Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

Hangi değişim!/T.Atmaca
T.Atmaca

NEWROZ

Kuşkusuz Türk-İş’e bağlı on sendikanın bir araya gelmesi önemli. Ama bu sendikaların bugüne kadar sergiledikleri duruş da ortada. Bunların takındıkları tavır emek hareketinin sendikalara güvenini önemli orada etkilemiştir.

Uzunca bir süredir emek hareketi hem üzerinde yaşadığımız coğrafyada hem de genel anlamda dünya ölçeğinde bir krizle karşı karşıya. Yaşanan bu kriz genel anlamda gerek emek hareketi gerekse onun ekonomik örgütü olan sendikaların içerisine düştüğü bir krizdir.

Dünya da uygulanan neo-liberal politikalarla birlikte, sendikaların örgütlenme ve mücadele alanları daralmakta ve sendikalar her geçen gün etkisizleştirilmektedir. Neo-liberal politikaların bir sonucu olarak her yerde hayata geçirilen esnek üretim, taşeronlaştırma vb. politikalar gerek emek hareketini gerekse onun ekonomik-demokratik örgütü olan sendikaları etkisiz hale getirmiştir. Bir de bu duruma mevcut sendikal anlayış eklendiğinde emek hareketi açısından durum hiç de iç acıcı değildir.


Kuşkusuz tekelci kapitalizm acımasız sömürüsünü her geçen gün arttırarak devam ettirdiği günümüz dünyasında, emekçilerin sermaye odaklı saldırılara karşı kendilerini yeniden yapılandırmaları ve var olan krizi doğru tespit etmeleri gerekiyor. Çünkü uzunca bir süredir emek hareketi bir bütün olarak sermaye odaklı saldırıları aşma ve karşı koyma konusunda ciddi anlamda bir darlık yaşıyor. Emek hareketi, onlarca yıldır yaptığı mücadelenin sonucunda elde ettiği kazanımlarına karşı yapılan saldırılar karşısında kendi alanından kapsayıcı bir toplumsal mücadele öremiyor ve yürütemiyor.


Evet, uzunca bir süredir onca yazılıp-çizilmesine, tartışılmasına rağmen genel anlamda emek hareketi ve onun örgütleri geleneksel anlayış ve yapılarını aşma, sermayenin değişim olgusuna paralel olarak yeni bir mücadele anlayışı, örgüt modeli ve tarzı ortaya koyamamıştır.
Artık bu tıkanıklık sürdürülemez bir hal aldığı için olsa gerek emek hareketinin birliğine dair kimi zihinsel tartışmalar ve sendikal dönüşümlere ilişkin eğilimler gelişmekte. Bunların ne kadar gerçekçi ve tutarlı oldukları ise ayrı bir tartışma konusu. Çünkü Türk-İş’te on sendikanın bir ayara gelerek mevcut tıkanıklığı aşma noktasında çıkışlarını daha önce yazmıştık. Asıl yaşanan tıkanıklığın sorumlularının tıkanıklığa çözüm önermeleri; tabandan gelişen/gelişebilecek çözümlerin önünü tıkamak olarak değerlendirilmelidir.

Bir diğer nokta ise geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen KESK kongresidir. KESK, uzunca bir süredir ciddi anlamda güç kaybetmeye başlamış, son olarak KESK genel merkezinde yaşananlar ise bu güç kaybetmeyi ivmelemiştir. Bu anlamıyla gerçekleştirilen KESK kongresinin bu sürecin önüne geçmesinin mümkün olmadığını görmek gerekiyor. Çünkü KESK bugün geldiği nokta itibariyle sadece bir iş kolunda (Kültür-Sen) yetkili sendika konumundadır. Böyle bir gerçeklik karşısında KESK kongresi, sendikal politikaları tartışıp, çözüm üreteceğine, kimi pazarlıklarla yönetimini belirlemiş ve bu tıkanıklığı tüzük değişiklikleriyle aşabileceği sonucuna vararak tüzük değişikliğini gündeme gitmiştir.


Kabul edilir ki sendikalar yüzünü emek değerlerine dönen ve genel anlamda emekçilerin taleplerini koruması ve geliştirmesi gereken örgütlenmelerdir. Emekçilerin ortak çıkarlarını korumanın ve birlikte hareket etmelerini sağlamanın olmazsa olmaz tek yolu sendikalar değildir. Ama önemli bir örgütlülüktür. Ya da sendikacılık salt emekçilerin ekonomik talepleri konusunda mücadele etmek değildir. Sendikalar ekonomik talepler yanında, aynı zamanda emekçi toplum adına ekonomik, sosyal, siyasal ve toplumsal özgürlükleri koruyup geliştiren, politik mücadele kurumlarıdır.

Dolayısıyla sendikal hareketin sadece kendi kesimsel çıkarları için değil, tüm ezilen, dışlananların da hakları ve özgürlüklerini kendi hakları gibi görerek mücadele yürütmeleri gerekiyor. Oysa günümüzde sendikal hareket; kendi var oluş gerçeğinden uzaklaşıp, devletin egemenlik alanına hapsolmuş ve adeta karşıtına dönmüş durumdadır. Yani devletin ‘ideolojik aygıtı’ işlevini üstlenmiştir. Sendikalar bu duruşundan ötürü özgürlük ve demokrasi değerlerinden fersah fersah uzaklaşmış, ‘bürokratik’ bir aygıta dönüşmüş, toplumsal mücadelenin oldukça gerisine düşmüşlerdir.

Evet, mevcut sendikaların bir araya gelişleri ve tüzüklerini mücadelenin ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn etmeleri/etmek istemeleri, değişime dönük irade ortaya koymaları, elbette anlamlıdır. Ya da hiç yoktan iyidir denebilir.
Ancak çözüm onlarca yıldır sendikaların yönetimlerine çöreklenmiş sendikacıların bir araya gelişleri değildir. Tabandan kopuk -tabanın tartışma süreçlerine dahil olamadığı- tüzük değişiklikleri hiç değildir. Çözüm, mevcut sendikal anlayışın sorgulanıp değiştirilip/dönüştürülmesi ve sendikaların sistemle olan ilişki tarzını -devletin ideolojik aygıtı olma konumlarını- değiştirmesidir.

Daha önce de yazdık. Kuşkusuz Türk-İş’e bağlı on sendikanın bir araya gelmesi önemli. Ama bu sendikaların bugüne kadar sergiledikleri duruş da ortada. Bunların takındıkları tavır emek hareketinin sendikalara güvenini önemli orada etkilemiştir/etkilemeye devam ediyor. Tabii ki samimiyet testi yapacak değiliz. Ancak sendikalarda bir değişim yaratılacaksa öncelikle işe mevcut sendikal anlayışın sorgulanmasından ve bu anlayış sonucu oluşan ‘bürokratik yapı’dan kurtulmakla işe başlanmalı. Yoksa eğer mevcut sendikal anlayış değişmemişse, istediğiniz kadar tüzük değiştirin, istediğiniz kadar birlik yapın hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Ve bunun emek hareketine de bir yararı yoktur. Tabandan gelişecek bir mücadelenin önünü kesmekten başka.


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006