Baglanti   Subelerimiz  
Sayı: 30
  Ana Sayfa    Köşe Yazıları     Yazarlar     Arşiv  

EDİTÖR
DÜNYA
İŞÇİ SINIFI
KÜRDİSTAN
KÜLTÜR-SANAT
BİYOGRAFİ
RÖPORTAJ
GÜN YAYINCILIK
POLİTİKA
ÖSP


Bilgilendirme


Links

“YA KAPİTALİZM ÖLECEK YA DA YERYÜZÜ ANA!”1/TEMEL DEMİRER
Temel Demirer

NEWROZ

Büyük çevre felaketlerinden biri olarak anılan BP’nin ‘Deepwater Horizon’ petrol platformundaki kazanın ardından, en iyi senaryoya göre okyanusa karışan petrolün ancak yüzde 20’sinin temizlenebileceği tahmin ediliyor

 

“Doğa bir aynadır, hem de

aynaların en parlağı.”[2]

“Doğaya ancak boyun eğilerek hükmedilebilir,” diyen Francis Bacon’ın uyarısı göz ardı edildi kirletip, yok eden kapitalizm tarafından…

Ama genç Seneca’nın ifadesiyle, “Açgözlüye tekmil doğa az gelir”ken; bugün bir ekolojik felaket eşiğine ulaştık…

Oysa çok önceleri uyarmıştı; “Doğa yasaları yok edilemez. Çeşitli tarihsel koşullara bağımlı olarak, bu yasaların sadece biçimleri değişir… “İnsan doğaya ne kadar yabancılaşırsa o kadar toplumsallaşır, ne kadar toplumsallaşırsa da o kadar kendine yabancılaşır,” diye Marx…

Ya da “Doğada her şey, önü sonu, metafizik süreçle değil, diyalektik süreçle oluşur; doğa, aynı çevre etrafında tek düzen, süresiz bir dönüş değildir, gerçek bir tarih yaratıcılığıdır,” diye haykırmıştı Engels…

Veya “Doğaya başkaldırmak, kendi kendimize başkaldırmakla birdir. Başını duvarlara vurmaktır,” notunu düşmüştü Albert Camus…

Kolay mı?

Doğa zamanını beklemeyi bilir.

Doğa bıkmaz; yarıda bırakmaz.

Doğa sırtını dönmez; bekler ama vazgeçmez.

Doğayı aldatamazsınız; aldatmaya kalkan kendini aldatır.

Çünkü doğada hiçbir şey amaçsız ya da boşuna değildir; ve her ne kadar doğa, insan(lık) olmadan varlığını sürdürme yetisine sahip ise, insan doğa yok olduktan sonra varlığını idame ettiremeyecektir…

Çevrenize, dünyaya bakın; sürdürülemez kapitalizmin insan(lık) ile çevresini ne hâle koyduğu gerçeğine göz yummayın…

Hem de Slavoj Zizek, “Özgürlüğümüzün sınırları kendi yarattığımız ekolojik düzensizliklerle aşikâr hâle gelirken, ekolojik felaket tehdidine karşı… önlem almalıyız,”[3] uyarısının altını çizerek…

Kirleten, yok eden sürdürülemez kapitalizm koşullarında anımsayın: Dünyadaki tüm insanların ortalama bir ABD’li gibi yaşaması durumunda 5 gezegene daha ihtiyaç var…

Alışverişlerde ve de içine çöp koymak için kullanılan plastik torbaların atıkları karada en az 800 yıl, denizde en az 400 yıl yaşıyor. Ve de bu artıklar zamanla kimyasal değişime uğrayarak doğayı kirletiyor. Dolaylı olarak canlıları zehirliyor. Dünyada her yıl değişik boyutta 1 trilyonu aşkın plastik torba kullanıldığı, bu torbalar için yaklaşık 250 milyon ton plastik kullanıldığı tahmin ediliyor. Sadece ABD’de yıllık plastik torba tüketimi 400 milyar adet. Türkiye’de ise yılda 5 milyar adet kullanılıyor…

