rakı içmeye. Gençler Bijî Kurdistan, Bijî Kurdistan diye bağırıyorlar. Onlardan yaşlı biride ayağa kalkıyor o da bağırıyor Bijî Sosyal AMT.

Şiirlerinizi kitap halinde yayınlamayı düşünüyor musunuz?

Hayır düşünmüyorum.

Ne olacak peki göçüp gittiğinizde?

Göçmem öyle kolay kolay. İleride biri çıkar toparlar, yayınlar belki.

Söyleşiden ve verdiğiniz bilgilerden dolayı size çok teşekkür ederim.

Bilgi vermedim sohbet etik sadece. Ben de teşekkür ediyorum, size ve Newroz Gazetesi’ne.

Yurtdışına ne zaman çıktınız? Ayrıca birazda bu siyasal bilinç sıçraması ve Kürt sorununu konuşalım. Bizim arşivimizde ‘Kürdistan Ana’ diye bir şiiriniz var. “Zamani bu kavga biter nihayet/ Savaşlara hayır barışa evet/ İnsanca özgürce üstünde devlet/ Kurmaya söz verdik Kürdistan Ana” Bunları konuşalım ancak öncelikle yurtdışı serüveninizden başlayalım.

Kürdistan Ana şiirinden en az 35-40 yıl önce Kürt sorununu anlattığım Memo şiirim vardı. Onu okuyordum ta o zamanlar. O zamanlar ne PKK vardı ne de dallanmış budaklanmış bir Kürt hareketi vardı. Çok çok önceden Kürt sorununu şiirlerimde işliyordum.

“Memo” şiirinizi ne zaman yazdınız?

Memo şiirim 1974 yılında yazıldı. Biliyorsunuz PKK 1979’da kuruldu.

Yurt dışına ne zaman çıktınız?

Yurt dışına, bizi konsere getirmek için buradan ülkeye geldiler. Sonra 30 Eylül 1974’te Hamburg’a geldik. Zaten o gece yurtdışına çıkmasaydım tutuklanacaktım. İzmit’te verdiğim bir konserden dolayı aranıyordum. Konserden bir kaç gün sonra kendi plakçıma gittiğimde polisler beni arıyorlardı. Tez elden bana haber ulaştırıldı “kaç” diye. Demir Özlü’ye gittim. Demir o zamanlar İstanbul’da avukatlık yapıyordu. Devrimciler arasında da oldukça tanınan sevilen biriydi. Sonra o da uzun süre İsveç’te sürgün hayatı yaşadı. Onun bürosuna gittim. Kapısına bir yazı asmış “Benim yerime Avukat Yılmaz Halkalıya gidin, ben kapalıyım” diye bir not asmıştı. Yılmaz Halkalı’ya gittim. O da sağa sola telefonlar açtı ve dönüp bana “Bu gece çıktın çıktın çıkmadıysan kurtuluşun yok” dedi. İzmit’te verdiğim konserden dolayı 1 yıl tutukluluk 100 günde Çankırı’ya sürgün kesinleşmişti. O gece çıktım. Dediğim gibi ismim vardı resmim yoktu polis kontrolüne takılmadan rahatlıkla geçtim.

Kaç yaşındaydınız?

1948 doğumlu olduğuma göre 1974’te 26 yaşımdaydım. Derken konser teklifi de gelmişti ATÖF tarafından kabul edip yurt dışına çıktım. Almanya’da 15 konser yaptım. Ben ülkenin dışına çıkınca polis kaldığım tüm evleri basmış. Babamı gözaltına almışlardı. Babam bir hafta içeride kaldı. Bende yurtdışından bugün yarın döneyim derken dönemedim. Böylece kaldım. Eşimi yanıma aldırdım çoluk çocuk oldu. Oğlum ülkede doğmuştu. İki çocukta burada doğdu. Şimdi yaşım 63 hala buradayım.

Nasıl kaldınız burada politik mülteci olarak mı?

İlk dört yıl kaçak kaldım sonra iltica ettim. Asıl amacım burada kalmak değildi. Konserlerden sonra ülkeye geri dönecektim ancak dönme olanağım olmadı.

Konserleriniz nasıl geçti?

(Acı, acı gülüyor) Konser bittiği gün Frankfurt sokaklarında beni beş kuruşsuz bırakıp kaçtılar. Cebimde yalnızca 50 feniğim vardı. Frankfurt’ta bir asker arkadaşım vardı o parayla ona telefon ettim gelip beni aldı. 15 konserden sonra beş kuruşsuz beni Bahnhof’ta bırakıp kayıplara karıştılar. Oysa anlaşmamız konser bitiminde 5 bin mark alacaktım.

O konserlere yalnız mı katılmıştınız?