‘Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı/ World Wildlife Fund’nın (WWF), ‘Yaşayan Gezegen 2010 Yılı Raporu’na göre, insanlar dünyanın sağlayabileceğinden yüzde 50 daha fazlasını tüketmesi yanında, dünya üzerindeki bitki ve hayvan türlerinin üçte biri yok ediliyor…

Dünyadaki her beş bitki türünden biri yok olma riski altında…

BM’nin, ‘Küresel Biyolojik Çeşitlilik Görünümü’ başlıklı raporuna göre biyolojik çeşitlilik, bugüne kadar görülmemiş hızla yok oluyor…

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği, “Değişim Geçiren Dünyada Yabani Türler” başlıklı raporunda, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan 44 bin 838 türü irdeledi.

2010 hedefine kesin olarak ulaşılamayacağını gösteren raporda, dünya genelinde, en az 16 bin 928 hayvan ve bitki türünün yok olma tehlikesiyle karşı olduğu belirtildi…

‘Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü’ (INPE) Başkanı Gilberto Camara, düzenlediği basın toplantısında, dünyanın akciğeri sayılan Amazon ormanlarındaki tahribatın artan bir hızla sürdüğü bildirildi…

Nihayet dünyayı bizimle paylaşan adını bildiğimiz-bilmediğimiz, gördüğümüz-farkına varmadığımız birçok canlı büyük bir hızla yok oluyor.

Her gün 100 milyon ton sera gazı atmosfere salınıyor ve 60 bin hektar yağmur ormanı yok edilerek 2 milyon ton zehirli atık deniz ve nehirlere bırakılıyor.

Bütün bunların bir sonucu olarak da her 13 dakikada bir tür yok oluyor. Bir başka deyişle gezegenimizde her 13 dakikada bir, bir canlı için kıyamet yaşanıyor…

Evet, evet artık, “Hayatta kalacak mıyız kalmayacak mıyız noktasındayız,” Moğollar grubundan Taner Öngür’ün deyişiyle…

Görünen odur ki ‘Rio de Janeiro Devlet Üniversitesi’nden Profesör Leonardo Boff’un ifadesiyle, “Piyasa ekonomisi, çevre krizine bir çözüm getirmeyecek. Bu kez Nuh’un Gemisi olmayacak. Eğer var olan durumu değiştirmezsek, en kötüsüyle karşı karşıya kalacağız. Gelecek beş ya da yedi yıl içinde küresel iklim değişikliği nedeniyle 100 milyon insan, mülteci durumuna düşecek ve bu da siyasi sorunlar yaratacak. Ya kendimizi koruyacağız ya da hep birlikte yok olacağız.”

Yine ‘İklim Değişikliği ve Yeryüzü Ana Hakları Dünya Konferansı’na ev sahipliği yapan Bolivya’nın lideri Evo Morales, “Sanayileşmiş ülkelerin sözlerini tutmadıkları için burada bulunuyoruz” vurgusuyla eklediği üzere: “Ya kapitalizm ölecek ya da Yeryüzü Ana”!

DÜNYA’DAN ÇİZGİLER

Margaret Mead’ın, “Har vurup harman savuruyoruz. Öyle bir yaşam biçimi geliştirdik ki, çocuklarımızın ve bu dünyada yaşayan tüm insanların geleceğini umursamadan yeryüzünün paha biçilmez ve yenilenmez kaynaklarını kurutuyoruz,” diye betimlediği yerkürede olup-bit(mey)en bunun kanıtı…

Mesela BM’nin, dünyanın önde gelen şirketlerinin çevreye verdikleri zararı sergilediği raporda, dünyanın en büyük 3 bin şirketinin 2008 yılında 2.2 trilyon dolar değerinde zarar verdikleri açıklandı…

BM’nin, Fildişi Sahili’ne 400 ton zehir dökülmesinden dev şirket Trafigura’yı sorumlu bulmasına karşın şirketin sorumluluk kabul etmemesi… Ya da dev batı şirketlerinin Afrika’yı zehirli atık çöplüğüne çevirmesi…

İtalya’da bazı sanayicilerin, tasarruf sağlamak adına yapı sektöründeki atık malzemeleri toplum sağlığını tehdit edecek koşullarda gömmek için mafya ile işbirliği yapması…

Yine çevre örgütü ‘Legambiente’nin girişimiyle 2004’de sunulan “Zehirli Gemiler” başlıklı bir raporun gündeme gelmesi ile açılan soruşturmada, mafyanın 30 yıl boyunca Akdeniz’de onlarca gemiyi batırdığı, zehirli ve radyoaktif madde taşıyan şüpheli gemilerin Akdeniz’de doğal çevreyi ve insan sağlığını tehdit edecek boyutta kirliliğe neden olduğunu belirlendiği Paola Savcılığı’nın soruşturmasında, zehirli madde içeren en az 40, en çok 100 geminin Akdeniz’in tabanında yattığını ve çevreyi zehirlediğini duyurulduğu üzere…

Alaska yerlilerinin, bölgede petrol arama çalışmaları yürüten petrol şirketi Shell’in baskılarına maruz kalmaları ve petrol arama çalışmalarının geleneksel yaşam tarzlarını tehdit etmesi...

Nijerya’da çevre aktivisti ozan Ken Saro-Wiwa’nın asılmasında İngiliz-Hollanda petrol şirketi Shell’in parmağı olması ve Saro-Wiva dahil 9 kişinin idamında rol almakla suçlanan şirketin, “uzlaşma sağlamak amacıyla” 24 milyon lira tazminat ödemeyi kabul etmesi…

Brezilya’da Amazon bölgesinin korunması için mücadele eden tanınmış aktivist Joao Claudio Ribeiro da Silva ve kendisi gibi çevreci eşi Maria do Espirito Santo’nun katledilmeleri…

Yine Brezilya’da yasadışı kereste ticaretine karşı mücadele veren aktivist Obede Loyla Souza’nın, 2011’in Haziran ayında cinayete kurban giden 6. aktivist olması gibi…

Bunlar yeni ve şaşırtıcı değil!

BHOPAL’DAN MACARİSTAN’A, MEKSİKA KÖRFEZİ’NDEN FUKUŞİMA’YA

Örneğin ABD’deki çevre koruma yasalarından kaçmak için fabrikasını Hindistan’a kuran böcek ilacı şirketi gibi…

Sızıntıdan etkilenen insanların hâlâ acı çektiği, toksik atıkların toprağı ve havayı kirletmeyi sürdürdüğü büyük çevre felaketinden söz ediyorum…

Bhopal’da, Union Carbide fabrikasındaki gaz sızıntısı sonucu ilk iki gün içinde 10 bin, geçen zaman içinde de toplam 20 bin kişi ölmüş, 150 bin insan sakat kalmıştı.

Yıllar sonra bile insanlar acı çekmeye devam ediyor. Toksik atık, toprağı ve havayı kirletmeye devam ediyor.

Üstelik dünyanın en büyük üç kimya şirketlerinden biri Dow hâlâ sorumluluğunu kabul etmiyor!

Ya Macaristan’da alüminyum üretilen fabrikanın atıklarının depolandığı havzadaki zehirli çamurun baraj setini aşarak 8 kişinin ölümü ile devasa çevre felaketine yol açmasıyla ortaya çıkan facia?

Macaristan’ın Ajka kentinde bir alüminyum fabrikasındaki iki setin yıkılması sonucu çevreye yayılmaya başlayan ve 6 Ekim 2010 günü insanların ölümüne neden olan zehirli kızıl çamur, Tuna Nehri’ne ulaştı. Zehirli çamur tüm ekosistemini etkiledi. Küçük bir nehir olan Marcal’daki tüm ekosistem tamamen kirlendi.

Felaket Tuna Nehri’ni besleyen Marcal Nehri’nde yaşamı bitirdi. Atık çamuru, Tuna’ya ulaştı.

1 milyon metreküp kimyasal çamurun çevreye yayılmasıyla 2.5 metreye dek yükselen kızıl çamur dalgaları köyleri basmasıyla kirlilik, Orta Avrupa’dan Karadeniz’e ulaştı. Türkiye dahil pek çok ülke yeni çevre felaketinden etkilendi.