Yok Mehmet Koç, Abuzer Karakoç vardı. Şahturna da gelecekti ancak o pasaport alamadığı için gelemedi. Şahturna ülkede kaldı.

Diğer sanatçılar paralarını aldılar mı?

Onlar nasıl aldılar o uzun hikaye.

Ülkede iken hiç içeri girdiniz mi?

Yok girmedim

En son kasetiniz ne zaman çıktı? Şimdiye kadar kaç kaset yaptınız?

Uzun yıllardır kaset yapmıyorum. Şimdiye kadar 8 tane plak yaptım. 5 tanede kaset yaptım. Kasetlerimi Almanya’ya gelince yaptım. Kasetleri firmalar basmadı daha sonra. İlk kaset hariç diğerlerini giderlerini kendim karşılayarak yaptım. Daha sonra gücüm yetmedi privat kaset çıkarmaya. Öylece kaldı. Gittiğim gecelerde yeni yaptığım türküleri okuyorum böylece sürüp gidiyor. Yani mesleğinden tek kuruş kazanmayan sanatçı benim.

Daha çok kimin gecelerine katılıyorsunuz?

TKP hariç bütün Türk solunun gecelerine katıldım. Enteresan olan hangi grubun gecesine katıldıysam ikinci gün öteki grup küfür etti “vay iki dakikada bizi sattı öteki gruptan oldu” dediler oysa ben bir halk ozanıyım ve hiçbir grubun ozanı olmadım. Sene 1986 yılında Stuttgart’ta ilk defa bir Newroz kutlamasına katılıyordum. Ben daha sahneye çıkmamıştım, salonda idim. Türk solundan beni tanıyan bir kişi yanıma gelerek “Yazıklar olsun sana Zamani sende Kürtçü olmuşsun” dedi. Dedim buna bireysel cevap versem sözüm boşa gider. Bana sıra gelince sahaneye çıktım. Sahneye çıkınca “biraz önce bir arkadaş bana şöyle dedi; yazıklar olsun sen de Kürtçü olmuşsun. Ben şiirlerimde türkülerimde Filistin’i savundum kimse dönüp bana “sen Filistinci oldun” demedi, Viyetnam’ı savundum kimse bana sen Viyetnamlı oldun demedi, Güney Afrika’yı savundum kimse bana sen Güney Afrikalı oldun demedi. Şimdi kendi halkımı savunduğum için bana ‘Kürtçü’ olmuşsun diyorlar. Eğer Kürtçülük bu ise ben bugünde Kürdüm yarında Kürdüm” dedim. Ve o geceden sonra bir daha hiçbir Türk solu beni gecelerine çağırmadı. Türk solundan hiçbiri ama hiçbiri bir daha beni çağırmadı. TKP’liler zaten önceden de beni çağırmıyorlardı. Onlar beni Maocu sanıyorlardı ki ben Maocu değildim.

Kürt partileri ile ilişkileriniz nasıl oldu?

Hiç organik bağım olmadı. Sadece gecelerine gittim. PSK’nin de gecelerine fazla gitmedim. Sadece bir gecelerine gittim. Onların o gecesi de çok ilginç geçti. Ben sahnede Saddam ırkçı ve faşisttir dediğim için toplu şekilde salonu terk ettiler. Kendi dergilerinde de yazmışlardı ki o gecede onların folklor ekibi de vardı. “Bizim folklor ekibimiz büyük ilgi gördü ve bazı ozanlarda geceye katıldılar” diye haber yapmışlar ama adımızı bile yazmadılar. Saddam’a faşist dediğim için.

Siz Dersimli Kürt bir ozansınız konuştuğunuz lehçe ise Kırmancki’

Evet, bizim lehçeye Kırmancki, Dımılki, Zazaki diyorlar.

Anadilinizde yazdığınız şiirler var mı?

Var bir kaç tane ama derinlemesine yok.

Ezberinizde varsa bir tanesini buraya alabilir miyiz?

Ezberimde şiirin tamamı yok ama…

Kırmancki’de mi politik şiirler yazıyorsunuz?

Evet, politik. Hep politik.

Beno şodır roc erzeno

Şerre amadebe bıra

Dışmen mecal ma nedano

Şerre amadebe bıra

Buna benzer şeyler söyledim şiir tam olarak aklımda yok.

Werte hande telande

Gula sura Kurdistan

Menda dışmen miyande

Gula sura Kurdistan

Son yazdığınız şiirlerinizden bir tanesini okur musunuz?

Orman yaktın köprü yıktın

Yoluma dokunma ulan

Peteğime kurşun sıktın

Balıma dokunma ulan

Bombaladın toprağımı

Daldan döktün yaprağımı

Talan eyledin bağımı

Gülüme dokunma ulan

Munzur benim Murat benim

Dicle benim Fırat benim

Ben yaşarım hayat benim

Kılıma dokunma ulan

Zalimlere direnmişim

Diyar diyar sürülmüşüm

Ben doğarken öğrenmişim

Dilime dokunma ulan

Yasak dilim yasak yazım

Milyoncayım sanma azım

Zamani’yim çalar sazım

Telime dokunma ulan

1974 yılında ülke dışına çıktınız, aradan 37 yıl geçmiş, bu süre içinde kaç kez ülkeye gittiniz?

Kocaman bir hiç olacak cevabım. Gitmedim. Geçen yıl bacımın üzerinden Ovacık’ta savcılıkta bir araştırma yaptırdım. Aleyhimde bir dava var mı diye. Bacım savcılıkta yaptığı araştırmada en son Bolu’da 10 yıllık bir cezamın olduğunu söyledi. En son gelen bilgi bu. Zaman aşımına uğrayıp uğramadığını da bilmiyorum. Bu süre içinde televizyonlara çıkarak gecelere katılarak söyleşiler yaparak “suç” işlemeye devam ettim. Ben halkların kardeşliğini savundum, istedim ki halklar iç içe yaşasınlar. Ancak Türk devletinin izlediği yanlış politikadan sonra sanırım bu iki halk iç içe değil yan yana yaşayacak!

Ülkede ki siyasal gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürdistan’daki gelişmeler iyi. Türkiye’de ise diktatörlüğe doğru bir gidiş var. Tek kişinin iktidarı söz konusu. Türkiye halkı üçe bölünmüş. Dinciler, milliyetçiler ve Kürtler. Çatışma bu üç grup arasında var.

Alevileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Onların da sistemle, tarihten gelen, yarım kalmış hesaplaşmaları var. Bu yüzden sisteme muhalifler.

Aleviler Kemalizm’den kopmadıkları sürece ezilmeye mahkumdurlar. Kemalist ruh taşıdıkları sürece de ben Alevileri tanımıyorum. Kemalizm Alevilerin bir numaralı düşmanıdır ve Aleviler hala radikal bir şekilde Kemalizm’den bir kopuş yaşamadı. Hiçbir Yahudi Adolf Hitlerin fotoğrafını kendi evine asmazken Aleviler Atatürk’ün fotoğrafını kendi evlerine asıyorlar. Oysa Atatürk Alevilerin lehine bir tek olumlu söz etmemiştir. Mustafa Kemal 1926 yılında Alevilik inancını kökten yasaklıyor. Devlet dini olarak Hanifiliği benimsiyor. Hala Aleviler Kemalistlerin kuyruğundan kopmuyorlar. Aleviler açısından gidişatı iyi görmüyorum. Ayrıca doğruda görmüyorum. Kendinci olamıyorlar.

Dersimli bir ozansınız ve Dersim’de CHP kazandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dersimde CHP kazanmadı. Kılıçdaroğlu kazandı. Biraz akrabalık ve hemşericilik işin içine karıştı. Birde yalan ve propaganda çok yapıldı, ‘Kılıçdaroğlu başbakan olacak’ diye. “Eğer o başbakan olursa, bize de faydası dokunur” diye düşündüler. Ve oylarını öyle verdiler. Ben gerçekten bütün yüreğimle Ferhat Tunç’un kazanmasını isterdim. Bizim kadar Dersimi sevenlerde çok üzüldüler. Burada toplumun içine çıkamaz oldum. Bana rastlayan Mardin’li, Diyarbakır’lı, Urfa’lı, Van’lı, Muş’lu herkes çok üzülüyordu. Ne yapalım ancak bu böyle gitmez! Zaten Kılıçdaroğlu da kalıcı değildir. Kısa zamanda onu da oradan indirirler.

Yaşamınızı nasıl sürdürüyorsunuz?

Sosyal AMT (ekonomik geliri olmayan ailelere yardım eden devlet kurumu) sağ olsun. Şimdi laf lafı açıyor bizim Ezidi Kürtleri Bielefeld’e toplanmışlar rakı içmeye. Gençler Bijî Kurdistan, Bijî Kurdistan diye bağırıyorlar. Onlardan yaşlı biride ayağa kalkıyor o da bağırıyor Bijî Sosyal AMT.

Şiirlerinizi kitap halinde yayınlamayı düşünüyor musunuz?

Hayır düşünmüyorum.

Ne olacak peki göçüp gittiğinizde?

Göçmem öyle kolay kolay. İleride biri çıkar toparlar, yayınlar belki.

Söyleşiden ve verdiğiniz bilgilerden dolayı size çok teşekkür ederim.

Bilgi vermedim sohbet etik sadece. Ben de teşekkür ediyorum, size ve Newroz Gazetesi’ne.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006