Karadeniz sahilleri yıllar önce zehirli varillerin istilasına uğramıştı.

Eski Doğu Avrupa’nın ağır sanayi tesisleri Karadeniz için önemli bir kirleticiydi.

Çernobil nükleer santralındaki kaza, ölümcül bulutları Türkiye üzerine de taşıdı. Trakya ve Doğu Karadeniz’in Çernobil’den tahminlerin ötesinde etkilendiği, kansere yakalanma oranlarındaki artışla sabitlendi.

Dönemin bakanları facianın olası sonuçları konusunda halkı uyarmak yerine, televizyon kameraları önünde çay içmeyi tercih etmişlerdi.

Tuna nehrini tehdit eden kimyasal çamurun yayıldığı alan 40 km2 olarak açıklandı.

Karadeniz’deki balık ve tüm canlı sistemleri, Tuna’ya karışan zehirli atıklardan etkilendi.

AB sözcüleri zehirli atığın Tuna’nın geçtiği Avrupa ülkeleri için ekolojik felakete dönüşme riski konusunda alarm verdiler.

Meksika?

‘The Guardian’ın, “Deepwater petrol platformundaki patlama 2010 nisan ayında 11 kişiyi öldürmüş, 17 kişiyi yaralamış, Meksika Körfezi’ne 5 milyon varil petrol sızmasına neden olmuş, muazzam bir çevre kirliliği yaratmıştı,”[4] diye anımsattığı yıkım ile ‘British Petrol’ün (BP) Meksika körfezinde 20 Nisan 2010’da petrol platformunun çökmensin yol açtığı petrol sızıntısı, su kuşlarının yüzde 70’ini ve okyanuslardaki kıyı ekosistemini yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bıraktı...

Petrol sızıntısıyla Meksika Körfezi’nde çevre felaketine yol açan BP iç raporunda, şirketin rolünü küçülterek, suç daha ziyade müteahhit şirketlere ve onların çalışma ekiplerine atmaya kalkışsa da; çevre felaketine yol açan petrol platformunda çalışan bir işçi, acil önlem cihazının iki kontrol tankından birinde haftalar önce sızıntı tespit ettiğini ve amirlerin de sorunu o hafta BP’ye bildirdiği ortaya çıkardı…

Yani soru(n), maliyet giderlerini kısan şirkettin kâr kaygılarından kaynaklanıyordu…

Büyük çevre felaketlerinden biri olarak anılan BP’nin ‘Deepwater Horizon’ petrol platformundaki kazanın ardından, en iyi senaryoya göre okyanusa karışan petrolün ancak yüzde 20’sinin temizlenebileceği tahmin ediliyor…

‘Deepwater Horizon’ın çevreye verdiği zararın etkilerinin çok uzun süreceği düşünülürken facianın boyutları da şöyleydi…

* Sızan petrol miktarı: Yaklaşık 549 milyon litre…

* BP’nin kazanın hemen ardından açıkladığı, okyanusa sızan günlük petrol miktarı: 5 bin varil (795 bin litre)…

* BP’nin günlük petrol miktarıyla ilgili son açıklaması: 15 bin varil (2 milyon 385 bin litre)…

* Araştırmacıların tahminine göre okyanusa sızan günlük petrol miktarı: 60 bin varil (Yaklaşık 9 milyon 540 bin litre)…

* Kazadan ötürü ölen kuş sayısı: 783…

* Petrole bulandıktan sonra uzun süre yaşamaya devam eden kuşların oranı: Yüzde 1…

* Ölen deniz kaplumbağası sayısı: 353…

* Ölen yunus ve diğer deniz memelilerinin sayısı: 41…

* BP’ye göre temizleme çalışmalarına katıldıktan sonra hastalanan işçi sayısı: 86…

* Devlet kayıtlarına göre hastalanan işçi sayısı:109…

* Temizlik çabalarının tahmini maliyeti: 1 milyar dolar (1.562 milyar TL)…

Nihayetinde BP, sızıntıyı önlemek ve çevreye verdiği zararı karşılamak için 20 milyar dolarlık fon oluşturmayı kabul etti.

BP yöneticilerinin, Obama ile anlaşması sonrasında ise şirketin hisseleri yükselmeye başladı; yani parayı bastıran BP kurtuldu!

Ya Çernobil’den Fukuşima örneğine uzanan nükleer facia!

11 Mart 2011’de depremin ardından Fukuşima Nükleer Reaktörü’ndeki radyoaktif sızıntıyla yayılan radyasyonun tahmin edilenden iki kat fazla olduğu açıklandı. Bu Çernobil’in yüzde 15’ine dek düşüyor…

Tokyo, Fukuşima nükleer santralının felaketten sonraki ilk hafta yaydığı radyasyonun tahmin edilenin iki katı olduğunu açıkladı. Japonya Nükleer ve Endüstriyel Güvenlik Ajansı (NISA), felaketin 770 bin terabekerelin, yani tahmin edilenin iki katı radyasyonun atmosfere yayıldığını açıkladı.

BBC’nin Tokyo muhabiri Roland Buerk Fukuşima nükleer tesisinden yayılan radyasyonun Çernobil’de açığa çıkan miktarın yüzde 15’i olmasına rağmen bölgedeki radyoaktif kirlenmenin düşünülenden daha endişe verici boyutta olduğuna dikkat çekti.

Sonuç ise orta yerdeyken; “TÜSİAD’dan Ümit Boyner, nükleerin toplumu huzurlu kılacak biçimde tartışılmasına ve Türkiye’nin enerji açığına dikkat çeker”ken;[5] Sabancı Holding’den Güler Sabancı da ekliyordu: “Nükleerden vazgeçme lüksümüz yok”![6]

Türk(iye) burjuvalarının tutumu bu merkezdeyken; Fukuşima Nükleer Reaktörü’ndeki radyoaktif sızıntının ardından Japonya 54 nükleer tesisini gözden geçirme kararı aldı.

Almanya’da Başbakan Angela Merkel de Fukuşima faciasından sonra nükleerden çıkıp ülkenin enerji ihtiyacının kömürden sağlanması kararı aldı.

Ancak bunlar da sorunu çözecek gibi durmuyor.

Çünkü ‘Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ (SIPRI), dünyada nükleer silahların azalması olasılığının düşük olduğunu açıklarken; 2010 sonu itibarıyla 8 ülkede 20 bin 500’den fazla nükleer silah bulunduğuna dikkat çekip, bunların 5 bininin kullanıma hazır olduğunu vurguladı.

Ayrıca SIPRI Direktör Yardımcısı Daniel Nord, ABD’nin gelecek 10 yılda nükleer silah altyapısına 92 milyar dolar yatırmayı planladığına işaret etti.

İngiltere de nükleer silah kapasitesini korumakta kararlıyken; Çin füzelerini modernize ediyor, Fransa benzer bir modernizasyon işlemini yeni tamamladı.

SIPRI raporunda, 2010’da 11 bin savaş başlığıyla Rusya’nın en büyük nükleer silah sahibi ülke olduğu, ABD’nin de 8500 savaş başlığıyla Rusya’yı izlediği kaydedildi.

Alın size gezegenin yüz yüze olduğu tehdidin boyutu…

N O T L A R

[1] 25 Haziran 2011 tarihinde Ankara’da Kazım Koyuncu anısına düzenlenen “6. Sokağa Şarkı Söylüyoruz - 2011” etkinliğinde yapılan konuşma…

[2] F. Dostoyevski.

[3] Slavoj Zizek, “Sıradan İnsan Volkana Karşı”, NewStatesman, 29 Nisan 2010.

[4] “BP’nin Raporu Kimseyi Kandıramaz”, The Guardian, 9 Eylül 2010.

[5] “Nükleerin Herkesin İçine Sinmesi Şart”, Radikal, 8 Haziran 2011, s.23.

[6] “Güler Sabancı: Nükleerden Vazgeçme Lüksümüz Yok”, Radikal, 29 Mayıs 2011, s.33.

 


Print
Sosyalist Mezopotamya© 2006